30 Kasım 2009

[anadoluhaber:36330] Korku Kültürü ( Ergenekonun Ayak Izleri )

Korku Kültürü ( Ergenekonun Ayak Izleri )








Vatanseverlik, Özgürlüğe Karşı Bir Tehdit ( Emma Goldman )

Genel kavga, ülkemizi yabancı tehditlerden koruyacak bir orduya gereksinimimiz olduğudur. Ne var ki her entelektüel kadın ve adam bilir ki, aptalları baskı altında tutmak ve korkutmak için var olan bir mittir bu. Bir diğerinin ilgi alanlarını bilen dünya devletleri, birbirlerine saldırmazlar. Uluslararası karmaşaları, savaşlardansa antlaşmalar yoluyla çözmekle kazançlarının daha fazla olacağını öğrenmişlerdir. Gerçekten de Carlyle'ın söylediği gibi, "Savaş, kendi savaşlarını vermeyecek kadar korkak olan iki hırsızın kavgasıdır; bu yüzden de bir köyden ve bir diğerinden oğlanları alıp onlara üniformalar giydirir, onları silahlandırır ve karşılıklı olarak vahşi canavarlar gibi kaybetmelerine izin verirler."

Boyut : 692MB (726067100 bytes)
Sure : 01:43:08
Cozunurluk : 512 x 384
Video : Xvid 512x384 25.00fps [Stream 00]
Audio : MPEG Audio Layer 3 44100Hz stereo 80Kbps [Stream 01]

Storage Link
Filsklad Link
Filebox Link
Video.yahoo Online Link

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[anadoluhaber:36339] Prof. Dr. Baskın Oran - Kemalizm ve İfade Özgürlüğü

Prof. Dr. Baskın Oran - Kemalizm ve İfade Özgürlüğü




1. Bölüm

Mehmet Ali Birand 'in sundugu, Can Dündar ve Turgut Özakman 'in katilimci olduklari Mustafa filminin konusuldugu 32. Gün programinda Baskin Oran 'dan kemalizm ve Mustafa Kemal degerlendirmeleri.

2. Bölüm

Neden Programinda Prof. Baskin Oran 'in "Ermeni Meselesi" ekseninde "301. Madde ve Ifade Özgürlügü" sorunlari üzerine degerlendirmeleri.

http://rapidshare.com/files/28889746..._OZGURLUGU.avi

http://www.filefactory.com/file/a0e2..._OZGURLUGU_avi

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[anadoluhaber:36331] "Türkiye'deki her 100 16 yaşındaki gençten 15'i UYUŞTURUCU BAĞIMLISIDIR"

Diyor Ankara merkezli Uyuşturucu ile Mücadele Gençlik Derneği:
www.umged.com

Benden duyurması. Ne de olsa bayram bitti, acı hayata dönüş zamanı...

Saygılarımla,

Görkem Ateş
--

http://www.gorkemates.com


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[KomploTeorileri] Dersim gerçeği / ender erdemil


Dersim İsyanları Onur Öymen'in Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmayla gündeme oturdu ve pek  çok kişiye de "tarihi anlatma" fırsatı doğdu. Bu anlatıcılar  tarihi anlatırken, toplum üzerinde istedikleri etkiyi yaratacak olayları seçip anlattı. Diğer olayları olmamış saydı. Amaçları, Dersim İsyanlarının olduğundan başka türlü algılanmasını sağlamaktı. Amaçları Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı yaratmaktı. 

 

Dersim'in Cumhuriyet dönemi öncesi tarihini anlatanlar, çıkarılan isyanlarda Rusların etkilerini,Seyit Taha'nın ve  Bedirhan'lı Abdürrezzak'ın Ruslar hesabına nasıl çalıştığını, Ermeni Hoybun ve Taşnak örgütlerinin Dersim İsyanlarının çıkarılmasındaki rolünü anlatmadı.

( Fatih Ünal, Rusların Kürt Aşiretlerini Osmanlı Devletine Karşı Kullanma Çabaları, Türk Yurdu, 7. Devre, Cilt 28 (60), Sayı 254 (615)., Ekim 2008., s.31-41)

 

Tarih anlatıcılar, Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı'nın raporunu (1925) anlatırken, "(…) nasihatle yola gelmeyeceğine inandığı Koçuşağı aşiretinin üzerine bir harekat yapılarak haddinin bildirilmesini (…)" teklif ettiğini söylemedi. Cemal Bardakçı'dan önce görevlendirilen Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in raporunda; konunun bir mezhep meselesi olmadığını, süratle ve kati bir şekilde genel  tedip (yola getirme) harekatı yapılmasının gerektiğini belirttiğinden (1925) hiç söz etmedi.

 

Hüsrev Gerede'nin, 21 Aralık 1933 tarihinde Doğu'nun ıslahı ile ilgili bir rapor hazırlayarak Başbakanlığa verdiği; raporunda Dersim'in biran önce ıslah edilmesinin şart olduğunu, sadece askeri harekat değil, beraberinde eğitim, kültür, bayındırlık ve imar hatta sosyal içerikli bir ıslahatın gerekliliğini belirttiği de bilinmeyenler arasında kaldı. (Gerede,1952:28).

 

Koçgiri Aşireti Reisi Alişan Bey'in Wilson Prensiplerine dayanarak Hozat'ta Kürdistan'ın bağımsızlığı için toplantı yaptığı ve Ankara Hükümetine aşağıdaki muhtırayı verdiği (1920) bilgileri, tarih anlatıcılarının verdiği bilgiler arasında yer almadı.

"Muhtıra:

1.Kürdistan muhtariyet idaresine muvafakat eden İstanbul Saltanat Hükümeti'nin bu kararını Mustafa Kemal Hükümeti'nin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.

2.Kürdistan muhtariyet idaresi hakkında Mustafa Kemal Hükümeti'nin görüş noktasının ne olduğu hususunda, Dersimlilere acele cevap verilmesi.

3.Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut bütün Kürt mevkuflarının hemen serbest bırakılması.

4.Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan Türk memurlarının çekilmesi.

5.Koçgiri mıntıkasına gönderildiği haber alınan askeri müfrezelerin derhal geri alınması (Akgül, 2001:22-23)."

 

Alişan Bey'in, bu muhtırayla da yetinmeyip, Ankara Hükümetine; "Sevr derhal uygulansın, yoksa silahlı mücadele başlatacağız." şeklinde ultumatom verdiği bilgisi de tarih anlatıcıları tarafından okurlara aktarılmadı.

 

1933-34 yıllarında Ermeni Hoybun Cemiyeti tarafından gönderilen Ermeni Bogos ve M. Nuri Dersimi'nin bölgede yaptıkları devlete karşı çalışmalar; Hoybun'un Aşiretlerle ilişkilerini İzzettin takma adlı bir ajanı vasıtasıyla sürdürdüğü tarih anlatıcıları tarafından anlatılmadı.

 

7 Haziran l934'te çıkarılan 2510 sayılı İskan Kanununun ve 25 Aralık 1935 tarihinde çıkarılan 2884 sayılı kanunla Tunceli Vilayeti'nin kurulmasının ağaların keyfini kaçırdığı, topraklarını ve nüfuzlarını yitirme korkusuyla halkı ayaklanmaya kışkırttığı, 1937 Dersim İsyanının çıkarılmasında Fransızların etkili olduğu; Seyit Rıza'nın Suriye'deki gizli Fransız gizli teşkilatıyla ilişkisi olduğu ve 1937 yılının Mart ayında isyan çıkarması konusunda Fransızlardan talimat aldığı; İsyanın Hatay'ın Türkiye'ye katılmasının engellenmesi amacıyla çıkarılmış olması ihtimalinin pek çok tarihçinin ortak görüşü olduğu bilgisi de gizlendi.

 

İsyancıların aşağıdaki ultumatomu Ankara Hükümetine gönderdikleri anlatılanların hiçbir bölümünde yoktu:

Ultumatom:

"1.     İçimize karakollar yapmayacaksınız.

2.      Kaza ve Nahiye merkezleri kurmayacaksınız.

3.      Köprü ve yol yapmayacak, silahlarımıza dokunmayacaksınız.

4.      Vergilerimizi önceden olduğu gibi pazarlık usulü vereceğiz"

 

Harekat başlamadan önce isyancılara uçakla havadan bildiri atılarak, etraflarının çevrildiğinin, silahlarını bırakarak teslim olmaları gerektiğinin bildirildiğini anlatmayı da unuttu nedense tarih anlatıcıları.

 (Daha fazla bilgi için Kaynak: Feyzullah Ezer, Yakın Tarihimizde Dersim İsyanları, Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi)

 

Tarih, onu anlatanın dilinde ya tarih olur ya safsata.

 

Dersim İsyanları konusunda anlatılan, anlatıldığı kadarıyla yanlış ve eksik bilgilendirmedir. Amaçlanan da yurttaşların kafasını karıştırıp, Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı yaratmaktır.

 
endererdemil@yahoo.com
endererdemil@gmail.com

[KomploTeorileri] 160 tankın üzerine mi yattılar ?

 

160 tankın üzerine mi yattılar ?

 

İsrail firmasına modernize edilmesi için 7 yıl önce 687.5 milyon dolarlık tank ihalesi verildi. Ödemeler düzenli yapıldı. Ancak ortada tank yok.


Türkiye'nin 2002 yılında bir İsrail firmasına ihale ettiği 170 adet M60 tankının modernizasyonu yılan hikâyesine döndü. Tüm ödemeleri düzenli yapılan modernizasyon çalışması bir türlü bitirilemedi. Teslim tarihi birkaç kez değiştirilen tanklar için verilen son tarih olan ekim ayı da geçmesine rağmen iş 7 yılda tamamlanamadı.

İsrail: IMI kapatılmalı

29 Mart 2002'de 170 adet tankın modernizasyonu için İsrailli IMI (Israel Military Industries) firmasıyla 687.5 milyon dolar bedelle imzalanan anlaşma, ekonomik ömrünü tamamlamış olan ve en yenisi 1960 model M60 tanklarına bu büyüklükte bir yatırımın yapılması tartışmalarını da beraberinde getirdi. Modernizasyon için tank başına 4 milyon dolar ödeyen Türkiye'ye aynı tarihlerde yürütülen 'Modern Tank Projesi' için Ukrayna yeni nesil T-72 tankları için ise tank başına 3 milyon dolar önerdi. Anlaşma, Uzi silahlarını ürüten firma olarak da bilinen IMI firmasını batmaktan kurtardı. İsrail Maliye Bakanlığı'nın, devlete büyük yük getiren IMI firmasının kapatılmasının hazineyi rahatlatacağı yönünde 2001 yılında rapor verdiği belirlendi.

ASELSAN görmezden gelindi

Tek kaynak seçilen IMI, büyük bir avantaj elde ederken, yerli sanayiye düşen pay ise çok düşük kaldı. 687.5 milyon dolarlık ihalede ASELSAN'a 24.4 milyon dolarlık pay verildi. IMI'a ödenen paranın yurtiçinde kullanılması halinde, mevcut tankların yarısından fazlasının modernize edilebileceğini belirten uzmanlar, Türk Savunma Sanayii'nin bu çalışmaları yapabilecek imkana sahip olduğunu ifade etti. Uzmanlar yerli firmaların başarısına örnek olarak Leopard-1'lerin modernizasyonu için ASELSAN tarafından geliştirilen Volkan Atış Kontrol ve Muhabere Sistemleri'ni örnek gösterdi. Bu proje kapsamında IMI'ın Türkiye'ye zırh teknolojisi vereceğinin bizzat dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından açıklanmasına rağmen bunun da gerçekleşmediği kaydedildi.

Projeyle ilgili 2 önemli iddia

Projenin hangi aşamada olduğuna ilişkin net bilgi verilemezken bir iddiada firmanın 10 adet tankı modernize ederek teslim ettiği belirtilerken başka bir iddia da ise henüz prototip tasarımın dahi ortada olmadığı belirtildi. Tasarım toplantılarında firmanın birçok konuda başarısız olduğu görülmesine rağmen bazı adımların onaylanmadan geçirildiği öne sürüldü. Projede birçok yükümlülüğünü yerine getirmeyen firmaya ödemelerin ise zamanında yapıldığı kaydedildi. Ekim 2009'da tamamlanması gereken modernizasyonun ne aşamada olduğu halen belirsizliğini sürdürüyor.

"Yukarıdan gelen emirle verildi"

İhaleye tepki gösterenlerden biri de MHP Milletvekili emekli Tümgeneral Erdal Sipahi oldu. Gazze'de katliamların yaşandığı ocak ayında bir gazeteye demeç veren Sipahi, "İhalenin İsrailli firmaya verilmesine karşı çıktık. Çünkü tecrübesi yoktu. Ama yukarıdan gelen emirle ihale İsrail'e verildi. Tankları modernize etmek yerine yeni tanklar alınsaydı daha doğru olacaktı. Hala teslim edilmedi. Teslim edilse bile işe yarayacaklarını sanmıyorum" demişti.

Eruygur'un ziyaretleri!

İhaleyle doğrudan ilgisi olmayan dönemin Jandarma Komutanı Eruygur'un, Savunma Sanayi Müşteşarı Dursun Ali Ercan ile projenin İsrailli IMI'e verilmesi için görüşmeler yaptığı iddia edildi.
İhaleyle birlikte başlayan tartışmalar sürerken modernizasyon işinin İsrailli firmaya verilmesi için nasıl baskılar yapıldığı da gün yüzüne çıktı. İhaleyle doğrudan ilgisi olmadığı halde dönemin Jandarma Komutanı ve halen Ergenekon sanığı olan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un yine dönemin Savunma Sanayi Müşteşarı olan ve halen ADD yöneticisi olan Dursun Ali Ercan ile sık sık bir araya gelerek projenin İsrailli firmaya verilmesi için görüşme yaptığı iddia edildi.

Proje müdürleri istifa etti

Eruygur'un devresi olan emekli Tümgeneral Ünal Tamgaç'ın o dönem Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı olduğu öğrenildi. Eruygur'un Ercan ve Tamgaç'ı defalarca ziyaret ederek proje hakkında bilgi aldığı ve bir an önce imzalanması için baskı yaptığı öne sürüldü. Baskılar nedeniyle Türkiye'yi büyük zarara sokacak olan projeyi imzalamak istemeyen 3 proje müdürü de istifa etti. Tamgaç'ın sözleşme görüşmelerinin tümüne katıldığı ve İsrailli firmadan yana tavır takındığı ifade edilirken, halen Bayındırlık Bakanlığı'nda görev yapan dönemin Proje Müdürü Sadık Yamaç'a sürekli baskı kurduğu iddia edildi.

Tamgaç'ı istifaya götüren iddia

Daha sonra Proje müdürlüğüne getirilen Hünkar Urfalıoğlu ve ardından gelen Sezai Öztürk'ün de sözleşmeyi imzalamadığı kaydedildi. Skandal sözleşmeyi ise Daire Başkanı Hanife Nuran İnci ve Müsteşar Ercan imzaladıkları aktarılırken sözleşmede hiçbir proje personelinin parafının bulunmadığı belirtildi. Sözleşmenin içeriği ise uzun süre kasalarda kilitli olarak saklandı. Skandal sözleşmenin imzasının ardından ilginç bir gelişme yaşandı. 12 adet dairesi olduğu ortaya çıkan Müsteşar Yardımcısı Ünal Tamgaç istifa etmek zorunda kaldı. TSK proje koordinatörlüğünü ise Kd. Yük. Müh . Albay Taner Akay yaptı..

Müsteşarlıktan sonra İP'ye girdi

Dönemin MHP'li Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu tarafından göreve getirilen Dursun Ali Ercan'ın binbaşılıktan sonra askerden ayrıldığı öğrenilirken, yardımcısı olan emekli Tümgeneral Ünal Tamgaç'ın da Şener Eruygur'un devresi olduğu belirtildi. Ercan, müsteşarlıktan sonra İşçi Partisi'ne girerken, ADD'de Eruygur'un yardımcısı olarak da görev yaptı. Ulusal Kanal'da yaptığı yorumlarıyla tanınan Ercan, Cumhuriyet Mitingleri'nin düzenleyicilerinden biri olarak yer aldı.

 



__________ Information from ESET Smart Security, version of virus signature database 4648 (20091130) __________

The message was checked by ESET Smart Security.

http://www.eset.com


__________ Information from ESET Smart Security, version of virus signature database 4648 (20091130) __________

The message was checked by ESET Smart Security.

http://www.eset.com

160 tankın üzerine mi yattılar ?

 

160 tankın üzerine mi yattılar ?

 

İsrail firmasına modernize edilmesi için 7 yıl önce 687.5 milyon dolarlık tank ihalesi verildi. Ödemeler düzenli yapıldı. Ancak ortada tank yok.


Türkiye'nin 2002 yılında bir İsrail firmasına ihale ettiği 170 adet M60 tankının modernizasyonu yılan hikâyesine döndü. Tüm ödemeleri düzenli yapılan modernizasyon çalışması bir türlü bitirilemedi. Teslim tarihi birkaç kez değiştirilen tanklar için verilen son tarih olan ekim ayı da geçmesine rağmen iş 7 yılda tamamlanamadı.

İsrail: IMI kapatılmalı

29 Mart 2002'de 170 adet tankın modernizasyonu için İsrailli IMI (Israel Military Industries) firmasıyla 687.5 milyon dolar bedelle imzalanan anlaşma, ekonomik ömrünü tamamlamış olan ve en yenisi 1960 model M60 tanklarına bu büyüklükte bir yatırımın yapılması tartışmalarını da beraberinde getirdi. Modernizasyon için tank başına 4 milyon dolar ödeyen Türkiye'ye aynı tarihlerde yürütülen 'Modern Tank Projesi' için Ukrayna yeni nesil T-72 tankları için ise tank başına 3 milyon dolar önerdi. Anlaşma, Uzi silahlarını ürüten firma olarak da bilinen IMI firmasını batmaktan kurtardı. İsrail Maliye Bakanlığı'nın, devlete büyük yük getiren IMI firmasının kapatılmasının hazineyi rahatlatacağı yönünde 2001 yılında rapor verdiği belirlendi.

ASELSAN görmezden gelindi

Tek kaynak seçilen IMI, büyük bir avantaj elde ederken, yerli sanayiye düşen pay ise çok düşük kaldı. 687.5 milyon dolarlık ihalede ASELSAN'a 24.4 milyon dolarlık pay verildi. IMI'a ödenen paranın yurtiçinde kullanılması halinde, mevcut tankların yarısından fazlasının modernize edilebileceğini belirten uzmanlar, Türk Savunma Sanayii'nin bu çalışmaları yapabilecek imkana sahip olduğunu ifade etti. Uzmanlar yerli firmaların başarısına örnek olarak Leopard-1'lerin modernizasyonu için ASELSAN tarafından geliştirilen Volkan Atış Kontrol ve Muhabere Sistemleri'ni örnek gösterdi. Bu proje kapsamında IMI'ın Türkiye'ye zırh teknolojisi vereceğinin bizzat dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından açıklanmasına rağmen bunun da gerçekleşmediği kaydedildi.

Projeyle ilgili 2 önemli iddia

Projenin hangi aşamada olduğuna ilişkin net bilgi verilemezken bir iddiada firmanın 10 adet tankı modernize ederek teslim ettiği belirtilerken başka bir iddia da ise henüz prototip tasarımın dahi ortada olmadığı belirtildi. Tasarım toplantılarında firmanın birçok konuda başarısız olduğu görülmesine rağmen bazı adımların onaylanmadan geçirildiği öne sürüldü. Projede birçok yükümlülüğünü yerine getirmeyen firmaya ödemelerin ise zamanında yapıldığı kaydedildi. Ekim 2009'da tamamlanması gereken modernizasyonun ne aşamada olduğu halen belirsizliğini sürdürüyor.

"Yukarıdan gelen emirle verildi"

İhaleye tepki gösterenlerden biri de MHP Milletvekili emekli Tümgeneral Erdal Sipahi oldu. Gazze'de katliamların yaşandığı ocak ayında bir gazeteye demeç veren Sipahi, "İhalenin İsrailli firmaya verilmesine karşı çıktık. Çünkü tecrübesi yoktu. Ama yukarıdan gelen emirle ihale İsrail'e verildi. Tankları modernize etmek yerine yeni tanklar alınsaydı daha doğru olacaktı. Hala teslim edilmedi. Teslim edilse bile işe yarayacaklarını sanmıyorum" demişti.

Eruygur'un ziyaretleri!

İhaleyle doğrudan ilgisi olmayan dönemin Jandarma Komutanı Eruygur'un, Savunma Sanayi Müşteşarı Dursun Ali Ercan ile projenin İsrailli IMI'e verilmesi için görüşmeler yaptığı iddia edildi.
İhaleyle birlikte başlayan tartışmalar sürerken modernizasyon işinin İsrailli firmaya verilmesi için nasıl baskılar yapıldığı da gün yüzüne çıktı. İhaleyle doğrudan ilgisi olmadığı halde dönemin Jandarma Komutanı ve halen Ergenekon sanığı olan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un yine dönemin Savunma Sanayi Müşteşarı olan ve halen ADD yöneticisi olan Dursun Ali Ercan ile sık sık bir araya gelerek projenin İsrailli firmaya verilmesi için görüşme yaptığı iddia edildi.

Proje müdürleri istifa etti

Eruygur'un devresi olan emekli Tümgeneral Ünal Tamgaç'ın o dönem Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı olduğu öğrenildi. Eruygur'un Ercan ve Tamgaç'ı defalarca ziyaret ederek proje hakkında bilgi aldığı ve bir an önce imzalanması için baskı yaptığı öne sürüldü. Baskılar nedeniyle Türkiye'yi büyük zarara sokacak olan projeyi imzalamak istemeyen 3 proje müdürü de istifa etti. Tamgaç'ın sözleşme görüşmelerinin tümüne katıldığı ve İsrailli firmadan yana tavır takındığı ifade edilirken, halen Bayındırlık Bakanlığı'nda görev yapan dönemin Proje Müdürü Sadık Yamaç'a sürekli baskı kurduğu iddia edildi.

Tamgaç'ı istifaya götüren iddia

Daha sonra Proje müdürlüğüne getirilen Hünkar Urfalıoğlu ve ardından gelen Sezai Öztürk'ün de sözleşmeyi imzalamadığı kaydedildi. Skandal sözleşmeyi ise Daire Başkanı Hanife Nuran İnci ve Müsteşar Ercan imzaladıkları aktarılırken sözleşmede hiçbir proje personelinin parafının bulunmadığı belirtildi. Sözleşmenin içeriği ise uzun süre kasalarda kilitli olarak saklandı. Skandal sözleşmenin imzasının ardından ilginç bir gelişme yaşandı. 12 adet dairesi olduğu ortaya çıkan Müsteşar Yardımcısı Ünal Tamgaç istifa etmek zorunda kaldı. TSK proje koordinatörlüğünü ise Kd. Yük. Müh . Albay Taner Akay yaptı..

Müsteşarlıktan sonra İP'ye girdi

Dönemin MHP'li Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu tarafından göreve getirilen Dursun Ali Ercan'ın binbaşılıktan sonra askerden ayrıldığı öğrenilirken, yardımcısı olan emekli Tümgeneral Ünal Tamgaç'ın da Şener Eruygur'un devresi olduğu belirtildi. Ercan, müsteşarlıktan sonra İşçi Partisi'ne girerken, ADD'de Eruygur'un yardımcısı olarak da görev yaptı. Ulusal Kanal'da yaptığı yorumlarıyla tanınan Ercan, Cumhuriyet Mitingleri'nin düzenleyicilerinden biri olarak yer aldı.

 



__________ Information from ESET Smart Security, version of virus signature database 4648 (20091130) __________

The message was checked by ESET Smart Security.

http://www.eset.com


__________ Information from ESET Smart Security, version of virus signature database 4648 (20091130) __________

The message was checked by ESET Smart Security.

http://www.eset.com

[anadoluhaber:36328] yandaş yarıya herşey serbest

Üst yargı ayağa kalktı. 'Bizi bile dinliyorlar' diye feryat etti. Bir haber kanalı da (eski güvenilirliğini her gün yiyip bitiren ve Ergenekon'un borazanı haline gelen bir haber kanalı) 'yargı yargıyı dinliyor' diyerek kıyameti kopardı. Legal dinlemeden bahsediliyordu. Yasal dinlemeden bazı üst düzey yargı mensupları rahatsız olmuştu. Tamam. Diyelim ki anlaşılabilir bir durum var ortada. Peki aynı yargı mensuplarının şu soruya cevap vermesi gerekmiyor mu: Ergenekon davasında 51 No'lu DVD Ergenekon tutuklusu Levent Göktaş'ta çıkmıştı ve o DVD'de üst yargı mensuplarının ses kaydından bel altı arşivlere kadar iğrenç belgeler vardı. Yasal dinlemeler üzerine yeri göğü inleten üst yargı niçin Ergenekon tarafından yapılan ve meslektaşlarını zor durumda bırakan gizli kayıtlara sessiz kaldı ve hiçbir yargı mensubu - bir kişi hariç- dava açmaya kalkışmadı? Dün Zaman'da yayınlanan çarpıcı röportajında Adalet Bakanı Sadullah Ergin de bu garip duruma dikkat çekiyor. Tamamı illegal dinlemeydi. Devlet dinlerse özel hayata müdahale diye ayaklanacaksın; örgüt dinlerse gıkın çıkmayacak. Sonra da kalkıp bu çarpıklığı yazanları yargıyı yıpratmakla suçlayacaksın! Esas yargıyı yıpratanlar, derin çetelerle işbirliği yapan ya da onlardan korkanlardır. Gerisi hikâye...

Ekrem Dumanlı

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[anadoluhaber:36338] Bu Gürbüz Çapan Cumhuriyet Gazetesi ortağı değilmi

Ergenekon'un yeni skandalı...

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, DHKP-C terör örgütünün yurtdışı faaliyetleri ile ilgili Hollanda ve Belçika'dan adli yardım istedi.


Hollanda ve Belçika'dan gelen belgelerde; ikinci "Ergenekon Terör Örgütü" davasının tutuklu sanıklarından Esenyurt eski Belediye Başkanı Gürbüz Çapan'ın, DHKP-C terör örgütünün üst düzey yöneticilerine maddi yardımda bulunduğu belgelendi.

Belgelere göre; Gürbüz Çapan'ın evinde yapılan aramada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Üsküdar'daki evinin detaylı krokisi ve şifrelenmiş eylem istihbaratları ele geçirilen DHKP-C terör örgütü üst düzey sorumlusu Asuman Özcan'la (Akça) ilişkisi olduğu ve Asuman Özcan'a para yardımında bulunduğu belirtiliyor. Gürbüz Çapan, çıkarıldığı mahkemece tutuklanıp cezaevine konulan Asuman Özcan'a, "Bizim çocuklar" demiş.

Belgelere göre; Çapan, DHKP-C terör örgütü yöneticilerine konut vermiş, örgütün 50 bin dolar gelir elde edeceği işte aracı olmuş, örgüt elemanlarına maddi destek olmuş. Gürbüz Çapan, ortağı olduğu Cumhuriyet gazetesini basanlara da maddi yardımda bulunmuş.

SAVCI, HOLLANDA VE BELÇİKA'DAN ADLİ YARDIM İSTEDİ

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar'ın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıma gönderdiği 7 Mayıs 2009 tarihli yazısında; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 2005/2000 sayılı soruşturma dosyası üzerinden yürütülen tahkikat kapsamında, Hollanda ve Belçika'dan yasadışı DHKP-C terör örgütüne ait arşiv niteliği taşıyan çok sayıda bilgi, belge, CD, doküman ve hard disklerin Adli Yardım prosedürü kapsamında getirilerek inceleme altına alındığını belirtilerek, "Söz konusu belgelerin, yapılan incelenmesinde, Ergenekon Terör Örgütü'ne yönelik soruşturma kapsamında hakkında kamu davası açılan Gürbüz Çapan isimli kişinin yasadışı DHKP-C terör örgütü ile bağlantısına ilişkin deliller olduğu tespit olunmakla, delil niteliği taşıyan hususlar ayrıntılı olarak çıkartılarak dosyanıza eklenmek üzere gönderilmiştir" denildi.

Savcı Bilal Bayraktar, söz konusu yazısına, Hollanda Kraliyeti Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış ilişkiler Genel Müdürlüğü ve Belçika Federal Savcılığı'ndan gelen belgeleri, Gürbüz Çapan dosyasına konulmak üzere ek delil olarak ekledi.

Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz de, 20 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda, Gürbüz Çapan'ın, DHKP-C terör örgütü ile irtibatını gösterir delillerin bulunduğunu belirterek, söz konusu delillerin, ikinci "Ergenekon" davasıyla birleştirilmesini istedi.

HOLLANDA BELGELERİ

Hollanda Kraliyeti Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış ilişkiler Genel Müdürlüğü'nden gelen belgelerde; Gürbüz Çapan'ın, DHKP-C terör örgütü militanlarıyla arasında örgütsel bir ilişkinin mevcut olduğu ve DHKP-C terör örgütünü yönlendirdiği, geçmişte DEV-GENÇ faaliyetleri içerisinde bulunduğu ve DEV-SOL örgütü ile ilişki içerisinde olduğu, DHKP-C terör örgütü elebaşısı Dursun Karataş ile geçmişte birlikte olduklarını itiraf ettiği, DHKP-C terör örgütünün ideolojik ve politik olarak önceden tanıdığı, DHKP-C terör örgütü mensuplarını "bizim çocuklar" şeklinde sahiplendiği, örgüt adına geldiklerini söyleyen DHKP-C terör örgütü mensuplarına konumlarının bilincinde olarak 100 konutluk arsa yeri verdiği, DHKP-C terör örgütü yöneticilerine hukuk bürosunun faaliyetleri ile ilgili rapor veren Av. Behiç Aşçı'nın ekonomik sorunlarıyla ilgili Gürbüz Çapan'dan maddi destek alacaklarını örgüte bildirdiği, Gürbüz Çapan'ın DHKP-C terör örgütüne bilerek ve isteyerek maddi yardımda bulunduğu, cezaevinde bulunan DHKP-C terör örgütü mensuplarının duvarı delmek suretiyle Gürbüz Çapan'la notlaştıkları, böylelikle DHKP-C terör örgütü üst düzey yöneticisi Asuman Özcan ile Gürbüz Çapan'ın gizli yazışmaları ve özel notlaşmalar yaptıkları, DHKP-C terör örgütünün cezaevlerindeki ihtiyaçları (telefon, para, ilaç, kitap) ve dışarıda örgüte lazım olacak lojistik destek, ev ve işyeri ilişkileri için Gürbüz Çapan'la irtibata geçtiği, DHKP-C terör örgütü cezaevi yapılanmasına "Tüm külfetlerini kendisinin üstlenmesi" koşuluyla telefon ayarlama sözü verdiği, DHKP-C terör örgütü cezaevi yapılanmasına ait notların dışarıya iletilmesinde kuryelik yaptığı, böylelikle örgüt ile cezaevi yapılanması arasındaki iletişimi sağladığı, cezaevintien tahliye olurken DHKP-C terör örgütüne ait belceleri de dışarı çıkartarak örgüte ulaşılmasını sağladığı, DHKP-C terör örgütü içinde faaliyet yürütme suçlamasıyla cezaevinde bulunan bayan tutuklulara giysi gönderdiği tespit edilmiş. Ça-pan'ın, örgütsel faaliyetleri Hollanda raporlarında şöyle geçiyor:

100 KONUTLUK YER ALMIŞLAR!

24 Şubat 2000 tarihli İmam Fidan'ın "Ulutan Süreciyle Yaşadıklarım" başlıklı rapor:

Kooparatif arsası için Esenyurt'ta Gürbüz Çapan'a gideceğiz. Oraya vardık, bizi içeri aldılar. Gürbüz Çapan beni tanımış. Diyarbakır'dan öğrenciyken DEV-GENÇ faaliyetleri içerisindeymiş. Elazığ'a gelip gittiğini, Hayri Arpa ve Haydar Başbağ ile beraber bize geldiklerini anlatıyordu. Ben de İşte biz de şimdi sana geldik. Konutlara ayrılan yerde 100 konutluk bir yer istiyoruz. 0 da (Gürbüz Çapan) 'Peki artık size de yok diyemem' dedi. (...) Arsa yerini almıştık, sevinçliydik.

DHKP-C ÜYELERİNE OTOBÜS

29 Temmuz 2000 tarihli Semiha Kod Şerife Korkmaz tarafından yazılan rapor:

Ankara yürüyüşü çalışmalarını değerlendirip eksiklerimizi son kez yapacaklarımızı konuştuk.

(...) Bugün Gürbüz Çapan'la otobüs vermesi için konuşmuştuk. Yarın cevap verecek. Eğer olursa bu otobüsleri kullanacağız."

23 Ekim 2000 tarihinde Murat Kod tarafından yazılan rapor: Gürbüz Çapan'dan çok yüklü (trilyon) para istemek gerektiği ve bu adamın kararlı davranıldığında bu parayı verebileceği, katrilyonluk bir servete sahip olduğunu söyledi.

7 Şubat 2001 tarihli Muzaffer kod Tekin Ak-gün tarafından yazılan rapor: Gürbüz Çapan'ın yanına gittik. Otobüs istedik. 'Parasını veririm' dedi. Cuma gününe randevu verdi. Cuma günü gideceğim.

10 Şubat 2001 tarihli Muzaffer kod Tekin Akgün tarafından yazılan rapor: Bugün Gürbüz Çapan'ın yanına gittim. Otobüs için 400 milyon lira aldık. (...) Ayrıca iç çamaşırı, çorap, eşofman istedim, başkan yardımcısı Bedri ilgileneceğini, pazartesi kendisini aramamızı söyledi.

CUMHURİYET GAZETESİNİ BASANLARA YARDIM

9 Ekim 2001 tarihinde Yenge kod Behiç Aşçı tarafından yazılan rapor: Cumhuriyet gazetesini basan Çağdaş Matbaacılıkla çalışan Ferda Koç diye birisi varmış. Gürbüz Çapan, bayan arkadaşlara iletilmek üzere Ferda Koç'a giysi bırakmış. Giysiyi alıp Kartal'a ileteceğiz.

BAŞBAKANIN EVİNİN DETAYLI KROKİSİ ÇIKAN KİŞİYE PARA YARDIMI

21 Eylül 2002 tarihli Hayriye Gündüz tarafından yazılan rapor: (...) Komite Asuman, Remziye ve benden oluşuyordu. Komitenin sorumlusu Asuman'dı. Gürbüz Çapan ile bu program dahilinde ilişkiye geçtik. Ben B-4'e geçtiğimde notlarla yürütülen bir ilişki vardı. Asuman ve Remziye notlaşıyordu. Ben B-4'e geçtikten sonra havalandırma duvarından delik açtık. (Kartal'da havalandırmalar arasında delikler hemen her hücrede var) Ondan sonra düzenli ilişkimiz oldu. Gürbüz Çapan'ın olduğu hücrede A-7'de 5 kişi vardı; Hayyam Garipoğlu ve kardeşleri (Niman, Nide, Habil ve Gürbüz Çapan) Başlangıçta Hayyam Garipoğlu dışında hücredeki herkesle aynı düzeyde sohbet ettik. Onları tanınaya çalıştık. Gürbüz Çapan'ın eski Devrimci Yolcu olduğunu biliyorduk sadece. (...) Her gün 4-5 saat konuşuyorduk. Zamanımızı onlara göre düzenliyorduk. (...) Bu sohbetlerden güç alıyordu. Bunun farkındaydık. O nedenle başlangıçta onlara tabi olduk. Sonra giderek saatlerimizi ve

zamanı kendimize, kendi programımıza göre düzenledik. Gürbüz Çapan ile birbirimizi yakından tanıdıkça ilişkilerimiz gelişti. O bizi tanıdıkça güvenmeye başladı. (...) Bizim dışımızda Gürbüz Çapan ile Asuman notlaşıyordu. Zaman zaman yazışıyordu. (...) (Asuman'ın Gürbüz Çapan'a iletmesini istediği özel not ya da sormasını istediği şeyler oluyordu) (...) Gürbüz Çapan zaman zaman para veriyordu. (...) Gürbüz Çapan'la ilişki, tahliye oluncaya kadar bu biçimde devam etti. Gürbüz Çapan'ın ise bizlere bakışı şuydu: "Bizim çocuklar" diyordu. Ve kendi kızları gibi görüyordu. Sahipleniyordu da... Bunun içinde duygusallık da vardı yakalanarak tutuklanan Gürbüz Çapan ile gizli ilişki içerisinde bulunduğu tespit edilen DHKP-C terör örgütü üst düzey sorumlusu Asuman Özcan (Akça), 15 Şubat 2008 günü yapılan operasyon neticesi yakalanarak gözaltına alınmış, ele geçirilen materyaller üzerinde yapılan inceleme neticesinde Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ilimiz Üsküdar ilçesinde bulunan konutunun detaylı krokisinin de bulunduğu şifrelenmiş eylem istihbaratları ele geçirilmiştir. Asuman Özcan (Akça), 19 Şubat 2008 günü sevkedildiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Soruşturma No: 2007/3098 Sorgu No: 2008/23..sayı ile tutuklanmıştır.

BELÇİKA BELGELERİ

Belçika Federal Savcılığı'ndan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gelen Gürbüz Çapan belgeleri ise şöyle: Gürbüz Çapan, DHKP-C terör örgütüne maddi destek amacıyla "dolmuş hattı ve taksi plakası" ayarlama sözü verdiği ve neticede minibüs hattı ayarladığı, Ergenekon soruşturması çerçevesinde hakkında işlem yapılan Aydınlıkla irtibat ve ilişkisinin olduğu, Gürbüz Çapan'ın aracı olduğu bir işte DHKP-C terör örgütünün 50 bin dolar gelir elde edeceği, Gürbüz Çapan'ın kooperatif yoluyla DHKP-C terör örgütüne daireler kazandırdığı, DHKP-C terör örgütünün pazar tezgahları konusunda Gürbüz Çapan'la görüşme planladığı, Gürbüz Çapan'ın DHKP-C terör örgütüne bilerek ve isteyerek maddi yardımda bulunduğu tespit edilmiş olup, örgütsel faaliyetleri raporlarda geçtiği şekliyle aşağıya çıkarılmıştır:

HAMDİ 23 Aralık 1997: Disketler geldikten sonra hemen çıkıp Gürbüz Çapan ile görüşmeye gideceğim. Sonra Aydınlık ve Hasan Aldemir ile görüşeceğim. Disketleri size haber veririm ve çıkarım eğer söyleyeceğiniz bir şey yoksa. Birinci madde Aydınlıktan Ferit İlsever ile görüştüm.

(Ferit İlsever'in, kendisiyle görüşmeye gelen DHKP-C terör örgütü yöneticisinin konumunun ve durumunun fakında olarak, 12 Mart 1995 tarihinde 'Gazi Olaylan'nı başlatan kahvehanelerin taranması eyleminde ilk kurşunu sıkan kişi olduğu DHKP-C terör örgütünün Hollanda belgelerinde geçen Osman Gürbüz ile ilgili olarak "DEVRİMCİ-SOL davasından yargılanmadığını ifade eden bir düzeltme yayınlayacağı" sözünü verdiği...)

(Kaynak: Vakit gazetesi)

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[anadoluhaber:36327] Subayların ilişkileri sis perdesini kalınlaştırıyor

Bahriyeli 5 subayın sırlarla dolu ölümü

Ergenekon, cephanelikler ve darbe planları ile gözlerin çevrildiği Deniz Kuvvetleri'nde iki yılda 5 rütbeli subay sırlarıyla birlikte öldü. Subayların ilişkileri sis perdesini kalınlaştırıyor

Ergenekon ve Kafes Eylem Planı soruşturmasında çok sayıda muvazzaf subayın sorgulandığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda son iki yıl içinde 5 rütbeli subay şüpheli şekilde hayatını kaybetti. İstanbul'daki evinin balkonundan düşerek yaşamını yitirdikten sonra Ayışığı Darbe Planı'nı deşifre eden subay olduğu ortaya çıkan Emekli Deniz Albay Belgütay Varımlı'dan önce Ergenekon soruşturmasında ismi iddianame eklerinde yer alan Yüzbaşı Olgun Vural askeri lojmanda ölü bulunmuştu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki yapılanmaya ait bilgileri sızdırdığı ileri sürülen Yüzbaşı Vural'ın ardında bıraktığı intihar mektubu dikkat çekiciydi. Listede ismi geçen Binbaşı Ümit K.'ya hitaben yazılan mektupta " Bulmacanın parçaları beni gösteriyor ama ben değilim. Bana inanın, Ümit K. bana inan" sözleri Vural'ın yoğun baskı altında olduğunu gösteriyordu. Olgun Vural'ın beylik tabancasıyla intihar ettiği resmi kayıtlara geçti.

PAŞALARIN ÇALIŞMA ARKADAŞI

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki şüpheli ölümler zincirinin ilk halkası 2 Mayıs 2007'de Ankara yakınlarında şaibeli bir trafik kazasında yaşamını yitiren Emekli Deniz Albay Birol Atakan oldu. 28 Şubat sürecinde Oramiral Güven Erkaya ile birlikte çalışan Atakan daha sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Yener Karahanoğlu'nun da emir subayı oldu. Komutanlıktaki Ergenekoncu yapılanma hakkında bir çok bilgiye sahip olan Atakan, eski kuvvet komutanı Özden Örnek ile Karahanoğlu arasındaki köprü isim olarak biliniyordu.

KOMUTANLARIN ORTAK HAFIZASI

Kuvvet komutanlarının birbirine devrettiği bir 'hafıza defteri' özelliği taşıyan Atakan, Özden Örnek ve Yener Karahanoğlu zamanında amiralliğe aday komutanların bilgilerine ulaşıp, haklarında olumlu-olumsuz kanaatler oluşmasını sağladığı ve böylece ETÖ'ün istediği-istemediği şahısların Deniz Kuvvetlerinde atama, terfi işlemlerine etki etti. Eski ve yeni komutan arasındaki gizli görüşmeleri de Atakan'ın ayarladığı belirtiliyordu. Sırlarıyla birlikte ölen Atakan'ın, Adana-Yüreğir Hadep İlçe Teşkilatı yönetiminde görevli olan Suphi Karakeçeli'yle irtibat halindeyken kardeşi Selda B.'nin DHKP-C Örgüt mensubu Nihat B. ile irtibatlı olduğu istihbarat notlarına da yansımıştı.

Darbe planlarını deşifre etti

Ölümü şüpheli bulunan son denizci Kadıköy'deki evinin balkonundan düşerek yaşamını yitiren emekli Albay Belgütay Varımlı oldu. Varımlı'nın ölümünden sonra Sarıkız ve Ayışığı Darbe Planları'nı deşifre eden subay olduğu ortaya çıktı. Şener Eygur ve arkadaşlarının darbe çalışmalarından dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü, Varımlı'nın haberdar ettiği öğrenildi. Rütbeleri sökülen Oramiral İlhami Erdil aleyhine mahkemede ifade veren Varımlı, Özel Kuvvetler Komutanlığı ve MSB Teftiş Kurulu Başkanlığı'nda da görev yapmıştı.

'Bulmacadaki kayıp parça ben değilim'

Şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren diğer bir Deniz Kuvvetleri personeli ise Yüzbaşı Olgun Vural oldu. Vural, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların komutanlıktaki yapılanmayı deşifre eden listeyi ele geçirmesinden sorumlu tutulan kişiydi. İddianamenin eklerinde ismi geçen Vural'ın komutanlığa bağlı okullarda ETÖ adına Yüzbaşı Ali T. ve Binbaşı Ümit K. ile hareket ettiği belirtiliyordu.

OTOPSİ RAPORUNDA ÇELİŞKİ

Vural'ın komutanlığa ait evinde intihar etmesinden bir gün önce Ümit K. ile buluştuğu ve o gece sabaha kadar uyamadığı eşinin ifadelerine yansıdı. Olgun Vural'ın ardında bıraktığı mektupta Ümit K.'ya hitaben " Bulmacanın parçaları beni gösteriyor ama ben değilim. Bana inanın, Ümit K. bana inan" dediği intihar mektubu da sis perdesini aralayamadı. Olay esnasında evde bulunan Olgun'un eşi ve kızı silah sesi duymadıklarını belirtirken otopsi raporuna göre mermi giriş ve çıkış deliği arasında da uyumsuzluk vardı. Küçük olması gereken giriş deliği büyük, büyük olması gereken çıkış deliği ise küçüktü.

ORAMİRALE RÜTBE SÖKTÜREN YARBAY

Deniz Kuvvetleri'ndeki ikinci şüpheli ölüm olayı İzmir'de meydana geldi. Güney Deniz Saha Komutanlığı'nda görevli Hâkim Yarbay Tanju Ünal, karargâhtaki makam odasında ölü bulundu. Kamuoyuna tabancayla intihar ettiği açıklanan Ünal, Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil'i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hakimdi. Ünal'ın Hizbullah terör örgütü ve Batı Çalışma Grubu'nun kuruluş aşamalarını çok iyi bildiği, aktif olarak çalıştığı, sonrasında Hizbullah'ın çözülmesinde rol oynadığı belirtiliyordu. Sis perdesi altında yaşamını yitiren Tanju Ünal'ın irtibatları da dikkat çekiciydi. Gen. Kur. Adli müşaviri Tuğg. Hıfzı Çubuklu ve kardeşi Albay Orhan Çubuklu ile yakın ilişki içinde olan Ünal'ın İsmail Ağa cemaati üyesi Hüseyin Yıldırım ve kardeşi Zeliha Tanrısever ve radikal dini grup olan Haksöz üyesi Oktay D. ve Akın A. ile irtibatı olduğu ileri sürüldü.

Cenazesine kimse gelmedi

2007 Yılının 11 Kasım'ın da da Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nda görevli Tabip Yarbay Nursal Gedik resmi kayıtlara göre intihar olarak geçen bir şekilde yaşamını kaybetti. Gedik'in ailesi intihara ihtimal dahi vermezken güzel yarbayın ardından komutanlıkta dönen uyuşturucu kirli ilişkiler konusunda ulaşmaması gereken bazı bilgileri elde ettiği için öldürüldüğü ileri sürüldü. Nursal Gedik'in cenaze törenine rütbeli personelin katılmasına izin verilmediği de iddia edilmişti.

STAR


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[anadoluhaber:36337] Bu ülkede 17 yaşında bir çocuk, yaşı büyütülerek idam edildi..

'Başbakan hayatını riske atıyor'

"Açılımı başlatarak hem siyasi risk alıyorsunuz, hem de belki yaşam riski alıyorsunuz. Türkiye'deki statükoyu biliyorsunuz. Yakın tarih darbelerle geçti. Bu ülkede 17 yaşında bir çocuk, yaşı büyütülerek idam edildi.."


Elimizde bir demokratik açılım paketi yok. Olsaydı, Alevi, Kürt çalıştayları yapılmazdı. Biz açılım paketini hep birlikte oluşturacağız.”

“Bugünkü Meclis pratiğinde sorunu mutabakatla çözmek çok zor. Ama biz demokrasi ve açılım konusunda kararlıyız. Biz yürüyeceğiz, gelen gelir, düşen düşer.”

“Başbakan müthiş kararlı. Bir an için bile açılımla ilgili “acaba” dediğine tanık olmadım. “Açılımı sürdüreceğim” diyor.”


NEŞE DÜZEL - TARAF

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[anadoluhaber:36335] Bu askerler ne yapıyor?

Muhtardan binbaşıya kameralı suçüstü

Ergenekon kapsamında tutuklanan Erzincan İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı N.E'nin sahte delil ve tanık üretme faaliyetleri, bir muhtarın itirafıyla ortaya çıktı.
YENİŞAFAK

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

[KomploTeorileri] Mesut Barzani: "Kürt ordusu kuracağım"

 
Barzani'den "Kürt Ordusu" Açılımı

Kuzey Irak Yönetimi lideri Mesud Barzani, "Bağımsız bir Kürt ordusu" kurmak istediğini ilan etti.

Barzani, ABD'nin bölgedeki üst düzey askeri yöneticileri ile 21 Kasım 2009'da Erbil'de görüş alış verişinde bulundu ve 22 Kasım'da  "Birleşik Kürt ordusu" açılımı ilan edildi. http://pukmedia.com/english/index.php?option=com_content&task=view&id=14673&Itemid=52 ;  http://www.cnnturk.com/2009/dunya/11/22/barzaniden.kurt.ordusu.karari/552708.0/index.html

Barzani, bu orduyu oluşturacak güçleri birleştirmek için de ABD'nin yardımına ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

Kürtlerin Silahlanmasında ABD'nin Yardımları

ABD'nin Mart 2003'te Irak'a müdahalesinden sonra, Irak'ın kuzeyindeki peşmergelerin İsrailli emekli subaylar tarafından eğitildiği birçok kez Türk basınında da yer almıştı.

Washington Post Gazetesi 24 Kasım 2008'de, C-130 tipi üç ABD kargo uçağıyla Eylül 2008'de Süleymaniye'ye silah getirildiğini yazdı.

Irak Merkezi Hükümeti'nin İçişleri Bakanı Cevat el Bolani, tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, Irak'ta da yurtdışından silah alımlarının sadece Savunma ve İçişleri Bakanlıkları tarafından yapıldığını söyleyerek bu sevkiyata tepki gösterdi . Söz konusu silah sevkiyatı Irak yasalarına aykırı idi. ABD alenen Barzani'ye yasa dışı silah yardımı yapıyordu.

Başlangıçta suskun olan Kürt yetkililer, daha sonra "Kuzey Bölgesi Yönetimi (KYB) Irak'ta terörle savaşın ön cephesinde olmayı sürdürüyor. Devam eden bu tehdit yüzünden anayasadaki hiçbir şey KYB'yi bölgesel savunma materyalleri edinmekten men edemez!" şeklindeki açıklamasıyla adeta meydan okumuştu.

ABD, Irak'taki silahların bir kısmını götürmeyerek Barzani'ye verebilir. ABD'nin peşmergeleri silahlandırdığı da zaten bilinmektedir. Peşmergeler, Saddam Hüseyin'in askerlerinden geriye kalan silahlarla ilk kez önemli ölçüde donatılmışlardı. İkinci ve daha modern harp silah ve araçlarıyla donatılmaları da 2003'te Irak'a yapılan müdahale sonunda gerçekleşti. Üstelik sadece Saddam'ın çağdışı kalan silahları değil, bu kez ABD silahlarıyla da donatıldılar. Hatta bununla da yetinmeyip, bazı Amerikan silahlarını PKK terör örgütüne bile verdiler. Bu konuda Başbakan R.T. Erdoğan, New York'ta bulunduğu Eylül 2007'de, "PKK kamplarında top, tank ve buna benzer Amerika'ya ait ağır silahlar çıktı!" bile demiştir.

Irak Kuzey Yönetimi Ordusu ve Bölge İstikrarına Etkisi

Barzani'nin "Bağımsız ve birleşik bir Kürt ordusu" kurma isteğini başta Irak Merkezi Hükümeti kabul etmeyeceği gibi, Türkiye, Suriye ve İran'ın da kabul etmesi mümkün değildir.

Şayet ABD Barzani'nin bu düşüncesine yeşil ışık yakmış ise bunun anlamı "ABD, Irak'tan çekilmeden önce, yeni bir çatışmanın kıvılcımlarını da çakarak ayrılma stratejisini ortaya koymaktadır!" demektir.

Son aylarda Irak Kuzey Yönetimi'nin önemli zevatıyla yapılan söyleşilerden alınan bilgilere dayanarak hazırlanan, "Kürtler ve Irak" başlıklı raporlara göre, gelecekte Irak'ta Şii ve Sünni Arapların Kürtleri dışlayacağı, hatta Saddam Hüseyin döneminin benzeri baskı ve zulmün Irak Kürtlerinin üzerine "balyoz" gibi inebileceği senaryoları yazılmaktaydı. Yoksa o senaryolar, hep bugün açıklanan "Peşmerge Ordusu"nun kurulmasına dimağlarda yer açmak için miydi?  Acaba bu projenin ardında Orta Doğu'da yalnızlığa itilen İsrail'e karşı bir koruma kalkanı mı oluşturulmak istenmektedir?

Barzani'nin ordusuna onay vermeyen Türkiye'ye karşı, yine ve yeniden bir "PKK terör kartı" oynanması da masadadır…

Sonuç

Barzani'nin bu son çıkışı, başta Irak merkezi Hükümeti olmak üzere, bölge ülkelerinin yöneticilerinin tamamında tepkiyle karşılaşacaktır. Şayet ABD'den en kısa zamanda bu düşünceyi yalanlayan bir açıklama yapılmaz ise Türkiye-ABD ilişkilerindeki hasarın hala "onarılamadığı", ya da ABD'nin tıpkı Bush dönemindeki gibi "Ben güçlüyüm, o halde haklıyım!" düşüncesinde devam ettiği yanlışlığını göstermektedir. Şayet ABD'den böyle bir ışık alınmasa, Barzani'nin bu isteği ilan etmesi de mümkün değildir. Zira ABD'ye rağmen bunu yaparsa, bir bakıma kendi sonunu da hazırlamış olacaktır. Keşke "Barzani böyle bir yanlışlık yapmış!" denilebilseydi…

Türkiye ise şapkasını bir kez daha önüne koymalı, dost, müttefik, komşu, çıkar ve milli bütünlük gibi kavramları yeniden düşünmelidir. Bu arada ülkeler arasında "dostluk", "stratejik ortaklık" vb kavramların her an değişebileceği, önemli olanın "örtüşen çıkarlar" olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Tabii bu arada, Kandil'i ovaya, Mahmur'u Türkiye'ye getirmeyi düşünen "açılım" da yeniden ve "akıl birliği" ile düşünülüp, ona göre karar verilmelidir. Aksi halde, Barzani'nin "modern ve birleşik Kürt ordusu"nun bir bölümü de Türkiye'nin sınırları içerisinde bulunacak demektir.

 Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı

http://www.turksam.org/tr/a1866.html

Tarafımdan kısaltılarak renklendirilmiştir SB


 

[anadoluhaber:36325] Ynt: [anadoluhaber:36295] Kafesçi Hainlerin Çocukları Üniversiteyi Nasıl Kazandı Lüftren Araştırılsın.

bunlar ıllardır yapılıyor du yaptırılıyordu...yeni değilki..çeteler ...de içindeydi ..pkk da...yoksa bu ülke bu hale gelirmiydi...


----- Özgün İleti -----
Kimden : anadoluhaber@googlegroups.com
Kime :
Gönderme tarihi : 28/11/2009 12:39
Konu : [anadoluhaber:36295] Kafesçi Hainlerin Çocukları Üniversiteyi Nasıl Kazandı Lüftren Araştırılsın.

























Kafes belgelerinde şok eden cümle !



Ergenekon
sanığı Levent Bektaş'ın ofisinde ele geçirilen 'Kafes Eylem Planı'ndaki
belgeler, üniversite ve memurluk başta olmak üzere önemli sınavlar
yapan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi'ne de (ÖSYM) sızıldığının
işaretlerini veriyor.













Şifrelenmiş
CD'ler içindeki talimatlar ve yapılacakların belirtildiği belgelerde
görevleri belirtilmeden 4 isim yan yana yazılmış ve bu kişilerden
'yapılabilecek projeler hakkında rapor hazırlanması' isteniyor. S.Ö.,
N.A., H.Y. ve M.T.'nin, halen ÖSYM'de çalıştığı belirtiliyor. Bu
kişilerin ÖSYM'nin bilgi işlem müdürlüğünün müdür, müdür yardımcısı ve
uzmanı oldukları kaydedilirken, özellikle H.Y.'nin ÖSYM'deki tüm veri
tabanına erişme ve her türlü değişikliği yapma yetkisine sahip iki
kişiden biri olduğu ifade ediliyor.

İsimlerin yanına düşülen şu cümle dikkat çekiyor: "Sonuçlara ne kadar müdahale edebiliyoruz?" ÖSYM yetkilileri ise Kafes belgelerinden haberlerinin olmadığını savunuyor.


4
kişinin tüm bilgilere ulaşabilecek ve değiştirebilecek en kritik
noktalarda olduğu belgelerde belirtilmemiş. Bu kişilerin ÖSYM personeli
olduğunu, çıkan haberlerdeki isimleri gören diğer çalışanlar fark
etti. Arkadaşları ve yıllardır birlikte çalıştıkları kişilerin
isimlerini Kafes belgeleri içinde görünce şaşkına dönen ÖSYM
çalışanları, söz konusu kişilerin Ergenekon ve Kafes için neler
yaptığının araştırılmasını istedi.

Kafes belgelerinde bu 4 ismin
yanında ise daha da dikkat çeken şu cümle yer alıyor: "Sonuçlara ne
kadar müdahale edebiliyoruz?" 4 isim arasından 'tek muhatap
belirlenmesi' talimatı verilirken, N.A. ve S.Ö. arasındaki gönül
ilişkisinin değerlendirilmesi de isteniyor. Kafes Eylem Planı'nda ele
geçirilen şifrelenmiş CD'lerde, iş yaptırılacak kişilerin eş, kız ve
gönül ilişkileri ile tehdit edilmesi planları da ortaya çıkmıştı.

'Kafes
Eylem Planı' belgelerinde ismi geçen S.Ö., N.A., H.Y. ve M.T.'nin,
halen ÖSYM'de çalıştığı belirtiliyor. Bu kişilerin ÖSYM'nin bilgi işlem
müdürlüğünde üst düzey görevlerde bulundukları kaydedilirken, özellikle
H.Y.'nin ÖSYM'deki tüm veri tabanına erişme ve her türlü değişikliği
yapma yetkisi olan iki kişiden biri olduğu ifade ediliyor. ÖSYM
yetkilileri ise Kafes belgelerinden haberlerinin olmadığını savunuyor.

ZAMAN


VEEEE BİR YORUM:







YILLARDIR SÖYLÜYORUM...
BU
ÜLKEDE ÜNİVERSİTEYİ KAZANAMIYACAK MALLARIN NASIL ÜNİVERSİTEYİ
KAZANDIRILDIĞINI GÖRÜN. BU ÖRGÜT YANDAŞLARININ ÇOĞUNUN BEBELERİ EN
GÜZEL YERLERDE OKUYOR.

OMAR HAYYAM   
28.11.2009 08:22:24 












_______________________________________________
Ücretsiz dinlemek için yüzbinlerce şarkı Kavun'da! Tıkla, dinle.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

GDO


Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra..Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra

Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..Ne ki ÖLÜM:Şehadet vurmayınca...

اَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى"Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbül afve fâ'fü annî"Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle

" اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي Allah'ım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!".

29 Kasım 2009

[anadoluhaber:36317] Emasya askeri darbenin ta kendisidir.

"Emasya askeri darbenin ta kendisidir"

Türkiye’de asker-sivil ilişkileri konusunda çalışan önde gelen siyaset bilimcilerinden Ali Bayramoğlu geçen hafta Hürriyet’in manşetiyle gündeme gelen EMASYA ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bayramoğlu “bu düpedüz darbedir” diyor!


17 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinin ‘’ Askerin tatbikat hassasiyeti’’ başlıklı manşet haberinde yer alan ifadeler askerlerin siyasi alana müdahalesi konusunda hayırhah bir tutumu benimseyenlere bile biraz ‘’ tuhaf’’ gelmiş olmalıydı. Haberde ‘’ EMASYA’’ diye bir protokolden söz ediliyordu: ‘’ Askere toplumsal olaylara el koyma yetkisi veren EMASYA Protokolü’ne göre İstanbul’daki 52 Tümen bünyesinde kurulan EMASYA birliği Çağlayan Meydanı’nda tatbikat yapmayı planlıyor. Komuta kademesi tanklı toplu görüntülerin medyaya yansımaması için hukukçulardan görüş alıyor.’’
Haberin ardından gazetecilere bir açıklama yapan 1. Ordu Komutanı Org. Fehmi Tuncel böyle bir tatbikat hazırlığı içinde olmadıklarını ayrıca EMASYA protokolünün de kendilerine validen izin almaksızın bu tür müdahalelerde bulunma yetkisini vermediğini söyledi. Ancak Ali Bayramoğlu’nun Nokta’ya yaptığı açıklamalarda da belirttiği gibi EMASYA protokolünün askere diğer tüm sivil asayiş güçleri üstünde bir konum biçtiği çok açık. Bu durumda akıllara şu soru geliyor. Org. Fethi Tuncel’ in açıklamaları acaba ordunun da artık böyle geniş bir yetkiyi istemediği şeklinde yorumlanabilir mi?

Öncelikle EMASYA nedir oradan başlayalım isterseniz…

Emniyet Asayiş Yardımlaşma Birlikleri aslında son derece olağan bir yasal düzenleme. Gerekli durumlarda örneğin doğal afetler de çok büyük toplumsal isyanlarda sivil emniyet güçlerinin asayişi sağlamaya yeterli olmaması halinde askerden mülki amirin yani valinin yardım istemesi üzerine oluşturulan askeri birlik yapısına EMASYA denir. Yani asker- sivil yardımlaşması. Bu çok hassas bir konu. Çünkü temel olarak hem mülki idare –askeri idare ilişkilerini belirliyor hem de toplumsal ilişkilere müdahale anlamında toplum- devlet ilişkilerinin bir ayağını temsil ediyor. İller İdaresi Kanunu’nun 11.maddesi genel olarak bu ilişkileri düzenler. Bu maddeye göre vali gerekli gördüğü durumlarda askeri birimlerden yardım ister. Ordu içinde her ilde kimi birlikler olaylara müdahale etmek için görevlendirilirler. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Elbette ordu kendi içinde böyle bir hazırlık yapıp sivil otoriteden talep geldiği zaman da müdahalede bulunacaktır.

_Peki o zaman sorun nerede başlıyor?

Sorun 1997’de imzalanan protokolle karşımız çıkıyor. Dönemin koşulları 28 Şubat… Erbakan hükümeti Cumhurbaşkanı Demirel’in oyununa düşüp istifa ediyor. Demirel Mesut Yılmaz’ı görevlendiriyor. Yılmaz hükümeti kuruyor ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun ilk icraatlarından biri de bu protokolü imzalamak oluyor. Dönemin Genelkurmay Harekatı Daire Başkanı Çetin Doğan ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarı arasında bu protokol imzalanıyor. Burada sorun protokolün içeriği. Kanun maddesinde vali gereken durumlarda askerden yardım ister diyor. Fakat bunun nasıl olacağı ne şekilde tanzim edileceği bir yönetmelikle ya da protokolle belirlenir. Yani EMASYA birliklerinin varlığı yasal ve meşrudur.Kanuna uygun yönetmelik ya da protokol üretmek de normaldir.

Normal olmayan ne?

Normal olmayan şu: Protokol imzaladığı sırada Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) bugün olduğundan çok daha fazla kendi toplumunun İslami kesiminden gelen bir tehdit paranoyası içindeydi. TSK bu protokolden hareketle iç güvenlik doktrinini yeni baştan inşa etti. Bu iç güvenlik doktrininde iki temel mekanizma var. Birincisi EMASYA birlikleri tali birliklerden düzenli ve sürekli birlikler haline getirildi. İkincisi bir merkezileşme süreci yaşandı. Toplumsal olaylar gerçekleşmeden önce tedbir alınması fikri öne çıktı. Bu da sürekli takip sürekli değerlendirme sürekli bilgi depolama anlayışını egemen kıldı. Bunun sonucu olarak askeri garnizonların içinde asayiş güvenlik merkezleri kuruldu. Toplumsal gruplar yada muhtemel tehlikelerle ilgili bütün bilgilerMilli İstihbarat Teşkilatı(MİT)askeri istihbarattan yada emniyet istihbarattan asayiş güvenlik merkezlerine akmaya başladı.Bu bilgilerin değerlendirilmesi ve bunun sürekliliği dikkat çekici biçimde asker merkezli bir toplum takibi fişlemesi mekanizması üretti.Bu çok hayati bir meseledir.Çünkü zaten istihbarat aaaiflidir.İstihbaratı düzenleyen hüküm ne olursa olsun fiilen yapanlara aaafi bir alan bırakır.Tehdit olarak kâh seni görürkâh Sabeyatcıları görür.Dolayısıyla orada zaten bir hukuki denetim mekanizması yok.Bu olmadığı için istihbaratın oluşturduğu fiili alanda askerin devreye girmesiyle birlikte şunu anlamaya başlıyoruz:Bütün toplumsal gruplar hakkında değerlendirilmelerin yapıldığıtehlikeli görülenlerin fişlendiği bir merkez oluşuyor.Böylece asayiş yapısı siyasallaşıyor ve askerileşiyor.Buyasanın öngörmediği bir şeydir.Bu işin bir yanı.Öte yandan protokolün 9.maddesinde şöyle yazıyor:’Eğer toplumsal olaylar kontrolden çıkacak noktaya gelirse bu durumda görevli askeri birlik devreye girerolaylarıdeğerlendiriryakından izlerduruma el koyar.Daha sonra valiye bilgi verir.’yani askeri birlik gerekli görüyorsa validen izin almaksızın duruma el koyar.

Bu tür lokal askeri darbe anlamına gelmiyor mu?

Diyebiliriz tabii.Bu asker-sivil ilişkisindeki hiyerarşinin ters yüz edilmesidir. Bağımlı olansivil otorite oluyor bağlı olunan ise asker.Demokratik bir hukuk devletinde bu kabul edilemez bir durum.Toplumsal olaylar o kadar büyüyor ve kontrolden çıkacak noktaya geliyorsamülki mülki amir kör mü ki bunu göremiyor?Bu madde aslında şunu ima ediyor:Bir toplumsal hareket olursa ben sivil idareyi bertaraf ederek doğrudan doğruya idareye el koyar ve asayiş politikasını yönetirim.Bu sivil asayiş alanının askerileşmesi demektir.Buradan şu temel sonuç çıkar:TSK’ye göre asayiş en önemli tehdit toplumun kendisinden gelmektedir.İkincisibu tehdidi bertaraf edecek güç askerdir.Mülki amire yani valiye de güvenilmemektedir.Yani asker sadece topluma değil kendisi dışındaki devlet kurumlarına karşıda güven duymuyor

Yani sivil bürokrasiye de güvenmiyor asker…

Aynen öyle.Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz.Bu protokolün kendisi bizatihi darbedir.Diyeceksiniz ki neden böyle bir mekanizmaya ihtiyaç duyuluyor.TSK legalisttiryani yapacağı işi kanunlara uygun yapmak ister.Yani adamı döver ama bunu yasalar göre yapar.Bu yüzden bu kadar baskıcıotoriter yasalarla yönetiliyoruz zaten.

Peki sivil bürokrasidenözellikle emniyet bürokrasisinden bu protokole tepki gelmedi mi?

Geldi.Ama biz gazeteciler yada uzmanlar gibi yansıtmıyor bu tepkilerini.Sonuçta bu insanlar devlet memuru.Farklı platformlarda bile dile getiriyorlar tepkilerini.Mesela 2001’deki Mülki İdare Şurası’nda mesele çok net olarak dile getirildi.Şura tutanaklarını okuduğumuz zaman EMASYA protokolünün yasaya aykırı olduğununaskerileşmeye yol açtığının emniyette bu huzursuzluk var.Sivil asayiş güçleri askerin kendi alanına sızmasından hoşlanmıyor

Son yıllarda demokratikleşme ve sivilleşme açısından AB sürecinin etkisiyle önemli adımlar atıldı.Protokol konusunda bir gelişme olmadı mı?

Hayır.Bu protokol konusunda adım atılmadı.Aslında bunun gibi birkaç protokol daha vardı.Mesela Çevre ve Orman Bakanlığı’yla Jandarma arsında benzer bir protokol imzalandı.Kentsel alanlarda fabrikaların çevre atıklarını denetleme işini bu protokolle Jandarma kendi üstüne almıştı.Ben Orman Bakanı Osman Pepe’le konuşurken böyle bir protokolün varlığından iktidara gelir gelmez haberdar olduklarını ve derhal iptal ettiklerini söylemişti.
Fakat içişleri söz konusu olduğu zamandaha doğrusu askerin iç güvenlik doktrini söz konusu olduğu zaman işler Orman Bakanlığı’ndaki kadar basit olmuyor.Bu aslında EMASYA birliklerinin istihbarat faaliyetlerinin sonuydu.Olay ortaya çıkınca Genelkurmay Başkanlığı önce yalanladı.Sonra aralarında benim de olduğum bazı gazetecilerbunun EMASYA protokolü dahilinde yapılan bir işlem olduğunu yazdı.Bunun üstünde Genelkurmay bunu doğrulayan bir açıklama yaptı.O dönemde Başbakan Erdoğan’ın Rize gezisine katıldım.Bana fişleme konusunu sordu.Ben de protokolü uzun uzun anlattım.Hafif dehşet içinde’’Biz bu protokolü derhal iptal ederiz’’dedi.Ama buna rağmen hiçbir şey yapılmadı.

Başbakan ve hükümet de bunun farkındaysa neden bir şey yapılmadı?

Bu aslında büyük bir meydan okuma olur.Yani hükümet EMASYA protokolünü iptal etmeye yeltendiği andan itibaren TSK’nin fiilen çok yaygın olan alanını daraltmış olur.Hükümetin bunun yerine yeni ve kapsamlı bir başak protokol önerisiyle TSK’nin karşısına çıkması gerekir ki bu bir siyasi cesaret meselesidir.Bu hükümetin de öncekiler gibi cesareti yok.Bu hükümet de birçok hükümet gibi askerle iyi geçinerekaskeri ikna ederek sorunları çözebileceğini düşünüyor.Bu muhafazakârlığın tarihi yanılgısıdır.Mesele kişi meselesi değilyapı ve kurum meselesidir.Yapı ve kurumun içerdiği bir politik akıl vardır.Bunun karşısında bir başka politik akılın devreye girmesi gerekir ama bu hükümette böyle bir politik akıl yok…Bu hükümet EMASYA meselesini kendisi gündeme getirip sorunu çözmeyi deneyebilirdi ama o kadar çok sorunu var kiyeni bir sorunu alıp siyasallaştırmak istemiyor.Ayrıca askerle kriz yaratmak Türkiye’de hiçbir siyasetçinin kolay kolay yelteneceği bir iş de değildir.

EMASYA aslında 28 şubat’ta yapılan post modern darbenin niteliğini bize tanımlar.Çok açık bir şekilde bu darbe devletin iç işleyişinin mutlak olarak askerileşmesi sürecini ifade eder.Maalesef hükümet bunun farkında değil.

Şimdi bu protokole göre Çağlayan’da EMASYA tatbikatı yapılmasının anlamı ne?

Neyin tatbikatını yapacaksınız.Çağlayan’da nümayiş yapan bir grubu nasıl derdest edeceğinizin mi tatbikatını yapacaksınız.Manasız bir şey.EMASYA’nın çalışma tarzı zaten bir olay gerçekleşmeden önce olayla ilgili bilgi toplamak anlamına geliyor.ama şunu da ekleyelim bu tür tatbikatlar zaten yapılıyor.Tatbikattan kasıtilla askerin sokağa inmesi değildir.Şemdinli olayını yürüten savcı Ferhat Sarı kaya’nın iddianamesinden EMASYA planlarının sürekli olarak 81 ile gönderildiğini ve en son 2005’te bununla ilgili ana tadilatların bizzat Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılarakaltını çiziyorum bizzat Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılarakyine bütün illere yani valilik ve garnizonlara gönderildiğini biliyoruz.Bunlar aslında tatbikattır.Ek bilgiler geldiği andan itibaren nasıl uygulanacağı bir tatbikat gerekliliğini getirir.Ayrıca tatbikat yapılmaktadır çünkü bu protokolde şöyle bir madde var.İç güvenlik operasyonlarında polis askere tâbi olur.İç güvenlik harekât bölgeleri bugün Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu’dur.Bunun İstanbul’da yapılacağının dile getiriliyor olması iki şeyi ifade eder:Ya Tuncel Paşa’nın ifade ettiği gibi yanlış bilgidirya da sızdırılmış yanlı bilgidir.Yani siyasete siyasetçiye meydan okuma bilgisi.Çankaya savaşlarıyla oluşan sıcak atmosferde bu mümkündür.Ya da hakikaten abuk sabuk bir tatbikattır.Kimi askerler bunu önermişlerdiğerleri de bunu saçma bulmuşlardır.

Bir başka ihtimal daha var aslında.İstanbul Emniyeti’nden birileri bu tatbikatın varlığından rahatsız olduğu için basına sızdırmış olabilirler…

Bu da çok mümkün. Sonuç olarak böyle bir tatbikatın bu haber çıktıktan sonra yapılması mümkün değildir. Açık olan budur.

1.Ordu komutanı tatbikatı yalanladığı konuşmasında protokolün zaten kendilerine böyle bir yetki vermediğini de söyledi. Yani sizin söylediklerinizden çok farklı bir tablo ortaya koydu…

Bu açıklamayı yeterli görmek mümkün değil. Çünkü protokol hükümleri gayet açık. Protokol diyor ki asker el koyar sonra bildirir. Ha şu kastediliyorsa; böyle yazıyor ama biz bunun böyle yapmayız.Eğer öyleyse protokolü değiştirsinler. Bu protokol herhangi bir askere büyük bir imkan veriyor. Herkes Fethi Tuncel değil. Daha önce Çetin Doğan hatta Çevik bir birinci ordu komutanları da gördük. Onların bunu nasıl yorumladığı da ortada.

Benim elimde olan bir askeri belgede3. Ordu Komutanlığı’nın protokolle ilgili bir değerlendirmesi yer alıyor. Bu belgede artık validen izin almadan olaylara el koyabiliriz diye yazıyor. Bu belgede askerin bu protokolü nasıl yorumladığını açıkça gösteriyor. Eğer protokol artık böyle yorumlanıyorsa o zaman protokolün feshi için asker bir şey yapsın. Ben bunu askerin bir şey yapmasına bayıldığım için söylemiyorum ama protokolde böyle bir şey yoktur diyebiliyorsa 1. Ordu Komutanı bu demektir ki bu protokol asker üstünde de artık bir yük oluşturuyor. O zaman kaldırsınlar ya da hükümete küçük bir işaret versinler de hükümet hemen değiştirsin.

Bu protokol AB- Türkiye ilişkilerinde sorun haline gelmedi mi?

AB Komisyonu’nun son ilerleme raporunda söz ediliyor. Bugüne kadar AB Komisyonu asker konusunda çok hassas davrandı. Diğer pek çok sorun çözülsün diye bunun üstüne gitmediler. 2002 seçimlerinin ardından AK Parti iktidarıyla birlikte AB’nin sivilleşmesiyle ilgili talepleri arttı. MGK’nın sivilleşmesi konusu bunların başında geliyordu. Ama devletin iç işleyişi ile ilgili taleplerde bulunulmamıştı. Bu protokolden zaten bizim de haberimiz yoktu. Önce ben yazılarımda gündeme getirdim daha sonra ise ‘’sosyetik fişleme’’ haberi ortaya çıktı.

Bu protokol ortadan kalkmış olsa askerin devlet ağırlığı azalmış olacak mı peki?

Azalır ama ortadan kalkmaz. Zira bu zemin üç kademeden oluşuyor. Birinci kademe yasalar kademesi. İkincisi yönetmelik ve protokoller kademesi. Bu yasal olanın derinleşmesi hatta EMASYA protokolü örneğinde olduğu gibi aşılması olarak kendini gösteriyor. Üçüncüsü ise fiili uygulamalar kademesi. Bu fiili uygulamaları ters yüz etmek kolay değildir. Bu bir zihniyet meselesidir. Örneğin bir ilçede kaymakam izne çıkıyor Asker de derhal ilçedeki jandarma komutanını tatile çıkarıyor. Mal müdürüne tabi olmasın diye… Bir başka örnek: Güneydoğu’ya fonlar gidiyor. Bu fonların nasıl harcanacağına kim karar veriyor? Kağıt üstünde valiler… Ama fiilen oradaki asayiş komutanı karar verir. Trafik düzenlemelerini üstlerine almaya çalışıyorlar. Özellikle bu devletin alt işleyişi açısından alan genişletmedir. Fiili durum yaratma meselesidir. Bu durum yasayla

Yasaları yönetmelikleri protokolleri değiştirebilirsiniz ama fiili uygulamaları kaldıramazsınız çünkü ihtiyaç var. Yani bugün silahlı kuvvetlerin dünyanın herhangi bir ülkesinde ordunun yürütmeye danışman olmadığı bir yapı yoktur. Güvenliğin bu kadar ön planda olduğu koşullarda böyle de olmak zorunda. .anti militarist olarak bunların hiçbiri olmasın isterim elbette. Ama bugün itibariyle öyle bir yapı söz konusu değil. Dolayısıyla protokol dediğimiz yönetmelik dediğimiz mekanizmalar da varlığını sürdürecektir ama bunlar şeffaf yasalara uygun sivil kurumlar tarafından denetlenen mekanizmalarla var olacaktır.

Nokta 27 Ocak 2007
anti demokratik olduğunun yüksek sesle dile getirildiğini görürsünüz.Şahsen ben bir kaymakamla ya da valiyle özel bir sohbet yaptığımda bunu çok net ifade ediyorlar ama emniyetin kurum olarak asker karşısında bunu dile getirmesi kolay değil.Çünkü Emniyet İçişler Bakanlığı’na bağlı.Bakanlığın adım atması lazım.Protokoller iki taraflı imzalanırlar ama tek taraflı feshedilebilirler.Sorununuza dönecek olursak aynı zamanda güç dengelerinin bozulmuş olması nedeniyle de hoşlanmıyor. yönetmelikle değil iradeyle değişir. Hem asker kendi alanına çekilme iradesi gösterecektir hem de siviller bu konuda istekli ve talepkar olacaktır. Dolayısıyla bu üçüncü zemin son derece önemli bir zemin.

--
Anlaşılan bazıları Askerlikten başka her şeyi yapmışlar. Radyo kurmuşlar,
film çekmişler, fişleme yapmışlar...

Bu ülkenin radyo kuran, film çeken, fişleme yapan karargâh subaylarına
ihtiyacı yok.

Herkesin kendi işini yaptığı bir ülke olmak çok mu zor?
-------------------------------------
Türk Milletinin üzerine çökmüş karabasan giderek çözülmekte ve zayıflamaktadır. Hainlerin planları bozulmakta, figüranları sürekli açığa düşmektedir. Milletin rağmına sürdürülen derin yolculuk sona yaklaşmıştır. Millet artık egemenliğine, iradesine sahip çıkmaktadır.

http://dava-vatan.blogspot.com/

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---