[anadoluhaber] HAFTA SONU ZİYARET PROGRAMIMDA 'İŞKENCECİM' VARDI!.. // hafize sultan




 hafize sultan hafizesultann@gmail.com
 20 Ekim 2010 10:43
 HAFTA SONU ZİYARET PROGRAMIMDA 'İŞKENCECİM' VARDI!..




Hanefi Avcı.jpg



                                                            HAFTA SONU ZİYARET PROGRAMIMDA ‘İŞKENCECİM’ VARDI!..
            Dostlarım yazılarımın uzunluğundan yakınıyor. En azından yarıya kadar okundukları bu yakınmadan belli oluyor. Daha da kısa yaz diyenler, aynı zamanda iltifat ediyorlar; sanırım aralarında şair olduğuma inanlar var. Oysa şairlik doğuştan gelen bir yetenek! Ne var ki,  yine de onların isteğini yerine getirebilirim. Dilerlerse yazıların en kısasını yazarım. Bir tek harf yeter mi bilmem! Onlar devam etmesinler!..
            Bundan sonrası ‘orta boy bir yazı olabilir’ diyenler için yazıldı. Uzun uzadıya ‘polemikler’ ise, ektedir.(*) Sıkılanlar hemen bu paragrafın sonundan, sayfayı terk etsinler...
            Lenin’le ilk buluşmanızı anlat, Türkiye’de toplantı yaptınız mı, nerede ve o toplantıya kimler katılmıştı? Elinizde ‘nükleer’ ve ‘kimyasal’ silahlar olduğunu biliyoruz; onları sakladığınız yeri anlat, arkadaşların zaten öttüler!.. Bu senin için son şans!.. “Sertifikalı vatan haini” olup olmadığın bu testin sonunda ortaya çıkacak!.. “Filistin askısı”, “kafes” veya bu “manyetolu telefon”dan sağlam çıkabileceğini mi sanıyorsun? Pencere açık, yerinde olsam 7. kattan aşağıya atlayıp intihar ederdim. Hadi sırtımı dönüyorum; birkaç dakika zamanın var, atla da kurtar, bu sana son kıyağım!.. Bakımsız buzağı gibisin oğlum,  senin bünyen burada yapılan işkenceyi kaldırmaz, geberip gideceksin buralarda.  Annen 24 yaşına kadar büyütmüş seni ona yazık olur… Biz zaten her şeyi biliyoruz! Hadi ‘ötmeye’ başla bakalım!...” Ben derin bir sessizlik içindeyim... Barbaros sakallı olan memur: “Bu it ser verip sır vermeyen ağabeylerine özeniyor galiba. Kendini Kaypakkaya mı sanıyor ne? Şöyle hayalarını sıkmaya başladık mı ötmeye başlar amirim” diyerek, yan hücredeki çocuğu alıp götürdü… Onun da işi ağır!? Duvarlar buz gibiydi, bir insan bu kadar yetkili nasıl olabilirdi? Çenelerim korkudan kilitlendi!… İstesem de konuşamayacağım artık, buradan yaşama veda edebilirim, çok korkuyorum...  Yaşama dair görebildiğim tek canlı, beyaza boyalı pencerenin para kadar aralığından tepesi görünen kavak ağacının dalına oturmuş bir saksağandı!… Bir ‘hamsi kuşu’ olsaydım şimdi,  arada bir açılan pencereden uçup giderim dağlarıma!..
            Bize bu kâbusu yaşatanların başındaki adam “Hanefi” Avcı’ydı… O bir dönemin simgeleşmiş ismidir sadece; bundan sonra ona da her türlü atış serbest; nasılsa devleti de aldı karşısına!.. “Hanefi” ayak ayaküstüne atarak, hayatımın dönüm noktasında oturuyordu. Beni de, iki büklüm karşısındaki tahta sandalyeye oturttular. Dizlerim titriyordu. Ellerimi dizlerimin üstünden çekemiyordum bir türlü.  Ellerim fazla geliyordu bana, onları koyabileceğim bir yer yoktu. Rahlenin önünde, diz çökmüş vaziyette hocasına ezberini vermeyi bekleyen medrese öğrencisi gibiydim… Tüylerimin yolunmaya başlanmasına acaba ne kadar kalmıştı?..
             Sen onlardan değilsin biliyorum. Karadeniz Bölgesi’nden vatan haini çıkmaz!.. Milliyetçi ve muhafazakâr bir aileden geldiğini öğrendik. Ailende ünlü hocalar da varmış! Seni bu işlerin içine sokanlar, tehdit etmişler belli, kimdi onlar merak ediyorum, bana  önce onları anlat!…  Ne de çok tanıdığın varmış; hepsi de kefil oluyor senin “gerçek bir komünist” olmadığına; ciddi bir eylemde bulunmadığına da emin gibi  konuşuyorlar… Ama bizimkilerin dosyana koyduğu raporda ‘örgüt üyesi’ olduğunu yazdılar… Raporu düzenleyenlerin arasında ortaokuldan sınıf arkadaşların da var. Belki de seni kıskandıklarındandır, sen okumuşsun onlar okuyamadılar… TÖB-DER’in Ankara Şubesi’nin kapatıldığı gün ‘nöbetçi devrimci’ de  senmişsin ha!?.. Tutanakta senin imzan var! Ayrıca silah taşımaya da merakın olduğuna dair bilgi notu koymuşlar; bütün Karadenizli delikanlıları gibi!.. Ara sıra ateş de ediyormuşsun sağ sola,  Allah’tan kimseye isabet etmemiş kurşunların. Bak bunun gibi daha neler yazılı dosyanda… Şansın var şansın; taşıdığın silahlar, örgütün envanterine kayıtlı çıkmamış!.. Onları 12 Eylül sabahı çöpe attın değil mi?.. Komutaaaan   hocaya çay getirin!.. Nereden istiyorsa oradan başlasın anlatmaya. Benim çok işim var!.. Yoksa akşama nöbeti devralacak olan arkadaşlara kalırsın… Çoğu Pol-Bir’lidir haberin olsun. Biliyorsun onlar komünistlere karşı önyargılıdır, kötü davranabilirler sana.  En iyisi, görev bendeyken bitirelim bu işi, en fazla 15 gün kalırsın Mamak’ta. Raci baba benim çok iyi ahbabımdır, sana iyi davranılmasını söyleyeceğin ona!… Haydi başla bakalım!..”
            Ben, ‘ser verip sır vermeyen bir yiğit’ değildim ki! Önce bunu bilmenizi isterim. Sanki dişlerim kaynadı birbirine,  ağzımı açamıyorum ki! Ayrıca, onların merak ettiği soruların cevabını zaten bilmiyordum!.. En basit sorulara bile cevap vermeyişim bu yüzdendi. “Hanefi” ağabey,  çok fena kızdı bana. Bağırmaya başlayınca, dişlerinin arasından yüzüme tükürükleri sıçrıyordu… Elimin tersiyle dudağıma gelen tükürüğü silmeye kalkışınca,  arkamda dikilen adamından tekmeyi yedim: Komutanın karşısında kıpırdama!...  Bana kötü davranan memura da o bağırdı, çıkarttı onu odadan. Beni sahiplenmişti “Hanefi” ağabeyim. Adam gerçekten iyi niyetli, ne yapabilir ki başka, bana ancak o kadar sahip çıkabilirdi!?.. Burası devletin bir birimi, herkese eşit davranılacaktı, emir böyleydi!..
            Avcı,  dürüst bir adam aslında! O bundan sonra bir ‘simge’ olarak geçecek kayıtlara. Türban gibi yani, ‘siyasi’ olmayacak tabii ki!.. Kitabında yazdığı gibi mesleğe başladığında  sol’ hakkında, gerçekten hiçbir şey bilmiyordu, bunu itiraf etti kitabında. Daha sonra, okuyarak sol hakkında bir şeyler öğrendiğinden, kuşkum var.  O günlerde toplayıp yaktıkları kitaplardan, bir iki tanesini yangından kurtarabilseydi,  ve gizlice okusaydı, bugün daha iyi bir kitap yazabilirdi!.. Önceleri onunla ilgili verilen haberleri, bana geçmişi hatırlattıkları için dinlemiyordum. İçeriksiz, kaldırım düzeyindeki dizileri izlemeye razıydım!.. Eşime ve çocuklarıma anlatmadığım o kötü anıları, anımsattığı için kanal değiştirdiğimi anlatamıyordum. Daha sonra Avcı, bütün kanalların baş konusu oldu… Artık onun avı değildim!..  Daha fazla da kaçamadım açıkçası. Zorunlu olarak, ben de locadan biletimi aldım ve bu yeni “dizi”nin izleyicileri arasına katıldım…
            Avcı, NTV’de yaptığı canlı mülakatta:”Ben de pek çok kişiye işkence yaptım. Ama, o zaman devletin tek sorgulama yöntemi buydu” demişti… Gençliğimden bu yana, biriktirdiğim bütün öfkemi “ceberut devlete” yöneltmeyi becerebilmişti… İşkence sonucu elde edilen kanıtlarla, pek çok kişinin mahkûm edildiğini, kanıt olmadığı halde pek çok kişinin ise “yargısız infaz” yapıldığını açık açık anlatıyordu… “Özel hayatın gizliliği” ve “haberleşme özgürlüğü”nden söz ediyordu eski işkenceci. Bu dönem ‘masumiyet karinesi’nin çiğnendiğinden, ‘Cemaat’ adlı bir örgütün emniyeti içinden ele geçirdiğinden yakınıyordu. Bizim Hanefi, son 6-7 yılda göreve başlatılan hakim ve savcılar görevden alınmadıkça adaletin sağlanamayacağını da söyledi… Bir de cemaatin gücünden bahsetti ki, açıkçası, o sözleri umutsuzluk mesajı taşıyordu… Onda özel bir kastı yoksa, o kadar da olabilir diye aklımdan geçirdim!..
            Bugün ‘yargısız infazı’ arkadaşları Avcı’ya karşı yapıyor. “Oh oldu! Yaptıklarını buluyorsun, cezanı böyle çek!” diyerek, oturduğum yerden bu diziyi izlemeye devam edebilirdim. O zaman ‘susmak’ suretiyle bu haksızlığa  iştirak’ edenlerden ne farkım kalırdı? Onun gözünde ‘inandığı doğruları sonuna kadar savunan adam’ değil miydim ben?  Yıllardır yaşadığımız bu kahredici acıların nedeni, ‘vurdum duymaz’ insanlar olmadı mı?.. Haksızlığa ve hukuk dışı uygulamalara maruz kalanlar da ses çıkartmazsa, başka kimler ses çıkaracaktı? Nihayet, daha fazla tutamadım kendimi. Elime aldım kalemi ve Komiser Yardımcısı Hanefi‘yi “savunmaya” başlıyorum… Mecburum, benim de işim bu… Savunduğum Hanefiler değil, hukuk aslında…
            Birinci isteğim: İşkencecime maddi ve manevi işkence yapılmasın… Bu isteğimde son derece ciddiyim. Tutuklu kalacağı yer, çağdaş ülkelerin kabul ettiği standartlara uygun olsun. Bütün tutuklular için kabul edilen asgari şartlar ne ise,  onun için de sağlansın… İkinci istediğim :”Masumiyet İlkesi’nden yararlandırılsın. Suçlu olduğu mahkeme kararı ile hüküm altına alınana kadar, kamuoyuna suçluymuş gibi tanıtılmasın. “Özel hayatın gizliliği” kuralı, Hanefi için de ihlal edilmesin… Bir isteğim daha var: Hanefi Avcı’nın yazdığı kitapta ileri sürdüğü suçlamalar  araştırılsın!.. Çünkü Hanefi ‘gizli’ değil, açık bir tanık. Üstelik, kendi isteği ile kanıt durumuna gelmiş... Kanıtları toplamak, saklamak ve değiştirilerek yok edilmelerini önlemek devletin görevidir… Bu nedenle Hanefi Avcı’nın ‘yaşama hakkı’ son derece önemlidir… En azından ‘karşı devrim’in tamamlandığı ilan edilene kadar, bu isteklerimi yerine getirilsin!..
            Hanefi Avcı’nın temel savunmasını, dosyasını görmeden hazırladım!.. Onu bu yazının içinde anlatamam. Eğer öyle bir şey yaparsam, döneriz birinci paragraftaki yakınmaya… O bakımdan herkes için bir gün gerekli olacak o ‘savunmayı’ ayrı bir dosya yaparak bu zarfın içinde (“pdf” ve “word” formatında) adresinize postaladım!..  Parantez içinde yazdığımın cümlenin ne olduğunu anlamayanlar, torunlarına sorarak öğrenebilirler, bizim zamanımızda yoktu böyle kelimeler!..  Hanefi olsaydı o bilebilirdi; telefonları IMEI numarası üzerinde dinlemek onun hinliği değil miydi? Hukukçu olmasına rağmen, kafasının basmadığı konuların başında, evrensel değerler, temel hak ve özgürlükler ile ceza hukuku prensipleri gelir!.. Yoksa ne diye polis olsun!.. Meslek derslerin çoğundan kopya çekerek geçtiğine eminim!..
            Yüksek tansiyon ve kalp hastaları, 8-25 yaş grubunda bulunanlar, 60 yaşın üstündeki emekliler ile işsizler ve hamile olan hanımların hangi bölümleri okumayacağı ilgili yerlere not edilmiştir. Aksi halde sorumluluk kabul etmem!.. Ayrıca yazı içinde geçen ‘okumayın  şeklindeki emir kipleri,  sadece ilişikteki dosya içindir!.. Yazının içinde Avcı’nın Cemaatten olan eski arkadaşlarının beyin MR’ını da çektim.  Bedavadır diye o bölümde fazla eğleşmeyin.  Ne olur ne olmaz. O bölümler bazı kafaların ‘el yapımı’ olduğunu ortaya çıkartıyormuş… Zamanında uyarmadı demeyin!..
            Hoşunuza gidecek bir haberim daha var: Başbakan,  emeklilerin maaşlarına yapılan zammı açıklarken, bizim divanın üzerinde uyuyakalan komşunun oğlu ağlayarak uyanmıştı. Başbakan, ekrandan çekilene kadar da susmadı kerata. O nedenle ondan yaptığım alıntıların tamamını yazının içinden cımbızla çekip çıkarttım!..  Onlar da yok artık… Bu kadar ‘aşırı’ temkinli ve tedbirli olmayı ise, Fetullah Hocam’dan öğrendim!..
            Av. Cemil Can
 DİPNOTLAR:

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
Google Plus'da Paylaş

Yazar Anadolu Haber

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.