[anadoluhaber] YÜCE SEL KONUŞMA - 3

''KONUŞMA'' -3- 
  
22.09.2010 
 
 
"...görünüşte 'farklı' kelimelerle aynı anlamı savunduklarını farkında bile olmadan 'anlaşamayanlar'la, görünüşte 'aynı' kelimeleri kullanarak aslında farklı anlamları savunduklarını farkında bile olmadan 'anlaşanları' görmüş müydünüz?"

Yeraltı Sohbetleri
...
 
Bıraktığım yerden devam etmeden önce izninizle dışarda olup-bitenler üzerine bir kaç söz söylemek isterim. Evet, sağlam duruyorsunuz, fakat bazılarınızın halini beğenmedim. Çay arası vermeden önce böyle değillerdi. Hüzünle gölgelenmiş yüzler görüyorum. Rengi atmış yüzler, terkedilmiş dolu dolu gözler...
 
-İhanet etti!
 
-Kimmiş o?
 
-Halk!
 
-Anlayamadım.
 
-Halk ihanet etti, hem de yüzde 58'le!
 
-Kimlere?
 
-Yol gösterenlere.
 
-İyi düşündünüz mü? Durumun anlamına en uygun kelimenin, onu adlandırırken kullandığınız "ihanet" sözcüğü olduğuna gerçekten emin misiniz?
 
-Eminim.
 
-O kadar emin olmayın. Yüzde 58 evet oranının anlamı ihanet oluyorsa, Irak'a yönelik gerek 91, gerekse 2003 Saldırıları sırasında yazdıkları yazılarda, saldırıların maksadının tek bir ülkeyle sınırlı olmayıp, bütün bölgeyi, dolayısıyla Türkiye'nin bütünlüğünü de tehdit ettiğini tespit ettikten hemen sonra, bu tespitin mantiki sonucu olarak, Türkiye'nin söz konusu saldırılara karşı savaşan Irak'ın yanında yer alması, onunla müttefik olması için kalemlerini seferber etmeleri gerekirken, üstelik böyle davranmak Amerikan saldırılarına karşı yüzde 80'lerde 90'larda seyreden bir millet iradesinin mevcut olduğu şartlarda yerine getirilmesi hiçte zor olmayan bir milli görevken, tam tersi bir tutumla "Saldırılara karşıyız ama Irak Devletini de desteklemiyoruz" diyerek sırtlarını dönen ve Irak'a ambargo yılları boyunca tamamen peşmerge bozgunculuğunun dümen suyunda bol bol "canavar BAAS, baskıcı devlet aygıtı, açık toplum, tarihle yüzleşme, demokratikleşme" edebiyatıyla bugünlere gelinmesinde büyük sorumluluk sahibi olan şekil demokratı yol göstericilerin bu tutumunu nasıl adlandırmalı peki?
 
-?
 
-Ya da yüzde 58'lik oran, yol gösterenlerin ruh sağlığını alt-üst edip Türk milletine küsmelerine yetecek kadar büyükte, aynı milletin her iki saldırıda Irak'ın yanında yer alma hissiyatının ifadesi olarak, Amerikan Propaganda Makinesinin onca çabasına rağmen, o sıralarda yüzde 80, yüzde 90 seviyesinde seyretmiş bir oran, bölge çapında bir kurtuluş savaşı heyecanı duymalarına yetmeyecek kadar küçük müydü?
 
-?
 
-"Yüzde 58, sandıktan çıkmış bir sonuçken, yüzde 80, yüzde 90 ise, sadece bir tahmin" diye itirazda bulunmanın alemi yoktur, zira bölgemize saldıran düşmanın politika tayin etmek üzere kendi araştırma şirketlerine yaptırmış olduğu kamuoyu araştırmalarından elde edilmiş bir rakamdan bahsediyorum.
 
Türk Milletinin Irak'la birlikte kurtuluş savaşı hissiyatını ortaya koyduğu o günlerde, şekil demokratları, maalesef hiç hicap duymadan "Belki ABD Irak'a demokrasi getirir, getirmese de en kötü demokrasi en iyi diktatörlükten bile çok daha iyidir" diyerek "it dalaşı" olarak niteledikleri Irak'ın vatan savunmasına sırtlarını döndüler, saldırganın yanında yer aldılar.
 
-Ben öyle nitelemedim!
 
-Nitelemediniz ama "Irak'ı savunmak, Türkiye'yi savunmaktır" da demediniz..."BAAS diktatörlüğüyle işbirliği yapmak mı? Allah yazdıysa bozsun" deyip duruyordunuz yazılarınızda.
 
-Öyle şeyler yazmadım!
 
-Sormak lazım; demokrasi ilkesi, AB-D'nin güya bir diktatörlüğü devirip demokrasi kurarken başka diktatörlerle, mesela Mısır diktatörü Mübarek gibi diktatörlerle işbirliği yapmasına imkan tanıyor da, aslında Türkiye'nin bütünlüğünü parçalayacak bir saldırıya karşı yapılmak durumunda bulunan bir vatan savunması, aynı saldırıya karşı koyan bir diktatörle güç birliği yapmaya niçin imkan tanımasın ya da bu güçbirliği demokrasi ilkesine niçin aykırı olsun?
 
İstiklal Savaşımızı verirken güçbirliği yapıp, yardım kabul ettiğimiz Sovyetler Birliği', "baskıcı" proletarya diktatörlüğü değil miydi ?
 
Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun, eğer demokrasi ilkesi denen şey, vatanı savunurken, bir diktatörlükle güçbirliği yapılmasını ruhuna tecavüz olarak görüyorsa, o taktirde ona, bir devlete saldırıp yıkmanın bahanesi olarak dillere düştüğünde, o devletin yerine yerleştirilmeye çalışılan kukla idareciğin örtüsü olarak şeklen kullanılmak üzere götürüldüğünde, tecavüze niye sesini çıkarmadığını sormak hakkımızdır.
 
Arkadaşlar, işin ruhu şu ki, demokrasi, götürülebilir bir nesne değildir.
 
İlke deyince, İslam bağlamında ifade olundukları için, genel-evrensel oldukları hemen kavranamayan iki ilkeyi hatırlatayım; dinlerken, bir yandan düşünürsünüz.
 
1-"İslamda idare şekli yok, idare ruhu vardır"
 
Bu ilkeye, sanki başka idareler şekilden ibarettir, mutlaka ruhsuzdur anlamında işaret edildiği zannedilir, fakat öyle değildir. Cümlede iki anlam bulunuyor:  "İdare şekli yok, idare ruhu vardır; bir idare ruhunun müspetliği veya ideal noktaya yakınlığıysa, İslam ölçülerine yakınlığıyla orantılıdır". O halde, nasıl ki ahlaksız nitelemesi mutlak anlamda ahlak yoksunluğu değil, yanlış veya eksik ahlak demekse, İslamla alakası ne olursa olsun, bir idare istese bile ruhsuz olamaz; en "ruhsuz" idare şeklinde bile, şekle esas teşkil edip yürüten bir idare ruhu mevcut.
 
Bu, ruh esastır ilkesi...
 
2- Anlamını Halife Hz.Ömer'in kelimesi kelimesine aynı olmasa da "Yamuk bir iş yaparsam, n'aparsınız, öyle durup seyir mi edersiniz?" sorusuna verilen "Seni şu eğri kılıçlarımızla öyle bir düzeltiriz ki" cevabında bulan ilke.
 
Bu da, kılıç ilkesi...
 
Üçüncü bir ilkeyle beraber, bunlar bir bütündür, ayrılamazlar.
 
Eksik anlama olmasın, yüzde 58'i, yüzde 42 içindeki şekil demokratı yol göstericilerin varlığına bir tepki olarak açıklamıyorum, "şekil demokratı yol göstericiler sadece 'hayır' tarafında vardır"da demiyorum; aksine, bu yol göstericiler, yüzde 58 içinde de en az yüzde 42 içinde olduğu kadar mevcut. Bunların niye "evet" veya "hayır" tutumu aldıklarını açıklarken gösterdikleri sebeplerin farklılığı görünüştedir; mesela Cumhuriyet gazetesiyle, Vakit Gazetesi tam bağımsızlık düşmanlığında ortak bir aynılığın dil planında birbirine muhtaç iki farklı görünüşüdür.
 
Hangi tarafa yol gösteriyor olurlarsa olsunlar, bu şekil demokratlarını biraz sıkıştıracak olursanız, ülkemizin "1919 Şartları"nda bulunduğunu kabul ederler, ancak gerisini getirmezler. Milli Kurtuluş Mücadelesine yol göstermek yerine, tam bağımsızlıkcı tarafa tıpkı tarihte olduğu gibi Büyük Zafer'den sonra katılmak üzere, "1919 Şartları"ndayız lafına çakılı kalıp, birbirlerine karşı "demokrasi mücadelesi" vermeyi tercih ederler.
 
Zira, turuncu renkli darbeler hariç "her çeşit darbeye karşı olan" bu efendiler, işbirlikçi bozgunculuk hareketleri hariç "her çeşit şiddete de karşıdırlar" ve vermeye mecbur olduğumuz Milli Kurtuluş Savaşı bunlara göre maalesef o karşı oldukları "her çeşit şiddet" kategorisine girmektedir.
 
Şimdi izninizle biraz da çay arasında yan odada okuduğum referandum sonucuyla ilgili sınırlı sayıdaki yazı ve yorumlar üzerinde durayım
 
Okuduğum yazı ve yorumları, hadiseye nasıl bir ruh haliyla bakıp anlamlandırdıklarına göre üçe ayırmam mümkün;
 
 
1- Sitemkarlar... Sitemlerini "halk ihanet etti" demeye, dolayısıyla "Bu halk bana layık değil" imasına kadar vardıranlar.
 
2- Kesimler arası psikolojik duvarları buzlaştırıp, yükseltenler.
 
3- Mevcut yönetimi menfi misal olarak BAAS yönetimine benzetenler.
 
 
Dostoyevski olabilir, derinlemesine hissedip, düşünmesini bilen bir başka yazar olabilir, belki de yanılıyorum, böyle bir yazar yoktur, her neyse, yazarın kahramanlarından biri, şahit olduğu bir timsah katliamını anlatır. Fakat öyle bir anlatır ki, o satırları okurken, kahramanın o katliamı acı duyma pahasına seyretmekle ne büyük bir fedakarlık yaptığına inanmaya başlarsınız. Timsahlar, avcılar tarafından vahşice katlolunurlarken, onları seyretme fedakarlığında bulunan bu yufka yürekli tarafından seyrolundukları için adeta şanslıdırlar. Sanki timsah katliamı, bu yufka yüreklinin ne kadar yufka yürekli olduğunu hissetmesine ve de bu gerçeği dünyaya haykırarak "paylaşmasına" yaradığı için bir anlam ifade eder. Farkına varırsınız ki, yufka yürekli, insanlıktan onun bu fedakarlığını hayranlıkla takdir etmesini beklemektedir.
 
Sitemkar yazıların, sitelere yazılan yorumların bazıları, işte bu timsah katliamını, insanlığa dünyanın en güzel üzülüp acı çeken adamı olduğunu göstermesine yarayacak bir fırsat olarak seyreden adamı hatırlatıyor. Sonucu üzücü olan bir referandumla, timsah katliamı arasındaki benzerlik, hadise planında değil, şahit olanların anlatırken içinde bulundukları ruh halinde. Referandumun sonucu belli olur olmaz o üzüntüyle kaleme alınan bu sitem yazılarının, "Bu ülkeyi en çok ben seviyorum, bu ülkeyi benim kadar kimse sevemez, o yüzden bu sonuca hiç kimse benim kadar kahrolamaz" benzeri cümlelerinde, sanki içten içe kendisini kendi kahır aynasında seyreden bir kibir ve küçümseme seziliyor.
 
Hiç şüphesiz bu kategoriye uyan çok daha aşırı örnekler olabilir, okuduklarım içinde N.Genç, O.Eğin gibi yol göstericilerin referandum sonucuna yaklaşımları böyle.
 
Seyrederken veya sırtınızı dönüp küserken ne kadar içten kahrolursanız olun, bir faydası yoktur. Sevdiğinin namusu tehlikedeyken sadece kahrolduklarını anlatmakla görevlerini yaptıklarını sananlar kendilerini aldatırlar.
 
Ve bu da üçüncü ilke, bütün ilkelerin anası, aşkın sadakat ilkesi;
 
Seviyorsan bırakmayacaksın...
 
Kesimler arası bölünmeye hizmet eden yaklaşımaysa, M.İdil'in yazısını misal göstermek mümkün. Referandum sonucunu konu alan bir yazının yanıbaşında Sıvas Madımak otelini yanarken gösteren resimlerin bir işi olmaması gerekir.
 
Yeri gelmişken aynı yazarın bir başka yanlışına kısaca dikkat çekeyim. IRA örneğinde olduğu gibi, devletlerin terör örgütleriyle masaya oturabileceğini söyleyen İngiliz yönetiminde danışmanlık yapmış birisine, "teröristle pazarlık edilmez" diye bitireceğiniz bir yazıyla karşılık verecek olsanız, izah maksadıyla sözü Taliban'la NATO'nun masaya oturmasına getirdiğiniz taktirde, Talibanın NATO'ya karşı vatan savunması yaptığını kabul eden birisi olarak bu düşüncenizi nasıl ifadeye dökersiniz?
 
"Taliban ile NATO arasında bir görüşmeye oturulması durumunda, buradaki terörist grup sizce hangisi? Ülkesini savunmaya çalışan; Taliban mı, NATO mu? Taliban hep bir terör örgütü olarak yansıtıldı. İyi ama, ülkenin asıl sahibi NATO mu da, görüşmeyi kabul edecek kesim NATO oluyor?"
 
Böyle ifade edecek olursanız, ne ala. Yazara ait olan bu ifadeyi, iki cümlesinden çıkardığım kelimeleri yerine koyarak bir daha görelim;
 
"Taliban ile NATO arasında bir görüşmeye oturulması durumunda, buradaki terörist grup sizce hangisi? Ülkesini savunmaya çalışan; gerici, bağnaz, acımasız Taliban mı, NATO mu? Taliban hep bir terör örgütü olarak yansıtıldı ve haklı gerekçelerle öyle de kaldı. İyi ama, ülkenin asıl sahibi NATO mu da, görüşmeyi kabul edecek kesim NATO oluyor?"
 
gerici, bağnaz, acımasız"
 
"...ve haklı gerekçelerle öyle de kaldı"
 
Ülkesini savunduğunu, dolayısıyla istiklal savaşı verdiğini kabul ettiğiniz bir hareketin, aynı zamanda gerici, bağnaz ve acımasız olduğuna inanabilirsiniz, fakat bu menfi sıfatları, tam da o hareketin vatan savunması yaptığını tespit ettiğiniz cümlenin içine yerleştirir ve arkasından haklı gerekçelerle terör örgütü olduğunu ilave ederseniz, şüphe doğar.
 
Güneydoğuyu kasten "Terörizm ama istiklal savaşı" mı? Yoksa İstiklal Savaşı korkusuyla "her çeşit şiddete karşıyız", o halde "İstiklal savaşları maalesef terörizmdir" mi?
 
S.Önkibar'ın yaptığı gibi, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin dönemindeki BAAS yönetimini menfi kabul edip, idare ruhu yabancılaşmış mevcut yönetimi o yönetime benzetmek hakikatle bağdaşmaz. Millici, tam bağımsızlık yanlısı, demokrasiyi bir şekil sorunu olarak görmeyen o BAAS yönetiminin önce Allahın sonra milletin olan mülkü özelleştirme kod adlı operasyonla yağmaya açan Türkiye'deki yönetimle ne alakası var?
 
Bir sahne... Mesela bu gece Tayyip Erdoğan TRT ekranından, "Mensubu olmakla gurur duyduğum Türk Milleti!" diye seslense;
 
"Türk Silahlı Kuvvetlerini NATO'nun askeri kanadından çekiyorum, AB üyeliği başvurusunu donduruyorum, özelleştirme kod adlı yağmalama operasyonuna son veriyor, bütün stratejik sektörleri millileştiriyorum.
 
Irak'ın kuzeyindeki kukla yapılanmayı tanımıyorum. Silivri Toplama Kampında esir tutulan vatanseverlerin derhal serbest bırakılmasını emrediyorum.
 
Başta İncirlik işgal üssü olmak üzere bütün üslerin tahliye edilmesi için 72 saat, vatanımızın Güneydoğusundaki etnikçi Celali bozgunculuğuna teslim olmaları için 24 saat süre tanıyorum.
 
Merkezi otoritenin bilgisi ve onayı olmadan, yabancı ülke kuruluşlarıyla anlaşmalar imzalayıp, projeler yürüten bütün sefil toplum örgütleri, liberal çapulcu medya kuruluşları, kaba softa ham yobaz yuvaları ve fuhuş yerleri kapatılmıştır.
 
Siyasi faaliyetler işbirlikçi ilişkilerden tamamen arınmış olmak şartıyla serbesttir" diye devam etse ve sözlerini;
 
"Kanun ve nizam hakimiyeti esastır. Bunu sağlamak üzere, yeniden fetih hareketi başlamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleriyle tam bir işbirliği halinde seferberlik ilan ediyorum. Bu kararlar şu andan itibaren yürürlüğe girmiştir. Yaşasın Vatan, Yaşasın Türk Milleti" diye bağlasa...
 
Şekil demokratlarının bir kısmı hiç şüpheniz olmasın, "Evet, bu kararlar halkın zararına değil ama anti-demokratik yoldan alındıkları için tabiiki kötüdür" deyip, "Halkın gözünü boyamak için halkın yararına kararlar alarak halka rağmen halkçılık yapan darbe yönetimine kanmayalım" yollu çağrılarda bulunmak üzere hemen "Demokratik Muhalefet ve Müdahale Platformu" adıyla örgütlenip, muhalefete başlarlar.
 
Hatta bazıları şimdi yaptıkları üzere, NATO'ya, BM'ye "2003 yılında barbar BAAS yönetimine karşı yaptığımız Gül Devrimine benzer bir devrimle, Kemalist-Saddamist kirli darbe yönetimine haddini bildirmek için Anadolu ve Trakyaya birlikte müdahale edip barış için savaşalım" çağrısında bulunurlar.
 
İçlerinden birinin aylar önce ettiği bir laf; "ABD, Türkiye’yi bir Saddam Rejimi, bir Nazi Rejimi gibi görüyor ve bu rejimii topyekün tasfiye edip KESİN BİR ZAFER istiyor"
 
Atlantik İttifakının saldırısına uğrayana kadar Irak ülkesine en müreffeh dönemini yaşatan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yönetimini Nazi rejimine benzetebilen bu kafadaki adamların yeni kuşak tarafından anti-emperyalist sanılmaları, böyle lap-lup laflarla hizmet ettikleri peşmerge bozgunculuğu tarafından keskin Türk milliyetçileri diye adlandırılmaları yok mu!... Fakat bunların Türk Milliyetçisi olarak sunulup, öyle sandırılmaları da bir oyundur arkadaşlar.  Yine mi siz?...  Evet, buyrun?
 
-Aylar önce bir tartışma programında, Ümit Özdağ'ın söyledikleri aklıma geldi. Önce sağına soluna bakındı, sonra yanındakine dönüp, sesini alçaltarak şu anlamda bir şeyler söyledi; "PKK'nın eylemleri devam ederse, bir şey değil, Türk halkı istiklal savaşı verecek. işte o zaman felaket olur!"
 
-Zihnen peşmergeleşmenin tipik bir örneği... Buyrun oturun.
 
-Bir şey daha... Bu söylediğiniz zihnen peşmergeleştirme operasyonunda kullanılan önemli konulardan Halepçenin iç yüzünü anlatan, Amerikan Propaganda Makinesiyle peşmerge propagandistlerinin uydurduğu iftiraları gözler önüne seren bir kaç belge adı vermek istiyorum. Meşru Irak yönetimine hiç bir surette olumlu bakmayan, bazıları Amerikan yönetiminde görev almış insanlarca yapılmış bu araştırmaları bilen arkadaşlar vardır.
 
Stephen C. Pelletiere. NY Times, A Glimpse of the Past: A War Crime or on Act of War?
 
Jude Wanniski, Saddam Hussein Did Not Commit Genocide.
 
Jude Wanniski, What Happened at Halabja?
 
Carlton Meyer: Saddam Never Gassed His Own People.
 
Ghali Hassan: What Do Fallujah and Halabja Have in Common.
 
Benzerlerini Ermeni propagandistlerin Türk Milletine attığı iftiralarla ilgili araştırmaları, sanırım www.uruknet.com adresinde bulabilirsiniz.
 
-Teşekkür ediyorum... Şimdi ara vermeden önce dinleyin;
 
"30 Ağustos 2010 günü Hak ve Eşitlik Partisinin Muğla ve Antalya mitinglerinden Ankara'ya dönmekte olan seçim otobüsü Afyon'un İscehisar ilçesinde mola vermiştir. Durulan yerde parti marşı çalındığı için iki polis tarafından uyarı yapılmış ve partililer müziği kesmiştir. Arkadan bir trafik polisi gelmiş ve 72.maddeyi ihlal ettiniz diye 62 TL ceza kesmiştir. Buraya kadar her şey normaldir, yasal prosedürde tamamlanmıştır. Yetkiyi suistimal, tarafsızlık ilkesi ihlali, görevi kötüye kullanma, bir siyasi partiye hasmane davranış ve tavırlar bundan sonra başlamıştır.
 
Polisler emniyet müdüründen talimat aldıklarını belirterek parti otobüsünü İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün önüne çektirmişlerdir. Buraya gelindiğinde İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün üstündeki lojmanların pencerelerinin birinden sonradan İlçe Emniyet Müdürü ve adı Mustafa Yiğit olduğu tespit edilen atletli, yarı çıplak bir zat 'izinsiz ilçeme giremezsiniz' diye tehditler yağdırmıştır. Daha da vahimi '30 Ağustos Zafer Bayramı' nedeniyle parti otobüsünün önüne asılı olan Türk bayrağını 'SÖKÜN' diye talimat vermiştir. Partililerin 'Burası Afyon toprağı, bu zafer burada kazanıldı. Bugün 30 Ağustos, bayrak sizi neden rahatsız ediyor' demelerine rağmen bu zat 'Bayrağı sadece devlet kurumları takabilir' diyerek, polis marifetiyle Türk Bayrağını otobüsün önünden söktürmüştür. Pencereden yarı çıplak haliyle aşağıdaki polislere 'Bunları buradan gönderin, ilçede iftar da yapmasınlar' diye hezeyanlarını sürdürmüştür. İş bununla da bitmemiş, köy kurnazlığı ve entrikalarla 'Otobüsü bağlayın, anahtarlarını alın' hokkabazlığına kadar gitmiştir. Yedikleri haltın sonucunun nereye varacağını biraz kestirdiklarinde de suçunu örtbas için savcıyı bile İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne çağırmışlardır.
 
Bütün bu olup bitenlerden ve ilçeden ayrıldıktan sonra parti sorumluları beni arayarak durumu rapor etmişlerdir. İlçe Kaymakamı olan ve adının Yaşar Güneş olduğu öğrenilen zat'dan bilgi almak istediğimde ise, bu şahsında aklınca bir takım teknikler kullanarak benimle görüşmekten kaçtığını tespit ettim.
 
1. İlçede olup biten her şeyden hukuken ve idareten sorumlu olan İscehisar Kaymakamı Yaşar Güneş ve İlçe Emniyet Müdürü Mustafa Yiğit hakkında parti avukatlarınca hukuki işlem başlatılmıştır.
 
2. Bu iki şahıs hakkında işlem yapılmak ve sonucunun Parti Genel Merkezine bildirilmesiyle ilgili İçişleri Bakanlığı'na resmi yazı yazılmıştır.
 
İçişleri Bakanlığı idareten, mahkeme hukuken işlemleri yürütecek ve bir sonuca varacaktır.
 
Siz ki 30 Ağustos 2010 günü Türk Bayrağını hem de Afyon'da parti otobüsünden söktürme gaflet ve aymazlığını yaptınız, Hak ve Eşitlik Partisi'nin amblem, fors, Genel Başkan resmi ile alnında 'YAŞASIN VATAN, YAŞASIN TÜRK MİLLETİ' yazan otobüsünü emniyetin önünde suçlu gibi sergilediniz, bunun siyaseten hesabını vereceksiniz.
 
Ne zaman mı? 2011 Genel Seçimlerinden hemen sonra ve ilk sırada...
 
YAŞASIN VATAN, YAŞASIN TÜRK MİLLETİ!"
 
Hak ve Eşitlik Partisi'nin 30 Ağustos Büyük Taarruz'un yıldönümünde karşılaştıkları düşmanca bir tutumla ilgili basın açıklamasıydı.
 
Bu partinin Genel Başkanı Osman Pamukoğlu kimdir?  Başkalarının demeçleri, siz aramasanız dahi hemen her yerde karşınıza çıkarken, bu partinin faaliyetleri hakkında haberler, mensuplarının konuşmaları niçin aynı sıklıkta karşınıza çıkmaz? Bozguncuların demeçlerini çarşaf çarşaf yayınlayan medya, bu Partiye niçin ambargo uygular?
 
Çünkü Osman Pamukoğlu, Güneydoğudaki etnik bozgunculukla mücadelede Türk Milletine önemli hizmetlerde bulunmuş vatanperver bir Türk askeridir de ondan. Sizin parmağınız deminden beri havada, evet?
 
-Kılıç ilkesi dediniz. Sonra sadakat girdi işin içine... Yani nasıl?
 
-Hay, hay arzedeyim: Yeri gelmişse, sandığı sağlamca yerine koymak üzere, kılıç esastır.
 
-Ama ne kadarlığına esastır.
 
-Onu ulemaya soracaksınız, ulemanın hakikisine...

Yüce SEL
 

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
Google Plus'da Paylaş

Yazar Unknown

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.