Re: [anadoluhaber] C. Başkanı Abdullah Gül: Çağlar Üstü Mutlak Fikir Savaşçısıyım

Çok naif...
 
MTTB nerde kaldı, şimdiki AB'ci, BOP eşbaşkanlığı sevdalısı zatı muhteremler nerde?
 
Hadi şimdi o değerler için kavga etmeyi ağzınıza alın cesaret edebiliyorsanız, ilk olarak bunlar karşı çıkacaklar.
 
MTTB demek, ruh kökü Büyük Doğu demek, o bayrağı devralan Salih Mirzabeyoğlu demek. Oysa Salih Mirzabeyoğlu hapiste, bunlar iktidarda, hem de Mirzabeyoğlu'na telegram işkencesi yapmaya devam ediyorlar.Eh işte Gül'ün yazısında kullandığı, "Çağlarüstü Mutlak Fikir" tavsifi dahi Salih Mirzabeyoğlu'nun buluşu olarak camiaya maledilmiş değill miydi?

12 Ekim 2010 15:40 tarihinde Durali Durmaz <duralidurmaz@gmail.com> yazdı:

C. Başkanı Abdullah Gül: Çağlar Üstü Mutlak Fikir Savaşçısıyım

 

Abdullah Gül’ün bir yazısı    

Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜLün 1976da yayınlanan bir yazısı, Milli Gençlik Dergisi ve yeniden kurulan MTTB hakkındadır

31/05/2009

RUS-ÇİN MENFAAT ÇATIŞMASI VE TÜRK SOLUNDAKİ İHANET
Abdullah GÜL
 
“İki süper devletten biri olan Sovyet sosyal emperyalizminin yurdumuzdaki işbirlikçileri TİP ve TSİP revizyonistleri halkın mücadelesini “Provokasyon” olarak karalayıp, faşistlerin yanında yer alıyorlar…” (Halkın Sesi)
“Kadim Çin felsefesi Konfiçyüsçülük, sapık anarşist ve populist düşünce kırıntıları ve Troçkist gevezeliklerinden oluşan bir garip salatadan öte bir şey olmayan Maoculuğun iç ve dış politikada emperyalizmle kucak kucağa giriştiği marifetleri sergilemek…” (Yürüyüş)
 
Rusya ile Kızıl Çin arasındaki tarihi menfaat anlaşmazlıkları 1963 senesinde Çin Komünist Partisi tarafından, resmen bir mektupla açıklandıktan sonra, karşılıklı ithamlar dünya kamuoyu önünde gelişmeye başladı. Politik sahadaki sürtüşme zamanla askeri sahada da kendini gösterdi. Bu karşılıklı tavırlar devam ederken mücadele şüphesiz ki sadece iki ülke arasında kalamazdı. Ayrılıklar iki devletin emperyalizminin resmen devam ettiği ülkelere de sıçrayıp, sosyalist dünya kendi arasında guruplaşmaya başladı. Zamanla bu ayrılıklar bağımsız veya bağımsızlığına kavuşma noktasında olan ülkelerdeki komünistleri de ikiye ayırdı.
 
TÜRKİYE’DE
1970 yılı öncesinde Maocular, Doğu Perinçek’in Mihri Belli gurubundan ayrılıp Proleter Devrimci Aydınlık Cephesini teşkil etmeleriyle Çin yanlısı politika izlemeye başladılar. 1976 yılı içinde Türkiye solundaki ayrılıklar kavgaya dönüştü. Rus Başbakanı Kosigin’in Türkiye’yi ziyareti üzerine Maocular, bu ziyareti, çıkardıkları “Halkın Sesi” dergisinde “talan edeceği evi ziyaret geliyor” diye ilan etmişlerdi. Rus yanlısı TİP’e bağlı “Yürüyüş” dergisi ise bu açıklama karşısında Mao’cuları “hakim sınıfların faşist kesimleri ile dirsek temasını da aşan tıbbi vakâ” içinde olmakla suçluyordu.
 
Rusçuluk-Çincilik mücadelesinin yeni bir safhaya girmesi, geçen haftalarda yapılan (DİSK)’e bağlı Maden-İş Sendikasının 6. bölge konseyi toplantısında oldu. Mecidiyeköy Halk Birliği’ne bağlı Mao’cu gurup, dağıttıkları bildiride bu sendika idarecilerini “işçi sınıfının menfaatlerini satan sendika ağaları” olarak ilan edince iki gurup birbirine girdi. Hadiseler TRT haber bültenlerine geçerken basında da yer aldı. Bunun üzerine mücadele iyice kızıştı. Yürüyüş dergisi, kapağına “Mao’cu komandolar” manşetini atarak “Mao’cular solun içinde bir gurup olmayıp, işçi sınıfını bölme gayesiyle solun içine sokulmuş ne idüğü belirsiz (ya da belirli) kişiler olduklarını gösterdiler.” diye yazıyordu. Yürüyüş dergisi başka bir sayfasında da Mao’cuların “kimin nesi olduklarını, nerelerden, hangi kaynaklardan beslendiklerini kestirmek Columbo’nun ince zekasını gerektirmeyecek kadar açıktır.” diyordu.
 
Rusçular, Çin taraftarlarını sindirmek için kampanyalarını hızlandırdılar. Ve işi faşizm adına ajanlığa kadar götürdüler. Lenin’in sözü ile hakim güçlerin “mükemmel bir şekilde donatılmış ajan provokatörlerini, casuslarını, jandarmalarını harekete geçirmeyi” becermesi gibi (TİP) lilerde Mao’cuları son hareketlerinden dolayı “bu harekete geçirme eylemlerinin en gelişmiş, en açık ve en itibarsız misâli” diye ifşa ediyorlardı. Bu kampanyaya TSİP’de katıldı. Gayrı resmi yayın organları Kitle’de Mao’cu bozguncular yine sahnede” denilirken TSİP Genel Başkanı Kaçmaz, Taksim meydanındaki mitinglerinde Mao’cuları “Dünya devrimci sürecinden kopma, gerici bir politikanın şampiyonluğunu yapan demokrasi düşmanları” diye ilan ediyordu. 1971 öncesi Dev-Genç’in mirasına konma gayretinde olan Devrimci Gençlik dergisini çıkaranlarsa, Mao’cu Halkın Sesi dergisine “yaptığı, Çin’in resmî dış politikasının uygulanmasından başka bir şey değildir” derken, başka bir Rus yanlısı İlerici Gençlik dergisi de “Sosyalizmle devrimci sloganları dışında uzak yakın hiç bir ilişkileri olmayanlar” diye açıklıyordu.
 
Bütün bu Rus taraftarlarının saldırısı karşısında Mao’cu gurup, Kızıl Çin hesabına “Ne Amerika, ne Rusya; Kahrolsun iki süper devlet” sloganları altında Rusya’yı ve onun yerli bağlılarını hedef alan mukabil iddialarda bulundular. Rusya’yı faşistlik, gericilik, revizyonistlikle suçlayan Mao’cular, (DİSK)’e bağlı Sovyet yanlısı sendikaları suçluyor, “Devrimci işçiler üzerinde sosyal faşist bir terör hüküm sürmektedir. Ama biz terör ve zorbalığa yenilip sendikamızı Sovyet Sosyal Emperyalizminin yerli işbirlikçilerine bırakmayacağız (Halkın Sesi) diyerek TİP’li sendikacıların işçi sınıfının mefaatini satıp nasıl istismar ettiklerini anlatıyorlardı. Düşünce ve eylemde Rus yanlılarına nazaran daha hızlı gözüken Kızıl Çin taraftarları, hadiselerin yoğunlaşması üzerine, 1971 öncesi düştükleri hataya tekrar düşmek istemeyen Rusçulara “Onlar bu durumdan yararlanarak sosyal faşist yüzlerine sosyalizm maskesi geçirip kitle mücadelesi saptırmakta, yatıştırmakta, bölmekte ve batırmaktadırlar. Revizyonistler kitleleri siyasetten uzaklaştırmakla kitleler arasında yılgınlığı ve moral bozukluğunu yaymaktadırlar” diye çatmaktaydılar.
 
SOSYALİST BLOKLAR ARASINDA
Rus-Çin mücadelesinin görünen sebebi Çin’e göre Marksist teoriden verilen tavizlerdir. Gerçekten, 1917 ihtilali ile devlet komünistlerin eline geçince, ikinci merhale olarak “Marxist üretim ilişkilerinin” kurulması gerekiyordu. Fakat hayaller gerçekleşmedi. Çünkü fiziki olaylarda bile “kesin ve devamlı mutlak doğruların” iddia edilemeyeceği gerçeği karşısında Marxizmin sosyal hadiselere tatbik ettiği determinizmin gerçekleşmeyeceği meydandaydı. Nitekim, tavizler Lenin zamanında NEP devresiyle başladı. Sonra kolhozlardaki tavizlerle devam etti. 2,5 dönüm civarındaki zirai araziler köylüye dağıtıldı. Rantabiliteyi sağlamak, gerçeği karşısında yeni tavizler verildi. “Parça başına ücret” sistemi geliştirildi. Ücretler arasındaki farklılıklar, artarken “imtiyazlı sınıflar” ortaya çıktı. Çok uluslu şirketlerin kollarının Rusya’da yatırımlara giriştiği görüldü. Marxist teoriden uzaklaşmalar sosyalizmden “geriye doğru dönüş”ün başladığını gösteriyordu. Çin, yarın kendi başına gelecek bu gerçekler karşısında, Rusya’yı revizyonistlikle suçladı. Mao’culara göre Rusya “revizyonist hareketleri gerçekleştiren burjuvaların hakimiyetinde kapitalizme doğru gidiyor”du.
 
Rus-Çin mücadelesinin asıl sebebi ise şüphesiz ki tarihi misyonlara dayanıyordu. Bugünkü Rus idarecilerinin komünizmin manivela gibi Çar I. Petro’nun tarihi emellerine alet etmediğini kimse iddia edemez. Günümüz Rus idarecileri, çağımızın yeni çarlarıdır, o kadar… Halen Rusya’nın deniz kuvvetleri komutanı olan Gorskov’un “yüzyıllık bir rüya gerçek oldu. Sovyet gemilerinin forsu şimdi denizlerin en uzak köşelerinde dalgalanmaktadır.” (Halkın sesi) sözü de bu gerçeği doğrulamıyor mu?
 
1949’da kurulan Kızıl Çin, şüphesiz ki komşusu olan böyle bir Rusya’yı tehlikeli sayacaktır. Çin’deki esas saik Marxizm olsaydı, komşusu komünist bir devleti, kapitalist devletlerden daha tehlikeli saymazdı. Çünkü Mao da tarihi Çin ırkının hakimiyetini Marxizmle gerçekleştirmek arzusundadır.
 
Ülkemizdeki bu iki gurup arasındaki mücadeleden Türkiye gerçekleri için çıkartılacak “itiraflar” çoktur. Mesele, Türkiye’nin Rusya’nın mı, yoksa Çin’in mi yörüngesine girmesi davasıdır. Karşılıklı ifşaatlardan, taraflardan birinin ideoloji ve maddi imkanlar bakımından Rusya’dan, diğerinin Çin’den kaynaklandığı gerçeği açıktır. Kısacası, mücadele “iki emperyalist komünist devletten” tercih yapma adına sürdürülmektedir. Gelecek günlerde şiddetleneceğe benzeyen bu ayrılıkların talebe ve işçi hareketlerine de yeni boyutlar kazandıracağı kanaatindeyiz.
 
Bakalım memleketimizde istikbal, dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist-kapitalist süper devletlerin yerli kadrolarının mı, yoksa Doğu’yu kendi içinde diriltip, “Çağlar üstü Mutlak Fikri” hakim kılacak, Türkün ruh kökü bağlılığın savaşçısı bizlerin mi olacak?..
                                                                  
* Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL’ün bu yazısı, Milli Gençlik Dergisi’nde  (4. Dönem, sayı 11, Şubat 1976, s.13–15) yayınlanmıştır.
 
* MİLLİ GENÇLİK DERGİSİ (ve MTTB'nin diğer yayın organları): 3. Dönemin ilk sayısı Aralık 1974’te, son sayısı (34–35) Şubat-Mart 1979’da çıkmış. Nisan 1977’de yayınlanan Çanakkale Özel Sayısı’na numara verilmemiş. Sırasıyla Yaşar Karayel, Yunus Dere, Hasan Fehmi Ulus, Fevzi Bayraktar, Mevlüt İpek Milli Gençlik dergisinin yazı işleri müdürlüğünü üstlenmişler. (Üçüncü dönemin ilkinden son sayısına kadar arşivimde mevcuttur. Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL’ün yazısının bu dönemde yayınlanmasından dolayı önceki dönemleri ele almadım; kaynaklardan bazı bilgileri aktarmakla yetindim.)
 
3. Dönemin ilk sayısında Yeniden Çıkarken başlığıyla derginin gayesi hakkında şu cümlelere yer verilmiş: “Gençliğin çok çeşitli kamplara ayrıldığı bir zamanda kuşatıcı, birleştirici bir ‘Milli Ses’in sahibi olmak istiyoruz. Bu ses, bin yıllık mazinin kültür mirasından uzak bir nesle, bir şeyler vermek arzusundadır. Nesiller böylesine bir kopuş içindeyken, sığ ve basit fikirlerin ardından neyin kavgasının yapıldığını göstermek istiyoruz. Bu söz belki büyük bir iddia ama yapmak istediğimiz budur. … Kavga, bir zulmün karşısında, mukaddesi çiğneyen bir zihniyete karşı muhteremdir. Ama neyin kavgasını yaptığımızın şuurundaysak… Fikrin konuşulamadığı, tartışılamadığı, meselelerin izah edilemediği ortamda hiçbir hakikat anlaşılamaz. Ucuz sloganlarla vatan kurtarma heveslerinin ceremesini çok pahalıya ödeyen gençliğin, her şeyden önce kavgasını yaptığı meselesinin üzerinde düşünmesini diliyoruz. Her şey bu mukaddes fiille yani düşünmekle başlıyacak…”
 
Ömer Lütfi Mete, Şükrü Karatepe, Ali Bulaç, Prof. Ali Nihat Tarlan, Hasan Fehmi Ulus, Ömer Özbay, Ali Rıza Demircan, Cümali Ü. Hasannebioğlu, Ahmet Debbağoğlu, Rıfkı Kaymaz, Selahaddin Eş, Pertev (İskender) Pala, M. Beşir Eryarsoy, Mustafa İsen, M. Ertuğrul Düzdağ, Ali Nar, M. Atilla Maraş, Mustafa Özdamar, Veli Aras, Ali Yeniyurt, Vahit Çabuk, Şehmuz Durgun, M. Hüsrev Subaşı, Bayram Kodaman, Talip Mert, Mesut Uçakan, A. Efe Cebikeli, Alim Kahraman, Mehmet Serhan Tayşi, Mustafa Yazgan, Prof. Dr. Salih Tuğ, Dr. Mustafa Bilge, Ekrem Kızıltaş… Milli Gençlik’te yazan yazar ve şairlerden bazılarıdır. (Yazarların hepsini buraya almadık, tanınmış olanlarını tercih ettik)
 
Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Müftüoğlu, Cemil Meriç, İbrahim Hakkı Konyalı, Semiha Ayverdi, Doç. Dr. Turan Yazgan, Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, Ekrem Hakkı Ayverdi, Doç. Dr. Salih Tuğ, Mehmet Serhan Tayşi, Ali İhsan Yurd, İbrahim Hakkı Konyalı ile mülakatlar yapılmış. (Milli Gençlik Dergisi’nin son sayılarında bizim de âcizane hizmetlerimiz olmuştur; mesela İbrahim Hakkı Konyalı ile yapılan mülakatta biz de bulunduk, İbrahim Hakkı Konyalı’nın eskimez harflerle yazdığı mülakat hazırlığının orijinali arşivimdedir.)
 
Milli Gençlik (ve önceki dönemleri) hakkında önce ansiklopedilere bir göz atalım: Dergah Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nde (1986, 6. cilt, s.363) şunlar kayıtlı: “M.T.T.B. çeşitli kongreler, seminerler, kurslar, konferanslar, sergiler vb. gibi kültür faaliyetleri yanında sürekli bir yayın faaliyeti de gösterdi. Genel Başkan Tevfik İleri devrinde Birlik adlı bir dergi çıkarmaya başladı, 1950lerden sonra Yeni Milli Birlik, Türkiye Üniversiteliler Postası ve Bir adlı neşir organlariyle yayın hayatını sürdürdü.
Rasim Cinisli ile Milli Gençlik adını alan yayın organı İsmail Kahraman zamanında ofset olarak yayınına devam etti. Kapanışa kadar yayımını sürdüren Milli Gençlik’te Prof. A.N. Tarlan, Prof. M.Kaplan, Doç. N.Keklik, Doç. N.Erbakan, Prof. S.Zaim, Sezai Karakoç gibi yazarlarla bu dönemlerin kültür faaliyetlerini yürüten Vahap Kabahasanoğlu ve Mehmet Çiftçigüzeli, Durali Yılmaz, Bekir Oğuzbaşaran, Sedat Yenigün gibi imzalara rastlamak mümkündür. M.T.T.B. ayrıca haber neşrine yönelik bir Bülten, ortaöğretim gençliğine dönük Çatı isimli bir dergi ve kitap hüviyetinde pek çok neşriyat yaptı.”
 
Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde, maalesef, ne M.T.T.B. ne de Milli Gençlik’le ilgili bir madde bulunmuyor. Ana Britannica’nın 23. cildinde yetersiz ve bazı yanlış bilgilerle Milli Türk Talebe Birliği maddesi var ama dergileri ve tabii ki Milli Gençlik’le ilgili bir cümle bile yok. Meydan Larousse’un asıl ciltlerinde değil de ek ciltlerinde yer bulmuş M.T.T.B. 1976 tarihli birinci ekte kısaca bir madde var ve ta Tevfik İleri devrinde çıkarılan Birlik dergisi için bir cümle var; 1985 tarihli ikinci ekte ise M.T.T.B.’nin kapatılıp binasının Halk Eğitim Merkezi’ne verilmesiyle ilgili tek bir cümle var.
 
Şimdi de kitaplara müracaat edelim:
Çağatay Okutan’ın Bozkurt’tan Kur’an’a MİLLÎ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (İstanbul Bilgi Üniv. Yay., 2004) başlıklı kitabında, Milli Gençlik Dergisi’nde MTTB’nin tarihi ve dünya görüşü hakkında çıkmış yazılardan alıntı yapılmış ve dergi hakkında özel bir bölüm ayrılmamıştır.
 
Zülküf Oruç’un Bir Öğrenci Hareketi Olarak Milli Türk Talebe Birliği (Pınar yay., İstanbul, 2005) kitabında Milli Gençlik’ten kısaca şöyle bahsedilmiş: “Uzun bir süredir yayınlanmayan Milli Gençlik dergisi Aralık 1974 tarihinden itibaren yeniden yayınlanmaya başladı. Dergi bu yeni dönemde çıkış amacını ve takip edeceği üslubu “bin yıllık mazinin kültür mirasından uzak bir nesle bir şeyler vermek”, düşünceden çok sloganın hakim olduğu bir ortamda “gençliği düşünmeye sevk etmek”, “her şeyi dostça bir tartışma ortamına çekebilmek”, “insanoğlunun ulaşabileceği en yüksek medeniyet doruklarından geçmiş bir milletin çocuklarından olarak, kendi misyonumuz hakkında bir şeyler verebilmek” ifadeleriyle açıklıyordu. 1979 yılının sonlarına kadar yayın hayatını sürdüren dergi MTTB’nin ideolojik içerikli tartışmalarını sürdürmenin zemini olduğu gibi 1980 sonrası İslami kesim içinde etkin olacak bir çok edebiyat ve siyaset yazarının yetişmesi için de uygun bir vasat oluşturdu. Abdullah Gül, Ali Bulaç, Ömer Lütfi Mete, Şahin Uçar, Mustafa İsen, Şükrü Karatepe gibi henüz öğrenciliğin çeşitli evrelerinde olan yazarların yanı sıra Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Mustafa Müftüoğlu da Milli Gençlik’te yazılarına sıklıkla rastlanan yazarlardır. (s.82) … MTTB yayın organı Milli Gençlik dergisinde Prof. Necmettin Erbakan’ın ve dönemin DPT müsteşarı Turgut Özal’ın sanayileşme ile ilgili görüşlerini içeren makalelerin yer alması MTTB’nin bu konudaki görüşlerinin genel anlamda sağ ve bu çerçevede İslami çevrelerle ilişkisini ortaya koymaktadır. (s.206)”
 
Doğan Duman-Serkan Yorgancılar tarafından kaleme alınan Türkçülükten İslâmcılığa  Milli Türk Talebe Birliği (Vadi yay., Ankara, 2008) kitapta, dergi hakkında “MTTB’nin süreli yayın organı olan ve teşkilatın resmi politikalarını yansıtan (s.14)” denmekte MTTB’nin tarihini ele alırken dergideki yazıları kaynak olarak kullanmaktadır.
 
İnternete de bir göz atalım: MTTB ve Milli Gençlik hakkında en geniş bilgiyi www.dirilisnesli.com sitesinde buluyorsunuz; www.tr.wikipedia.org  herşeyi üç paragrafla özetlemiş;  www.enfal.de  de işe yarayacak bilgi var. Ayrıca http://haksozhaber.net/okul_v2/article_detail.php?id=742 , http://haksozhaber.net/news_print.php?id=4960 , http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=16743&y=ResulTosun , http://www.medeniyet.org.tr/bulten/metinler.php?Kat_id=228  sitelerine de bakılabilir.
*     *     *
 
YENİDEN KURULAN MTTB ve GENÇLİK HAKKINDA
MTTB, 2000’li yıllarda yeniden gündeme gelmeye başladı. Bunun sebebi, AKP’nin kurmaylarından birçoğunun özellikle Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün bu teşkilattan yetişmiş olmalarıydı. Onların siyasette başarılı olmalarıyla bir döneme damgasını vurmuş olan MTTB ile ilgili yazılar yazılmaya, tezler hazırlanmaya ve kitaplar yayınlanmaya başlandı. (Aslında sadece Milli Gençlik Dergisi’nin incelenmesinden bile bir yüksek lisans tezi yapılabilir.) MTTB 1980’de kapatılmıştı, hakkında yayınlanan ilk kitap 2004 tarihli; yani 24 sene yani bir nesil. Kitaplar, elbette ki ilmi çalışmalar, kütüphanelere gidilmiş, kitaplar didik didik edilmiş, eski MTTB’lilerle görüşülmüş; yazarlarını tebrik ediyoruz; gerçi bazı yanlışları var ama konumuz tenkit değil. Beklentimiz farklı belki. MTTB’ye gönül vermiş, 18–20 yaşlarında bir genç olarak gözünü MTTB’de açmış, orada hizmet etmiş biri olduğumuzdan, daha farklı şeyler bekliyor insan. MTTB hakkındaki en iyi kitabı bir MTTB’li yazar diyor içerden gelen bir ses. Ya da MTTB’ler hatıratlarını kaleme almadan dört başı mamur bir kitap yazıl(a)mayacağını söylüyor.
 
Biz de Abdullah Gül’ün bir yazısı vesilesiyle 1974–1979 yılları arasında yayınlanan MTTB’nin yayın organı Milli Gençlik Dergisi’ni tanıtmak; hem o dergiyi yeniden hatırlamak hem de 2006'da MTTB’nin yeniden kurulması ve faaliyetleri hakkında bazı sözler söylemek istedik. MTTB ve Milli Gençlik Dergisi, birçok insanın yetişmesine vesile oldu, yetişenler şimdi ülkemizin en önemli mevkilerindeler. Mesela Abdullah Gül, yukarıdaki yazı yayınlandığında 26 yaşında bir gençtir ve "Bakalım memleketimizde istikbal, dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist-kapitalist süper devletlerin yerli kadrolarının mı, yoksa Doğu’yu kendi içinde diriltip, “Çağlar üstü Mutlak Fikri” hakim kılacak, Türkün ruh kökü bağlılığın savaşçısı bizlerin mi olacak?.." diyebilmiştir. Evet, "istikbal" görünürde onun olmuştur ama bu yeterli midir ya da bu "istikbal" sağlam mıdır? Sağlamsa ve TC'de bir cumhurbaşkanı ancak vatana ihanetten yargılanabilirken, Abdullah Gül hakkında bir mahkeme neden dava açabilmiştir?
 
Bu soruların cevabı çok kapalı değil aslında. 9 Mayıs 2009'da ikinci genel kurulunu yapan MTTB'nin bu toplantısına şimdi devletin tepesinde bulunan eski MTTB'liler mesaj göndermekle yetindiler, teşrif buyurmadılar. 2006'da yeniden açıldığında katılmış olmayı yeterli gördüler herhalde. İskender Pala, Ekrem Kızıltaş ve Ali Bulaç gibi medyada yer alan eski MTTB'liler de lütfedip kendilerini yetiştiren Birlik'lerinden bahsetmediler. Siyasetçilerin bu toplantılara katılması ve yazarların MTTB'yi gündeme getirmesi, gençlerin bu teşkilata daha çok yönelmesini sağlayabilecekti. Hâlbuki günümüzde ülkemizin ruh köküne bağlı üniversite gençliği sahipsiz ve örgütsüzdür. Sol ise örgütlüdür, davalarına sahip çıkmaktadırlar. Kendileri böyle bir Birlik'ten yetişmiş olanların, yeni ve sağlam bir gençliğin yetişmesi için daha çok çalışması gerekli değil midir? Gençliğine sahip çıkmayan bir ülkenin, ülkesine sahip çıkmayan bir gençliğin hali vahimdir. Hele bir gençlik birliğinden yetişip bir yer ve makam tutmuş olanların gençliğe, dolayısıyla ülkenin geleceğine sahip çıkmaması kabul edilebilir bir iş değildir.
Bunlar olsa daha iyi olur ama gerçek gençlik sağına ve soluna bakmadan ben varım diyebilmelidir ve diyor da: Kurucu Başkan Taha Enes ŞENER, "Elindeki gücün farkında olan, idealist bir gençliği konuşmak lazım şimdi. Gücüyle geleceğe yürürken, ceplerini hayalleriyle doldurmuş, çalışkan ve dirayetli bir gençlikle şekillenecek ülkemizin geleceği…" diyor (http://www.mttb.org.tr/sayfa.asp?id=2 ). Mesele buradadır.
 
MTTB'nin yeniden açılması önemlidir. Çünkü toplum ve ülkemizin iyiye doğru gitmesinde çok büyük payı olmuştur. Özellikle 60'lı ve 70'li yıllarda geçirdiği büyük dönüşümün fikir, sanat ve kültür hayatımıza çok büyük tesiri olmuştur. Mesela kurduğu Sosyal Bilimler Enstitüsü, bir üniversite gibi çalışmış, model oluşturmuş ve gençlerin yetişmesine vesile olmuştur. (1974-75'te bu enstitüden başarı sertifikası alanlardan biri de Recep Tayyip Erdoğan’dır.) Yeniden teşkilatlanır, üniversite gençliğini derleyip toparlayabilirse büyük hizmetlere vesile olabilir. Çünkü buna ihtiyaç vardır ve bu ihtiyaç artık gözle bile görülebilmektedir.
 
MTTB için bir nefer gibi çalışmaktan ancak onur duyacak eski bir ağabeyleri olarak onlara bazı önerilerim olacak. a) Milli Gençlik Dergisi'ni yeniden çıkarmalısınız, kimsenin sizin için bir şey demesine gerek yok, siz bir şey söyleyin, onlar dinlesinler. Yeniden yazar ve şairlerinizi yetiştiriniz. İnsanları yeniden hakka ve hakikate çağırınız. Yeniden Birlik olabilmeniz için diliniz olmalıdır, dergi sizin güçlü lisanınız olmalıdır. b) www.mttb.org.tr sitesini lütfen mükemmel bir şekilde güncelleyiniz. Siz benden daha iyi bilirsiniz: Gençler için internet çok önemli değil mi? c) Konferanslar, seminerler, toplantılar düzenleyiniz. d) Üniversite gençliğini kendinize celbediniz. Onlarla tek tek ilgileniniz. Bilhassa Anadolu'dan gelenlere sahip çıkınız. d) Önemli mevkilerde olan büyüklerinizi ziyaret edip onların desteğini de almalısınız. e) Memleketimizin yararına çalışan diğer teşekküller de görüşüp istişare ediniz. f) MTTB'nin tarihini en iyi yazacak olanlar sizlersiniz veya daha önemlisi, siz yeniden tarih yazmalısınız.
 
MTTB ise ta en başından beri tarih yazmış bir birliktir. Yeniden kurulduğuna göre, bu ülkenin değerli gençlerinin güçlü ellerinde olduğuna göre neden yeniden tarih yazmasın ki…
 
Mayıs 2009
Haydar HEPSEV

http://www.dirilisnesli.com/636_Abdullah-Gul%E2%80%99un-bir-yazisi.htm


http://duralidurmaz.blogcu.com/c-basbakani-abdullah-gul-caglar-ustu-mutlak-fikir-savascisiyim/9012908
--
"Azıcık insaf, azıcık vicdan, azıcık adalet duygusu, azıcık fikir namusu…

Telegram’ın hedefinin niçin Salih Mirzabeyoğlu olduğunu anlamak için kâfi sebeplerdir…"

http://www.facebook.com/pages/Telegram-Zihin-Kontrol-Mind-Control/139976821757

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
Google Plus'da Paylaş

Yazar Unknown

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.