Normalleşelim, güzelleşelim

Normalleşelim, güzelleşelim

Kimilerine göre 'memleket elden giderken' şiirle, edebiyatla, sanatla uğraşmak, bunlar üstüne yazıp çizmek, abesle iştigal... Öyle ya, topraklarımız satılıyor, laiklik elden gidiyor, ülkeyi yönetenler 'gaflet, dalalet ve hatta hıyanet' içinde! İnsanlar bayraklanıp meydanları doldurmuş, iç ve dış düşmanlara karşı vatanı kahramanca savunuyor. Ötede terör pusu kurmuş, bıkıp usanmadan kanlı yüzünü gösteriyor. Ortalık toz duman... Bütün bu ahval ve şerait içinde, birileri âsude köşelerinde oturmuş, şiirden, romandan, öyküden söz açıyor, konserleri, sergileri yazıyor. Bu ne aymazlık, nasıl 'lay lay lom' bir iştir böyle!
Evet, var böyle düşünenler, belki de çok...

Bense, o 'lay lay lom'a, yani sanata, edebiyata, müziğe tam da bugünlerde ihtiyacımız olduğunu düşünenlerdenim. Bizi, savunduğumuz fikirlerin azgın birer 'militanı' olmaktan kurtarıp serinkanlı, sağduyulu, hoşgörülü normal insanlara dönüştürecek şeyin edebiyat ve sanat olduğuna inanıyorum. İçinden geçtiğimiz puslu koridorun tez aydınlanmasını istiyorsak, sanatın verdiği estetik hazza, onun birleştirici gücüne ve bütün ideolojilerin, günübirlik kavgaların üstünden göz kırpan cazibesine inanmak zorundayız. 'Sanat kuvvettir' sözüne iman ediyorum. Hem kuvvet, hem tiryaktır sanat. İnsanı tedavi eder, arındırır ve güzelleştirir...

Edebiyat, bütün ideolojilerin hatta vatanların, milletlerin üstünde bir dünya kardeşliğine çağırır insanı. Orada, sınırlarını kelimelerin çevrelediği ebedi bir barış yurdunda yaşarız. Bir sükûn ülkesidir ki, faşist Ezra Pound ile komünist Mayakovski kavga etmez orada. Sabahattin Ali ve Necip Fazıl, Kemal Tahir ve Tarık Buğra; Aziz Nesin, Peyami Safa, Cemal Süreya, Sezai Karakoç... Yan yana, el ele, kardeşçesine yaşar. Edebiyat, yazarla okuru, dünde kalanla bugün yaşayanı sonsuz bir iyilik ülküsünde buluşturur. Bu ülkeye girerken, bütün kusurlarından soyunur yazarlar; şairler kaprislerini, huysuzluklarını dışarıda bırakıp gelir. Ve biz, bütün kusurlarını affederiz onların. Mevlâna'nın diliyle konuşmaya başlarız: "Yok olmayı istemiyor musun / İyi şeylerden evladın olsun./ İyiliklerin bükülmüş ipliğidir kalan / Odur dünyaya direk olanların canı" (Çev: A. Kadir) Ve orada, Bachmann'ın dediği gibi, "Birbirlerini yumuşatmasını biliyor taşlar".

Edebiyatın ve sanatın 'lüzumsuzluğu'ndan söz etmek, barbarlığın saltanatına 'evet' demektir. Ve biliyor musunuz, barbarların dini, mezhebi ve milleti yoktur. Akılları, vicdanları yoktur barbarların, hatta gözleri bile... Bir kere geldiler mi, süpürüp giderler iyilik adına ne varsa. Oysa bizim ihtiyacımız olan, sonsuz bir merhamet duygusudur. Taşları yumuşatacak bir ince su gibi merhamet... Ve iyimserlik, sımsıkı yapışacağımız bir ip gibi... Uzak zamanlarda, gelecek çocuklarımız için hür ve güneşli günler... Hani der ya Dağlarca, "Sen büyüdüğün vakit çocuğum / Yine çiçekler açacak dallarda / Dallarda açan çiçekler gibi / Yine çocuklar uyuyacak masallarda". Edebiyat, merhametin var olduğu bir ülke ihtimalini diri tutar içimizde. Yaşamak arzusu, bazen bir ihtimale sarılmaktan başka nedir?

Yeryüzünde sonsuz kardeşlikler kuran bir büyücüdür edebiyat. Biz, edebiyatın özgür ve yaramaz çocukları, kaç kişiyiz sayabilir misiniz? Ayrımız gayrımız yoktur. Yüzyılları aşa aşa geliriz; bütün ideolojileri, düşmanlıkları yıkarak. Sesimiz, aynı dizelerde, aynı şarkılarda buluşa buluşa gürleşir. Dönüp bakın geçmiş asırlara: Savaşlar biter, zalimler ve barbarlar unutulur; bir karanlık sayfa olarak kalır tarihlerde. Fakat edebiyatın altın halkası, bütün çağların üstünde bir sulh adası gibi parıldamaya, zamana güzellik katmaya devam eder.

Bana sorarsanız, yaşadığımız bungun günlerin efkârını dağıtacak, iyimserliğin kapısını aralayacak güçlü bir rüzgârdır edebiyat ve sanat. Mâlâyani bir uğraş yahut 'lay lay lom' bir takıntı değildir. Müziğin, resmin, sinemanın ve özellikle edebiyatın yaşadığı, konuşulduğu mekânlar, farklı düşünce ve inançlardaki insanların nefes alabileceği, birbirlerine gülümseyip iyimserlikle bakabileceği nadir adacıklardır. Bu ihtimali de ortadan kaldırırsak, havasız ve karanlık bir dehlizde boğulup gideceğiz.

Ali Çolak


--
Bir hevesin değil, uygarlığın işçisiyiz.
http://www.styleislam.com/
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır...Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.
-----------------------------------------------------------------
"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Google Plus'da Paylaş

Yazar Unknown

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.