[anadoluhaber] Dini konulardaki yazışmalarımızdan bazılarına cevaplar

Türkden, Sayın Şahin'e verdiği bir cevapta 
Sn. Şahin,
İsteyen, bu konuda da, aklının almadığı diğer konularda da elbette müphem ve şüpheli noktalar arayıp, kendince, bulabilir. diyorsunuz, evet doğrudur. Nitekim, nakli bilginin ( Vahiy)  son Kitabı Kur'an'da, vahyin akla değil, kalbe indirildiği yazılıdır fakat bununla birlikte ısrarla akla işaret edilir.
ASLITÜRKDEN AYBÜKEN
Yukarıda alıntıladığım yazısının kırmızı işaretli bölümünde
Kur'an'da, vahyin akla değil, kalbe indirildiği yazılıdır fakat bununla birlikte ısrarla akla işaret edilir.
Diyor, Bu cümle sanırım oldukça sorunlu bir cümledir. Çünkü kuran da pek çok yerde hiç düşünmezler mi? Akıl etmezler mi? Ancak akıl sahipleri anlar. Rabbimiz bu alemleri boşa yaratmadın diye tefekkür ederler mealinde pek çok kere geçmektedir. Bilindiği gibi cezai ehliyet akıl ile bağlantılı bir terimdir. Kuran elbette akıl sahibi olarak ve muhakeme kudreti verilmiş bir varlık olarak aklından dolayı sorumlu tutulmakta olup aynı zamanda aklı olduğu için muhatap alınmaktadır. Sayın Türkden'in dediği ile sınırlı bir durum olsa idi hepimizin çocuklar gibi melek gibi temiz kalıp cennetten kovulmamamız çünkü sorumlu tutulmamamız gerekirdi. Çocuklar, deliler, meczuplar fiillerinden dolayı cezai ehliyetleri olmadığından sorumlu tutulamazlar. Gereği ona göre yapılır. Kuran Akil olanlara hitap edip kalp ile imana ve iman ettiğini açıkça ikrara davet eder. Bunun anlamı kabul ve ret, ikrar ve inkar makamının kalp olduğu, insanda bile bile inkara sürükleyen bazı gurur kibir benlik, kendisini ilahlaştırmak amaçlı inkarlar vs'nin de bulunduğunu gösterir. İnsanlar bir tür tanrılık şarabı içip geçici bir süre bu alemde kendilerini tanrı gibi hissederek kendi gönüllerince ben olsaydım şunu şöyle yapardım şeklinde kendisinden tanrıya giden bir sorgulama ile kendisini ve Rabbini bilmeyi araştırmak sorgulamak ve anlamakla görevli akıl sahibi bir kul olarak buraya gönderildiğini anlamak pek de güç değildir. İnsanlar bu tanrılık şarabının sarhoşluğundan uyanıp kulluğa dönmek istememektedirler. Halbuki onlar Masonluk gibi bazı örgütlerde tanrıyı öldürerek insanları tanrıdan bağımsızlaştırma ve kurtarma çalışmaları yaparlar. Yani Allah insanları ve insanlara sahnelettiği bu dünya gösterisi ile alemlere, eğer kullarına tanrılık idrakinden bir miktar tattırılır ise olacakları ve Tanrılık idrakinden kalıcı olarak verilirse nelerin olabileceğini insan üzerinden hem kendimize hemde alemlere beyan ettirmektedir. (Rahman, Kuran'ı öğretti,insanı yarattı, onunla beyan ederek öğretti. Rahman suresinin ilk ayetleri) Şu halde Sayın Türkden Kuranın bir kısmına inanmakla asol işlevimiz olan sorgulamak ve idrak etmek sonunda kalp ile tasdik ve dil ile ikrara varmak kısmına o inandığı kısmı örtü olarak kullanmaktadır denilebilir. Bunda şimdilik korkulacak kadar vahim bir durum olmamakla birlikte bu şekilde ölmekten Allah'a sığınmamız gerekir diye düşünüyorum.
Sayın Şahin ise Sayın Türkden'in yukarıdaki yazısına cevaben
Sayın Aslıtürkden,
Tamamiyle haklısınız.
Kalb ile tam olarak tasdik edemeyenler, akli delil arar dururlar.
Zeki
Demekle çok tehlikeli bir kabala top yekun tasdikte bulunmakta farkına varmadan da insana yüklenmiş asli görevlerinden biri olan sorgulama yolu ile hikmetlerini beyan etmeyi, yani tefekkürü ve mütefekkir olarak Kuran da Allah'ın insanlar için övgü ile bahis ettiği mütefekkirler sözünü, müşrikler sözü ile eş anlamlı gibi bir duruma düşürmektedir. 
Halbuki insanlar düşünüp sorgulamak ve kendilerine göre kendikanaatlerini daha önceki Dut yaprağı misalinde ki gibi kendi endi sonuç bildirgelerini zehir , şifa yada bencil ego(ene) olarak ortaya koymaları beyanın gereğidir. Bakın burada negatif düşünür hakkında Müdessir Suresinde nasıl söz edilmektedir.
Görüldüğü gibi insan düşünen bir varlık olarak pek çok yetenekler ile bezenmiş çok önemli ilahi bir emaneti çok cahil ve pek zalim olmasına rağmen kendi rızası ile kabul ederek yüklenmiş bir varlıktır.Bu konuda Allah Kuranda bakın ne demektedir

Ahzâb  72  
 (Medenî 90) Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.  
Ahzâb  73  
 (Medenî 90) (Allah bu emaneti insana vermek suretiyle), münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek, inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tevbesini kabul buyuracaktır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

İnsandan sorgulama düşünme cevaplar arama merakını kaldırsak. Sorumluluktan kurtardık zannedebiliriz. Ama mademki aklımız var bu zan geçerli olmayacaktır.
Diğer değerli arkadaşımızın yazısına gelince bu gün bir cevap yazarım diye dün PC yi kapatmıştım. Fakat bu sabah yazıyı bulamadım. Sadece Sayın Şahin'in Teşekkürler diyerek cevap yazdığı yazıya ulaşabildim ama orada da isim kısmı silinmişti. Bu yüzden Sayın Yazarın adını anamadan cevap yazmak zorunda kaldığım için beni mazur görsün lütfen. Bu arada bir hatırlatma yapayım. Bu fakir isimleri pek aklımda tutamamam. Aklımda olanlar genellikle çok fazla yazışmalar sonucu aklıma yazıla bilenlerdir. Yazılarımı genellikle kişiye değil yazıya ve yazıdaki içeriğe yazarım. Bu yüzden bazen beklenmeyen geleneksel dışı davranışlarım olursa belirtmeliyim ki kişiler ile değil konu ile ilgilidir. Bunu da belirtmeden geçersem belki yanlış anlamalara yol açabilir.
O arkadaşımız gönderdiği İsra suresinden ayetlerde geçen peygamber efendimizin miracı ile ilgili Mescidi Aksa isminin söz konusu ayetler indiği dönemde böyle bir mescit ve dolayısı ile Mescidi Aksa diye anılan böyle bir yer olmayacağını dolayısı ile adı geçen yerin başka bir yer olması ihtimalini işleyen genellikle İsraillilerin üzerinde çalıştıkları konulardan birini işleyerek kuşku üreterek baş örtüsüne türban diyerek üretilen fitneye benzer bir fitne ile İslam aleminin Kudüs üzerinde ki hak ve taleplerini içimizdeki tartışmalar ile boğup sonrada Müslümanlarda zaten bu konuda tartışıyorlar diyebilmenin yolunu hazırlama çabalarına bilerek ve ya bilmeden de olsa yaygınlaştırmak hizmetinde bulunmuş. Anladığım kadarı ile bu kısmı gözünden kaçan Sayın Zeki Bey de bu yazıya bir güzel teşekkür etmiş.
Elbette böyle bir iddiada ayetlerin indiği zaman mekan kesitindeki ortamdan çok uzaklaşmış olan bizlerin döneminde günümüzün düz mantığı açısından doğal bir iddia olarak görünebilir. Ancak Günümüz mantığı ile başka zamanları yargılamak konusu burada uzun yer kaplayacağından bu konuda yazdığım Din, felsefe, bilim ya gerçek nedir? Başlıklı bir yazımın kısa yolunu vermekle iktifa ediyorum.
Burada sadece şunu açıklamak zorundayım. Miraç olayı gerçekleştiği dönemde de çok büyük tartışmalara sebep olmuş ve kafirler Peygamberin Kudüs'e hiç gitmediğini bildiklerinden madem bu gece gittin bu Mescidi Aksa dediğin yer Beytil Makdis de neresidir bize tarif et oraya sık sık gidip gelen tüccarlarımız ve kervancılarımız da seni doğrulasınlar demişlerdir. Olay Mümin ve kafirlerin huzurunda böylece doğrulanmıştır. Peygamberimiz olayı sonradan sahabelerine anlatırken şöyle demektedir. Bu soru üzerine  ne yapacağımı bilmiyordum. Çünkü ben orada her şeye dikkatle bakmamıştım. Ne yapacağımı düşünürken Allah Mescidi Aksa ve çevresini tamamen net olarak görebileceğim şekilde gözümün önüne getirdi. Onların sordukları sorulara gözümün önündekine bakarak cevap verdim ve hepside onayladılar demiştir. Mescidi Aksa ismi o tarihte nasıl anılıyordu ben bilmiyorum. Çok uzun ve yoğun bir çalışma gerektirecek böyle bir araştırmaya da gerek görmüyorum. Bu meal böyle yorumlanmışsa mutlaka bu konunun uzmanları da bunun cevabını vermişlerdir. Zaten burada ki gizli amaç Kuran'ın Allah sözü olamayacağı kuşkusunu Müslümanların zihnine yerleştirip imanı şüpheye tebdil etmek amaçlı olsa gerektir. Ama sebebi ne olursa olsun böyle bir iddiada yok sayılamaz. İleride belki başka cevapları da bulabiliriz. Ancak naçizane benim görüşüm 
Allah'ın kelimeleri nesnelerin kendisidir. Sözlü ve yazılı olarak bizlerin kullandığı o kelimeler ise Allah'ın kelimelerinin insanların anlayışına indirgenmiş isimleridir. 
Söz konusu Mescidi Aksanın halen bulunduğu yerin Süleyman mabedi olarak kurulmuş bu gün kalıntılarına ağlama duvarı denilen mekan ile aynı yerdedir. Daha önce adının ne olduğunun önemi yoktur. Allah o makamı Mescidi Aksa olarak andığına göre ilmi ezelinde bu ismi takdir ettiği ve kuran ile tadat ettiği sonucuna varırız. Zaten Allahın sözüne iman edenler olarak inandık ve itaat ettik demek dışında bir sözümüz olamaz ancak hikmetini sual edebiliriz. Mesela o güne kadar hiç bilinmeyen uzay ile uzay ötesi sınırı adı olarak mekan ile mekansızlık arasındaki sınırı belirleyen Sidretil Münteha kelimeside Kuranda şu şekilde geçmektedir. 
Necm  14  
 (Mekkî 23) Sidretü'l-Münteha'nın yanında
.
Aynı surenin diğer ayetlerinde şöyle geçmektedir.
Allah nereye ne ad vereceğini ve onu öyle andıracak güce sahip olan yegane mabud olarak yokken varlığa çıkardığı bizlerin isimleri bile namız babamız tarafından verildi bilsek dahi onun ilmi ezeli sinde ki verdiği, hikmetini bilemediğimiz hükmüne göredir. 
Son olarak doğru yola ilettiği gibi eğri yola iletenin de Allah olduğunu belirten aşağıdaki iki ayetle bu uzun yazıya nihayet veriyorum.

A’râf  155  
 (Mekkî 39)
Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! (Hz. Musa'nın, kavmini temsilen seçip Al lah'ın huzuruna getirdiği kimseler, Allah ile kendi arasındaki konuşmayı işitince, onunla yetinmediler ve: ""Ey Musa, Allah'ı açıkca görmedikçe sana asla inanmayacağız"" dediler. Bunun üzerine orada şiddetli bir deprem oldu ve bayılıp düştüler. Hz. Musa, Allah'a yalvardı da bu afet kaldırıldı.)
 (Mekkî 55) Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir. 
İlgilenenler için Aklın önemini anladığım ve anlatmaya çalıştığım, kendi hayatımdan bir kesitin dile getirildiği Akıllı olacak kadar deli miyim? Başlıklı yazımın kısa yollarından birini de buraya dileyenlerin dikkatine sunmak amacı ile ekliyorum. 
Taraflara Selam Saygı ve sevgiler ile
Ahmet Doğan Şimşek


--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
Google Plus'da Paylaş

Yazar Anadolu Haber

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.