30 Nisan 2009

1 MAYIS 1977..."KANLI 1 MAYIS"(VİDEO VE FOTO GALERİ)

1 mayıs 1977 ' de Taksim'de toplanan yaklaşık 500 bin kişiye The Marara Oteli ve çevredeki binalardan Silahlarla ateş edilmeye başlanmış ve olayda 34 kişi hayatını kaybetmişti..İşçilerin Bayram olarak kutladıkları 1MAYIS 1977 'de yaşanan bu hadise Türkiye tarihine "KANLI 1 MAYIS" olarak geçiyordu..






  • İşte o 1 MAYISTAN FOTOĞRAFLAR...











Sonuçta o gün Taksim Alanı’nda 126 kişi yaralanmış, 34 kişi de Öldürülmüştü. Ölümlerin 28’i ezilmeler sonucu meydana gelmişti. Yalnızca 25 kişi Kazancı Yokuşu’nda ezilerek Meral Özkol ise panzer altında kalarak yaşamını yitirmişti. Olayda 2000’e yakın mermi atıldığı saptanmış, buna karşın yalnızca 5 kişi kurşun yarası nedeniyle ölmüştü.



Açılan davanın iddianamesinde, amacın “halk üzerinde yılgı, korku ve panik yaratmak” olduğu vurgulanıyordu.
AŞAĞIDA Kİ VİDEO'DA 1 MAYIS 1977 'DE ÇEKİLEN GÖRÜNTÜLERİ İZLEYEBİLİRSİNİZ

...............



YOUTUBE LİNKİ:http://www.youtube.com/watch?v=ZRlUNitzB2s&feature=channel_page

ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ

Özgür-Der'e Kapatma Davası Protesto Edildi


Resmi Törenleri Boykot Çağrısı nedeniyle İstanbul Valiliği’nin talebiyle hakkında kapatma davası açılan Özgür-Der için Fatih Adliyesi önünde protesto eylemi gerçekleştirildi.

Özgür-Der’in çağrısıyla düzenlenen protestoya çok sayıda kuruluş temsilcisi destek verdi.

Duruşmaya girmek üzere çok sayıda avukat Fatih Adliyesi'ne gelerek Özgür-Der'e destek verdi. İslami camiadan birçok vakıf, dernek, dergi temsilcisi basın açıklaması etkinliğine katıldı.
Duruşma saatinin öğleden sonraya uzaması nedeniyle ilk duruşma henüz tamamlanmadan İstanbul Fatih Adliyesi önünde protesto eylemi başladı.

"Özgür-Der Susturulamaz!" ve "İnancımızı ve Kimliğimizi Yok Sayan Hiçbir Kararı Kabul Etmedik; Etmeyeceğiz!" yazılı pankartların açıldığı eylemde, "Özgür-Der Kapatılamaz!" ve "Özgürlük Talebi Yargılanamaz!" yazılı dövizler taşındı. Özgür-Der adına basın açıklaması etkinliğini sunan M. Ali Aslan, 7 Kasım 2008'de "İnancımızın ve Kimliğimizin Aşağılandığı, Resmi İdeolojinin Dayatıldığı Törenlere Tavır Alalım!" başlıklı bir basın açıklaması nedeniyle Özgür-Der hakkında açılan davayı protesto için toplandıklarını ifade ederek; devletin inancımıza ve değerlerimize gem vurmasına izin vermeyeceklerini; resmi ideolojinin çizmiş olduğu sınırlara boyun eğmeyeceğimizi ifade etti.

Eylemde ilk sözü Özgür-Der adına alan Haksöz Dergisi yazarı Rıdvan Kaya, dava süreci hakkında bilgi verdikten sonra, İslami kimliğimizi korumanın ve İslami kimlikli mücadele etmenin önemine dikkat çekti. Derneğin kapatılmasının önemli olmadığı; önemli olanın Müslümanca yaşamak ve kulluk sorumluluğumuzu yerine getirmek olduğunun altını çizen Kaya, dayatmalar karşısında insanca yaşam, özgürlük ve adalet talebimizden asla vazgeçmeyeceğimizi vurguladı. Bugüne kadar İslami kimlikleriyle baskılara karşı direndiklerini, bundan sonra da direneceklerini belirten Kaya, "Yargılanıyoruz ama biz biliyoruz ki haklıyız ve inanıyoruz ki mutlaka kazanacağız!" dedi.

Özgür-Der'e destek vermek üzere İLKAV Başkanı Mehmet Pamak, Özgün İrade Dergisi yazarı Ramazan Kayan, Vakit Gazetesi Sahibi Mustafa Karahasanoğlu, Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak, Düşünceye Özgürlük Girişimi sözcüsü Şanar Yurdatapan, Doğruhaber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Göktaş, Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Gülden Sönmez, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım tek tek söz alarak Özgür-Der'e desteklerini bildirdiler. Konuşmacılar, davanın önemine dikkat çekerek Türkiye'de düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğünün önündeki engellere karşı mücadele etmenin gerekliliğine işaret ettiler. Çocuklarımızın resmi ideoloji kıskacında yetiştirilmesine karşı durmanın önemini ifade ederek dayatmalara karşı Özgür-Der'le dayanışma içinde olduklarını belirttiler. (Destek konuşması yapanların söylediklerinden ayrıntıları aşağıda okuyabilirsiniz...)

Eylem boyunca "Özgür-Der Susmaz, Susturulamaz!", "Dayatmaya Boyun Eğmeyeceğiz!", "Özgürlük Talebi Yargılanamaz!", "Tevhid, Adalet, Özgürlük!", "Baskılar Bizi Yıldıramaz!", "İnancımız, Mücadelemiz, Kimliğimizle Varız, Varolacağız!", "Zorbalığa Karşı Omuz Omuza!" vb. sloganlar atıldı. Davaların, baskıların insanca ve Müslümanca yaşam talebimiz önünde engel olamayacağı ifade edilerek eylem sona erdi.

Basın açıklaması eyleminin ardından başlayan dava 10 Haziran 2009 tarihine ertelendi. Davaya yaklaşık 30 avukat katıldı.


Sindirilmek İstenen İslami Kimlik ve Taleplerdir!

Eylemde söz alan ve konuşmasında Özgür-Der'in İslami kimlik ve taleplerdeki ısrarcı tutumuna dikkat çeken Özgün İrade Dergisi yazarı Ramazan Kayan, kapatma davası üzerinden sindirilmek istenenin İslami kimlik ve talepler olduğunu belirterek bunun sesi olan Özgür-Der'in yanında olduklarını söyledi.

Kurumlarımızı Kapatabilirler Ancak Bizi Asla Susturamazlar !

Üçüncü konuşmacı olarak eylemde İLKAV adına söz alan Mehmet Pamak, İlkav'ın da daha önce benzeri bir davaya maruz kaldığını belirterek şunları söyledi: "Resmi ideoloji tüm muhaliflere dayatılmak isteniyor. Buna karşı tüm erdemli kesimlerin elele verip omuz omuza mücadele etmesi gerekmekte. Okulların, eğitim kurumlarının resmi ideolojinin kışlaları değil, özgürlük adası olması gerektiğini talep ediyoruz ve bu talebimiz cezalandırılmak isteniyor. Kapatma davalarının siyasi-ideolojik olduğu ortada. Kurumlarımızı kapatabilirler ancak bizi asla susturamazlar!"

Kararlı Tavrından Dolayı Özgür-Der'le İftihar Ediyoruz!

Vakit Gazetesi sahibi Mustafa Karahasanoğlu Türkiye'de hukuk alanındaki çifte standartların hala devam ettiğine dikkat çekerek darbeci zihniyetin sürdürülmek istendiğini söyledi. Özgür-Der'e açılan davanın ideolojik arka planının da bundan bağımsız olmadığını kaydeden Karahasanoğlu, "Baskı ve dayatmalara karşı Özgür-Der bu güne kadar hiç susmadı, yamulmadı ve bugünden sonra da susup yamulmayacaktır inşallah. Kararlı tavrından dolayı Özgür-Der'le iftihar ediyoruz!" diyerek sözlerini tamamladı.

Olması Gereken Özgür-Der'in Kapatılması Değil, Yasakçı Yasaların Çöpe Atılmasıdır!

Eylemde Şanar Yurdatapan'la birlikte söz alan Abdurrahman Dilipak Türkiye'de devletin her alana müdahale ederek ideolojik temelde şekillendirmeye çalıştığına dikkat çekerek yasakçı yasalarla da bu durumun pekiştirilmek istendiğini söyledi. Özgür-Der'e açılan kapatma davasının da bir diğer dayatma örneği olarak karşımızda durduğunu belirten Dilipak "Olması gereken Özgür-Der'in kapatılması değil, yasakçı yasaların çöpe atılmasıdır!" dedi.

Dilipak'la birlikte söz alan Düşünceye Özgürlük Girişimi sözcüsü Şanar Yurdatapan da Özgür-Der'in örgütlenme özgürlüğüne yapılan saldırının düşüncesini örgütlemeye çalışan bütün örgütlere yöneltilen bir saldırı olduğunun altını çizerek farklı düşünen insanların haklar ve özgürlüklerin savunulması ortak paydasında dayanışma içerisinde olarak omuz omuza mücadele etmeleri gerektiğinin önemini vurguladı.

Despotizme Karşı Özgür-Der'in Yanındayız!

Eylemde Doğru Haber Gazetesi adına söz alan Mehmet Göktaş da İslami kimlik ve talepleri dolayısıyla kapatılmak istenen Özgür-Der ve İlkav'ın bütün faaliyetlerinin altına imzalarını attıklarını belirterek "Özgür-Der'in bütün bildirilerinde kendimizi bulduk ve onlarla iftihar ediyoruz. Despotizme karşı Özgür-Der'in yanındayız!" dedi. Göktaş, çocuklarımızı resmi ideoloji cahiliyesinden uzak tutmanın önemine dikkat çekti.

Özgürlükleri Hedef Alan ve Bütün Türkiye'yi İlgilendiren Bir Dava

"Yargının bir kez daha baskı altına alındığı bir dava sürecindeyiz." diyerek konuşmasına başlayan Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Gülden Sönmez de bu davanın sadece Özgür-Der'i muhatap almadığını, düşünce, ifade, örgütlenme vb. özgürlükler bağlamında bütün Türkiye'yi ilgilendiren bir dava olduğunu belirterek sonuna kadar davanın takipçileri olacaklarını söyledi.

Türkiye'de Bir Ayıba Daha İmza Atıldı

Son konuşmacı olarak eylemde söz alan İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye'de bir ayıba daha imza atıldığını belirtti ve inşallah kapatmayla sonuçlanıp bu ayıbın derinleştirilmeyeceği temennisinde bulundu. Davanın AK Parti'nin özgürlükler açılımı bağlamında tutarlılığı üzerinde de duran Yıldırım, AK Parti'nin bir yandan Müslüman Ortadoğu halklarını heyecanlandıran politikalar izlerken diğer yandan İslami kimliği dolayısıyla böyle bir dava açılmasının onun iktidarda olduğu bir döneme denk gelmesinin de bir paradoks olduğunu söyledi.

HAKSÖZ-HABER


Fotoğraflar: Sabiha Çimen / Haksöz-Haber


BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:

Dayanışma ve Duyarlılık Çağrısı

ÖZGÜRLÜK TALEBİ YARGILANAMAZ!

ÖZGÜR-DER KAPATILAMAZ!

29 Nisan 2009

Türkiye'de yaşanan hak ihlalleri başta olmak üzere, küresel çapta işlenen insanlık suçlarına karşı tam 10 yıldır İslami kimlikli bir muhalif tutum sergileyen Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der) devlet tarafından kapatılmak isteniyor. Özgür-Der 1999 yı­lında Türkiye'de örtülü askeri darbe koşullarında başta başörtüsü yasağı olmak üzere, devlet tarafından icra edilen sistematik baskı ve yasaklara karşı tepkileri örgütlemek üzere kurulmuş ve şu anda Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde 15 ayrı temsilciliği olan bir dernek.

Özgür-Der kurulduğu günden beri eğitim alanında uygulanan şartlandırmalardan Kürt sorunu­na, cezaevlerinde siyasi tutukluların tecridine kadar Türkiye gündemindeki pek çok toplumsal soruna yönelik çalışmalar yürüttü. Perspektifini sadece Türkiye gündemiyle sınırlamayıp küresel zalimliğe karşı da mücadele eden ve bu amaçla emperyalist ABD'nin Afganistan'da ve Irak'ta gerçekleştirdiği işgallerden Siyonist saldırganlığa kadar insanlığı ilgilendiren her konuda yoğun faaliyetler gerçekleştirmiş bir hareket aynı zamanda.

Muhalif tutumu dolayısıyla Özgür-Der yöneticileri ve üyeleri bugüne kadar çeşitli düzeylerde baskılarla, zaman zaman emniyet yetkilileri ve savcıların tehdit içerikli uyarılarıyla karşılaştılar. Kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik açıklamaları ve eylemleri nedeniyle pek çok kere adli taki­batlara maruz kaldılar. Ve şimdi baskılar bir aşama daha kaydetti ve 7 Kasım 2008 tarihinde yayınlanan bir bildiri nede­niyle Özgür-Der hakkında kapatma davası açıldı. "İnancımızın ve Kimliğimizin Aşağılandığı, Resmi İdeolojinin Dayatıldığı Törenlere Tavır Alalım!" başlıklı söz konusu bildiri temel hedef olarak eğitim alanında insan haklarına saygı gösterilmesi ve eğitimin özgürleştirilmesine yönelik talepler dizisinin bir halkasını oluşturuyor.

Özgür-Der Genel Merkezi, temsilcilikleri ve bazı destekçi kuruluşların imzalarını taşıyan söz ko­nusu bildiri, okullarda çocukların ve gençlerin militarist yönlendirmelere tabi tutulmasını eleş­tiriyor. Her sabah ders başlamadan önce ve resmi bayramlar vesilesiyle düzenlenen törenlerde askeri direktiflerle icra edilen ve marş söylemek, ant içmek gibi ritüeller içeren uygulamaların terk edilmesi isteniyor. Atatürk'ün şahsında kişi yüceltmeye, putlaştırmaya dayalı bu törenlerin çocukların ve gençlerin kişiliklerine yönelik baskıcı bir ortam oluşturduğu; daha genelde de ırk­çı, faşizan eğilimleri beslediği dile getiriliyor. Bu tarz militarist nitelikli törenlerin eğitimin bir parçası sayılmaması gerektiği ifade edilen bildiride öğrenci velilerine bir çağrıda bulunuluyor ve çocuklarını bu törenlere göndermemeleri talep ediliyor.

İşte bu temel hak ve özgürlük talebinden dolayı Özgür-Der suçlanmakta ve kapatılması istenmek­tedir. Bildirinin kamuoyuna ilan edilmesinden sonra gerek Özgür-Der Genel Merkezi ve şubeleri, gerekse de imzacı diğer kuruluşlar yoğun bir baskı ile karşılaşmışlardır. Valiliklerce denetimler sıkılaştırılmış ve savcılıklarca soruşturmalar açılmıştır. Nihayet bildiriyi "anayasa ve kanunlara aykırılık" şeklinde niteleyen İstanbul Valiliği'nin talebiyle Fatih Savcılığınca Özgür-Der hakkında kapatma davası açılmıştır.

Özgür-Der'in kapatılması talebiyle dava açılmasını düşünce ve örgütlenme özgürlüğümüze karşı başlatılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Benzeri hak ve özgürlük taleplerimiz gibi, eğitimin militarist dayatmalardan arındırılmasına yönelik taleplerimizi bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de savunmaya devam edeceğiz. Hakkımızda açılan kapatma davasını Türkiye'de hakim bulunan resmi ideolojik dayatmaların, otoriter tahammülsüzlüğün tipik bir tezahürü olarak değerlendiriyor ve insan hakları ve özgür­lükler konusunda duyarlı tüm çevreleri bu davayı yakından takip etmeye çağırıyoruz.

ÖZGÜR-DER

BAKÜ'DE OKUL'A BASKIN! 22 ÖLÜ!

Bakanlık ile Başsavcılığın ortak açıklamasında, yerel saatle 9.30 sularında bir kişinin binaya girerek, giriş katından 6. kata kadar önüne çıkan herkese kurşun yağdırdığı ifade edildi.

Makarov tipi silahla ateş açan Azeri asıllı Gürcistan vatandaşı Ferda Kadirov'un (29), yakalanacağını anlayınca intihar ettiği kaydedilen açıklamada, Kadirov'un üzerinde birkaç şarjör ve çok sayıda mermi ele geçirildiği bildirildi.

Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma açıldığı belirtilen açıklamada, akademide irtibat merkezi de oluşturulduğu ifade edildi.

Ölü ve yaralıların adlarına yer verilen açıklamada, ölenlerden birinin Sudan, birinin Suriye, 9'unun Azerbaycan vatandaşı olduğu, ölen bir kişinin kimliğinin ise henüz belirlenemediği kaydedildi.

Daha önceki açıklamalarda, ölü sayısının 13 olduğu ve saldırıyı iki kişinin düzenlendiğinden şüphelenildiği ifade edilmişti.

Öte yandan Azerbaycan Eğitim Bakanlığı yetkilileri, ülkedeki orta dereceli okullarda ve yüksek öğretim kurumlarında güvenlik önlemlerinin artırılacağını bildirdi. Yetkililer, bunun için bir önlemler paketi hazırlandığını bildirdi.
Azerbaycan Sağlık bakanlığından yapılan açıklamada, saldırganların 6 kişiyi öldürdüğü, 8 kişiyi yaraladığı açıklandı. Ancak ajanslara yansıyan rakamlar oldukça farklı. Cihan Haber Ajansı ölü sayısını 13 olarak duyururken, bazı kaynaklarda ölü sayısı 22'ye kadar çıkıyor.



Doğan'ın yayın müdürü tutuklandı

Devrimci Karargah'ın gözaltına alınan yöneticisi, Doğan Grubu'nun Vatan Gazetesi'nin internet sitesi www.gazetevatan.com'un Genel Yayın Yönetmeni Aylin Duruoğlu tutuklandı.

Devrimci Karargah Örgütü soruşturmasında adliyeye sevk edilen 14 kişiden 13'ü tutuklandı.

İstanbul'daki Devrimci Karargah operasyonunda Vatan Gazetesi'nin internet sitesi www.gazetevatan.com'un Genel Yayın Yönetmeni Aylin Duruoğlu da tutuklandı.

27 Nisan 2009’da Devrimci Karargah örgütüne yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirilen şüphelilerin Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık tarafından ifadesi alındı. Şüpheliler, Özgür Dinçer, Süleyman Gürkan Anıl, Fatih Aydın, Abdulselam Sultan, Muhammet Çetin, Mehmet Yeşiltepe, Ceren Sültaş, Aylin Duruoğlu, Melek Seven, Selim Öztürk, Engin Öncü, Mustafa Aşula ve Nail Arkan tutuklanmaları talebiyle İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Şüphelilerin “terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla mahkemeye sevk edildiği öğrenildi. Nöbetçi mahkeme tarafından sorgulanan 14 kişiden 13' ü tutuklanırken, Mustafa Aşula serbest bırakıldı.

İsrail basını mahkeme kararından memnun


İsrail'deki dijital basın, Mazlum-Der'in başvurusuyla ilgili alınan kararı manşete çekti.

İsrail'in Gazze'de soykırım suçuyla yargılanması için mahkemeye başvuran Mazlumder'in talebinin geri çevrilmesi İsrail'de geniş yankı buldu. İsrailli basın-yayın organları, Türkiye'deki davanın düşmesine geniş yer ayırdılar ve verdikleri önemi gösterircesine ön sıralarda yer verdiler.

İsrail'in önde gelen gazetelerinden Jerusalem Post, AFP'den aldığı haberi manşete taşıyarak, Türkiye'nin, İsrail'in Gazze'deki suçlarıyla ilgili soruşturmayı düşürdüğünü başlıklaştırdı.

Gazete, Türkiye ile İsrail arasında özellikle Gazze saldırıları ve Davos Zirvesi sonrası gerilen ilişkilerin düzelmesi için iki tarafın da karşılıklı menfaatleri vurguladıklarını yazdı.

Davanın düşmesine internet sitesinde ana sayfada yer ayıran Haaretz, Hürriyet gazetesinden alıntı yaparak haber vermeyi tercih etti. Gazete, "İslamcı" Mazlumder tarafından yapılan şikayetin, Adalet Bakanı'nın izin vermemesi sonucu geri çevrildiğini aktardı.

İsrail'in etkili haber sitelerindne YNet de, haberi ana sayfasından, ikinci sırada görmeyi tercih etti. YNet, AFP'ye dayandırdığı haberinde, savcının, bakan izin vermediği için, soruşturma yapılması için hukuki zemin bulunmadığını söylediğini yazdı.

(anadoluhaber) Donup Kalakaldım


Donup Kalakaldım

Tedirgin tavırla bir sorgu sual,
Yöneltti birisi,sohbet boyunca
Hissetmiş olduğu bir gizemli hal
Donup kalakaldım bir bir sayınca

Şüpheci haliyle neydi amacı
Tadımı kaçırdı verdiği acı
Kendisinin gibi doğruluk tacı
Bir şeyler anlattı huylu huyunca

Nutuklar yetmedi tuttu inadı
Bakışlar hapsinde beni sınadı
Gökte uçuşurken kolu kanadı
O kadar sabredip gittim suyunca

Hoşnutsuz yüreği nasıl da katı
Muhterem sanırlar gördüğüm zatı
Sanki işlemişim kem kabahati
Fenalık geçirmiş kalbi duyunca

Engin NAMLI22.04.2009 23:52


mesaj:enginnamli@hotmail.com
www.antoloji.com/engin_namli
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

(anadoluhaber) Re: Selam olsun "kuru et yiyen kadının oğlu"na!-Haşmet Babaoğlu-

Bir yazımın ardından...

Medyanın zihni taş kesilmişse...
Bizzat medya herkesi bir kalıba sokmaya çalışıyor ve kalıplara sığmayanlara gizli gizli diş biliyorsa...
Toplumu mahveden kamplaşma virüsünü her yere yaymayı kendine bir görev bellemişse...
Gazetecilik, gazetecilerin birbirini yemesine, birbirini çekiştirmesine dönüşmüşse...
Daha kısa süre öncesine kadar aynı gazetede çalışmış, birlikte yiyip içmiş ve birbirinin manevi dünyasını az çok tanımış olanlar bile ucuz duyguları gıdıklamak için eski arkadaşlarını yalan yere haberlere malzeme etmeyi marifet biliyorsa...
Sokaktaki insan ne yapsın? Bu beş para etmez kamplaşmalardan paçasını nasıl kurtarsın?

***

Biliyorsunuz, geçenlerde Peygamberimizden söz açtım, onun bir hadisinden yola çıkarak "Selam olsun kuru et yiyen kadının oğluna" başlıklı bir yazı yazdım.
Vay sen misin bunu yazan?
Bir başka gazete, hiç üşenmez, "aşk yazarı, tatil yazarı" diye bir yafta takar önce.
Sonra saçma sapan bir fotoğraf koyarak bu yazımı haber yapar.
İma şudur...
"Bakınız şortuyla tatil yörelerinde dolaşan adam Kutlu Doğum Haftası'nı fırsat bildi; Peygamberden, hadislerden, İslam'dan söz ederek kendine yeni bir hava vermeye kalkıyor."
Daha derinde de "herkes haddini, yerini, kampını bilsin" uyarısı ve çabası vardır tabii.

***

Kızdım mı? Eh biraz..
Çünkü medyada olduğumuzu unutup eski dostlukların bir değeri ve hatırı olduğunu sanıyorum. Hâlâ meslektaşlarımın böylesine çiğ işlere imza atacağına ihtimal veremiyorum.
Gülümsedim mi? Evet, biraz buruk biçimde..
Ama esasında üzüldüm.
Çünkü bu arkadaşlar mesela dört yıl önce Vatan gazetesinde yine Kutlu Doğum Haftası'na rastlayan bir günde çıkan "Selam olsun o eşsiz yetime" yazımı bilmezler mi?
Bilirler.
Yine zamanında Vatan'da çıkan "Secde edenler ve edemeyenler"; "Bir İslam peygamberi olarak Hz. İsa" veya "Kurban ve Hz. İbrahim'i anlamak" başlıklı yazılarımı da saymama gerek var mı?
Ama tabii Yeni Yüzyıl'dan beri, yani 90'lardan beri içinden geldikçe bu konularda yazan ve meseleyi daha çok toplumun manevi iklimi ve antropolojik açıdan ele alan bir yazar dedikodu malzemesi olamaz.
Durduk yerde polemik heyecanı yaratamaz.
O zaman ne yapacaksın! Gerçeği eğip bükecek, okuru kandıracaksın! O arkadaşların yaptığı da bu!

***

Bazı okur mektupları da ayrı bir âlem!
Yazımı okuduktan sonra öfkeyle bilgisayar başına oturup "sizi de kaybettik" diyenler ve konuyu siyasete bağlayanlar mesela..
Ne zamandan beri, diye sormak geliyor içimden.
Düşünüyorum da…
Bir toplumun manevi iklimine ve değerlerine bu kadar sırt dönmeyi "aydın olmak" sanan başka kaç toplum vardır?
Tabi bir de yazımı çok olumlu bulan fakat ardından "ama çok şaşırdım çünkü sizin hayat tarzınızbaşka" diyenler de var.
Oysa "hayat tarzı" dediğimiz şeyden çok daha büyük, geniş ve derin hayat!
Merak ediyorum...
Kâh kalbine, kâh zihnine kulak vererek yol almak; kamplara, hadlere, hudutlara aldırmadan hembilgiye hem de bilgeliğe bağlanmak giderek imkânsız bir hal mi olacak bu toplumda?



22 Nisan 2009 Çarşamba 17:19 tarihinde Durali Durmaz <duralidurmaz@gmail.com> yazdı:
Selam olsun "kuru et yiyen kadının oğlu"na!



"Mekke'nin fetih günüydü...
Bir adam Resulullah'ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu.
Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: " Titremene lüzum yok, ben kral değilim "
Ve ardından dedi ki; " Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben."
Bu hadisi her okuyuşumda sarsılırım.
Düşünün...
Mekke'yi fetheden kuvvetlerin başındaki kişinin ve Peygamber'in önünde titremez de insan, kimin önünde titrer? "
İktidarı olağanüstüleştirme " insanlık tarihi kadar eski bir hikâyedir çünkü..
Hatta geçmek bilmeyen bir hastalıktır.
Güçlülerin, militerlerin, kendine soy sop iktidarı ve havası yaratanların, en sıradan makamların sahiplerinin önünde korkar, ezilir, büzülür, titrer insan..
Ya bugün?
Popüler şöhret denen şeyden bir parça nasiplenmiş kişilerin bile yanına yanaştığında titremeye kapılıp ağzını açamayanları görürsünüz.
Nedir Peygamber'i böyle davranmaya, böyle söylemeye iten?
İlk akla gelen hep tevazu kavramı olur bu durumlarda.
Tevazu deyip geçmek doğru olur mu?
Hayır! Yanlış olur.
Hele tevazuyu alçakgönüllülük veya kendini küçültme olarak ele alıyorsanız, bu iyice yanlış olur.
Çünkü " Titremene lüzum yok, ben kral değilim " diyen Hz.Muhammed, unutulmamalıdır ki, Adem Aleyhisselam'dan beri Peygamber olduğunu, yani " fark "ını hep dile getirmiştir.
Burada vurgulanan şey...
İsmet Özel'in sözleriyle " kralın ve krallığın çarpıklığıdır ." (40 Hadis, İsmet Özel. 2005, Şule Yayınları.)
Daha doğrusu, âlemde " kral olma "nın; saltanat kurup, saltanat sürmenin çarpıklığı dır burada altı çizilen, hiç kuşku yok!
" Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben " sözüne gelince...
Nasıl da ürperticidir!
Elbette bu meselelerin acemisi ve ilahiyatçılara hem saygı duyup hem de kibirlerinden ürken biri olarak altından kalkamayacağım kadar ileri gitmek istemem.
Ama Peygamber'in bu sözünde tatlı bir dalga geçmeyle, derin bir "hakikat"in bir arada bulunuşunun beni çok etkilediğini söylemeliyim.
Belli ki, yanında tir tir titreyen adama şunu hissettirmek istemiştir.
Demek istemiştir ki...
Peygamberim, farkım bu..
Başka farkım yok.
Sen ve ben insanız.
Beni sana üstün kılacak, ne soy sop, ne kavim ne de bir iktidar bağı olamaz.
Bu konuyu neden açtım, neden bu hadisi köşeme taşıdım?
Anlatayım..
Kutlu Doğum Haftası'ndayız.
Fakat malum merkez medyanın şu köşelerinde her konuda yazarız, atarız tutarız da, bu konulardan köşe bucak kaçarız!
Ben bu tavrı hiç anlamam, anlayamıyorum.
Çağın bütün frekanslarına, bütün sorunlarına, bütün tatlarına açık biriyim.
Ama aynı zamanda bu coğrafyanın, bu tarihin, bu manevi iklimin insanıyım.
Yazım, sözüm, fikrim ve duygularım nasıl o iklimden ve o iklimin meselelerinden uzak durabilir ki!
İstedim ki, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle okurlarıma Peygamber'in (pek öne çıkmamış) bir sözünü hatırlatayım.
Belki bu noktadan başlayarak..
İslam ve ırkçılık; İslam ve hiyerarşi; İslam ve iktidar; İslam ve eşitlik konularını bir daha düşünme şevki doğar içimizde!


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Bekaroğlu: Hayata Dönüş Operasyonunda Gizli bir el vardı!


Hayata Dönüş Operasyonu`nunda arabuluculuk yapanlar arasında yer alan Prof. Mehmet Bekaroğlu, Adalet Bakanı ve Başbakan`ın çözüm için gayret gösterdiklerini belirterek, "Bugün daha net söylememiz gerekiyor, Hikmet Sami Türk`ü de aşan bir irade vardı" dedi

Hakkında açılan iki davanın düşmesiyle gündeme gelen ve dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e suikast girişimiyle farklı bir boyut kazanan `Hayata Dönüş Operasyonu’ öncesi, tutuklu ve hükümlülerle yönetim arasında arabuluculuk yapan heyette yer alan Prof.Dr. Mehmet Bekaroğlu, Canlı Gaste’nin konuğuydu.

Bekaroğlu, NTV’de yaptığı değerlendirmede, "Bana öyle geliyor ki, bugün daha açık ve net olarak söylememiz gerekiyor; Bakanı da aşan bir irade vardı ve bu hep var. Görünmez bir el gibi" dedi.

Dönemin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi, aynı zamanda operasyondan önce devletle hükümlü ve tutuklular arasında arabuluculuk yapan heyette yer alan Bekaroğlu`nun açıklamaları şöyle:

Konu F Tipi cezaevleri, hücrelerdi. O zaman Terörle Mücadele Yasası gereği, hücre tipi, tek kişilik, F Tipi cezaevleri yapılmıştı. Tutuklu ve hükümlüler ‘hücreye girmeyiz’ eylemi yapıyorlardı. Açlık grevleri, sonra da ölüm oruçları... Adalet ve İçişleri Bakanlıkları ‘cezaevleri terör odağı oldu, terörist eğitimi yapılıyor, eylemler için emirler oradan geliyor’ açıklamaları yapınca, bir kamuoyu oluşmuştu. Ardından gerginlikler başladı ve ölüm oruçları...

Daha önceki deneyimlerden, tecrübelerimden hareketle; 1996`dan bahsediyorum, ‘50 günü geçince ölümler olabilir’ diye devereye girildi; aydınlar grubu vardı. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Alt Komisyonu oluşturuldu. Her iki yapıda da yer aldım. Son güne kadar görüşmeler sürdü.

Can Dündar: Siz de, biz de (Can Dündar da aydınlar gurubundaydı) Hikmet Sami Türk`le görüştük. Türk, çözüm arayan bir devlet adamı görüntüsü veriyordu...

Başbakan Ecevit ve Hikmet Sami Türk, çözüm için gayret gösterip işbirliği yaptılar. `Neler yapılabilir?` konusunu samimi şekilde bizimle görüştüler. 9 Aralık`ta Bakan açıklama yaptı ve "Görüşmeleri yaptığımız sivil toplumla mutabakat yapana kadar, F Tipi cezaevlerine nakili durduruyoruz’ dedi. Mmutabakat için çalışmalar başladı.

Ama örgüt bunu kabul etmedi. Talepleri sadece cezaevleriyle ilgili değildi; anayasa değişikliğine kadar giden isteklerde bulunuyorlardı. Gelinen noktada, hücrelerin kalkıp kalkmayacağı ve kaç kişilik olacağı tartışmaları yapılmaya başlanmıştı.

Görünmez bir el...
Bana öyle geliyor ki, bugün açık ve net olarak söylememiz gerekiyor; sayın Bakanı da aşan bir irade vardı ve bu hep var. Görünmez bir el gibi. Ortaya çıkan gerginlik, F Tipi cezaevlerine nakillere bir fırsat olarak değerlendirildi. Görüşmeler devam ediyordu, bir ara kesildi ve tekrar başlayacaktı. Ertesi gün görüşmelere başlayacaktık ama müdahale yapıldı.

Can Dündar: Operasyon Bakan`a rağmen mi yapıldı?
Bunu bilgi olarak söylemem mümkün değil. Ama Bakan da, Başbakan da ölümlere karşıydı. Bunu biliyorum ve buna şahidim. `Bugün yoğun şekilde yaşanan seri olayların bir parçası mı?` da denilebilir. Bunu kestirmek çok zor.

Hayata dönüş operayonuyla ilgili son bir iki yılda çok önemli olaylar yaşandı. İki dava açılmıştı. Operasyonları yapan jandarmayla ilgili olan zaman aşımından düştü. ‘İsyan ettiler, ölüme sebebiyet verdiler, devlet malına zarar verdiler’ diye dava açıldı o da zaman aşımından düştü. Görünmez irade baştan beri burada var...

Adalet her şeyin önündedir...
30 insan öldü orada, 30 tane can. ‘30 can 70 milyon için feda olsun’ diyemezsiniz. Adalet her şeyin önündedir. Annesi, babası, sevenleri var o insanların. Ciddi bir yargılama olsaydı; ‘Böyle bir müdahale gerekli miydi, orantısız güç kullanıldı mı, ölümü sebebiyet-ihmal var mı?’ bunlar aydınlatılsaydı, kamu vicdanı farklı bir şekilde hareket edebilirdi. Belki de bugün yaşananlar yaşanmayabilirdi. Tarihimizin karanlık bir sayfası olarak kaldı; birçok olay gibi. Kalmamalıydı. 30 kişi orada öldü ama devam eden eylemlerle birlikte sayı 120 oldu.

Toplum olarak yüzleşmeliyiz...
Bunları hiç konuşmadık. Burada medyaya da bir gönderme yapmak istiyorum. 19 Aralık operasyonunda medya neredeyse askerle birlikte.... Toplum bunlarla yüzleşmeli. Adam terörist olabilir ama vatandaştı da onlar. ‘İsyan etmiş’ evet ama devlet uygun bir şeklilde etkisiz hale getirbilirdi. Ne yaptı? Düşlmanı imha etmek üzere eğitim almış jandarmaları gönderdi ve düşman imha edildi. Bunlarla yüzleşmeliyiz.

Bugün çok fazla karamsar haberlere rastladım. Ben bir hekim olarak, ruh hekimi olarak, bugün haberlerde izlediğimiz sahnelere bakınca... Bu kadar karamsar olmaya da gerek yok... Türkiye bunların üstesinden gelebilir. Güzel şeyler de söylemek gerekiyor galiba.

radikal

(anadoluhaber) Sınıf Öğretmenleri Zirvesi: Sonuçlari ve Bildirileri İndirebilirsiniz

İGEDER’DEN SINIF ÖĞRETMENLERİ ZİRVESİ

sinif.jpg

İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği (İGEDER)’nin düzenlediği Sınıf Öğretmenleri Zirvesi 25 Nisan 2009’da Çamlıca Sabahattin Zaim Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirildi. İGEDER yönetim kurulu başkanı Sinan AYDIN’ın açış konuşmasıyla başlayan zirvenin “Örnek Ders İşlenişi ve Müzakeresi” adlı iki oturumunda yedi bildiri sunuldu. Sınıf Öğretmenleri Zirvesi öğleden sonra Prof. Dr. Selahattin TURAN’ın, Sınıf Öğrenmelerinin İyileştirilmesi adlı konferansı ve takip eden iki Çalıştay’la sona erdi.

Sınıf Öğretmenleri Zirvesi’nde sunulan bildirilerin ve konferansın metinleri / sunuları ile çalıştayların sonuçları www.igeder.org.tr adresinden yayınlanmaktadır. Kısa zamanda zirvenin video görüntüleri de İGEDER’in sitesinden yayınlanacaktır. Zirve sonuçlarının yakın zamanda kitaplaştırılıp piyasaya arzedilmesi beklenmektedir.

Katılımcıların sunduğu bildiriler şunlar oldu:

İsmail GÜNDAY, Bulmaca Yöntemiyle Kavram Öğretimi,

Melek ERKEN, Ahlâk Eğitiminde Empatinin Yeri ve Önemi,

Mehmet Çağrı GÖK, Deney ve Etkinliklerle Maddeyi Tanıyalım,

İsmail Soner UNAN, Matematik Öğretiminde Görsel Materyallerin Kullanımı,

Mehmet Salih YAŞAR, Silgisiz Eğitim,

Hüseyin AKAR, Eğitimde Farklı Uygulamalar,

Ayhan SERT, Fıkralarla Matematik Öğretimi,

Katılımcılar tebliğlerini sunduktan sonra Üsküdar Belediyesi’nin ikram ettiği öğle yemeği arası verildi. Yemek sonrası Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Selahattin TURAN’ın, Sınıf Öğrenmelerinin İyileştirilmesi adlı konferansı ilgiyle izlendi. Konferans sonrasında “Sınıf İçinde Öğrenci Davranışlarının Yönetilmesi” ve “Eğitimde Teknoloji Kullanımının Faydaları ve Sorunları: Akıllı Tahta, Projeksiyon Örneği” konulu üç ayrı salonda çalışma grupları oluşturulup yeni uygulamalar paylaşıldı.

Zirveye, İstanbul dışında Balıkesir, Kayseri, Ankara, Gaziantep, Kocaeli gibi illerden katılan yüz kadar öğretmen katıldı. Program sonunda yapılan değerlendirmede zirvenin öğretmenler üzerinde büyük bir heyecan oluşturduğu gözlendi. Sınıf Öğretmenleri Zirvesi okunan sonuç bildirisi ile sona erdi.

İGEDER’in düzenlediği öğretmen zirveleri sınıf öğretmenleri zirvesinden sonra 23 Mayıs 2009’da düzenlenecek olan Türkçe / Edebiyat Öğretmenleri Zirvesi ile devam edecek. Ayrıca İGEDER’in gönüllü çalışmalarına katılmak isteyenler de internet sitesinden izleyebilirler.

                
 
TÜRKÇE / EDEBİYAT ÖĞRETMENLERİ ZİRVESİNE BEKLİYORUZ...
 
sinif.jpg
 
 
IGEDER Gonullu Ogretmen Zumreleri tarafindan olusturulmus bulunan mail gruplarina uye olarak branslar icindeki dokuman ve materyal paylasimindan siz de istifade edebilirsiniz. Zumrelere uye degilseniz, bekliyoruz...
 
Ayrica www.igeder.org.tr sitemizde butun branslara yonelik materyal ve dokuman yuklenmeye baslamistir. Siz de dokumanlarinizi gonderebilir, sitemizdeki mevcut dokumanlardan istifade edebilirsiniz.
 
Siteye dokuman gondermek ve siteden indirmek icin;
 
 
 
Zumre Mail Gruplarina Uye olmak icin asagidakilerden birini seciniz:
 
 
 
--
Gökhan Erenoğlu
Marmara İlahiyat 98
DKAB Öğretmeni
İstanbul

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Re: Hatay'da Fransızlar Toprak Satın Almış!

İZMİR MİLLETVEKİLİ OPR. DR. CANAN ARITMAN’IN BASIN AÇIKLAMASI

30 Nisan 2009

 

 

Başbakan veya herhangi bir hükümet yetkilisi “Kürdistan sınırını çizdik, burası Kürdistan coğrafyasıdır” diyen hanımın neden ağzının payını vermez, haddini bildirmez? Yoksa gizli kabulleri mi var?

 

Misak-ı Milli sınırları içinde başka bir devletin varlığından, isminden söz etmek hiç kimsenin haddi değildir.

 

            Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisindeki hiçbir coğrafya Kürdistan coğrafyası değildir ve olmayacaktır. Kürt kökenli vatandaşlarımız dahil hiç kimse bu vatanın değil bir karış toprağını, bir çakıl taşını bile Kürdistan diye vermez ve vermeyecektir.

 

            Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırlarını Kürdü-Türkü atalarımız canları, kanları pahasına birlikte çizdi. Bugün hala evlatlarımız vatanı, sınırlarını korumak için Kürdü, Türkü yan yana şehit düşüyor. Bu hanımın atasına da evladına da birazcık olsun vicdani, insani bir borcu yok mudur? Unutmasın ki tek kuruşunu bile hak etmediği maaşını bu şehitlerin aileleri de dahil bu millet ödüyor. Bu hanım başta Kürt kökenli vatandaşlarımız da dahil olmak üzere on binlerce insanımızın katili olan terörist başının değil de aziz milletimizin vekilliğini yapsın!..

 

 

 

----- Original Message -----
From: Nutuk 1923
Sent: Tuesday, April 28, 2009 7:03 PM
Subject: Hatay'da Fransızlar Toprak Satın Almış!




Taşınmaz satışının yasak olduğu Hatay'da Fransızlar arazi almış

Antakya'ya 40 kilometre uzaklıktaki ve Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nin de (MKÜ) her yıl bahar yürüyüşü ve tırmanışı yaptığı Kel Dağ çevresinde, Fransızlara taşınmaz satışının 2 yıl önce gerçekleştiği öğrenildi.

Yayıkdamlar köyünün Akdeniz sahiline bakan yakasında Fransızların aldığı araziler şuan zeytinlik ve hububat ekili. Fransızların Yayıkdamlar köyünden Veli B. ile Şevki K.'nin yaklaşık 10 dönüm arazisini 40 bin TL'ye aldığı bildirildi. Parasını ödediği halde 3 yıl Veli B. ile Şevki K.'nin bu arazileri ekip biçmesine müsaade eden Fransız'ın bu yılın sonunda kendi tasarrufuna alacağı öğrenildi. Fransız'ın bu arazilerde ne tür faaliyet göstereceği bilinmiyor.

Bu arada 2006 yılının 6'ncı ayında Hatay'da yabancılara gayrimenkul satışı, ikinci bir emre kadar durdurulmuştu. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Hatay yüzölçümünün binde 5'inden fazlasının yabancılara satılmış olması nedeniyle, ikinci emre kadar satışları yasaklamıştı. Hatay'da, yabancıların elinde 3 bin 700 taşınmaz bulunduğu ve bunun yaklaşık 2 bin 400'ünün Suriyelilere ait olduğu öğrenildi.

Yabancıların ülkelerine göre Hatay'daki taşınmaz sayısı şöyle; Suriye 2.400, Almanya 590, Lübnan 315, Brezilya 90, Ürdün 90, İran 50,Avusturya 35, ABD 30, İngiltere 25, Yunanistan 15, İsviçre 10, diğerleri 50.




--
http://www.vatanbir.org

(anadoluhaber) Bu sayfayý görüntüle "TERÖR; SADECE SİYASETİN MESELESİ DEĞİLDİR"

http://groups.google.com/group/anadoluhaber/web/terr-sadece-siyasetin-meselesi-deildir
bağlantısını tıklayın veya bağlantı çalışmazsa tarayıcınızın adres
çubuğuna yapıştırın.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Ermenilerin Milli İdeali “4T” Gerçekleşiyor!


Son günlerde kamuoyunu meşgul eden ve bir anlamda gündemi oluşturan konu, Türkiye Ermenistan ilişkileri ile ilgili gelişmelerdir. ABD yeni başkanı Barack H.Obama’nın Çankaya köşkünde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamında, “Ermenilerin soykırıma uğradığı hususundaki fikrim değişmedi” deyişi ve ağababa tavrıyla “Ermenistan sınır kapısını açın” emrini verdikten sonra, bizim malum zevatta bir telaş başladı!

24 Nisana “mutabakat antlaşması” yetiştirme telaşına düştüler. Ve olan oldu; aylardır Cenevre’de sürdürülen gizli-açık görüşmelerin taslak anlaşma metni parafe edildi, dışişleri web sayfasında askıya çıktı, her ne olduysa kısa bir süre sonra buharlaştı. Ardından 3-5 saatlik görüşmeden sonra ABD’ne mutlu haber uçurtuldu. Obama “soykırım” demeyecek diye derin bir rehavete kapıldık!

Yahu, ABD’nin zaten 42 eyaleti “soykırım” iddiasını kabul etmiş, genel kongrede kabul edilse ne olur, edilmese ne olur; Obama “soykırım” dese ne olur demese… Ancak, buradaki inceliği anlamaktan geciktiğimiz için ya da göbekten olan “sicimle” bağlılığımızı çözemediğimiz için, ABD’ye gereken cevap verilemiyor.

ABD de çok güzel rol yapıyor ve Ermeni konusunu “demoglesin kılıcı” gibi tepemizde sallayıp duruyor. Her sene 24 Nisan yaklaştığında alıyor bir telaş; “soykırım” denecek mi denmeyecek mi? diye!

A be akıllılar, farkında değil misiniz ki ABD akıllı insanlar tarafından idare ediliyor; bir taraftan Ermenilere “soykırım” diyeceğim diye oy alıyorlar, diğer taraftan da Türkiye’ye, keza “soykırım” diyeceğim diye tavizler koparıyor. Kafkaslarda, Orta Doğuda, enerji ve su kaynakları üzerinde etkin kontrol sağlamak için Türkiye’yi “taşeron ülke” olarak kullanıyor. “Soykırım” konusunu kullanarak sürekli tavizler için baskı altında tutuyor.

Görüldüğü üzere bundan böyle Ermenistan’la önümüzdeki dönemde daha çok cebelleşmeye hazır olmalıyız. Bu akşam itibarıyla Türkiye’nin iç ve dış politikasında önemli ölçüde değişimlerin olacağına hazırlıklı olmalıyız. İmzalanan anlaşma metni sözde gizli, fakat herkes biliyor neredeyse.

Türkiye bir yandan Azerbaycan’ı teskin etmeye çalışırken bir yandan da ABD’ye sıcak mesajlar göndererek oyalama politikası geliştiriyor. Varılan mutabakatın içeriği, Türkiye’nin karanlık bir “labirente” doğru sürüklendiğini gösteriyor. Endişeliyim!

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Dışişleri Bakanı tarafından yürütülen “düşmanla barışma” hamlesine, Ermenilerce hazırlanmış “kin ve nefret yüklü yol haritası” ile karşılık veriliyor.

Ey muhteremler, siz ne kadar yalvarırsanız yalvarın, Ermeni milli ideali olan “4T” yol alıp Anadolu’ya doğru ilerliyor! Türkiye’nin bu konuda bir istikrarı olmadığını çok iyi biliyorlar, Ermeniler.

Cumhurbaşkanı makamında oturan Abdullah Gül NATO zirvesinde yaptığı açıklamaları, bu ülkenin Başbakanı yalanlıyor, aksi yönden düzeltme yapılıyor. Ermenistan ve ağababalardan tepkiler gelince, “eksantrik” hareketler başlıyor, “…efendim konu yanlış anlaşılmış, münafıklar, kötü niyetliler konuyu saptırmış, mış.. mış.. mış.. Aslında Başbakan öyle değil de Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir uzlaşma olmadığı sürece sınırın açılmayacağı anlamında garanti verdiği, hatta buna kefil olduğu..” yönünde irade beyanı medyayla şırıngalaşıyor. İyi de, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, “Karabağ konusu hiç konuşulmadı” diyor!
Kim doğru söylemiyor?

(anadoluhaber) Domuzun haram oluşu ve diğer gerçekler

Domuzun haram oluşu ve diğer gerçekler

Domuzun çeşitli dinlerde haram kabul edilişi
Dünyayı saran virüsün kaynağı domuzlar pek çok dinde yasak olmasına rağmen neden hala tüketiliyor? İşte domuzun çeşitli dinlerde haram kabul ediliş nedenleri...
Müslümanların, Yahudilerin ve bir kısım Hıristiyanların domuz eti yemedikleri biliniyor. İncil'in (kral James Versiyonu)Ve domuz çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır (Levililer 11:7-8)
Domuz kaynaklı bazı hastalıklar insanlar domuza dokunduklarında, etini tükettiklerinde yada domuz ürünlerini yeterince kaynatmadıklarında bulaşırken bazı domuz kaynaklı hastalıklar ise domuzlarla yakın etkileşimde, içine domuz irini bulaşmış suların kullanımı ve içilmesinde ve hatta domuzların temas ettiği toprak parçacıklarından bile bulaşabilir. Domuz dışkısı da adeta hastalık ve virüs deposudur.
 

 
--
HAKİKATİN HATIRI DOSTUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR
(HZALİ ra.)
 
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Domuzun haram oluşu ve diğer gerçekler

Domuzun çeşitli dinlerde haram kabul edilişi
Dünyayı saran virüsün kaynağı domuzlar pek çok dinde yasak olmasına rağmen neden hala tüketiliyor? İşte domuzun çeşitli dinlerde haram kabul ediliş nedenleri...

Müslümanların, Yahudilerin ve bir kısım Hıristiyanların domuz eti yemedikleri biliniyor. İncil'in (kral James Versiyonu)

Ve domuz çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır (Levililer 11:7-8)

Kur'an-ı Kerimdeki bir ayetde bu konuda yüce Allah şöyle buyuruyor:

Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanın etini kesinlikle haram kıldı. Fakat darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bu etlerden yemek günah değildir. Hiç şüphesiz, Allah bağışlayıcı ve merhametlidir (Bakara 173)

Hz Muhammed sas'de bir hadisi şeriflerinde domuzun ticaretini yapmanın da haram olduğunu bildirmiştir.(Buhari 3)

Birçok değişik inanç mensupları sürekli ticaret ve tüketimine yönelik bu tür yasakların gerekçelerini araştırırlar. Birçok bölgede domuz kaynaklı ürünler özellikle lezzet verici öz olarak kullanılır. Bu tür bölgelerde insanlar domuzun neden yasak kapsamına alındığına bir anlam veremezler.

Bir çok Müslüman âlim de bu konuya önem verir ve cevap vermeye çalışır. Domuz etini pis olarak tanımlayan hristiyan kültürünün tersine İslam domuz etinin "rics" olarak tanımlar. Bu terim İslam anlayışına ve ünlü alim Muhammed Salih El Munacid'in tanımlamasına göre rics İslam'a ve özellikle de insan fıtratına çirkin görünen her şeyi kapsamaktadır.

Her ne kadar domuzlar birçok biyolojik hastalıkların sebebi olarak algılansa da (insana da bulaşan hayvan hastalığı) rics terimi islama göre manevi ve fiziksel anlamların tümünü kapsamaktadır. Bu sebeple âlimler domuzun haram kılınmasının temel ve tek nedeninin insanların sağlığına verdiği zarar olmadığını söylemektedirler. Bunun başka gerekçeleri de bulunmaktadır. Ancak bir mümin için Allahın kanunlarına itaat etmek esastır ve onun hükmü karşısında yorum yapılmaz.

Bununla birlikte bizler Kur'an da (Araf 7:157) Allah'ın kanunlarının tesaduf ve gereksiz olmadığını anlamaktayız.

Fakat insanların herhangi bir helalin ve haramın bilimsel olarak sebeplerini ve hikmetlerini öğrenmek istemeleri de oldukça doğal karşılanacak bir istektir. Bunu öğrenmek için uğraşmak insanların Allah'ın mükemmel yaratış gücünü ve Allahın yasalarının taşıdığı mükemmel hikmetleri öğrenmek açısından da önemlidir.

Domuz konusunda domuzun etinin yenilmemesi ve direk temastan kaçınılmasını gerektiren dini gerekçeler dışında birçok dünyevi ve bilimsel gerekçe vardır.

Domuzlar buldukları her şeyi yerler

Domuzlar buldukları her şeyi; bitki, yaprak, otlar, solucanlar, yılanlar, çürümüş leş, kurtçuklar, bozuk yumurtalar, her türlü dışkı, çöpler ve diğer hayvanlar gibi her şeyi yerler ve bunları sindirme noktasında da yüksek bir uyumluğa sahiptirler. (Dewey ve Hruby)

Domuzlar bir çok ülkenin atık temizleme sisteminde ciddi rol oynamıştır. Örneğin ABD'de domuzlar çöpleri ve zararlı hayvanları yemeleri ve temizlemeleri için caddelere salınmışlardır. 1900'lerde bir çok domuz çiftliği ülkenin çöp temizleme işlemini yürütmek için açılmıştır.

1960lı yılların sonlarına doğru domuzların her türlü çöple beslenmeleri ishal salgınlarına neden olan "trichinosis" salgınının baş göstermesine neden olmuştur.(Trichinosis, bir tür enfeksiyon. Hickman ve Elderedge: Milestones. Geçmişte şehir çöplerinin temizlenmesi yöntemi kitabı)

Domuz çiftliklerini yeni bir virüs tipi olan Exanthema tehdit edince ülkede domuzlara sadece pişirilmil atıkarın ve çöplerin verilmesine dair bir kanun çıkarıldı. ABD'de bir çok çiftlikte pişirilmiş çöp hala domuzların temel yiyeceğidir ve bu domuzlar daha sonra kesilerek pazarlsra sürülüyor ve temel et gıdası olarak tüketiliyor.

Modern domuz çiftlikleri şimdi -çöp ile besleme tesisler- olarak tanımlanıyor ve hükumet tarafından çeşitli kısıtlamalara tabii tutuluyor. Fakat bir çok çiftlik sahibi bu kısıtlamalara ve kanun düzenlemelerine uygulamıyor bu ahırlarda evlerden toplanan ger türlü çöp ve atık domuzlara yem olarak verilmektedir.(Hickman ve Eldredge, domuzların çöplerle beslenmesi:Mebus)

Her ne kadar birileri domuzların çöp ile beslenmesinin domuz besiciliği tarihinde sadece belli bir talihsiz dönem olduğunu söylese de bu uygulamaların hala değişik ülkelerde devam ettiği bir gerçektir.

Mesela Mısır'ın başkenti Kahire'de yaşayan Kıpti Hıristiyanların oluşturduğu bir organizasyonun şehirdeki çöplerin üçte birini topladığı ve bunun domuzlara yem olarak kulanıldığı bilinmektedir. Bu çöpler içerisindeki organik atıklar domuzlara ve köpeklere yem olarak verilmiş ve daha sonra bu domuzlar özellikle de Avrupa'da domuz ürünleri olarak piyasaya sürülmüştür. (Epstein: Domuzların her bulduklarını yedikleri doğru mu?)

Hastalık yayıyorlar

Bu hastalık en fazla Latin Amerika ve Afrika ve Asya'nın Müslüman olmayan bölgeleri ve özellikle de Hindistan'ı etkilemiştir.

Yukarda bahsedilen ve domuzların beslenmesiylşe alakalı yönteme benzer yöntemler dünyanın bir çok yerinde uygulanmaktadır. Hastalık Kontrol ve Engelleme Merkezi (CDC)'nin yayınladığı bir rapora göre şu an bütün dünyada paniğe neden olan virüs özellikle hijyene önem verilmeyen ve domuzların insan atıklarını yemelerine izin verildiği gelişmekte olan yada az gelişen ülkelerde yayılma gösteriyor.

CDC bildirisinde ayrıca domuz tenyası ve cysticercosis virüsünün domuzun haram kabul edildiği İslam ülkelerinde görülmediğini de vurgulanıyor.

Birleşmiş Milletler gıda ve ziraat organizasyonu (FAQ) yaptığı açıklamada Bolivya'da epilepsi ve neurocisticercosis tanısı konulan hastaların bir çoğunun aslında insan beynine sirayet eden domuz tenyasından kaynaklandığını açıkladı.

FAO'ya göre bazı bölgelerde domuzlarda yüzde 15 ile yüzde 60 arasında sıklıkta bulunan cysticercosis virüsünün genel olarak kırsal, fakir hijyene önem verilmeyen ve insanlarla hayvanların aynı mekanı kullandıkları bölgelerde yayıldığını açıkladı.

Hepatit E ise bu süreçte özellikle dikkatleri üzerine çeken bir diğer hastalık. Her ne kadar hepatit E virüsü düşük etkili bir virüs olsada bu hastalık genellikle hamile kadınları etkiliyor ve genellikle bu hasta kadınların yüzde 20'sinde hastalığın üçüncü evresinde ölümlere neden oluyor. Lowa Devlet Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada virüs "özellikle Meksika, Asya ve Afrika'daki gelişmekte olan ülkelerde kamu sağlığını tehdit eden bariz bir problem olarak tanımlandı. Çalışmada ayrıca Avrupa ülkelerinde de hastalığın yükselen bir risk haline geldiği belirtildi. (Hepatit E; Platt, Yoon ve Zimmerman).

Mısır Kahire Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Et Ürünleri bölümünde görev yapan bir profesör olan Dr. Anwar Darwish Hepatit E virüsünün zaten nüfusun yüzde yirmisinin Hepatit C virüsü taşıdığı Mısır için büyük bir tehlike olduğunu bildirdi. Derviş Timeturk.com'a yaptığı açıklamada eğer bu hastalar Hepatit E virüsüne de yakalanırsa bunun çok tehlikeli olabileceğini açıkladı.

Bu konuda daha birçok açıklama yapılmalıdır.

California Gıda ve Tarım dDepartmanı bu konuda şöyle bir açıklama yaptı: "Şuan bütün dünyada paniğe ve korkuya neden olan bu hastalık ve virüslerin bir çoğu domuz çiftliklerinde domuzlara insan atıkları ve organik çöplerin verilmesi ve daha sonra bu domuzların gıda piyasasına et ürünü olarak sunulmasından kaynaklanıyor.(Swine Garbage Feeding)

Domuzlarda rastlanan hastalıklar

Domuz kaynaklı ve insanlara geçme özelliği taşıyan virüslerin listesi

• Balantidiasis

• Brucella

• Campylobacteriosis

• Colibacillosis

• Cysticercosis

• Erizipeller

• Leptospirosis

• trişinoz

• Yersiniosis

Her ne kadar inek, koyun ve keçi gibi bir çok evcil hayvan insanlara bazı virüsler bulaştırma potansiyeli taşısa da doktor Derviş'e göre domuz bütün bu hayvanlardan çok daha riskli ve bir domuz insana bulaşabilecek hemen hemen her hastalığı üzerinde taşır. Domuzların sadece insana bir yada birkaç farklı hastalık bulaştırma riski taşıyan diğer hayvanlardan çok daha farklı olduğunu söyleyen Doktor Derviş'e göre domuz kaynaklı hastalıklar parazit, bakteri ve yayılmacı cinsten virüsler olabiliyor.

İneklerden bulaşan saginata tenyası çok kısa sürede ve kolayca vücuttan atılabilir, ilaç tedavisine cevap verir ve böylece boşaltım yoluyla vücuttan atılabilir. Domuzlardan bulaşan "solium" tenyası ise oldukça dirençlidir, ilaçlara cevap vermez ve boşaltım sistemi yoluyla da vücuttan atılamaz. Derviş açıklamasında şunları kaydetti:

"Saginata tipi tenyalar insan mukozasına çengelleriyle yapışır domuz tenyası solium ise hem

çengelleriyle hem de emerek yapışır ve kanserojen tehlikeye de sahiptir. Bu virüs omurilik kalp yada beyne ulaşırsa, çok tehlikeli olabilir"

Domuz kaynaklı bazı hastalıklar insanlar domuza dokunduklarında, etini tükettiklerinde yada domuz ürünlerini yeterince kaynatmadıklarında bulaşırken bazı domuz kaynaklı hastalıklar ise domuzlarla yakın etkileşimde, içine domuz irini bulaşmış suların kullanımı ve içilmesinde ve hatta domuzların temas ettiği toprak parçacıklarından bile bulaşabilir. Domuz dışkısı da adeta hastalık ve virüs deposudur. Bir domuzun hangi tür bakterileri üzerinde taşıdığını anlamak her zaman mümkün değildir buy nedenle bazı temel güvenlik tedbirleri almadan domuzlara dokunmak hiç de mantıklı bir yol değildir.(Zoonotic Hastalıkları Önleme)

En yüksek risk altında bulunanlar ise domuzlarla sürekli temas halinde olanlar, domuz çiftliklerinde çalışanlar, domuz kesim işlemi yapan kasaplar ve domuz hastalıklarıyla ilgilenen veterinerlerdir.

Domuz politikası

Domuz etinde henüz keşfedilmemiş bazı başka tür virüslerin bulunmadığını kim garanti edebilir?

Domuzda bulunan hastalıklara benzer hastalıkları taşıyan diğer hayvanlarla ilgilide İslam dininde bazı haramlar bulunması oldukça ilgi çekicidir. Mesela kedi, köpek, fare, ayı ve pek çok yırtıcı hayvan. Mesela ABD'de ayı eti trişinoz virüsünün en büyük nedenidir. (Trichinosis)

Her ne kadar bir çok Avrupa ülkesinde insanlar köpek, kedi, yada fare eti yemeyi hayal bile etmese ve bu dünyanın başka bölgelerinde bu hayvanların tüketildiğini duyduklarında rahatsız olsalar da mesele domuza gelince iş değişiyor. Bu çelişkili durum insanların domuzun bir çok hastalıklara neden olduğunu insanlar için bazen ölümcül olan virüsler taşıdığını bilmelerine ve ABD'de 20. Yüzyılın ilk yarısında ciddi trişinoz salgınları yaşandığını bilmelerine rağmen sürdürülüyor.

ABD'de domuz besiciliğinin ve domuz ürünlerinin ihracının milyar dolarlık bir endüstri olması ülkede domuzların neden olduğu sağlık risklerinin önemsenmemesinin en büyük nedenlerinden biridir. (US Breaks Pork Export Volume and Value Records).

Domuz besiciliği çok ciddi dikkat, titizlik ve ciddi sağlık ve hijyen önlemlerinin alınmasını gerektirmektedir. Bir çok ülkede domuz besiciliği ile alakalı ciddi ve geniş yasal düzenlemeler yapılmıştır fakat bu düzenlemeler bir çok yerde uygulanmamakta ve domuz kaynaklı salgın riski her zaman varlığını sürdürmektedir.

Her ne kadar yukarıda bahsedilen hastalık tipleri çok nadir olsa da diğer domuz kaynaklı hastalık türleri oldukça yaygındır bu hastalıklar domuzların yetiştirilme şekli, beslenmeleri, domuz bescilerinin kişisel hijyen anlayışları, ve diğer faktörlerden dolayı yayılmaktadır.

Mesela belli bir dönem kontrol altına alına bir domuz virüsü o ülkede hükumet değiştiğinde ve bazı yaptırımlar gevşediğinde tekrar ortaya çıkabilmektedir. Bazı savaş, ekonomik kriz, doğal felaketler, mülteci hareketleri, insanların bilinç seviyesi ve eğitim gibi nedenlerle domuz kaynaklı virüslerin etkisi de değişim gösterebilmektedir (Arnold)

Yıllar önce mısırlı yazar ve alim Şehid Seyyid Kutub domuz eti tüketimi ile alakalı tartışmalar üzerine şunları yazmıştı:

"Bazı insanlar, modern pişirme tesislerinde, yüksek sıcaklıklarda pişirilerek bu domuz virüslerinin önlenebileceğini iddia edebilir fakat bu kişiler domuz kaynaklı bir virüsü keşfetmenin bile yüz yıllar sürebileceğini unutuyorlar. Kim domuz etinde henüz keşfedilmeyen bazı başka virüslerin bulunmadığını iddia edebilir ki?

Bu konuda son dönemde yapılan yarım yamalak sözde bilimsel çalışmalara mı yoksa yüzyıllardır insanoğlunu bu konuda yönlendiren ve bilgilendiren kutsal öğretilere mi dayanmalıyız? Bizler her şeyi bilen, her şeyin yaratıcısı ve zarar ve yararlarını en iyi bilen Allah'ın emirlerine itaat etmeli değil miyiz? (Al Mecid)"

Birçok Müslüman için, Kutub ve diğer alimlerin fikirleri hem bilimsel ve entelektüel yaklaşım taşıyor hem de inançlara uygun. Bu alimlerin konu hakkındaki fikirleri öncelikle Alalh'ın emirlerine sonrada gıda konusunda yapılmış çalışmalara, araştırmalara ve istatistiklere dayanıyor.

(anadoluhaber) ADALET BAKANLIĞI KATİL İSRAİL'İN YARGILANMASINA İZİN VERMEDİ!

ADALET BAKANLIĞI KATİL İSRAİL'İN YARGILANMASINA İZİN VERMEDİ!

 
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği'nin MAZLUMDER'in, İsrail yöneticilerinin ''soykırım'' ve ''insanlığa karşı suç'' kapsamında cezalandırılmaları istemiyle yaptığı suç duyurusu sonrasında başlattığı soruşturmayı tamamladı. Başsavcılık, Adalet Bakanlığının, İsrail yetkilileri hakkında soruşturma izni vermemesi üzerine, ''kovuşturma yapılmasına yer olmadığına'' karar vererek, dosyanın işlemden kaldırılmasını kararlaştırdı.



--
HAKİKATİN HATIRI DOSTUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR
(HZALİ ra.)

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---