[anadoluhaber] ANKET: KORSAN iSRAIL"iN GAZZE ABLUKASI KALDIRILSIN (katilin iyi olur)

Bu mail ortalama 100.000 insana gitmektedir.
Benden mail almak istemiyorsaniz recepaykan@web.de "ye bir mail atiniz ve mail istemediginizi belirtiniz.
Eger size herhalgi bir mail grubundan mail geliyorsa bu taktirde lütfen bana yazmayiniz.
Size mail gönderen grubun moderatörüyle irtibata geciniz ve üyeliginizi durdurunuz.
FACEBOOK"taki sayfama üye olunuz, orada cok önemli seyler tartisilmaktadir:
Linke tiklarsaniz facebook sayfama baglanirsiniz (acilmazsa yukari kopyalayiniz):
http://www.facebook.com/home.php?#!/profile.php?id=100000835062790
Recep Aykan

 
ANKET:
ESKiYA VE KORSAN iSRAiL HAYDUTLARININ GAZZE ABLUKASI KALDIRILSIN:
Amerikalı Wall Street Journal Gazetesi Gazze'deki ambargonun devam edip
etmemesi ile ilgili bir anket hazırlamış. Şuan için katılımcıların
%61.7'si ambargo devam etmeli; %26.5'i ambargo sona erdirilmeli;
%11.8'i de yardım gemileri için ambargo esnetilmeli cevabını vermiş.
"It should end"'i tıklayın'. (Not: Ambargo sona erdirilmeli diyenlerin orani yüzde 40"i gecti. katilin da su amerikalilar da bir tokat yesin bizden)
 
Bu anket benim facebook sayfamda da vardir. Tiklarsaniz facebook sayfama baglanirsiniz: http://www.facebook.com/home.php?#!/profile.php?id=100000835062790
 
 

GAZZE YARDIM FiLOSU YOLCULARINI KiM SORGULADI?
ESKiYA VE KORSAN iSRAiLiN YARDIM GEMiLERiMiZE SALDIRMASINDAN
ÖNCE VE SONRA DEFALARCA SiZLERE TANITTIGIMIZ
MOSSAD AJANI RAFAEL SADi SORGULADI.
TÜRK HÜKÜMETiNE SESLENiYORUZ. 
TÜRK VE ISRAiL PASAPORTU TASIYAN
BU AJANI TÜRKiYEYE SOKMAYINIZ.
07-06-2010 11:59
Analiz Merkezi Özel Haber:
Daha Önce iki özel haberle Türkiye kamuoyunun bilgisine sunduğumuz Rafael Sadi sorunu, hiç umulmayacak yerlerde önümüze çıkmaya başladı.
Rafael Sadi`nin Türkiye, İslam ve yardım düşmanlığı umulanın ötesinde çıktı!
Gönüllüleri İsrail`de gönüllü sorgulayacak kadar...

   

Mavi Marmara, Gazze ve Defne 1 gemilerindeki Türklerin sorgusunda tercümanlık yapan 8 Türk Yahudisi’nden biri konuştu;

İsrail İçişleri Bakanlığı, gemilerdeki Türklerin sorgusu öncesinde İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’ne başvurarak tercüman bulunması konusunda yardım talep etti.

İşte bu birlik,çok tanıdık!

Çünkü başında daha önce Analiz Merkezi`nin iki haberiyle kamuoyuna tanıttığı Rafael Sadi var! 

Türkiyeliler Birliği gönüllü olarak tercüme yapmaya hazır olan 20 kişinin listesini İsrail İçişleri’ne bildirdi. İçişleri Bakanlığı ise gönüllü listesinden 6 kişi seçti, iki tane de paralı tercümanı bu gruba ekledi. Böylelikle 8 tane Türkçe tercümanı görevlendirildi. 10 tane de diğer dillerden çeviri yapan tercüman vardı.

Her masada iki sivil memur vardı

* Aşdod Limanı’nda gemilerin yanaştığı bölümün önüne birbirine bağlanan iki dev çadır kuruldu. Gemilerden elleri önden kelepçeli olarak indirilen tüm tutuklular ilk önce sorgunun yapıldığı ilk çadıra alındı. Buradaki toplam 18 sorgu masası vardı. Her masada İçişleri Bakanlığı’ndan iki sivil memur yan yana oturuyordu, masanın karşı tarafına ise tutuklu ve tercüman oturtuldu. İsrailli memurlardan biri tutanak tutup sorguyu yaparken diğer memur ise önceden hazırlanan mikro kameralar ile tutukluların vesikalık fotoğrafını çekti. 18 masadan 10’u yabancı tercüme içindi, İngilizce ya da Fransızca. 8 masa ise Türklerin sorgusu için ayrılmıştı.

Birinci çadırda 8 BM yetkilisi

* Birinci dev çadırda bir de Birleşmiş Milletler’den (BM) 8 yetkili için bir masa hazırlanmıştı. BM ekibi 18 saatlik sorguyu takip etti. Sorgu sırasında dayak atıldığına ilişkin demeçler okudum, bunlar gerçeği yansıtmıyor. Sorgudan önce hepimize brifing verdiler. “Gemilerdekiler annenize sövse bile karşılık vermeyeceksiniz. Bugün sinirlerinize hakim olacaksınız. BM sorguyu izliyor. Kıllarına bile dokunamazsınız. En ufak bir olay olursa başınız derde girer” diye bizleri uyardılar.

5-6 İHH üyesi 2 belgeyi de imzaladı

* Soruda Türklerin önüne Türkçe olarak iki tane matbu belge kondu. Birinci belgede “İsrail Anayasası’na göre ülkeye izinsiz girdiğimi ve en fazla 72 saat içinde sınır dışı edilmeyi kabul ediyorum” yazıyordu. İkinci belgede ise “Hiçbir yönde ifade vermeyip susma hakkımı kullanıyorum. En fazla 13 güne kadar gözaltında tutulacağım ve mahkemeye çıkartılacağım bana ibraz edildi” yazıyordu. İki kağıdı da imzalamayı reddedenler oldu. Bu durumlarda sorgu memurları ‘imzalamayı reddettiklerini’ not düşerek ikisini birlikte mühürledi. Benim bulunduğum masada 5-6 tane İnsani Yardım Vakfı (İHH) üyesinin iki belgeyi de imzaladığını hatırlıyorum.

18 saat hiç mola vermeden tercüme

* 18 saat hiç durmadan tercüme yaptım. Arada sadece sigara içiyorduk o kadar, hiç mola vermedik. Her bir kişinin sorgusu 5 dakika sürüyordu. Toplamda 200 küsur etmiştir herhalde. Ben tercüman olarak İsrail hükümeti için çalışmadığımı, bu beladan bir an önce kurtulmaları için kendilerine yardıma geldiğimi anlatmaya çalıştım. Zaten çok uzun sohbet etmeme izin vermiyordu İsrailli yetkililer.

Bir kişiden çıkan 37 bin doları ceplerine koyduk

İHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın paralarına el konulduğuna ilişkin iddiası var. Bunu hayretle izledim. Benim masada bir tek kişinin üstünden 37 bin dolar çıktığına tanık oldum. Sorgu memuru bana saydırdı o kadar parayı. Sonra da tutukluya, “Ne yapacaktın bu kadar parayı?” diye sordu. O da “Gezmeye gidiyoruz lazım olur diye aldım. Gemi arıza yapsa tamir için lazım olur diye düşündük” dedi. Bütün bu insanların paralarını elleri kelepçeli olduğu için biz ceplerine koyduk. Yani hepsinin paraları geri verildi. Sadece cep telefonu, laptop, uydu telefonu ve kıyafetlere el koydular.

50-60 kişi böbrek ağrısı çekti

Sorgusu tamamlananlar birinci çadırdan, poliklinik olarak hazırlanan ikinci çadıra alındı. Burada tutuklulara öncelikle iki soru soruldu:

1) Başına darbe aldın mı?

2) Yumurtalıklarından darbe aldın mı?

Muayeneler sonunda yaklaşık 50-60 kişinin böbrek taşı düşürdükleri için ağrı yaşadığı belirlendi!

Bir tek İngiliz Osama’dan ürktüm

Gemiden çıkartılanların hepsinin elleri önden kelepçeliydi, bir tek kişiyi elleri arkadan kelepçeli halde getirdikleri dikkatimi çekti. Birkaç kişi zor zaptediyordu kendisini. Nitekim masaya oturur oturmaz önce etrafı tekmelemeye başladı, sonra da kafasını masaya koyup hiçbir şeye yanıt vermedi. Belgeler imza için önüne konunca, ellerinin bağlı olduğunu söyledi. O kadar ürktüm ki o adamdan, “Ellerini açarsanız ben kalkarım” dedim. Adının Osama olduğunu, İngiliz olduğunu ve çok iyi bir aksanla konuştuğunu hatırlıyorum.

Hürriyet

İşte bu açıklamaları yapan gönüllü sorgucunun başkanı Rafael Sadi`dir!

Şimdi bizim neden Rafael Sadi haberlerimizi özenle yaptığımızı, bu kişinin MOSSAD` nasıl bilgi akışı sağlayabildiğini, İsrail ve İsrail bağlantılı Türkiye operasyonlarında Türkiye ve Müslümanlar aleyhinde olan faaliyet namına ne varsa bu şahsın o işin içinde olduğunu daha açık ve ispatlı verebilmişizdir diye umuyorum.

IHH PROTESTOSU LIDERI ISRAIL`DEKI TURKIYE MUNAFIGI RAFAEL SADİ HABERİMİZ İÇİN TIKLAYABİLİRSİNİZ

RUH HASTASI SİYONİSTLER BAYRAM YAPIYOR! HABERİMİZ İÇİN TIKLAYABİLİRSİNİZ!

Fatih Tezcan AnalizMerkezi.com

 


 

iRAN DA GAZZE"YE YARDIM GEMiSi GÖNDERECEK VE iRAN SAVA$ GEMiLERi BUNDAN SONRA GAZZE"YE GiDECEK YARDIM GEMiLERiNiN GÜVENLiGİNi SASLAMAK iSTiYOR (Türk savas gemilerinden de bu yönde bir talep gelmesini bekliyoruz): http://www.habervaktim.com/haber/125325/iran_goreve_hazir.html

 


FETHULLAH GÜLEN MÜSLÜMANSA, ALLAHA TÖVBE ETMELİ,

MÜSLÜMANLARDAN, YARDIM GÖNÜLLÜLERİNDEN,

IHH'DAN VE ŞEHİD AİLELERİNDEN ÖZÜR DİLEMELİ:

Özgür-Der: “Müslümana İzzetli Tavır Yakışır!”
06.06.2010 18:10
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
Fethullah Gülen “Yardım malzemesi taşıyan gemiler için İsrail’den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır” sözleri üzerine Özgür-Der Yönetim Kurulu Üyesi Hamza Türkmen bir basın açıklaması yaptı.

Basın açıklamasının tam metni:

MÜSLÜMANA İZZETLİ TAVIR YAKIŞIR!

Fethullah Gülen'in, Gazze Yardım Filosu için sarfettiği ve yalanlanmayan, üstelik Zaman Gazetesi'nde Abdülhamit Bilici'nin yazısı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın beyanıyla da desteklenen "Yardım malzemesi taşıyan gemiler için İsrail'den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır" sözleri bir faciadır.

Bu sözlerin nasıl bir siyasi konjonktürde sarfedildiğine baktığımızda ise tablo daha da karanlık bir mahiyet arzetmektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD'nin veto yetkisinin de aşılarak BM Güvenlik Konseyi'nde oy birliği ile "haydutluk ve korsanlık" yaptığını belirttiği Siyonist İsrail Devleti hakkında bir kınama kararı çıkarttırmıştır. Davutoğlu, bu kararın alınmasından önce yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştır: "Bu durum en basit ifadelerle, haydutlukla ve korsanlıkla eşdeğerdir. Bir devlet tarafından işlenen cinayettir. Bunun hiçbir mazereti ve haklı gerekçesi yoktur. Böyle bir yola yönelmiş bir ulus-devlet uluslar arası camianın saygın üyesi olarak meşruiyetini kaybetmiştir."

TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun bu konuşmasına göre İsrail uluslar arası hukuka göre devlet olma özelliğini yitirmiştir. Zaten 5 Haziran 2010 günü Türkiye'nin ABD Büyük Elçisi Namık Tan da, İsrail'le tüm ilişkilerin kesilebileceğini ilan etmiştir. Zaten Mavi Marmara gemisine Siyonist askerlerin gerçekleştirdiği korsan saldırıdan ve verilen şehitlerden sonra Amerika kıtasındaki Nikaragua Devleti bile, halkı Müslüman olan ülke devletlerini utandırırcasına bir günlük yas ilan etmiş ve Siyonist İsrail ile olan bütün diplomatik ve ticari ilişkilerini kesmiştir.

Fethullah Gülen'in Gazze Yardım Filosu ile ilgili eleştirisi; ayrıca Siyonist rejimin otoritesini önemseyen ve gerçekleştirdiği haydutluğu Siyonist medya ve işbirlikçisi kalemler ve eski dışişleri monşörler gibi perdelemeye çalışan beyanı, büyük bir basiretsizlik veya sığınmacılık örneğidir. Bu sözler, insanlık onuru ve dindarlar adına bir faciadır. Gülen'in bu sözleri adaletten ve erdemden yana olan tüm insanları, kalbi adalet ve özgürlükten yana vahye tanıklık doğrultusunda atan tüm Müslümanları bir kere daha rencide etmiştir, yaralamıştır ve üzmüştür. Fethullah Gülen bu sözlerinden dolayı Rabbimizden bağışlanma dilemeli ve derhal tüm Müslümanlardan, Filistin dostlarından ve insanlığın haktan ve adaletten yana olan ortak vicdanından özür dilemelidir.

Fethullah Gülen, Siyonist işbirlikçiliğine kapı açan ve Kur'an akaidiyle taban tabana çelişen bu sözlerini, AK Parti Hükümeti'nin olumluluk içeren bazı politikalarını içte ve dışta riskli görüp de bu riskten kaçınmaya çalıştığı için mi; yoksa 19. yüzyildaki İslam modernistlerinin "Loyalizm" (İngiliz İmparatorluğuna sığınma, Kralcılık) söylemi gibi neo-gelenekçi bir tutumla karşıtına sığınmayı tercih ettiği için mi sarfettiğini bilmiyoruz. Ama Fethullah Gülen ve cemaati hakkında bildiğimiz gerçek şudur. Bu insanlar dar anlamda dini ve ibadi formları yaşatabilmek ve İslam dışı uygulamaların kirlerinden kaçabilmek için gönülsüz de olsa İslam dışı otoritelerle işbirliği yaparak kendi geleneksel din anlayışlarını muhafaza etmeye çalışıyorlar.

"Ilımlı İslam" denilen bu forma 28 Şubat sürecinde bile "aşırı" denilerek tahammül edilememişti. Ama Gülen'in İsrail'i kollayan bu demecinden sonra Batı Çalışma Grubu'ndan birifing almış kalemler ve Siyonist propagandanın Türkiye'deki uzantısını oluşturan kartel medyası ve monşörler, Siyonist İsrail'e karşı tepki veren AK Parti Hükümeti'ne karşı hemen bu uzlaşmacı söylemle saf tutmaya adım atmışlar, bugünkü manşet ve söylemlerini bu pragmatizm içinde siyonizmle işbirliği kaygısıyla şekillendirmişlerdir. 

Öte yandan 31 Mayıs 2010'da Türkiye'de Başbakanvekili olan ve sabahın en erken saatlerinden itibaren canlı yayınla bütün dünyanın izlediği Gazze İnsani Yardım Filosu ile ilgili krizi iyi yönetemeyen Bülent Arınç'ın tutumunun da hayrete verici olduğunun altını çiziyoruz. Basiretli olmak için iyi niyetli olmak yetmemektedir. Arınç, 31 Mayıs Pazartesi sabahı İsrail korsanlarına karşı uluslararası sularda Türkiye toprağı sayılan Mavi Marmara gemisi ve diğerlerini korumak için, hem devlet kurumlarının temsilcileriyle acil toplantı  yapmakta gecikmiştir, hem de Siyonist saldırı ve katliam gerçekleştikten tam yedi buçuk saat sonra yaptığı ilk konuşmasında "Türkiye'nin savaşa girmesinin söz konusu olmayacağı"nı belirten çok talihsiz bir açıklama yapmıştır.  Devlet yetkililerinin Pazartesi sabahı acil karar toplantısı, Akdeniz'de TSK Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı olarak Akdeniz'in uluslararası sularında devriye görevi yapan "Çağrı Grubu" muhriplerini aynı gün saat 00.01'den itibaren olay yerine yönlendirememiş ve Somali'de korsanları önlemek için Kızıldeniz'e harp gemisi yollanmasına rağmen kendi vatandaşlarını Akdeniz'in uluslararası sularda korumak için ne Deniz Kuvvetleri ne Hava Kuvvetleri harekete geçirilebilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti neden Mavi Marmara gemisini koruyamamıştır? Ya TSK harekete geçirilememiştir, ya TSK'ya uluslar arası hukuktan doğan haklara da dayanılarak yardım-kurtarma emri verilmemiştir; ya da bu emir verilmiş ama TSK emre uymamış veya oyalanarak Mavi Marmara katliamına göz yumulmuştur. Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs günü sabah namazı sırasında müdahale eden Siyonist komanda birliklerinin haydutluğunu engellemek için Bülent Arınç ne yapıldığını, ne gibi emirler verildiğini halen açıklamamış, üstelik en kritik zamanda en azından susacağına, hangi akla uyduysa bir de savaş hali olamayacağı açıklamasında bulunmuştur ki bu son derece aciz ve Türkiye halkını rencide eden büyük bir yanlışlık olmuştur. Ancak Arınç bu gafından ve ataletinden dolayı kamuoyundan, Türkiye halkından ve insanlık onurundan özür dileyeceği yerde, bir de kalkmış statükoculuğu ilke edinmiş Fethullah Gülen'in bir facia olarak nitelendirdiğimiz demecini "Hocaefendi her zaman olduğu gibi doğru söylüyor" ifadesiyle bir müridin şeyhine itaati gibi savunabilme bahtsızlığında bulunabilmiştir.

Bülent Arınç, Gazze Filosu krizinde son derece pasif ve inisiyatifsiz bir yönetim göstermiştir. Üstelik bu beceriksizlik ve zaaf halini adeta örtmek için Fethullah Gülen'in Siyonist propaganda ile paralelleşen demecine sığınmaya kalkışmıştır ki bütün bu olumsuzluklar kamuoyu vicdanını yaralamıştır. Arınç Gazze İnsani Yardım Filosu krizinde gerek karar mekanizmalarında, gerek demeçlerinde, gerek Gülen'in ilkesiz söylemiyle paralelleştiği için büyük bir hata ve zaaf hali içinde olmuştur.

Mavi Marmara gemisine yönelik gerçekleştirilen haydutluk ve katliam olayı nedeniyle Türkiye halkının ezici bir çoğunluğu ayağa kalkmıştır. Milyonlarca insan büyük bir üzüntü ve öfke içinde Siyonist saldırıya karşı tepkilerini sergilemiştir. Türkiye bu üzüntü atmosferini yaşarken, Kartel Medyası ile Fethullah Gülen bağlılarının düzenlediği eğlence programları kesintisiz devam edebilmiştir. Adana'da yapılan 17. Altın Koza Film Yarışması, "Millet yasta iken eğlence olmaz" denilerek tehir edilirken, ılımlı İslam anlayışının taşıyıcısı dindarların düzenlediği Türkçe Olimpiyatlar şarkı ve dans yarışmasının iptal edilmemesi Fethullah Gülen'in talihsiz demecinin pek de dil sürçmesinden kaynaklanmadığını düşündürtmektedir.

Son olarak bir kez daha vurgulayalım. İslami değerlerimiz adına, yok eğer bu değerlere saygı gösterilmiyorsa adaleti arayan insanlığın ortak vicdanı adına Fethullah Gülen'i yardım Filosu ve İsrail'i otorite kabul eden sözleri nedeniyle Rabbimizden tövbe etmeye, Müslümanlardan, Filistin dostlarından ve insanlıktan özür dilemeye bir kez daha davet ediyoruz. Bülent Arınç'ı ise bu kriz sürecinde yönetim açısından dirayet gösteremediği için kamuoyuna açık biçimde özeleştiriye davet ediyoruz.

Hamza Türkmen
Özgür-Der Yönetim Kurulu Üyesi

Haksoz haksöz

g

Hürriyet Anasayfa > Tüm Gündem Haberleri

İsrail’den izin almalıydılar

Paylaş Benimsayfam'da Paylaş
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

5 Haziran 2010
İsrail’den izin almalıydılar
ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen, Wall Street Journal Gazetesi’ne verdiği demeçte, İHH’nin İsrail ile anlaşmaya varmadan böyle bir işe kalkışmasını, “Otoriteye karşı gelmenin işareti ve bunlar yararlı şeyler değil. Gördüklerim çirkin şeylerdi” sözleriyle değerlendirdi. Gülen, İHH’yi de ilk kez duyduğunu belirterek, “Politize bir örgüt olup olmadıklarını söylemek zor” dedi.

İLK kez bir Amerikan medyasına konuşan Fethullah Gülen, İsrail komandolarının Gazze’ye yardım götüren gemiye yaptığı baskını ve Türk eylemcilerle çatışmayı televizyon ekranlarından izlediğini söyledi. ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Gülen, Amerikan Wall Street Journal Gazetesi’ne verdiği demeçte, yaşananlarla ilgili “Gördüğüm şeyler hoş değil. Çirkin şeylerdi” dedi. Gazetenin “İmam” sıfatını kullandığı Fethullah Gülen, yardımı organize edenlerin İsrail ile anlaşmaya varmadan böyle bir işe kalkışmalarını “Otoriteye karşı gelmenin işareti ve bunlar yararlı şeyler değil” sözleriyle değerlendirdi.

Gülen ayrıca kendisiyle bağlantılı olan bir yardım vakfının Gazze’ye yardım götürme isteğini kendisine ilettiğinde, onlara “Önce İsrail’den izin alın” dediğini de sözlerine ekledi. Wall Street Journal, Gülen’in görüşlerinin Türkiye’de demokrasiyi yeniden şekillendirmeye çalışan güç odakları tarafından çok yakından izlendiğini de vurguladı.

İHH’yi yeni duydum

Gülen’in Türkiye’nin “İslamcı eğilimli hükümeti” üzerinde etkili olduğunu belirten gazete, bu etkinin boyutunun da tartışma konusu olduğunu ileri sürdü. İslami Yardım Vakfı İHH’nin adını daha yeni duyduğunu söyleyen Gülen, “Politize bir örgüt olup olmadıklarını söylemek zor” dedi. Gülen, bu konuda kimin suçlu olduğunun tayin edilmesi işinin de Birleşmiş Milletler’e bırakılması gerektiğini söyledi. Söyleşiyi gerçekleştiren muhabir, Gülen’in evinin koridorunda büyük bir Türkiye haritası, Kuran’dan bir ayet ve Boğaz üzerinden geçen bir Türk F-16’sının resmi bulunduğunu da aktardı.

Sade vatandaşım

Ne şimdiki ne de eski hükümet liderleriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Gülen, “Siyasi hedefleri olan herhangi bir hareketle bir ilişkim yok ve olmadı. Ben sade bir Türk vatandaşıyım” dedi.

Vaazları 60 kitapta

Wall Street Journal, Gülen’in şiddet karşıtı, Batı ile Müslüman alemi arasında diyaloğu öngören, bilim ve İslamı birleştiren bir eğitim yapısı öngördüğünü belirterek, vaazlarının 60 kitapta toplandığını belirtti. Gazeteye göre Gülen’in takipçileri çeşitli kaynaklara göre 3 milyon ile 8 milyon arasında telaffuz ediliyor. Gülen taraftarlarının 100’den fazla ülkede okulları, İslami bir bankası (Asya), kendi gazeteleri ve dergileri olduğunu belirten WSJ, “Gülen Hareketi” adlı bir kitap yazan Houston Üniversitesi araştırmacısı Helen Rose Ebaugh’nun iddialarına da yer verdi. Ebaugh, müritlerin gelirlerinin üçte birini Gülen ile bağlantılı derneklere aktardıklarını öne sürüyor. Röportajda Gülen, herhangi bir holdingde finansal bir ortaklığının bulunmadığını söyledi.

Gülen’in bakışı yanlış

GÜLEN Cemaati lideri Fethullah Gülen’in, İHH’yi eleştiren sözleri Ak Parti’de yankı buldu. Görüşler şöyle:
- TBMM Filistin Dostluk Grubu Başkanı Zeyid Aslan: Eğer bu beyanat doğruysa ve bakış buysa doğru değil. Böyle birşey yok. Gemidekilerin yolculuk hesapları, İsrail karasularına girmeyip diplomatik girişimleri beklemek, birilerinin devreye girmesiyle geçici bir yolun açılmasıydı.‘Biz girelim de burada bir çatışma yaşansın’ diye birşey yok.

- TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Mehmet Emin Tutan: Doğruysa, bu açıklamayı anlamakta zorluk çekiyorum. İsrail ablukayı uygulayan devlet zaten. Defalarca görüşmüşler, İsrail’den izin alınmasının mümkün olmadığını bilmesi lazım Sayın Gülen’in. Bu İHH da olsa İHD de olsa bunlar Filistin’e yardım götürüyor. Sadece İHH yok ki. her milletten insan var.








Google Plus'da Paylaş

Yazar Unknown

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.