[anadoluhaber] Kendi ülkesinde esir düşmüş bir milletiz biz.

Arada bir yazar dururum. Ülkemiz İstiklal savaşını kazanamamış. Düşman koalisyonu tarafından Osmanlı mülkünü kendilerine yağmalatarak satmış olan kadrolara, Türkleri Türk’den başka bir şeye çevirmek üzere artçı birlikleri olarak teslim ettikten sonra geldikleri gibi gitmişlerdir. Düşmanın bizleri ellerine esir olarak teslim ederek giderken geride başımıza bıraktıkları artçıları olan o kadrolar daha ikinci mecliste kendi kadrolarını oluşturmuş ve ondan sonrada Milli değerlerimize hassasiyeti olanları tasfiye etmeye başlamıştır. 1960 da ise Orduda da yargıda da üniversitelerde yapılan akıl almaz büyüklükteki tasfiyeler ile devlet ihanet odakların kurdukları ve itiraz edemeyecek şekilde bağımlı hale getirilen kadrolar sayesinde temelli ellerine geçiren düşmanın artçıları milletimizi parya durumuna düşürmüşlerdir. Art arda gelen batı talimatlı ihtilaller milletimizi temelli esir edip tümüyle azınlıklardan bazıları ile düşmanla işbirliği içinde yada milletimizin düşmanları ile paralel hareket milletimiz için edenler %97 ile de gelseler bir şey yapamazlar diyebilmişlerdir. Hatta bizleri esirleri ve köleleri olarak gördüklerini ve bunu açıkça hepimize ilan ettiklerini de Türkan Sayla denen yabancı kökenli kadının deyimi ile bu ülkede bize rağmen hiç bir şey yapılamaz diye bilmişlerdir.

Şu sıralarda AYM, HSYK, Yargıtay, YSK ve Danıştay’ın milli iradeye Demokrasiye ve Cumhuriyete (Cumhur Halk demektir. Cumhuriyet ise halkın kendi kendisini idaresi demektir) karşı olduklarını ve işin en utanç verici tarafının da bunların hiç utanmadan Cumhuriyeti koruduklarını söyleyebilmeleridir. Ama artık ortak akıl her şeyi deşifre etmeye başlamış ve mevcut yapının savunulabilir bir tarafı olmadığı gibi savunmanın artık millet karşıtlığı ve düşmanlığı veya çıkarcılık saikı ile hareket etmek ya da temelli akıl ermezliği ile malul olmak anlamına geldiğini itiraf etmek istemeyenlerde dahil tümü ile halkımız da görmekte ve idrak etmektedir. Bu yüzden AYM röportörü Osman Can eğer AYM si anayasa değişikliğini esastan incelemeye kalkışırsa kararı ne olursa olsun hükümetin bu karara uymayıp değişikliği halka götürmelidir demektedir. Çünkü AYM si esasa girdiği takdirde Anayasayı tekrar çiğneyerek zaten meşruiyetini kaybetmiş olacaktır. Üstelik henüz doğmamış bir yasayı görüşmeye almakla da meşruiyetini daha önceki kararlarında olduğu gibi inanılır olmaktan çıkarmıştır.

Bu gün Taraf Gazetesinde Ahmet Altan

 

Kendi ülkesinde esir düşmüş bir milletiz biz.

 

Başlıklı bir yazı ile milletimizin esir düşmüş olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Kısa yolunu aşağıya alıyorum. Artık hepimiz ülkemizin güçlenmesi için mevcut yasa tanımazlar düzeninden Cumhuriyetimizi kurtarmak ve Adaleti Demokrasiyi ve milli birliği sağlayıp Ordumuzu milletimizle değil, düşmanlarımızla savaşması gereken bir kurum olarak yeniden dizayn etmenin yollarını açmalıyız. Şunu hatırdan çıkarmamalıyız. Ya ülkemizin devlet yapısını başta, Yargı, Ordu gibi kurumlar başta olmak üzere TBMM sini çalıştırarak kendimiz düzelteceğiz. Yada iç savaşa sebep olacağız ve tüm kurumların tabanları ile tavanları arsında başlayacak bir iç savaşa girip çok büyük hasarlara uğrayıp dünyanın yıldızı olmak yerine yeniden başkalarının emirlerine açık hale geleceğiz. Umarım akıl ile hareket eder ve artık gittikçe şirretleşen şirretler diktasından hukuk ve demokrasi içinde çıkabiliriz.

 

http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-care.htm

 

A.D.Şimşek

İsteyenler yazıyı aşağıdanda okuyabilir

 

Kendi ülkesinde esir düşmüş bir milletiz biz.

Cumhuriyet, kurduğu “düzenle” hepimizi kuşatıp bir çaresizliğin içine hapsetmiş.

Ordu-yargı-medya üçgeni, bu büyük kuşatmanın ayaklarını oluşturuyor.

İtiraf edeyim ki bu kuşatmayı büyük bir maharetle, hayranlık uyandıracak bir ustalıkla oluşturmuşlar.

Çıplak gözle baktığınızda kolayca görmeniz mümkün değil.

Yargı  sistemini öyle yerleştirmişler ki özellikle incelemedikçe, bizi içine hapsettikleri ağın ilmeklerini görmüyorsunuz.

Eğer Ergenekon çetesinin üstüne gidilmeseydi ve yargının bazı unsurları  telaşa düşmeseydi hiçbirimiz bu “gizli ilmekleri” keşfedemeyecektik.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun aslında ne işe yaradığını  görmemiz mümkün olmayacaktı.

Orduya dokunan bir savcının hayatını mahvedecek mekanizmanın, düzenin içine nasıl yerleştirildiğini göremeyecektik.

Soruşturmayı  engellemek için ne tür ilişkilerin, ne tür baskıların devreye sokulabildiğini asla anlayamayacaktık.

Halkın talepleri doğrultusunda anayasa değişiklikleri gündeme gelmeseydi Anayasa Mahkemesi’nin, Yüksek Seçim Kurulu’nun işlevlerini ve düzeni, “hukuka” da aldırmadan nasıl savunduklarını bilemeyecektik.

Ama şimdi biliyoruz.

Türkiye’nin, devleti kutsayıp halkı küçümseyen bir düzeni değiştirmek için harekete geçmesi, o “gizli” mekanizmanın açığa çıkmasına neden oldu.

Ek yerleri gözüktü.

Yıllarca, mafya cinayetlerinin izlerini silen “temizlikçiler” gibi devletin suçlarını örtüp saklayan medyanın da çatlaması, “suçu”  haberleştiren yayın organlarının ortaya çıkması, bu büyük mekanizmanın, spot lambalarının altında kalmasını sağladı.

Suç  ve suçlu birdenbire sahnenin ortasında çırılçıplak kaldı.

O anda da biz çaresizliğimizle yüzleştik.

Ordu hukuka uymuyordu, yargı da hukuka uymuyordu.

Yargının da medya gibi çatlaması, “düzeni değil” adaleti savunan hukukçuların harekete geçmesi, ordunun suçlarını bir ölçüde de olsa yargıya taşıdı.

Ama hukuku çiğneyen yargı konusunda elimiz kolumuz bağlıydı.

Kendisine hukuku uygulaması için verilen yetkiyi, yargı, “hukuku” çiğnemek için kullanıyordu.

Anayasa Mahkemesi, açıkça, fütursuzca anayasayı çiğniyordu.

Kurallara, kanunlara uymuyordu.

Ve, bizim, yargıyı şikâyet edebileceğimiz bir merci bulunmuyordu.

Sistem, bizi yargının “zorbalığına” esir edecek biçimde kurulmuştu.

Bu zorbalığı  “türban” olayında yaşadık.

“367” rezaletinde yaşadık.

Anayasa Mahkemesi’nin yasalara aykırı davrandığını biliyorduk ama bu hukuksuzluğu engelleyebilecek, durdurabilecek, yargılayabilecek bir mekanizmamız yoktu.

Son olarak, 12 Eylül rejimini önemli ölçüde değiştirecek anayasa paketi de Anayasa Mahkemesi’nin önüne geldi ve Mahkeme bu değişiklikleri anayasanın açık maddesine rağmen engelleyebileceğinin sinyallerini verdi.

Anayasayı parlamento yapar, Anayasa Mahkemesi sadece bu yasanın yapılması sırasında “şekil şartlarına” uyulup uyulmadığını denetler, değişikliğin “özünü” denetlemesi, mahkemenin parlamentonun yerini alması anlamına gelir.

Bunun için bizim anayasamız bile Anayasa Mahkemesi’nin, anayasa değişikliklerini “esastan” incelemesini “yasaklar.”

Mahkeme, anayasal bir “yasağa” uymadığı, anayasanın “değişmez maddeleri” arasında bulunan “hukuk devleti” ilkelerini çiğnediği, parlamentonun hakkını gasp ettiği zaman ne yapacağız?

Bu çaresizliği, son zamanlarda bir tür “hukukçu Robin Hood” gibi sahneye çıkan genç yargıç Osman Can kırdı ve çareyi hepimize gösterdi.

Anayasa’nın değiştirilemez maddesi olan “hukuk devleti” ilkesini, anayasayı, hukukun üstünlüğünü korumak görevi ve yetkisi parlamentoya verilmişti, Anayasa Mahkemesi yasaları çiğnediği, hukuku yok saydığı, anayasanın değiştirilemez maddelerini fiilen değiştirmeye kalktığı zaman, parlamento, hukuku korumak ve Mahkeme’nin kararını geçersiz kılmak zorundaydı.

Eğer Anayasa Mahkemesi, parlamentonun anayasa değişikliklerini “esastan” inceleyip bozarsa, parlamentonun görevi mahkemenin işlediği bu “suçun” işlerlik kazanmasını önlemek ve Mahkeme’nin karını geçersiz saymaktı.

Şimdi bir çaremiz var hukuksuz yargıya karşı.

Parlamentoya görevini ve yetkisini hatırlatarak onu bu mahkemenin kararlarını yok saymaya çağırabiliriz.

Bu düzendeki esaretimizin en büyük kırılma noktası da bu olacak.

Parlamento “görevini” yaparsa, hukuksuz yargı sistemini bitirip, o gizli kuşatmayı kırabileceğiz.

ahmetaltan111@gmail.com

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
Google Plus'da Paylaş

Yazar Anadolu Haber

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.