[anadoluhaber] YÜCE SEL'den "KONUŞMALAR - 2"

''KONUŞMA'' -2- 
  
21.08.2010 
Şimdi her iki vizyona biraz daha yakından bakalım. Az evvel aktardığım gazete haberlerinde yer alan her iki vizyonun sembol temsilcilerince yapılmış bölgemizle alakalı açıklamaları dinlerken, 90'ların başında sanırım ilkokul çağında bulunan yaşça genç arkadaşların aklına şu soru takılmış olabilir.

"O sırada Türkiye'nin başında bulunan zevatın vizyonu, 'dünyayı, dünya üzerinde tek ve karşı konulmaz tanrısal karar gücü olduğuna iman ettikleri Atlantik İttifakı'nın mazgal deliğinden görmelerine müsaade olunduğu kadarıyla seyretmekten ibaret olduğu için' Irak'ın 'Stratejik İttifak' teklifini kabul etmemişler, bunu anladık...

Peki ama İstiklâl Savaşı geçmişi bulunan bu milletin okumuş-yazmış takımı 91 Saldırısı'nın Irak'la sınırlı olmayıp, Türkiye'yi de hedef aldığını niçin zamanla fark edemedi?

Hadi 2 Ağustos 90'da durumu kavrayamadılar diyelim, ama iki saldırı arasında 13 yıl var. Bu saldırının, 'Irak'a demokrasi getirme... demokratikleşme sürecini başlatma' adı altında, bütün Büyük Doğu Coğrafyasını iktidarsız adamcıklar misâli, etnik-dini, bir çeşit kukla-feodal demokrat beyliklere, şehir devletçiklerine parçalama maksadı güttüğünü; dolayısıyla Türkiye'nin izlediği saldırı yanlısı, peşmergeci dış politikanın Türkiye'nin mezarını Türkiye'ye kendi elleriyle kazdırmak demek olduğunu, her iki saldırı arasındaki uzun amborgo yılları boyunca ortaya çıkan onca belirtiye rağmen nasıl olupta anlayamamışlar?

Şartların 'doğal müttefik' kıldığı Irak Devletiyle değil, Türkiye ve Irak içinde faaliyet gösteren peşmerge örgütleriyle açık-gizli ittifaklar kuran vaktin etnikçi Cumhurbaşkanının etnik parçalanmayı cesaretlendirdiğini onca belirtiden sonra fark edip, hakikati yüksek sesle dile getiren hiç mi olmadı?"

Olmaz olur mu, elbette oldu, fakat seslerini... Siz bir şey mi söyleyecektiniz?

-Evet

-Buyrun

-O zamanlar, 91 Saldırısı yaklaştıkça, televizyonlarda harareti giderek artan tartışma programları olurdu. Sunucunun, "Ortadoğu uzmanı, gazeteci stratejist, tecrübeli araştırıcı, aynı zamanda uzman duayen" gibi sıfatlarla uzun uzun tanıttığı bir takım adamlar, hanımlar, konuyu sabahlara kadar tartışırlardı. Bazı duayenlere göre "Amerikan saldırısı başladıktan üç gün sonra Irak'ın işi tamam"dı. Başka bazı daha eski duayenler ise, "72 saat mi? 12 saat bile çok, yanılırsam bütün söylediklerimi bir kağıda yazıp bu stüdyoda canlı yayında yalarım. İşte buraya yazıyorum, en geç 91 Aralığında Bağdat'ta demokratik seçimler var, 92 yılına Bağdat'ta şampanyalı demokrasi kutlamalarıyla girmek istiyorsanız, şimdiden otellerde yerinizi ayırtın, yoksa demokrasi şöleninde yer bulamazsınız, ben geçen hafta ayırttım" diyorlardı.

"Pastadan pay kapmak" diye de bir laf tutturmuşlardı. Ben o zamanlar ufağım, anlamıyorum, galiba bir de bir şeye, bir yere oturmayı çok istiyorlardı.

-Masa... Masaya oturup, üç alacaklardı.

- "Masaya oturmalıyız, oturamazsak Allah saklasın aşağıya düşeriz" deyip masaya vuruyorlardı. Düşmekten çok korktukları yerin üç adı vardı; "Dünyanın dışı... Uygarlığın dışı... Çağın dışı"... Bazan "Çağdaş dünyanın dışına... Çağdaş uygarlığın dışına" dedikleri de oluyordu.

Hiç unutmuyorum, hemen her tartışma programında, katılanların hemen hepsi, tartışmanın bir yerinde mutlaka "saldırı" yerine "operasyon" sözcüğünü kullanarak; "Bir yanlış anlama olmasın, Irak operasyonuna karşıyım ama Irak yönetimini de desteklemiyorum" derdi. Konuşmacıların ses tonu, cümlenin "Irak operasyonuna karşıyım" kısmında "işte öylesine" bir ses tonuyken, "...ama Irak yönetimini de desteklemiyorum" kısmında birdenbire "altını çiziyorum haa!" olurdu sanki...

Bir konuşmacının ağzından bu cümle dökülür dökülmez, diğerleri de, "Ben de desteklemiyorum! Ben de, bende desteklemiyorum!" diye atılırlardı.

Ayin gibi bir şeydi.

Bu tartışmaları sabahlara kadar izleyen babam, konuşmacıların söz aldıktan sonra en geç kaç dakika içinde "Bir yanlış anlama olmasın" diye hatırlatmada bulunacakları üzerine arkadaşlarıyla bahse tutuşurdu. Yandaki odada uyurken, bazan gürültüye uyanır, konuşmalara kulak kabartırdım.

Bir defasında yine uyanmış, televizyonda konuşulanları dinliyordum. Söz alan duayen bir konuşmacı, epeyce konuştuktan sonra bir ara sustu. Çıkan yutkunma sesine bakılırsa, suyundan bir yudum aldı, ardından "Bir yanlış anlama olmasın" diye tekrar söze girdi. Ama ters girdi.

-Nasıl ters girdi?

-Ama bağlantısını ters kurdu. "İşte öylesine" bir tonda "Irak yönetimine karşıyım" dedikten sonra "...ama Amerikan saldırısını da desteklemiyorum" diye altını çizdi. Çizmesiyle de, sunucuya ait olduğunu tahmin ettiğim bir sesin, "Aman, öhhö! Yani.. Ehm!... Hem de 'ekselansları'nın önünde! Bir yanlış anlama olmasın gecenin bu saatinde sakın? " diye araya girmesi bir oldu. 

Ben o sırada pencereden vuran Dolunay ışığında tavandaki gölgeleri öküz oğlu öküze, dangalağa benzetmekle meşguldüm. Konuşmacı kekelemeye başlayınca, meraklandım; usulca sokulup, babamlara belli etmeden aralık kapıdan seyretmeye başladım.

Konuşmacı, "Afedersiniz, gecenin bu saatinde olacak oldumu oluyor işte" diye kem-küm ederken, kamera, tartışmayı izleyen seyirciler için kurulmuş tribünlere doğru döndü, ilk sırada oturan sarışın, renkli gözlü, leylek gibi bir adamı şöyle bir gösterdi. Adam, gözlerini konuşmacıya dikmiş, öyle bakıyor. "Ekselensları" bu olmalı.

Konuşmacı, "Operasyona gerçi karşıyım ama Irak yönetimini de kesinlikle desteklemiyorum" deyip, yan gözle çerçevenin dışına, tribünlere doğru sanki hafif yalvarırcasına baktı. Adamın yüz ifadesinde en ufak bir değişme yok.

"...Operasyona karşıyım demiş bulunsam bile, çağdışı Irak yönetimini de kesinlikle desteklemiyorum, bir yanlış anlama olmasın" diye bir daha denedi. Adamın yüzü ekşidi mi, tebessüm mü etti, belli değil.

Derken ara verildi. Az önce birbirlerine bağırıp çağıranlar, şimdi ellerinde kahveleri, pasta tabakları, ikişer-üçer kişilik gruplar halinde ayak üstü konuşuyorlar. Sadece, fonda çalan klasik müzik parçası duyuluyor, ne konuştukları duyulmuyor. Ama bağlantısını ters kuran duayen konuşmacı, halini belli etmek istemeyen hemen her tedirgin insan gibi güya neşeliymiş gibi kahkahalar atıyor ama ikide bir "ekselans"a kayan gözlerindeki süklüm-püklüm endişeyi, kapı aralığında ben bile okuyabiliyordum. 

Sunucu, bir ara "ekselans"ın kulağına bir şeyler söyleyerek koluna girip, duayen konuşmacının yanına götürdü. Duayen hızlı hızlı konuşurken babamın dudak okuma uzmanı arkadaşı, anında cümlelere döktü:

"Ben demokrasiye gönül vermiş prensip sahibi bir gazeteciyim, hangi gerekçeyle olursa olsun, her çeşit darbeye, şiddete prensipte karşı olan bir demokratım. Köşe yazılarımdan birinde, operasyona prensip olarak öylesine karşıyım demiş bulundum. Demiş bulunmuş oldum ama tam karşı olduğumdan değil, yani 'demokrasi getirmeyecekseniz, bakın o zaman iş değişir, o zaman operasyona prensip olarak karşıyım' demek istemiştim. Demokrasi getirecekseniz ki getireceğinizi söylediğinize göre getireceksiniz, 'demokrasi gelecekse gelmesin' diyemem. Dersem, özgür demokratikleşmeye gönül vermiş biri olarak prensiplerime ihanet etmiş olurum. Çağdışı baskıcı hunhar canavar Saddam diktatörlüğünüyse kesinlikle ama kesinlikle desteklemediğimden lütfen şüphe etmeyin"

"Ekselans" bir uzak-batı ülkesinin büyükelçisiymiş. Duayene gülümseyip omuzuna dokundu, sırtını okşadı, ensesini şefkatle şapşaklayıp, her iki yanağından makas aldı.

Babam ekrandaki sahneye baktı, baktı, baktı... Sonra galiba stüdyoda bulunanların "topunun birden birisinin çocuğu" olduğunu söyledi

Ertesi günü tenefüste ilkokulun bahçesinde kızların saçlarını çekerken bir gece evvelki tartışmayı düşünüp, kendi kendime "Bir insan herhangi bir saldırıya gerçekten karşı olmuş olsa, hiç o karşı olduğu saldırıya karşı savaşan yönetime karşıyım demeyi akledebilir mi?" diye sorduğumu hatırlıyorum.

-Akledememeleri lazım.

-Tam da o saldırı gerçekleşirken hem de.

-Nasıl?

-Tam da diyorum o saldırı gerçekleşirken. Aradan yıllar geçti, aa! 2003 Saldırısının yaklaştığı günlerde, aynı adamların ağzında aynı laf;

"Operasyona karşıyız ama Irak yönetimini de desteklemiyoruz"

-Bu nasıl bir dangalaklıktır, çözemedim gitti, diyorsunuz... Buyrun oturun. İnsanlar hakikat karşısında kaç türlü var olabilir, hiç düşündünüz mü arkadaşlar? Bir insan belli bir hakikat karşısında dört türlü var olabilir:

1- Hakikati görüp bildikleri halde, sırf şahsi menfaatlerine aykırı olduğu için dile getirmeyip üzerini bilerek örten, saptıran kötüler. Bunlar kötü manada zannettirenlerdir, kötülüğü zannettirirler.

2- Hakikati görüp bildikleri halde, birincilerin şerrine uğramaktan korktukları için dile getirmeyip, sessiz kalanlar. Bunlar kötülüğe sessiz kalarak istemeden de olsa suç ortaklığı yapan "iyi" insanlardır.

3- Yanlış gören ama yanlış gördüğünü hakikat zannedenler. Bunların bazıları masum, bazıları da mazur görülebilecek zannettirilenlerdir.

4-Görüp bildikleri hakikati, mutlaka dile getiren iyiler. Bunlar iyi manada zannettirenlerdir, iyiliği zannettirirler.

Bu milletin okumuş-yazmış takımının bir kısmı, 91 Saldırısının Irak'la sınırlı olmayıp Türkiye'yi de hedef aldığını, her iki saldırı arasındaki uzun ambargo yılları boyunca ortaya çıkan belirtilerin etnik parçalanmaya işaret ettiğini zamanında teşhis etti, etmedi değil; fakat çoğu maalesef 1. Maddede bahsettiğim "Hakikati görüp bildikleri halde, sırf şahsi menfaatlerine aykırı olduğu için dile getirmeyip üzerini bilerek örten, saptıran kötüler"in hakim olduğu medyanın Saddamcı... Kemalist... Ulusalcı.. Türk ırkçısı...Militarist" gibi, güya pek korkunç öcü damgalamalarına dayanacak irade gücünü kendilerinde göremediklerinden ötürü seslerini pek çıkaramadılar.

Ya doğru teşhis etmiş oldukları hakikati Türk Milletine anlatmayıp daha yolun başında sustular, ya da ilk başta hayli yüksek çıkan sesleri giderek cılızlaştı, hakikati yarım ağız anlatmakla yetinir oldular.

Öyle veya böyle; yakaladığını bedenen öldürmeyip muhakeme yeteneğinde derin yaralar açarak  kendinden eden bir zihin vebasından bahsediyorum.

Türk Milletinin hafızasını 30 yıldır kasıp kavuran, biri "etnikçilik, etnik yaltaklanma", diğeri "şekli demokrasicilik, demokrasinin şekline tapınma" olarak iki hezeyan haliyle kendini dışa vuran  bu "iki saplantı vebası"nın nasıl yayıldığına ilişkin küçük bir örnek. Şu cümleleri, TRT'nin, (siz Talabani Radyo Televizyonu olarak anlayın) İnternet sayfasında yer alan, Amerikan işgal güçlerinin Irak topraklarından ayrılmasıyla ilgili bir haberden okuyorum.

"2003'te Irak'ta kurtarıcı olarak karşılanan Amerika Birleşik Devletleri, arkasında hükümetsiz ve istikrarsız bir hükümet bırakıyor"

"Saddam rejimini deviren Amerikan ordusu, ilk başlarda kahramanlar gibi karşılanmıştı"

O günlerde Irak saldırısına en küçük bir eleştiride bulunan Amerikan vatandaşlarını "Muhtemelen Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin hesabına faaliyet gösteren Saddamist sempatizan" benzeri ifadelerle damgalayan Amerikan hükümetinin gayri resmi yayın organı FOX televizyonunun 2003 20 Martında geçtiği uyduruk zafer haberlerini hazırlayan çok daha acımasız veba yayıcılarının bile aklına gelmemişti Amerikalı işgalcilerin Irak'ta kahramanlar gibi karşılandığını iddia etmek...

Aksine, o gün yayınladıkları haber bültenlerinde "Bize, balkonlardan çiçekler atarak karşılanacağımızı söylemişlerdi, oysa her taraftan taarruz edip öldürüyorlar, burnumuzu çıkaramıyoruz. Cehennemin ta kendisi burası!" diye feryat eden Amerikan işgal askerlerinin görüntülerinden geçilmiyordu.

Kimse merak etmesin, dışarda olup-bitenleri, konuşulanları farkındayız. Önce "Şu" tarafa dönüp söylüyorum: "Bitaraf olan bertaraf olur" sözü, doğru bir sözdür, yalnız dikkat etmek lazım, "Bozgunculuktan yana taraf olan telef olur, bozguna uğrar".

Sonra adı olmayan millet olmaz. Adı "millet" olan "millet" hiç olmaz. Türk Milleti gibi Büyük Doğu Coğrafyasının ikisi ehli sünnet üç büyük devlet geleneğinden birinin sahibi olan bir millet adına söz söyleme yetkiniz varsa, o halde o "milletin" esas adını söylemekten korkmayacaksınız.

Şimdi de "öbür" tarafa, aşağıya, etnikçi Celalilere söylüyorum: Bozguncuların "ateşkes" kelimesiyle alakası "ateş etmeyin, teslim oluyoruz" cümlesinden ibarettir.

Kısa bir ara veriyoruz, sadece çay var, pasta yok.

Yüce SEL
 

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
Google Plus'da Paylaş

Yazar Unknown

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.