30 Ekim 2007

Bırak seni öldüreyim bir süre için

Serkan Yorgancılar

Bırak seni öldüreyim bir süre için*

Kalplerini serbest piyasa ekonomisinin dalgalı kurlarına emanet ettiler.

Bedenlerini küresel dünyanın reklam panolarına çevirdiler.

İnançlarına patent almak için kuyrukları doldurup, standartlara uygun umutlar imal ettiler.

Makro ekonomik dalgalanmalar ve mikro ekonomik kaygılara kurban ettiler infak'ı, fakr'ı.

Çok uluslu şirketlerin gölgesi altında can verdi erdemli yaşam.

Kurumlarına köleliğe başladı, ardımız sıra yola koyulanlar.

Konjonktüre, rekabete, sahip olma hırsına yenik düştü ahlak.

Kapitalizme boyun eğmiş bir dünyada 'hikmet' kimin yitiğiydi sahi !

Cv'lerine neden yazmadılar yaptıkları eylemleri, çıkardıkları dergileri, katıldıkları dernekleri, vakıfları, dinledikleri müzikleri, bildikleri marşları. Korkudan mı yoksa utançtan mı dersiniz!

Büyük Doğu'nun küçük veletleri, Akıncı'ların kale arkası bekçileri , 'diriliş'in ölü ve yılmış kaçak savaşçıları, bertaraf olmuş çelimsiz ruhları, 'nur' dan nasibini alamayanlar, 'el ele' lerde elleri bırakanlar, 'beyaz yürüyüş' lere siyah çelenk gönderenler, post-modernizmin çoğulcul ve çağcıl teorileri de dindirmeyecek sızılarınızı.

Liberal dindarlar ve muhafazakar demokrasi havarileri. Entegristler, eklektikler, partizanlar ve siborgların yazdığı manifestonun peşinden yürüyenler. Oryantalizmin kurguladığı anlatısal dünyada 'öteki'leri oynamaya soyunanlar, hem kurulan hem yok edilen farklılıklara; Gramsci'nin 'soğurma' teorisiyle batı ile doğunun ontolojk ve epistemolojik farklılıklarının ayırdına varamayanlar.

Sabaha 'Bach' dinleyerek uyananlar. Küresel vizyon küresel güçtür türkülerine içlerinden eşlik edenler. Siz! günde beş vakit 'change officelerin' önünde otağ kuranlar, ne anlarsınız 'namaz insanı kılar' tümcesinden.

Kredi kartlarınızın limitleri kadar saygı duyulacağınız kirli ve esnek bir dünyanız var sizin.

Modern dünyanın teknokrat/kapital hegemonyasının şeytansılığından dem vurup, onlardan nemalanmak için islamic manifestolarını refüze edenler siz!. 'Hikmet ve hakikati' enformatik cehaletin meta-anlatıları seviyesine indirgeyenler, post-yapısalcılar, dilbilimselciler, sivil toplumcular. Daha insancıl kentler ve makineler dizayn edenler, biz 'fakr' ı anlarsak sizin medeniyetiniz bitmiş demektir. Güçsüz ve sadakatsiz bir dilin düşü bu.

Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz ama savaş sizinle ilgilenir diyor Haraway. Düşünme lüksüne sahip olan entellektüeller/alimler/aydınlar düşüncenin düşüşüne seyirci kalırlarken, üzerlerinden hiç çıkmayacak bir kir tabakası kaplıyor bedenlerini. Sahi! seküler bir dünyada Camus'un 'Yabancı'sını oynamak bizden başka kimin haddine.

Zincirler sizlere gerçekten çok yakışıyor. Siz özgür olamazsınız, siz özgür kalamazsınız, siz özgürlüğü kutsayamazsınız. Özgürlük sizler için çok büyük bir lüks. Advantage kartlarınızla kaç taksit yaptırabilir ve ne tür bonus puanları toplarsınız onu bilemeyiz biz. Bizim 'absürd'lerimiz kendi benliğimizi anlamlı kılmanın varoluşu üzerine inşa edilirken, dünyaya ilişmeme pervasızlığını nereye kadar taşıyabiliriz bilinmez. Ama bu bir bayrak, bu bir şiir, bu bir çiçek, bu bir duygu, limitsiz bir aşk, soyut bir teorem, Saussure'nin dediği gibi bu bir söylem. Ve biz buraya kimseyi davet etmiyoruz sakın düşmeyin buraya. Buraya sakın gelmeyin. Sizin yeriniz süper marketlerdeki indirim kuyrukları .

' Biz seni sevdik ya Rab! Al bizi nereye çarparsan çarp'

*metallica serkan yorgancılar





--
http://demirinyeri.blogspot.com/


sizin yaptiklarinizi elestirenler cok bi haltmis gibi, sutten cikmis ak kasik gibi, kendileri ayni haltı yememis gibi, insanustu hatasiz varliklarmis gibi habire konusurlar, fikir yoktur, uretmek yoktur, laf kalabaligi ve saldirgan bir tutumdur dertleri, yaralamak, uzmektir, kalp kirmak istemezsiniz, hadi git işine demek istemezsiniz ya da istersiniz de demezsiniz, bunu soyler gecersiniz, belki bigun kendileri de o boylarini 130 santim daha uzun gosteren dev aynalarindan yansiyan goruntulerinin igrencliginin ve yalanliginin farkina varir da baslarini iki ellerinin arasina alir "ben neyim" diye dusunurler umudunu tasirsiniz icinizde ya da banane dersiniz kisaca.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

BİLKİ ÖLÜMÜ KUŞANDIM, SÖZLERİMİ KUŞANDIĞIM GİBİ...

BİLKİ ÖLÜMÜ KUŞANDIM, SÖZLERİMİ KUŞANDIĞIM GİBİ, BİLKİ ELLERİM AÇIK DUALAR NÖBETİNDEYİM,
HİCRETLER AREFESİNDE, ÖZLEMLER İÇİNDEYİM,
VAZ GEÇTİM DÜNYADAN PİŞMANLIKLAR İÇİNDE
EN GÜZEL DOSTLAR BULMA ÜMİDİNDEYİM
YIKILSADA SARAYIM, GECE GÜNDÜZ YELİNDE
BEN BİR KALP KABESİNİN AFFININ DERDİNDEYİM
MERHAMET ŞAHININ DERGAHI İÇİNDE
SÖYLE EY GÜZEL KARDEŞ UÇUPTA SANA GELEYİM...

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Mahşer

Köşebaşına bırakılmış şüpheli bir paket gibi bakıyorsun bana.

Avucumda bir resim. Rüzgar estikçe çoğalıyor. Acı bir öykü anlatır gibi bakıyor rüzgara.

Herkes taş kesiliyor. Işıklar sönüyor. Yıldızlar sönüyor. Oysa titreyen ayaklarım çığlık atarak sürgüne duran bir daldan başkasına ram olmamıştı.

Sıkıntım artıyor.

Temmuz, ter ve tuz.

Camilere koşan çocuklar. Elifbalar. Takkeler. Başörtüleri. Sararan kayısılar.

Lakin sıcak, uzak iklimler gibi. Bir ter boşalıyor sırtımdan. Mahşer diyor, unutma, yolum üzre perişan bir ölüm içre serçe. Mahşer. Allah'ım!..

Titreyen ayaklarım selatin bir camiin şadırvanına taşıyor beni.

Hep aynı yere ayak basılmakla yoşumuş taşlar. Bir hayalhanenin perdesini ardına kadar açan billur sesli çeşme. Köşede cenaze namazını bekleyen bir fani… bir serinlik düşüyor, ah ölüm!..

Avucumdaki resim kıpraşıyor, depreşiyor, camiin kocaman ve taş döşeli bahçesine bağrından bir tohum saçıyor. Ölüm ve elbet hayat.

Çeşmenin berrak suyu resimden bir sayfa açıyor, yahud kapıdan itiyor da beni, bir ceviz düşüyor gecenin sessizliğine.

"İskele.
Güneş batıyor ve Ahmet Haşim'in renkleri.
İki can bir. Sımsıkı. Sıcak. Yayla havası baktıkları yer.
Sessiz harflerden yerle göğün kavuştakları akıyor.
Dik yamaç olup dökülüyor canlardan biri.
Dik yamaç olup dökülüyor canlardan diğeri.
Biri güneşle gidiyor.
Biri güneşe gidiyor.
Dupduru suya düşüyor adına hicran denen yaprak."

Omzuma dokunan bir elle çıkıyorum resimden.

Zamansız sararıp düşen bir çınar yaprağı.

Üzerinde kufi bir yazı… Ah ölüm!...

Asırlık bir ağaca yaslanır gibi yaslanıyorum selaya. Yine Cuma diyorum, yine Adem a.s'ın tevbesinin kabul edildiği gün.

Ne güzel bir gün!..

Kapıları açık ne güzel bir gün!..

Dostum, ne güzel yaşadın, ne güzel öldün, ne güzel bir günde kavuştun Rabbine. Beli bükük kalsam da kulağımdaki ses hâlâ aynı ses: "mahşer"…
Yazarı: Kâni Çınar


--
http://demirinyeri.blogspot.com/


sizin yaptiklarinizi elestirenler cok bi haltmis gibi, sutten cikmis ak kasik gibi, kendileri ayni haltı yememis gibi, insanustu hatasiz varliklarmis gibi habire konusurlar, fikir yoktur, uretmek yoktur, laf kalabaligi ve saldirgan bir tutumdur dertleri, yaralamak, uzmektir, kalp kirmak istemezsiniz, hadi git işine demek istemezsiniz ya da istersiniz de demezsiniz, bunu soyler gecersiniz, belki bigun kendileri de o boylarini 130 santim daha uzun gosteren dev aynalarindan yansiyan goruntulerinin igrencliginin ve yalanliginin farkina varir da baslarini iki ellerinin arasina alir "ben neyim" diye dusunurler umudunu tasirsiniz icinizde ya da banane dersiniz kisaca.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

KÜRT SORUNUNU KEMALİZM DOĞURDU..

Ezelden ebede hakim güçler sömüren unsur olmuşlardır..Kuranı Kerimde Peygamberlerin kıssaları dikkatle okunduğunda, kendilerine inanan insanların o toplumun fakir kesiminden insanlar olduğu görülür..Ve hatta Peygamberlerin çoğu o sömürenlerin alaya aldığı hakir ve hor gördüğü kimselerden çıkmıştır. Allah daha önceki yazılarımda da belirtiğim gibi kendi kullarının müstekbirleşen kulları tarafından sömürülmesine ve ezilmesine müsaade etmemiş, o hakir görülen kullarını örgütleyecek ve örgütlerken de takip edecekleri gerekli mesajları kendisine verilmiş bir Peygamber göndererek Rablerine karşı azgınlık içinde olan müstekbir kullarının iktidarını yeryüzünden silmiş, hakir ve hor görülen kullarını hem dünyada hem de ahirette en zenginler kılmıştır.....O halde Bir Peygamber etrafında birleşen tüm hakir ve hor görülmüş ezilen kullar, tüm müstekbir güçlere karşı tepkilerini kendilerine verilen mesajla dile getirenlerin kendisidir..

Hakir ve Hor görülen ANADOLU HALKININ VE MÜSTEKBİR İDEOLOJİNİN

Çatışmalarının sebeplerine İDEOLOJİNİN kuruluşu, kurucuları ve alt yapılarına değinerek açıklık getirmeye çalışmış, Bir Müslüman olan Kürt Milletinin Müstekbir güçlere karşı verdiği savaşın nasıl çarpıtılarak üzerinden İDEOLOJİ lerine hayat ve şekil verdiğine değinmiştik..Şimdi o günleri, O günleri anlatan kişilerden dinleyelim ve İman sahiplerinin buna neden sessiz kalmadıklarını anlatmaya devam edelim..

Mustafa Kemale JÖN TÜRKLERİN programında yer alan birçok İNKILAP 'I gerçekleştirmek nasip olmuştu..Batı Sömürücülüğün kuklası haline getirilmeye çalışılan Ülke Topraklarında ilk adımlar daha OSMANLI SAĞKEN atılıyordu.. ZİYA PAŞA o günlerden gelen RESMİ İDEOLOJİNİN ŞİARI OLAN BATI TAKLİÇİLİĞİ AFETİNİ ŞÖYLE DİLE GETİRİYOR..

ÇİTARİ VE ŞAYAK VE ABA VE SOF GİYERDİK VE ÇATMA VE EHRAM DÖŞERDİK. FAKAT HARİCE BİR PARA BORCUMUZ YOK İDİ. ALNIMIZ AÇIK GEZERDİK. VAKTAKİ AVRUPAYA ARZ-I CEMİLE İÇİN TAKLİD-İ HAREKET YOLUNU TUTTUK, ENTARİ VE CÜBBE VE ŞALVAR VE YEMENİ VE MERKUBU ÇIKARDIK. SETRE VE PANTOLON VE KUNDURA GİYDİK, BU SEBEPLE BİZİM TERZİ VE KUMAŞÇI, YAĞLIKÇI VE ÇULHA VE KAZZAZ VE SİMKEÇ VE YEMENİCİ VE ÇEDİKÇİ ESNAFIMIZ GEÇİNEMEYİP BATTILAR ..

Yeni Ülkenin Resmi İdeolojisi sürekli, geriliğin nedenini İslam kültürü olarak gösteriyor, o günkü elit tabakayı oluşturan ve ülke ekonomisini elinde bulunduran dönmelerin çıkarları için İNKILAPLAR gerçekleştiriyordu.. Y.K Karaosmanoğlu bu Kemalist İdeolojinin yani vatan kurtarıcılarının devleti nasıl soyduklarını anlatırken şunları yazıyor..

O SIRALARDA BENCE BU HADİSELERİN EN ÖNEMLİSİNİ TEŞKİL EDEN DÜNKÜ MİLLİ MÜCADELECİLER VE O GÜNKÜ DEVRİMCİLER KADROSUNU BİR KAZANÇ VE MENFAAT ŞİRKETİ KARAKTERİ TAŞIMASIYDI. BUNLARDAN KİMİ ARSA SPEKÜLASYONLARI, KİMİ İDARE MECLİSİ AZALIKLARI, KİMİ TAAHHÜT İŞLERİ, KİMİDE TÜRLÜ TÜRLÜ ŞEKİLLERDE KOMİSYONCULUKLAR PEŞİNE DÜŞMÜŞ BULUNUYORDU..GARP CEPHESİ KOMUTANI İKEN, YOLSUZLUKLARINDAN ŞÜPHELENDİĞİ BİR LEVAZIM REİSİNİ HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE NASIL HAŞLADIĞINI KULAKLARIMLA İŞİTTİĞİM İSMET PAŞA'NIN, TEMELİ FAZİLET VE FERAGATE DAYANMASI LAZIM GELEN BİR DEVRİM REJİMİNİ DAHA İLK GÜNLERİNDEN İTİBAREN SOYSUZLAŞTIMA GÖSTEREN BU HAL KARŞISINDA BELLİ BAŞLI BİR TEPKİDE BULUNMAMASI VE BENİM BU HUSUSTAKİ BAZI YAKINMALARIMI, HİÇ CEVAPLANDIRMADAN MÜPHEM BİR GÜLÜMSEMEYLE DİNLEYİŞİ BENİ HAYRETTEN HAYRETE DÜŞÜRÜYORDU..

Kemalist İdeolojinin kayırmalarından ve bazı guruhların Türk tabiiyetine girerek Türklerden ortaklar bulup destekler sağlayarak MÜSLÜMAN-TÜRK olmamanın dezavantajını ortadan kaldırmış, MİLLİ MİCADELE DIŞINDA KALAN BU AZINLIKLARIN AŞIRI MİLLİYETÇİ KESİLMESİ Millet Meclisinde büyük tartışmalara yol açmıştı..Kütahya Mebusu Besim Atalay bu gerçeği kürsüden şöyle haykırıyor…

ARKADAŞLAR MEMLEKETTE YOLSUZLUKLAR YAPILDIĞINDAN SÖZ EDİYORSUNUZ. BU MEMLEKETİN KURTARILMASI VE BUGÜN YAPILDIĞI SÖYLENEN YOLSUZLUK HOCA SADİ'NİN ÜNLÜ KUZU HİKAYESİNİ ANDIRDI. KURDUN ELİNDEN KUZUYU KAPTI KURTARDI, FAKAT KENDİ KESTİ, KENDİ YEDİ. ARKADAŞLAR 3 YILDIR ŞU MİLLİ MÜCADELE SIRASINDA KADINLARA CEPHANE Mİ TAŞITMADIK, TUZDAN, HATTA UNDAN BİLE VERGİ Mİ ALMADIK? KADINLARI BİLE ŞEHİT Mİ VERMEDİK? GAZİLER TOPRAKLARINA MASUMLARI MI GÖMMEDİK? SONUÇ NE OLDU? MÜCADELE İLE HİÇ AMA ZERRE KADAR HİÇ İLGİSİ OLMAYANLAR KURTARDIĞIMIZ MEMLEKETİ, BUNLARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞİZ, GİDİN GÖRÜN ARKADAŞLAR, ŞU İZMİRE BİR GİDİN…SOKAKLARI DOLDURAN ÇEŞİT ÇEŞİT YURTSEVER TÜCCARLARI BİR GÖRÜN…

O günün İDEOLOJİ sinin SINIFSAL KAYIRMALARI günümüzde de devam ettiği gibi, bunların tıpkı o gün gibi en büyük milliyetçiler olmasıda artık bizleri şaşırtmıyor..Yeni Devletin İdeolojisi daha o günden bugüne kayırma ve yolsuzlukları miras olarak bıraktı..İDEOLOJİNİN MÜSLÜMAN ANADOLU HALKINA MİRASIYDI BU..Bazılarının dediği gibi ATATÜRK YAŞASAYDI BÖYLE OLMAZDI saçmalığının gerçeği nasılda ortaya çıkıyor ve aslında tüm bu problemlerin ATATÜRKÜN KENDİSİNDEN VE KEMALİST İDEOLOJİSİNDEN kaynaklandığı görülüyor..Bakın Resmi İdeolojinin Uşaklarından İsmet İnönü BİR KESİMİ ZENGİN ETMELER, MAKAM VE MEVKİYE GETİRMELER DEVAM EDERKEN Meclis Kürsüsünden 1927 yılında nasıl haykırıyor, Süreyya İlmen anlatıyor…

ARKADAŞLAR MEMLEKETTE ŞİMENDİFER YOK, LİMAN YOK, KÖPRÜ YOK, YOL YOK, MEKTEP YOK, VELHASIL HİÇBİRŞEY YOK! BEN BUNLARI YAPACAĞIM; BUNLARI YAPABİLMEK İÇİN PARAYA İHTİYAÇ VAR. ONUN İÇİN MİLLETİN CEBİNDE ON PARADA BULSAM ALACAĞIM ..

Savaştan yeni çıkmış bir milleti besleyecek olan İDEOLOJİ aç perişan vergiler altında kırılan halkın cebindeki paraya göz dikmekten ve IRKDAŞLARINI zengin etmekten çekinmiyor..ATATÜRK ün birçok yerden aldığı sonra çiftliğe dönüştürdüğü arazilerin parasının nerden geldiği anlaşılıyor..Öyle oluyor ki İDEOLOJİ varlığının DEVAMI VE HALKIN AYAKLANMASINI önleyebilmek için parti kurmaktan çekinmiyor ve halk bu HALKÇI VE İNKILAPÇI İKTİDAR belasından kurtulmak için bakın nasıl yalvarıyordu…Samet Ağaoğlu anlatıyor..

HALK, ANADOLU GAZETESİNİN MATBAASINA DOĞRU YÜRÜMÜŞ..MATBAANIN İÇ TARAFINA SAKLANMIŞ OLAN POLİS NEFERLERİ, HALKI KORKUTMAK İÇİN OLACAK, İZDİHAMIN ÜZERİNE TABANCA BOŞALTMAYA KOYULMUŞ VE ATILAN KURŞUNLARDAN BİRİ 14 YAŞINDAKİ MEKTEPLİ BİR ÇOCUĞA RASTGELEREK ÖLDÜRMÜŞTÜR..

BU MEYDANDA HİÇBİR ŞEYDEN HABERİ OLMAYAN BİZLER OTELDE İDİK VE ALT KATTAKİ SALONDA BİR ÇOKLARI İLE GÖRÜŞÜYORDUK. BİRDEN BİRE OTELE BÜYÜK BİR KALABALIK HÜCUM ETTİ. HERKES MÜTEHEYYİÇ VE MÜTEHEVVİRDİ. KİMİ AĞLIYOR KİMİ NEFRİN EDİYOR, KİMİ TEHDİTLER SAVURUYORDU..KALABALIĞIN ORTASINDA İHTİYAR BİR ADAMCAĞIZ KUCAĞINDA TAŞIDIĞI BİR ÇOCUĞU BİRDEN BİRE FETHİ BEYİN AYAKLARINA ATARAK: - İŞTE SİZE BİR KURBAN. BAŞKALARINIDA VERİRİZ.! YALNIZ SEN BİZİ KURTAR DEDİ VE AĞLAYARAK FETHİ BEYİN ELLERİNE SARILDI. MANZARA MÜTHİŞ VE TÜYLER ÜRPERTİCİYDİ. KANLARA BULANMIŞ KÖRPE MEKTEPLİ BİR ÇOCUK FETHİ BEYİN AYAKLARI ALTINDA SON NEFESİNİ VERİYORDU. BABASIDA FETHİ BEYİN ELLERİNE SARILARAK YAKICI BİR LİSANLA DAHA DA BAŞKA EVLADINIDA VERMEYE HAZIR OLDUĞUNU SÖYLÜYORDU. YALNIZ BİZİ KURTAR! KURTAR BU ZALİM MUTEMETLERİN ELİNDEN DİYE YALVARIYORDU..

Yazarken bile beni ağlatan bu olaylar karşısında insan ta bu zamandan o zamana kahroluyor..Ey insan olduğunu söyleyenler bırakın İmanı İslamı, medeniyetinden gem vurmayan çağdaş modernler, hangi vicdan bu sefaleti bu adaletsizliği bu zülmü sineye çekerde ÖLÜME KUŞANMAZ, ki kaldı ki İMAN ehli MÜSLÜMAN BİR HALK bu sahne karşısında sessiz kalsın..Yokluk içinde yanarken ve her taraf içten işgal edilip birilerine peşkeş çekilirken hangi ihanetten ve kurulacak devletten bahsedip iftira atıyorsunuz..1925 den 1938 e kadar çıkan TÜM KÜRT AYAKLANMALARI aynı zamanda sindirilmiş kardeşlerinin SESİYDİ..ve sesin yükselmesi içinde SES sessizliğe her seferinde katliamla gömülüyordu..

KÜRTLER MECBURİ İSKANA ZORLANILIYOR, MASUM ANADOLU HALKI YOKSULLUK VE SEFALETİN İÇİNE İTİLİYOR KEMALİST INKILAPÇI İDEOLOJİ CUMHURİYET BALOLARI DÜZENLİYORDU..

BÜROKRATLAR TANZİMAT FERMANI İLE BU DEFA, GERÇEKTEN BATILI GÖRÜNTÜLÜ YENİ BİR LALE DEVRİ BAŞLATTILAR. BU DURUM AYNI ZAMANDA BALOLAR DÖNEMİDİR. BU DEFA KAPLUMBAĞALARIN MUM TAŞIDIĞI LALE BAHÇELERİ YERİNE SARAYLAR, ELÇİLİK BİNALARI SEÇİLİYORDU. İSTANBULDA ELÇİLERDE, SARAYLARDA VE OSMANLILARIN AVRUPA ELÇİLİKLERİNDE VERİLEN BU BALOLARDA BÜROKRATLAR, BATILI DOSTLARI VE LEVANTENLERLE BERABER EĞLENİRKEN, İŞSİZLİK ARTIYOR VE YERLİ ÜRETİM GÜÇLERİNİN YOK OLMASI SON DERECE SÜRATLE DEVAM EDİYORDU. BU BALOLARIN BENZERLERİNİ, HATTA DEVAMINI, DAHA SONRA CUMHURİYET HALK FIRKASI YOKLUK DÖNEMLERİNDE ANADOLU KASABALARINDA HALKIN NEFRETİ ALTINDA CUMHURİYET BALOLARI ALTINDA DEVAM ETTİRMİŞTİR..

NE GÜZEL SÖYLEMİŞ SOMBART '' BİZ ZENGİN OLDUK, ÇÜNKÜ BİZİM İÇİN BAZI IRKLAR VE MİLLETLER ÖLDÜ, BAZI KITALAR TAMAMEN BOŞALDI..''

Bu söz aslında Kemalist İdeolojinin yaptığı tahribatın yok edişin özetiydi bir nevi..Şehitlerin uğrunda öldüğü tüm değerlerin üzerinde MUSTAFA KEMAL, ekürü ile dans ederek MÜSLÜMAN HALKA MEDENİ VE ÇAĞDAŞ OLMAYI aynı zamanda nasıl batıya sömürge olunacağının dersini veriyordu bu balolarda…!

HARBİYE NAZIRI AHMET İZZET PAŞA, padişahın yaveri NACİYE, MUSTAFA KEMALİN ÇEKTİĞİ TELGRAFTAKİ İSTEKLERİNDEN DOLAYI , ( HARBİYE NAZIRI OLMAK) ÇOK ŞEY İSTEYEN, İHTİRASLI BİRİ OLARAK TANIMLAMIŞTIR.. O BAŞA GEÇMESEYDİ BAŞKA BİR OSMANLI PAŞASI BAŞA GEÇECEKTİ DİYEREK ASLINDA İDAM OLAYININDA GERÇEĞİ YANSITMADIĞINI , ZORAKİ BİR KOŞULMANIN VARLIĞINI ORTAYA ÇIKARIYOR..ÇÜNKÜ SURİYE CEPHESİNDEN DÖNDÜKTEN SONRA 6 AY İSTANBULDA KALIYOR…!

MUSTAFA KEMAL de özgün bir DİKDATÖR olduğunu söylemekten geri kalmıyor diyor M.E. Bozkurt..''BENİM İÇİN DİKDATÖR DİYORLAR. EVET BEN DİKDATÖRÜM AMA, KALPLERİ KAZANARAK DİKTATÖR OLDUM '' DİYEREK MUSTAFA KEMAL TIPKI '' CUMHURİYET BENİM KİŞİLİĞİMDİR '' SÖZÜ GİBİ NE OLDUĞUNU KENDİ AĞZI İLE İTİRAF EDİYOR…

Şevket Süreyya Aydemir; İNKİLAPLARIMIZI OTURTMAYA VE ATATÜRKÜ PUTLAŞTIRMAYA MECBURDUK. AMA ŞİMDİ SİZE İFADE EDEYİM, KİTABIMDA DA YAZDIM: KAHRAMAN PUTLAŞTIĞI ZAMAN ÖLÜR…5 AĞUSTOS 1935 YILINDAKİ CUMHURİYET GAZETESİNDE YER ALAN BİR HABERDE ''ATATÜRK YARIM BİR İLAHTIR; TÜRKLERİN BABASIDIR..DÖNEMİN DEVLET ŞAİRLERİNDEN AKA GÜNDÜZ BİR ŞİİRİNDE MUSTAFA KEMAL İÇİN GÖRÜNMEZİ GÖRÜR/ BİLİNMEZİ BİLİR/ DUYULMAZI DUYAR/ SEZİLMEZİ SEZER/ EZİLMEZİ EZER DİYORDU..BİR BAŞKA ŞAİR EVLİYA ODUR, PEYGAMBER ODUR/ SANATKAR ATATÜRK DİYOR..ATATÜRK MARŞININ İLK DÖTLÜĞÜDE ŞÖYLE TANRI GİBİ GÖRÜNÜYOR HERYERDE/ TOPRAKTA DENİZLERDE GÖKLERDE/ GÖNÜL TAPAR KENDİSİNDEN GEÇERDE/ HANGİ YANA GÖZ BAKARSA ATATÜRK…SUAT TAHSİN 1935 DEKİ BİR YAZIDA ''MUHAMMED BÜYÜK BİR MÜRŞİT, ARİSTO ALEMŞÜMUL BİR FİLOZOF, İSKENDER MUHTEŞEM BİR ASKER, BİSMARK YAMAN BİR SİYASİ, LENİN DEHHAS BİR INKILAPÇI, DANTON SEHHAR BİR HATİP VE FAKAT MUSTAFA KEMAL BİR FEVKAADEHADIR.'' Diyor…

Bunlar ne iğrenç ne saçma ne bayağı övgüler böyle..Bunların bir tanesini duyan BİR ANADOLUNUN VEYA MÜSLÜMAN KÜRDÜN Ayaklanmaması mümkün müdür?

Açlığın sefaletin satılmışlığın yanında bir de bu belayı başlarına salana bu övgüler doğrusu açlığa rağmen Bir Müslüman için helede öyle bir dönemde sessiz kalmak mümkün olabilecek bir şey değildir..Apacık yaşanan her şey BU HALKA ŞUNU GÖSTERİYORDU ARKADAN VURULDUKLARINI, SATILDIKLARINI..Böyle bir gerçek karşısında ise SUSAN DİLİN ANCAK ŞEYTAN OLACAĞINIDA..Bütün bunlar Ayaklanmaların tek ve gerçek sebepleriydi..Ancak 20. asırdaki insanlara biz bu insanların vatanını aldık sattık, yağmaladık, üzerinde keyfu sefa yaptık diyemediklerinden bunlar, tümden AYAKLANAN ASİL MÜSLÜMAN HALKLARA iftira atarak, kendi şu yukardaki iğrençliklerini sakladılar.. batıda örnek olarak oluşturdukları dönmelerden ve azınlıktan oluşmuş İNKILAP kolonileri üzerinden probaganda yapmalarından sebep batı yıkılmışlığa her gün daha çok teslim oluyordu..Doğu ise eskiye ait ruhunu içinde barındırıyor, batıdaki bu hayasız gelişmelere kayıtsız kalamayacaklarını her gün daha iyi anlıyordu..Bu gün hiçbir şekilde bu geçmiş hayasızlıklarını anlatayamayacaklarından hala bu topraklar üzerindeki dönme yandaşları ile kendi PUTLARININ İDEOLOJİSİNİN ürettiği yalanı kullanıyorlar, varlıklarını ve sürekliklerini adeta 70 YIL İNKAR ETTİKLERİ BİR MİLLET OLAN KÜRTLERE BORÇLU OLDUKLARINI GÖREMİYORLAR..İşlerine Gelince Kardeş, vatandaş, işlerine gelince pervasız ve hayasızca vatanhaini, bölücüler ilan ettikleri KÜRTLERİ her türlü pis çıkarlarına alet etmekten ve beyinleri bu yönde yıkamaktan siyasi entrikalar çevirmekten ve halkı gerçekleşmeyecek hayallere gark etmekten KORKMUYORLAR…!

4.Bölüm

MÜJDE BAYRAM


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

KAFİRLER PERİŞAN (FOTO)Irak Ve Somaliden Son Gelişmeler...

Haberi Okumak İçin Aşağıdaki Yazıya Tıklayınız.

Irak'ta KAFİRLER PERİŞAN EDİLDİ(FOTO)-Ansar El Sunne'DEN İŞBİRLİKÇİLERE SALDIRI-Somalide 29 Kafir Asker Öldürüldü.

--
Allahın Dinine Yardım Edin.Ellerinizle Ve Dillerinizle.Savaşa Savaşçı Gibi Hazırlanın.Bu İş Tepelerdende Büyük Oldu.

Batman.Silvan,KÜRDİSTAN,Susada Güller; Her Biri Bir Şeyh Said Direnişteler.

Biz Kafirleri Yüzlerinden Tanırız.....

Ey Tagutun Neferi Mermin Gelsın gögsüme biz ölüme and içtik senin göz dağın kime!

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Annenizin önünüze koyduğu her yemeği yemeyin

Annenizin önünüze koyduğu her yemeği yemeyin sevgili vatandaşlarım. Gelin büyük sözü dinleyin, seçici olun ve Molla Kasım'a kulak verin. Verin ki kafanızdaki soru işaretleri tarafımdan dağıtılsın.

Şimdi Annelerimiz kızıyor olabilirler bana. "Ne demek bu şimdi, çocuklarımıza yemek beğendiremeyeceğiz" gibisinden laflar söylüyor olabilirler. Anneciğim, hele bir dinle, kızmakta aceleci olma…. Bütün annelerin ellerinden öpüyorum ayrıca. Saygıda kusur etmeyelim.

Sevgili ve zavallı vatandaşlarım. Sizler gibi ben de televizyonların haber ajanslarını takip ediyor ve memleketimin hal-i pür melali karşısında derin kederlere dalıyorum. Lakin bir farkla; benim kederim sizlere verilen haberlere bendeniz Molla Kasım'ı dinlemeden, görüşümü almadan inanıyor olmanızdandır. Bütün kanalların haber bültenlerinde aynı anda bulunup her haberden sonra bana uzatılan mikrofona teker teker yorum yapamam ki…

Bakınız şimdi tezimizi ispat için şu "vay be helal olsun adamlara" dediğiniz haberi ele alalım vatandaşlarım:

"Dünyayı kirleten ABD, Avustralya, Japonya, Çin, Güney Kore ve Hindistan temiz enerji projelerine fon ayırmayı konuşacak. Altı ülke, iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele için madencilik ve enerji sektörünün gelişmesi, temiz enerji kaynaklarının yaratılması konularını ele alacak."

Atmosferi kirleten dünyanın altı rezil ülkesi, daha temiz bir dünya için bir araya geliyormuş. Biz de inandık şimdi. Bunlar ekranlardan sana bu mesajı verirken beni kandıramazlar sevgili vatandaşlarım. Bu hergeleler daha çok nasıl para kazanırız, dünyanın anasını nasıl ağlatırız, kanlarını nasıl içeriz diye bir araya geliyorlar. Hiç komplo teorisi nedir duymadın mı vatandaşım? Haberlerin hemen tamamı bu ıslak zeminde cereyan ediyor.

Adama sormazlar mı "ulen beyefendi kardeşim, daha temiz bir dünya için çalışmaya başlamanın ilk şartı kirletmemektir, hem içine ediyorsunuz dünyanın hem de şirin görünmek için bu tür haberleri el altından yayıyorsunuz. Yermiyiz be"

Altı ülkeden bahsederken sevgili vatandaşlarım "Hayvanlar Dünyası"na da bir bakalım sizlerle:

Hayvanlar yaratılış itibariyle bir bütündür. Bir koyun hiç bir zaman kanatları olup da uçmayı aklından geçirmez veya bir kuş yerli yerine oturup ömrünü sürünerek geçirmek istemez… Hayvanlar kendi dünyalarında kendilerine yeterlidirler, memnundurlar. Bizler ise onların yaşam alanlarını daraltırız, zehirleriz, deneyler yaparız ve hiç rahatsızlık da duymayız yaptıklarımızdan. Hayvanlarla bir arada yaşıyorsak, onları yaşam alanlarımıza sokmuş isek onlarda temizliği, saflığı, zarifliği, sadeliği anlamamız, o şartlar altında değerlendirmemiz gerekir. Hayvanların hayat alanlarına müdahaleden sakınmamız lazım. Eğer onları bir şekilde zehirlemişsek o zehirler bir gün bize dönecektir. Bu bir önüşümdür, çarktır, döngüdür. "Etme Bulma Dünyasıdır."

Kuş gribinden ilhamla tavuklara neler yedirildiği, tarımsal alanlarda kullanılan zirai ilaçların ne kadar zehirli olduğu, kuş cennetlerine gerekli ihtimamın gösterilmemesinden dolayı göçmen kuşların hastalandığı ve bunu yapanların "onların doğası"na müdahale eden insanoğlu olduğu fikrini aklımızdan çıkarmamamız gerekir efendim. Teşbihte hata olmaz bu biraz da şuna benziyor: Tv. Bir şekilde, karakteri sağlam olmayan birisini teşvik ederek onun hırsızlık yapmasına veya birisine tecavüz etmesine sebep oluyor. Hemen ardından da "vay namussuz, vay hain" diye kişiyi ipe götürüyor. Bizim adamımız suçlu evet lakin bir o kadar da suça zemin hazırlayan suçlu değil mi efendim?

Ben bu kadarını söyleyeyim, herkes aklı ölçüsünde ne anlarsa anlasın vaziyetten sevgili vatandaşlarım…

Hamiş: Brecht'ten bildiğimiz Hitler dönemine ait tekerleme şöyle:

Sağlık-Nazileri sigara tiryakileri için geldiğinde
Ben sigara kullanmıyordum
O yüzden ilgilenmedim

Sağlık-Nazileri obur şişmanlar için geldiğinde
Zapzayıf bir adamdım
O yüzden ilgilenmedim

Sağlık-Nazileri içkiciler için geldiğinde
İçen biri değildim
O yüzden ilgilenmedim

Gün geldi, Sağlık-Nazileri beni ve ne kadar özgürlük âşığı kişi varsa topladı götürdü.
İlgilenecek kimse kalmamıştı.


Yazarı: Molla Kasım


--
http://demirinyeri.blogspot.com/


sizin yaptiklarinizi elestirenler cok bi haltmis gibi, sutten cikmis ak kasik gibi, kendileri ayni haltı yememis gibi, insanustu hatasiz varliklarmis gibi habire konusurlar, fikir yoktur, uretmek yoktur, laf kalabaligi ve saldirgan bir tutumdur dertleri, yaralamak, uzmektir, kalp kirmak istemezsiniz, hadi git işine demek istemezsiniz ya da istersiniz de demezsiniz, bunu soyler gecersiniz, belki bigun kendileri de o boylarini 130 santim daha uzun gosteren dev aynalarindan yansiyan goruntulerinin igrencliginin ve yalanliginin farkina varir da baslarini iki ellerinin arasina alir "ben neyim" diye dusunurler umudunu tasirsiniz icinizde ya da banane dersiniz kisaca.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

PARAŞÜTLERİMİZ...



PARAŞÜTLERİMİZ...

Charles Plumb Vietnamda uçmuş,ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu.
Savaş sırasında yaptığı 75.inci uçuşta, yerden havaya atılan güdümlü bir füze tarafından vuruldu.
Derhal kendini fırlatıp paraşütle bir ormanın içine düştü.
Kısa bir sure sonra da Vietkonglar tarafından yakalandı ve tam 6 yıl Kuzey Vietnamda esir olarak tutuldu.
Bugün Charles Plumb yaşadığı bu tecrübe hakkında insanlara ders vermektedir.
Bir gün Charles ve eşi restoranda yemek yerlerken bir adam masalarına yaklaşır ve şaşkınlık içinde çığlık atar:

-Aman Allahım ! sen Plumb'sın .Vietnamda jet pilotuydun ,Kitty Hawk havaalanından. Uçağın düşmüştü!

-Evet ama sen nereden biliyorsun bunu ? der eski pilot Plumb

-Biliyorum çünkü uçuş öncesi senin paraşütünü ben hazırlamıştım.

Plumb hayretler içindeydi. Adam elini Plumbun omuzuna atar:

-Anladığım kadarıyla paraşüt işe yaramış

Plumb evet anlamında kafasını sallar. -Eğer işe yaramasaydı şu anda burada değildim.

Plumb o gece ,restoranda masaya gelen adamı düşünmekten uyuyamaz.
Savaş sırasında çoğu kez gördüğü bu adamla bir kez olsun konuşmadığını düşünür.
Çünkü o bir savaş pilotu,adamsa paraşüt hazırlayan basit bir askerdir sonuçta.
Oysa o asker ,uzun tahta bir masada saatlerini harcayarak ,dikkatle katladığı paraşütlerle ,
her seferinde hiç tanımadığı bir insanın kaderini ellerinde tutuyordu.
Bu olaydan sonra verdiği derslerde Plumb dinleyicilere hep aynı soruyu sormaya başladı:

Paraşütünüzü kim hazırlıyor?

Tüm hayatı boyunca ihiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazırladığı biz modern dünyanın insanlarına sorulabilecek en anlamlı sorulardan biri
de bu belki de....Yaşamaya devam etmemizi sağlayan sayısız paraşütler var hayatımızda,her defasında bir başka insanın bizim için hazırladığı ,maddi paraşütler,
manevi paraşütler,duygusal paraşütler,ruhsal paraşütler......Sahip olduğunuz en büyük yeteneği kim kazandırdı size ,veya düşünce
yapınızı kim şekillendirdi?Kimler size moral verdi zor zamanlarınızda ya da hayata dair manevi değerlerin farkına varmanızı kimler sağladı?
Hayatınız boyunca paraşütünüzü hazırlayan kimlerdi?İşte onlar hayatımızı borçlu olduğumuz insanlardır.Peki siz kimlere, hangi paraşütleri hazırlıyosunuz, hiç düşündünüz
mü?

--
That where it prefers not to think, we think.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Somuncu Baba'yi Taniyalim:

Somuncu Baba Ismi Hamid, babasinin ismi Semseddin Musa'dir. Ilk tahsilini babasindan aldi. Babasinin vefatindan sonra Sam'a giderek, Hankah-i Bayezidiyye'de ilim ogrendi. Tasavvuf yoluna girdi. Orada pekcok velinin sohbetlerine katildi. Burada Uveysi olarak, manevi yol ile Bayezid-i Bistami'den feyz aldi. Sam'da bir muddet ilim tahsilinde bulunduktan sonra, Tebriz yakinlarinda Hoy kasabasinda bulunan Hace Alaeddin-i Erdebili hazretlerinin huzuruna gitti. Alaeddin-i Erdebili, bir gun Hamid-i Veli'ye; "Artik bizden ogrendigin ilmi, Allahu tealanin dinini, insanlara ogretmek uzere Anadolu'ya git!" buyurdu. Hamiduddin hazretleri, Kayseri'de insanlara Allahu tealanin emir ve yasaklarini ogretmeye basladi. Hamiduddin hazretleri, manevi bir emir uzerine Tebriz'e gitti. Tebriz'den de Anadolu'ya gelip, Bursa'ya yerlesti. Haci Bayram-i Veli, sik sik Bursa'ya gelip hocasini ziyaret ederdi. Hamiduddin hazretleri, Bursa'da bir ummi gibi hareket edip, ilminin varligini kimseye soylemedi. Hamiduddin, Bursa'da bir firin yaptirdi. Firinina merkebiyle dagdan odun getirir, onunla ekmekleri pisirirdi. Ekmek kufesini sirtina alarak; "Somun! Muminler somun!" diye soyler, gecimini bu yolla saglardi. Halk, bu firinciya "Somuncu Baba" der ve pisirdigi ekmegin lezzetine doyamazlardi. Somuncu Baba ekmek satmaya baslayinca, herkes pesinden kosar, ekmegini kapisirlardi. Somuncu Baba'nin firini, Molla Fenari Mahallesinde, Ali Pasa Cinari civarinda olup, iki gozlu idi. Firinin bitisiginde de, ibadet ettigi bir odasi vardi. Odanin kible cihetinde de, nefsini terbiye etmek icin kullandigi bir Cilehanesi mevcud idi. Hamiduddin hazretleri durumunu Bursa'da kimseye bildirmedi. Hep, halk icinde Hak ile olmaga gayret etti. Yildirim Bayezid Han, Nigbolu zaferinden sonra Bursa'da Ulu Camiyi yaptirmaya basladi. Caminin insasi sirasinda, calisan iscilerin ekmek ihtiyacini Somuncu Baba temin etti. Caminin yapilmasi bittikten sonra, bir Cuma gunu acilis merasimi yapilacagi ilan edildi. O gun basta Padisah Yildirim Bayezid Han, damadi buyuk alim ve veli Seyyid Emir Sultan, Molla Fenari hazretleri, ulemadan pekcok kimse ve Bursalilar Ulu Camiyi doldurdular. Yildirim Bayezid Han, caminin acilis hutbesini okumak uzere Emir Sultan'a vazife verdiginde, Emir Sultan; "Sultanim! Zamanin buyuk alimi burada iken, bizim hutbe okumamiz uygun degildir. Bu cami-i serifin acilis hutbesini okumaya layik zat su kimsedir." diyerek, Somuncu Baba'yi gosterdi. "Sohret afettir." hadis-i serifini bildigi icin, bundan titizlikle kacinan Somuncu Baba, Padisahin emri uzerine minbere dogru yurudu. Emir Sultan'in yanina gelince; "Ey Emir'im, nicin boyle yapip beni ele verdiniz?" dedi. O da; "Senden ileride bir kimse goremedigim icin oyle yaptim." cevabini verdi. Cemaat hayret ederek bu konusmalari dinliyor, Somuncu Baba'nin hutbesini merakla bekliyordu. Minbere cikan Somuncu Baba, oyle bir hutbe irad etti ki, o zamana kadar Bursalilar oyle bir hutbeyi hic isitmemislerdi. Bursalilar, bundan sonra Somuncu Baba'nin buyuklugunu anladilar. Somuncu Baba, hutbede; "Bazi alimlerin, Fatiha-i serifenin tefsirinde muskilati, anlayamadigi kisimlar vardir. Onun icin bu surenin tefsirini yapalim." buyurarak, Fatiha suresinin, yirmi ana ilim uzerine yedi turlu tefsirini yapti. Nice hikmetli sozler beyan eyledi. Herkes hayretinden sasirip kaldi. Basta Molla Fenari hazretleri; "Somuncu Baba, once bizim Fatiha suresinin tefsirindeki muskilimizi keramet gostererek halletti. Onun buyuklugune, bu yedi cesit tefsir, adil bir sahiddir. Fatiha'nin ilk tefsirini cemaatin hepsi anladi. Ikinci tefsirini bir kismi anladi, ucuncu tefsiri anlayanlar cok az idi. Dorduncu ve sonrakileri anlayanlar icimizde yok idi." demekten kendini alamadi. Cuma namazindan sonra butun cemaat, Somuncu Baba'nin elini opmek, duasini almak istedi. Cemaatin bu arzusunu kiramayan Somuncu Baba hazretleri, kapida durdu. Ulu Caminin uc kapisindan cikan herkes; "Ben Somuncu Baba'nin elini opmekle sereflendim." diyordu. Somuncu Baba, yine keramet gostererek, Allahu tealanin izniyle her uc kapida da ayni anda bulunarak cemaate elini opturmustu. Namazdan sonra evine giden Hamid-i Veli'ye, Molla Fenari; "Efendim! Bu gunlerde Fatiha suresinin tefsirini yapmak istiyordum. Fakat bazi anliyamadigim yerler vardi. Bu hutbenizle, bilemedigimiz yerleri izah etmis oldunuz. Medresede hizmetimiz karsiliginda kazandigimiz bes bin akce paramiz vardir. Suphesiz helaldir. Kabul buyurursaniz bunlari size hediye etmek istiyorum." dedi. O, kabul etmedi. Bunun uzerine Molla Fenari, Somuncu Baba'ya; "Talebeniz olmakla sereflenmek istiyorum." deyince, Somuncu Baba ona teveccuh ederek dualarda bulundu. Molla Fenari'nin, Somuncu Baba'dan aldigi feyz ile yazdigi tefsirini butun alimler cok begenmis, asirlarca muteber bir tefsir oldugunu soylemislerdir. Somuncu Baba, durumunun anlasilmasi uzerine; "Sirrimiz fas olup, herkes tarafindan anlasildi." diyerek, Bursa'dan gitmek istedi. Bir sabah erkenden, Gavas Pasa Medresesinden birkac talebeyi yanina alarak yola cikti. Somuncu Baba'nin Bursa'yi terketmekte oldugunu isiten Molla Fenari, kosarak bir cinarin yaninda arkasindan yetisti. Gitmeyip Bursa'da kalmasi icin cok yalvardi, ricalarda bulundu. Fakat kabul ettiremedi. Sonunda, Bursalilara dua etmesini istedi. Somuncu Baba, bu cinarin yaninda Bursa'ya yonunu donerek, feyizli, bereketli bir sehir olmasi ve yesil olarak kalmasi icin dua etti ve vedalasarak ayrildilar. Bursa'da bu cinarin bulundugu bolgeye "Dua cinari" denildi. ATESSIZ FIRINSomuncu Baba, bir gun firina ekmeklerini surdu. Pismesini beklerken, yanina Padisah Yildirim Bayezid Han'in damadi Seyyid Emir Sultan geldi. Elinde bir comlek vardi. "Selamun aleykum baba!" dedi. O da; "Ve aleykum selam" diyerek birbirlerine bakistilar. Baska hicbir kelime konusmadan tanistilar. Emir Sultan, elindeki yemek comlegini Somuncu Baba'ya verip, icindekinin pisirilmesini rica etti. Somuncu Baba, kabi alip firinin agzindan iceri surmek istediyse de, comlegi firina sokamadi. Bir daha denedi, yine olmayinca,Emir Sultan'a dondu ve; "Anladim ki, bu comlegi firina sen sureceksin!" dedi. Emir Sultan; "Peki" diyerek comlegi aldi ve firinin gozunden iceri rahatlikla surdu. Fakat firinda hic ates yoktu. Somuncu Baba firinin agzini kapattiktan sonra; "Birazdan piser bekleyiniz." buyurdu. Bir muddet bekledikten sonra kapak acildi. Firinda hic ates olmadigi halde yemegin pistigini goren Emir Sultan, Somuncu Baba'nin buyuk velilerden oldugunu anladi. Orada tasavvuf uzerinde bir mikdar sohbet ederek dost oldular. AHIRET ICIN CALISIYORDUK
Hamid-i Aksarayi hazretleri, bir gun ziraatla ugrasan talebelerinden birine bir mikdar tohum verdi ve; "Bu tohumlarin yarisini, tarlanizin bir kismina sizin icin, yarisini da tarlanizin bir kismina bizim icin ekiniz." buyurdular. Talebe tohumlari ekti. Ekinlerin yetistigi mevsimde tarlaya gittiler. Talebenin tarlasinda fevkalade guzel yetismis bir ekin vardi. Digerinde hic ekin bitmemisti.Hamid-i Veli, talebesine donerek; "Bu tarlalardan hangisi bizim, hangisi sizindir?" buyurunca, talebe son derece utandi ve kendi tarlasini gostererek; "Bu tarla sizindir efendim" dedi. O da, ekinlere bakarak; "Biz ahiret icin calisiyorduk. Acaba hangi gunahimizdan dolayi dunyamiz mamur olmaya basladi?" deyip, uzuntusunu dile getirdi. Hocasinin muteessir oldugunu goren talebe, hakikati soyleyerek uzuntusunu giderdi.


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Mucahitsiz Kalan Bir Ümmet Zelil Düşmeye Mahkumdur..!" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : mucahitler@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: mucahitler-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/mucahitler?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Kiz Cocuklarini Diri Diri Gomme Yontemleri

KIZ COCUKLARINI DIRI DIRI GOMME YONTEMLERI

Eskilerde bu is basitce yapilirdi. Kiz cocuklarinin iri gozlerinin icinde sakladiklari umutlara hic bakilmaksizin ellerinden tutulur, "Dayiya gidiyoruz!" yalani masum yureklerine tasma yapilir cole dogru yurunurdu. Kiz cocugunu onceden hazirlanmis kuyunun icine itmeye gelirdi sira. Kim bilir ne yontemler bulmuslardi? Belki, birlikte kuyuya bakilirmis gibi yapilir, kiz tam bu gaflet aninda arkadan ittirilirdi. Ayagi kayardi; belki kivircik saclari dolanirdi babasinin ellerine, kucuk bir serce gibi urperir, can havliyle babasinin ayaklarina sarilirdi, uzerine alelacele atilan kumlarin arasinda caresizce babacigi ile goz goze gelmeye calisirdi. Katran karasi cehaletin, kahrolasi torenin gogsunde carpip duran yuregine yasama askini cok gordugunu bilmeksizin, kendisini kuyuya itmeye calisan adamin etegine bulasan tozlari "Babacigim, uzerin toz olmus!" diyerek temizlemeye kalkardi. Babasindan simsicak bir soz beklerken, cehaletin kirli tozlari arasinda nefessiz kaliverirdi, gozleri kururdu, yanagi cururdu. Simdilerde bu is daha rafine usullerle yapiliyor. Kizlar, cagdas, zarif, estetik kiliflar icinde topraga gomuluyor. Soz gelimi, bu ulkede mayis ayinin 19'u yaklastikca, 15'lik, 16'lik kiz cocuklarinin etek boylarinin azicik asagiya uzanacak olmasi "cagdas" erkeklerin dindarligin en bagnaz tonuyla cigliklar atip "buyuk gunah" kaygilariyla dolup tasmalarina yol acar. Bu isin faillerini utanmaya cagirirlar; onlar da utanir ve yeniden etek boylarini kisaltip, etekten arka kalan beden parcalarini gorunur kilmaya gayretlenirler. Kiz cocuklarinin kimligini, eteklerinin acikta biraktigi uzuvlara esitlerler. Oysa, insan bacagi da topraktandir. Kizlarinin butun kalbiyle sevdigini bildikleri delikanliyi, arabasina, maasina, memleketine, irkina gore degerlendiren dindar/laik babalar da kiz cocuklarini diri diri topraga gommekten tenzih ederler kendilerini. Kalbe dusen askin sonsuzlugunu hesap etmeyi dusunmezler; hesaplari kizlarinin hangi arabada seyahat edecegi, hangi topraklarda yasayacagi uzerinedir. "Benim 'suralilara' verecek kizim yok!" sozu, topragi kizinin kalbine tercih edenlere aittir. "Ne isin var elin Diyarbakirlisiyla?" itirazi, kiz cocugunun ruhunun yonelimlerini bir cirpida yaptigi toprak hesabiyla sifira indirir. Hele de sirf kizinin tercihidir diye, damat adayini bastan hice saymalar, hepten suphe etmeler, kadinlarin ruhu olmadigina inanip onlari atese atan ortacag cahillerinden pek uzaga dusurmuyor kimi babalari. Evlilik oncesi bir "kaza" olursa, oglana gizlice "aferinler" cekip erkekligin kazanci goren, kizlari ise "yaziklar olsunlar!"a bogup kizligin kaybi goren ikiyuzlu gelenek, kizlari erkeklik hormonlarinin onunde ezip buzuyor degil mi? Kizlarin varligini ve iffetini bedenlerinin butunlugu uzerinden tanimlamak, baska turlu bir topraga gomme eylemi degil mi? Suratina toprak atmakla ayni tarafa dusuyor degil mi? Tecavuze ugrayan kizi, ortadan kaldirilmasi gereken bir utanc olarak goren lanetli tore de, kizlari erkeklerin hoyratliklari altinda kirli bir paspas gibi ezilmeye layik varliklara indirger. Magduru oldugu bir eylemden bile kiz cocugu sorumlu tutulur. Kendi istegi disinda olup biten vahsetin kiri israrla onun uzerine yapistirilir. El surulmeyecek bir kirle kaplanir kizlarin ruhu; oldurulup topraga konulmadan once, diri diri camura gomulur. Kadini kisiligi uzerinden degil de, disiligi uzerinden sivriltmeye egilimli feministler de, kizlara saclarinin ahenkle dans edisi uzerinden prim veren genclik rehberleri de, araba lastigi reklaminda bile kadin bedeninin detaylarini cekim araci haline getiren tuketim medyasi da ayni seyi yapar: Kizlari topraktan bedenlerinin cilali imajlari ardina saklar. Kadinlarin kalplerini susturur, ruhlarini yok sayar. Gogus dekoltelerini koyar vesikalik fotograflari yerine, baldirlarini vitrine cikarir duygulari yerine, dudaklarinin kizilligini, yanaklarinin alligini yuceltir sozleri yerine. Oylesine akil almaz bir kamuflajla surdurulur ki kiz cocuklarini diri diri gomme eylemi, bazi kizlar saclarini gizliyor diye koca koca adamlar tarafindan itilip kakilir, asagilanirlar; okuyup kafalari uzerinden deger kazanmalari engellenir, asik olup yurekleriyle kendilerini ifade etmeleri ayiplanir. Ulkenin dogusunda, kiz cocuklarini cahil babalarinin toprak hesaplari icine gomulmekten "kardelen" hulyasiyla kurtarmaya calisanlar, ulkenin batisinda okumus ve muktedir adamlarin kipir kipir umutlari, gul yuzlu sevincleri devletci onceliklerin betonuna diri diri gommelerine, gencecik umutlarinin uzerine "katsayi" farkindan molozlar itmelerine, siirler okumaya hevesli dudaklarinin uzerine tonlarca "kamusal alan" kumlari savurmalarina gonullu korluk ederler. Korlugumuze kor olmak kadar talihsiz bir korluk var mi? Senai Demirci


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Mucahitsiz Kalan Bir Ümmet Zelil Düşmeye Mahkumdur..!" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : mucahitler@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: mucahitler-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/mucahitler?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Risale-i Nur’un Penceresinden : INSAN VE ZAMAN

Risale-i Nur'un Penceresinden : INSAN VE ZAMAN

"Eyvah, aldandik.Su hayat-i dunyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle butun butun zayi ettik. Evet, su guzerani hayat bir uykudur; bir ruya gibi gecti. Su temelsiz omur dahi, ruzgar gibi ucar gider." Zaman; gecmis, hal ve gelecek dilimleriyle bir ibret sayfasi, insan ise, zamanin sayfalarinda yazilan ince manalarin dikkatli bir okuyucusudur. Mesela, gecmis zaman, * Mustakbelin (gelecegin) aynasi. * Zamani mustakbel tohumlarinin mahzeni ve suunatinin aynasi* Gelecege ve ebedi saadete atlamak icin, bu dunyadan gocmus ruhlara bir medar-i envar ve muhtelif basamakli nurlu bir mi'rac * Agir yuklerini birakarak serbest kalan ve dunyadan gocup giden ruhlarin nurani bir nuristani ve bir bostanidir. Zahir nazarda olu gorunen gecmis zaman, boyle bir bakisla canlanir ve nurlanir; nurani ve muhtesem bir meclise doner. Gecmis zaman ve olmus devirler ve asirlar,* canli birer ibret sayfasi* Bastanbasa ruhlu, hayattar bir acip alem* Mevcut ve bizimle munasebettar Rabbani bir memleket haline gelir. Gelecek zaman* Mazinin tarlasi * Ahvalinin aynasidir. Yani, gecmiste atilan tohumlar gelecegin tarlasinda cicek acar, meyve verir. "Medeniyet tekerlegin icadiyla baslar" sozu buna ornek olabilir. Zira, o tekerlek bugun arabalarda, ucaklarda, fabrikalarda donmektedir. Gelecegin, gecmisteki hallerin aynasi olmasina ise su noktadan bakabiliriz: Hemen her devirde birbirine benzer olaylar olur. Mesela, bir devleti cokerten veya yukselten sebepler hemen hemen aynidir. Gunumuzde yasanan olaylara bakarak, gecmiste yasanmis olaylarin dogru bir tahlilini yapabiliriz. Zamanin mazi ve mustakbel dilimlerine bakistan sonra, kendimize bakalim. Evet, simdiki zamani yasayan bizler icin zaman, * Hakiki sermayedir.Genclik ve ihtiyarlik, zamanin seyri icinde ugradigimiz veya ugrayacagimiz iki menzildir.Genclik,* Insanin heveslerinin en heyecanli zamani* Hararet-i gariziyenin galeyanli hengami* Dunyevi ihtiraslarin feveranli vaktidir.Diger taraftan genclik,* En kuvvetli bir ticaret vesilesi* Guzel ve sirin bir hayrat vasitasi* Kiymetli ve zevkli Ilahi bir nimet* Cenab-i Hakkin latif - sirin - guzel bir nimetidir.Genclikteki ibadetler ise,* O fani gencligin baki meyveleridir.Insan hayati genclik yazindan ihtiyarlik guzune dogru hizli bir akis icindedir. Gencligini gafletle gecirenlerden bir kismi "genclik gecesinin uykusundan ihtiyarlik sabahiyla" uyanirlar. Imanli ihtiyarlik ise, bir bahtiyarliktir. Boyle bahtiyar ihtiyarlar, * Evlerin bereket diregi ve belalardan koruyucusu durumundadir.Bu manayi bilen evlat, yasli anne-babasini "huzur evine" atmaz. Onlari yanina alir ve beraberce huzur icinde yasarlar.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Mucahitsiz Kalan Bir Ümmet Zelil Düşmeye Mahkumdur..!" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : mucahitler@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: mucahitler-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/mucahitler?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cimbom'un ilk forması Sarı-Lacivert mi?

Tarihçi yazar Tuğrul Yenidoğan’ın yaptığı araştırma çarpıcı iddialarla dolu. Araştırmaya göre GS ilk maçına Sarı-Lacivert forma ile çıkmış. Cimbom'un ilk logusu da Kartal....


Cimbom'un ilk forması sarı-lacivert mi?
Tarihçi yazar Tuğrul Yenidoğan’ın yaptığı araştırma çarpıcı iddialarla dolu.
Özellikle Galatasaray’ın renkleri ve amblemiyle ilgili iddialar oldukça çarpıcı. Beşiktaş’ın bir Çerkez ve akraba kulübü olduğuyla ilgili iddialar da dikkat çekici.

Ali Sami Yen anılarında anlatıyor
“Galatasaray sarı-kırmızı renkleri kabulünden önce sarı-lacivert formalarla maçlara çıkmıştır ve 1906 liginde de sarı-lacivert renklerle mücadele etmiştir. Ve yine ilk logosu da ‘Kartal’ amblemidir. Ne hikmetse sarı-lacivert renklerin varlığının üzeri örtülüvermiş, bir şekilde evrime uğratılarak zaman içinde sarı-siyah renklere dönüştürülmüştür. Galatasaray kulübünün bir numaralı kurucusu Ali Sami (Yen) Bey 1929 yılında yayınladığı anılarında, kurdukları takım için kırmızı-beyaz renkleri seçtiklerini, ancak Türk olduklarının anlaşılmasından çekinerek bu renklerden vazgeçtiklerini ve maçlara sarı-lacivert formalarla çıktıklarını anlatır.”

5-0 yenilince formalar değiştirildi
“Sarı lacivert renklerin evrimi duayen gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın’la başlar. Kuruluş döneminin canlı tanığı Ruşen Eşref Ünaydın, ilk kez 1952 yılında yayınlanan ‘’Galatasaray ve Futbol - Hatıralar’’ adlı kitabında, 1906 yılında kullanılan forma renklerinin sarı ile siyaha kaçan koyulukta bir lacivert olduğunu yazar. 26 Aralık 1906 tarihinde oynanan ve Galatasaray’ın 5-0 mağlup olduğu Baltalimanı maçının ardından, uğur getirmediğine inanılarak bu formalar değiştirilir. Galatasaraylı futbolcular ‘vişneye çalan, koyuca, tatlı bir kırmızı ve içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarıdan’ oluşan maç gömleklerini ilk kez 1907 yılı içerisinde kullanmaya başlarlar.”

Ali Sami Bey ünlü Arnavut Şemsettin Sami’nin oğlu “Galatasaray’ın amblem olarak kartal motifini seçmesi gerçekten bir rastlantı mıdır? Neden aslan, panter veya bir başka şey değil de kartal seçilmiştir? Olay, bir çikolata markasının logosunun görülüp beğenilmesi şeklinde açıklanacak kadar basit midir gerçekten? Belki de tüm bu soruların cevabı Ali Sami Yen’in kimliğinde gizlidir. Ali Sami Bey kimin oğludur? Arnavut milliyetçiliğinin en önemli idollerinden biri olan Şemsettin Sami’nin (veya Arnavutluk milli tarihindeki adıyla Sami Frashëri’nin). Şemsettin Sami’nin bu gün Arnavutluk’un başkenti Tiran şehir merkezinde, bir milli kahraman olarak büstü sergilenmekte, Arnavut okullarında, Arnavut milliyetçiliğinin en önemli kuramcılarından biri olarak öğretilmektedir.”

Kartal, Arnavut kültürünün simgesi
“Kartal, Arnavut kültürünün simgesidir. Arnavutluk isminin Arnavutçadaki karşılığı ‘’Shqipëria’’ (Şikiperya)’dır. Shqipëria’nın Türkçe karşılığı ’Kartal Ülkesi’dir. Arnavutluk’un milli sembolü çift başlı kartaldır. Ne ilginçtir ki, Arnavutluk’un milli kahramanı Sami Frashëri’nin oğlu Ali Sami Bey tarafından kurulan Galatasaray kulübünün amblemi de kartaldır. Ve bu amblem Ali Sami Bey’in Türk futbolunu yönetmeye soyunduğu ve Galatasaray kulübü üzerinde etkisinin azaldığı 1920’li yılların ortalarına kadar değiştirilmemiştir. Meraklısına bir not daha ekleyeyim. Kurulan Arnavutluk devletinin ilk kralı Ahmed Zogolli (Ahmed Zogu) Galatasaray Mekteb-i Sultanisi mezunudur.”

Beşiktaş’ın tüm kurucuları Çerkez ve akrabaydı
“Galatasaray kulübünün kurucularını bir araya getiren etken, her birinin Galatasaray Lisesi öğrencisi olmaları; Fenerbahçe kulübünün kurucularını bir araya getiren etken, her birinin Kadıköylü ve ağırlıklı olarak Saint Joseph Liseli olmaları gibi, Beşiktaş kulübünün kurucularını bir araya getiren etken, tümünün Çerkez asıllı ve birbirlerinin akrabası olmalarıdır. Beşiktaş bir Çerkez kulübü olarak ‘Bereketiko Jimnastik Kulübü’ adıyla kurulmuştur. Kulüpte tarih boyunca Çerkez kökenlilerin gücü ve etkinliği hep olmuştur. Osman Ferit Paşa’nın Beşiktaş kulübünün kurucuları olan oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket de Çerkez İttihat ve Teavün Cemiyeti’nde faal birer üye olarak çalışmalara katılmıştır.”

Kurucuların en büyüğü 22 yaşındaydı
“Her üç kulübümüzün kurucuları da, genç kuşağın temsilcileridir. Yaşça en büyük olanları 21-22 yaşındadır. Örneğin, Galatasaray kulübünün kurucuları 16-19 yaşları arasındadır. Aynı kuşağın, benzer tarzda yetiştirilmiş, eğitimli, aydın gençleridir. Beşiktaş kulübünün ilk lokali, Osman Paşa Konağı bahçesinde yer alan hizmetlilere ait kulübedir. Mekteb-i Sultani’nin 5. sınıfında, bir sınıf takımı kimliğinde kurulan Galatasaray kulübünün ilk lokali, semtteki sütçü dükkânıdır. Fenerbahçe kulübünün ilk lokali yani bir diğer adıyla ilk kulüp binası, 1911 yılında Kemal (Aşkıner) Beyin, ailesine ait evin bahçesindeki basit bir bahçıvan kulübesidir.”

Ali Sami Yen topları iyi temizlerdi
“Galatasaray kulübünü kuranlar, henüz okul sıralarında öğrenimlerini sürdüren 17-18 yaşında gençlerdir. Futbol toplarını yağlayıp, temizleyip iyi baktığı için başkan seçtikleri Ali Sami (Yen) Bey, 1905 yılında henüz 19 yaşındadır. 1907’de Fenerbahçe doğarken, kurucu başkan Ziya (Songülen) Bey 21, ikinci başkan Ayetullah Bey 19, Necip (Okaner) Bey 15, Galip (Kulaksızoğlu) Bey 18 yaşındadır. Beşiktaş kulübünü kurarken, Mehmet Şamil Bey 16, Hüseyin Bereket Bey 14, Ahmet Fetgeri Bey 15, Mehmet Fetgeri Bey 13 yaşındadır. Şeref Bey Beşiktaş futbol şubesini 17 yaşındayken kurmuştur.”


ensonhaber.com

____________________________________________________________________________
Hayalindeki kişiyi gökte ararken nette bul! Mynet Arkadaşım´a abone olmak için hemen tıkla!

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

DÜŞÜNDÜRÜCÜ - Aynı Pencereden Dışarı Bakan İki Adamdan Biri...



Arjantin' li ünlü golf ustası Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı

kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı.

Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı.

Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı.

Zavallıkadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı.

Kadının anlattığı öykü

De Vincenzo'yu çok etkilemişti.

Hemen cebinden bir çek defterine ve kalem çıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı.

Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona:

- 'Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın...' dedi.

Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği'nin bir görevlisi yanına geldi.

- 'Otoparktaki görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktansonra
yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler' dedi.
De Vincenzo başını salladı. 'Evet' dedi
Görevli:
- 'Size bir haberim var o zaman. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok! '- 'Sizi fena halde kandırmış efendim! ' dedi alaycı bir tavırla.
De Vincenzo;
- 'Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu? ' dedi.
- 'Hayır, yok' dedi görevli.
- 'İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber! ' dedi De Vincenzo.

'AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ
SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİĞERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.

--
Selam Ve Dua İle...




--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Efendimizin örnek eğitim prensipleri:

Efendimizin örnek eğitim prensipleri: 1. Efendimiz, söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak ve örnek olarak göstermiştir. 2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle öğretmiştir. 3. Öğretmede orta yolu tutmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir. 4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları ve kavrama ayarlarını gözetmiştir. 5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanıp insanların kendilerini ifade etmelerine fırsat verilmiştir. 6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmış ve tabii örneklerle pekiştirmiştir. 7. Muhataplarına sorular yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini test ve tespit ederek, nabza göre şerbet vermiştir. 8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmış ve öğütlenmiştir. 9. Benzetme yapmış ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri misal getirmiştir. 10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa şekiller çizerek bizzat göstermiştir. 11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunarak eğitmiştir. 12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir. 13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamayı tercih etmiştir. 14. Muhatabının sorusuna karşı bazen, dikkat çekici ve muhatabının kötü niyetini deşifre edici sorular yöneltmiştir. 15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen, sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir. 16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdiği de gözlenmiştir. 17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir. Yani problemi iyice tespit etmeden, tedaviye ve çözüme geçmemiştir. 18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap unutulmayacak, pekiştirilecektir. 19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru cevap vereceğini düşünerek o kimseyi sevindirmiş ve kendisinse güven duygusunu geliştirmiştir. 20. Önünde yaşanan bazı olaylara karşı susma yolunu tercih etmiştir. 21. Öğretmek, tebliğ ve terbiye etmek için doğacak bütün imkân ve fırsatları değerlendirmiştir. 22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi, ilgi çekmeyi ve dikkatleri yönlendirmeyi denemiştir. 23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir. 24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir. 25. Konunun önemini: oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir. 26. Cevabı geciktirerek ve muhatabın sorusunu tekrar etmesini bekleyerek onu dikkatli olmaya yöneltmiştir. 27. Muhatabını intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutarak söylemiştir. 28. Muhatabının kafasını karıştırmaktan veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir. 29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir. 30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra izah etmiştir. 31. Va'z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu çok sık kullandığı görülmektedir. 32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhib) metoduna müracaat etmiştir. 33. Kıssa ve hikâyelerle geçmiş ümmetlere ve tarihi dönemlere ait haberlerle öğretme yoluna gitmiştir. 34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda, önce nazik bir hazırlık süreci oluşturmuş ve soruya öyle yanıt vermiştir. 35. Sorunun cevabının, genel adaba münasip olmadığı durumlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir. 36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir. 37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp paylamayı (ta'nif) ve kızmayı (gadab) da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun paylaması ve kızması da merhamet yörüngesindedir ve ümmetinin selametine yöneliktir. 38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da özellikle öğütlemiştir. 39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi, İbraniceyi) öğrenmesi için bazı sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafında İslam'ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir. 40. Kuran'ı ve kainat kitabını çok sık okuyup düşünmeye teşvik etmiştir..

--
http://demirinyeri.blogspot.com/


sizin yaptiklarinizi elestirenler cok bi haltmis gibi, sutten cikmis ak kasik gibi, kendileri ayni haltı yememis gibi, insanustu hatasiz varliklarmis gibi habire konusurlar, fikir yoktur, uretmek yoktur, laf kalabaligi ve saldirgan bir tutumdur dertleri, yaralamak, uzmektir, kalp kirmak istemezsiniz, hadi git işine demek istemezsiniz ya da istersiniz de demezsiniz, bunu soyler gecersiniz, belki bigun kendileri de o boylarini 130 santim daha uzun gosteren dev aynalarindan yansiyan goruntulerinin igrencliginin ve yalanliginin farkina varir da baslarini iki ellerinin arasina alir "ben neyim" diye dusunurler umudunu tasirsiniz icinizde ya da banane dersiniz kisaca.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Koskoca bir bahçede...




Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya..Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana..Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormus.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı,Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden..Zambaklardan..
.Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını.. Bir gün, Aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş..Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş..Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.. Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış..Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmus bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüs.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demisş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdigini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..O her seye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel oldugunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmis.. Papatya anlamış artık..Sevgi, emek istermiş...Yere düstüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..Teşekkür etmis ona içinden..Son yaprağıda kuruduğunda, Biliyormuş artık..
Gerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan varolabileceğini...


--
That where it prefers not to think, we think.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

SON DAKİKA HABERLERİ