31 Mart 2010

[anadoluhaber] Batı ekonomik bunalımının Türkiye'ye siyasi etkisi // Bülent ESİNOĞLU





 Bülent Esinoğlu <bulentesinoglu@gmail.com>
 31 Mart 2010 18:43

 

Batı Ekonomik Bunalımının Türkiye’ye Siyasi Etkisi

ataturk@addbornova.org.tr

Batının içinde yaşadığı dış satım krizinin ülkemize olan olumsuz etkileri yalnızca ekonomik değildir.

Ekonomimizi özelleştirme/mülksüzleştirme ya da yabancılaştırma aşamalarından geçirten Batı, elde ettiği mevzilerin ekonomik sonuçlarını zaten tescil ettirmişti. Kopenhag Kriterleri, OECD Kararları, IMF, Dünya Bankası kararları, Avrupa Parlamentosu kararları ile gerekli kanunu düzenlemeleri kukla iktidarlar ile birlikte yapa geldi.

Şimdi bu sonuçların kalıcı olabilmesi için Anayasal kurumların da değiştirilmesi gerekmektedir. Batı Türkiye’nin kuklalar vasıtası ile yönetilmesini ila nihaiye güvenli ve sürdürülebilir görmüyor.

Şöyle dersek daha iyi anlaşılır.

Batı Türkiye’deki mevcut anayasal kurumlar ile ülkenin başında kendi kuklaları bile olsa artık yeterli değildir. Hele hele kriz dönemlerinde durum Batıyı fazlası ile rahatsız etmektedir.

Türkiye ulusal pazarlarını tam denetim altına alabilmek için ulus devletin tüm kurumlarını tam denedim altına alınması gerekmektedir.

Ordu ve yargının Batının isteklerine boyun eğer duruma getirilmesi için temel yasaların(Anayasanın) değiştirilmesi zorunludur.

Bu zorunluluk başka bir sebepten ötürü Batı için önem arz etmektedir.

Milli bir iktidarın işbaşı yapması halinde Türkiye’de kazandıkları mevzileri kaybedecekleri endişesi vardır.

Şimdiye kadar, Batı emperyalizmi, siyasi iktidara kanunlara ve Anayasaya aykırı işler yaptırttılar.

Bir örnek olsun diye söyleyeyim. 131’a yakın özelleştirme/yabancılaştırma yapılan yerlerde, mahkemelerin bozma karalarına iktidarca uyulmamıştır.

Milli bir iktidar işbaşı yaparsa, kanunsuzlukların hesabını sorma ihtimali vardır. Daha net bir ifade ile söylersek; Anayasa değişikliği isteği, Recep Tayyip’ten de ötede Batının isteğidir. Onun için Batıdan sürekli destek açıklamaları gelmektedir. Kendi, el altından verdikleri talimatlarını, destekleme açıklamaları yapmaktadırlar. Bugün bile AP’dan Füme’nin açıklamaları vardı.

Çünkü beğenmediğimiz Anayasa, bu hali ile bile kalsa, üniter devletin önemli savunma aracıdır.

Eğer Batı eldeki güçler ile Anayasa değişikliğini sağlarsa, olacak olan şudur.

Batı talimat verecek, istek Mecliste yasalaşacak ve hiçbir Anayasal, demokratik veya başka bir kurum itiraz edemeyecek.

Batının istediği kendi kuklasını hiçbir karşı duruş olmaksızın yönetmesidir. Kuklanın ilelebet iktidarda kalması ve hiçbir kuruma hesap vermemesi gerekmektedir.

Ordu ve yargıya saldırılarda zaten bu temelde yürütülmektedir.

Batı, içinde bulunduğu kriz döneminden ötürü, birçok müşkülat ile karşılaşırken, kuklası yönünden başka zorlukların çıkmasını istemiyor.

Batı elinden gelse kuklasını tam diktatör yapacak ve ona da; gördüğünüz gibi bu demokrasidir diyecek.

31.3.2010, bulentesinoglu@gmail.com

 

 


--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] Trkiyeyi İranla kıyaslamak ve şeriat paranoyası.

Bazı saygın bilim adamlarımızın farkına bile varmadıkları mevcut sistemin yönlendirmesi ile İran'ı Türkiye ile kıyaslamak istemeleri, bana göre çok yanlış bir kıyaslama olarak görünüyor.
İran İslam dinine çok farklı dini kökenlerden geçerek girmiştir ve İslam’ı kendilerine ve dini kökenlerine uyumlu yorumlayarak Şii İslam dediğimiz günümüze kadar gelen anlayışla, İnsandan Ayet olarak kabul ettiği Ayetullahlar (Arapçada birleşik kelimelerde, ilk kelime sonraki kelimeye aittir) mesela Kalemahmet, derseniz, ahmedin kalemi. Resulallah derseniz, Allahın resulü. Ayetullah deyince de Allah’ın ayeti demektir.
Ayetullah kuralının kökleri biraz araştırılırsa İslam öncesi tanrı krallara dayanır. İslam’ı kabul ettikten sonrada bazı ekollerince Hıristiyanlıktaki Tanrı İsa figürünün yerine benzer Hz. Ali Allah dır yorumuna ve Hıristiyanlıktaki Baba oğul ruhülkudüs üçlemesi de Şia da ve bizdeki bazı alevi akımlarda Allah bir Muhammed ali üçlemesi ile bir üç üçte bir halinde anılır. Ancak bu durum şöyle izah edilir.Ey erenler bu bir sırdır sırrını saklayan erdir.
Mısralarındaki gibi dile getirilir. Detayını ben araştırmaya girişmeden isteyenlerin kendilerine bırakıyorum.
Ayetullah olan kişi, Allahın ayeti olduğu için kendisine Kuran-ı natık da denir. Yani konuşan kuran denilir. Bu yüzden Ayetullah’ın sözleri Allahın sözleridir ve asla tartışılamaz sadece uyulur ve itaat edilir. Bu tip bir kültür dönemi TC devleti kurulana kadar hiç bir tarihte Türklerde devlet bazında uygulanmamış Belki Şah İsmail dönemi Türk pers ortak devletinde uygulandığı için Türklerde de uygulamasından vebali Perslere ile paylaşılarak bir uygulama olduğundan söz edilebilir. Sadece Atatürk’ün ölümünden sonra bazı Alevi ve Nusayri (Arap Alevileri Hatay ve güney doğu yöresinden) kaynaklardan kişilerden bazıları Atatürk’ün tenasüh (ruh göçü) yolu ile zamanımızda yeniden doğmuş Hz. Alinin ruhunu taşıdığını iddia etmiş ve pek çokları da buna inanmıştır. Bu mezheplerde geçmişte aynı İran gibi Zerdüşti din ve benzerlerinden İslam’a geçtikleri için Şiilerdeki Ayetullah makamını bir yönü ile Atatürk’ü yeniden bedenlenmiş Hz. Ali algısı ile Ali Allah’tır Anlayışının Atatürk ile sürdürülmesini sağladıkları ve bunu kullanan bazı oryantalistler ile Sabataist Yahudi tarikatları ile yine gizemci bir tarikat olan Mason tarikatları tapınak şövalyelerinin Kudüs’teki tapınaklarına yöneltemeyecekleri Türkleri bu sayede bir benzerini Anıt kabir adı altında inşa ederek ve Atatürk hakkındaki bu görüşteki Türkleri de kullanarak Atatürkçülüğü bir din haline dönüştürerek Türk İslam’ına karşı bir din olarak sunmuşlar ve bunda da önemli ölçüde başarılı olmuşlardır.
Bilindiği gibi Türklerin ne İslam öncesi döneminde ne Selçukluda nede Osmanlıda tanrı Kral dönemi asla kabul görmemiş, hilafet dönemleri de dahil şeyhülislam (Diyanet işleri başkanı) daima devletin, Müslüman olan ahalisinin din işlerini idare ile meşgul olarak Hahambaşılık ve patrik gibi asıl irade olan Padişahın yani devletin emrinde yer almışlardır. Türklerde şeriat dönemi diye bir dönem başka İslam ülkelerinden, ne Şiilerdeki nede Sünnilerdeki halklarda zaman zaman uygulanan modellerden biri şeklinde hiç uygulanmamış ve çok dinli çok kültürlü bir devlet olarak zamanının en laik ve demokratik çok hukuklu anlaşmazlık halinde baş vurulan bir üst mahkemenin olduğu bir düzen sağlanmış ve zamanında çağdaşları arasında en modern ülke olarak varlığını sürdürmüştür. Diğer iddialar genellikle Türklerden kurtulma planları yapan oryantalist batılıların sürekli propaganda yolu ile bizlere kabul ettirdikleri safsatalardır. Eğer şeriat uygulanmış olsa Osmanlının son dönem ahalisinin rüşvet, hırsızlıktan, zimmete geçirmelerden elerinin dirseklerine yakın bir yerden kesilmiş olması ve Osmanlının bir çolaklar ülkesi olması gerekirdi.
Tüm bu propagandalar bir cihan devleti olan Türklerin hakimiyetini sonsuza kadar ispanyadaki Avrupa ya laikliği öğretmiş olan Endülüs Emevileri gibi  temelli Avrupa dan atılmaları ve Endülüs İslam devletinin imhası gibi Türk devletinin de süreç içinde Hazar denizi arkasına sürülerek Türklerin Avrupa ve ön asadan sürülmelerini sağlamak amaçlı başlangıcı bin yıla varan derin batı projelerinin ürünüdür. Türkiye’nin İran ile ve Türklerin Perslerle karşılaştırılması çok insafsız ve haksız bir kıyaslamadır. Tarih bu iki kültüründe savaşlarını anlatmaktadır. Hatta Perslerin Şii Türklerce yönetildiği Şah İsmail dönemi Yavuz Selimin Avrupa’yı bırakıp Asya’ya dönmek zorunda kalışı bu asla uyuşması mümkün olmayan iki kültürün savaşlarının sonucudur. Osmanlıya Suudiler gibi Bazı Arapların isyanlarında da Türklerin din ve şeriat algılamasındaki yumuşak ve Laiklik türü uygulamalarının da İngilizlerce kullanılıp kışkırtılmaları sonucunu ve Osmanlının bir de arkadan kuşatılmasına sebep olmuştur. Türk milletini İrtica ve şeriat paranoyasına sokanlar milletimize bilmeden de olsa çok büyük kötülük etmekte, yargıyı ve orduyu vatandaşla karşı karşıya getirip büyük günah işlemektedirler ve bilmeden Kürtlerinde Arapların durumuna düşürülmesine sebep olup mevcut Türkiye’yi daha da küçülterek dünyada aktör olmaktan çıkarıp edilgen zavallı üç beş küçük devletçiğe kadar bölünüp sonrada imha edilmemizin yolunu açmaktadırlar.
Adeta fareden korkusundan çoluk çocuk damda yatan köylü kadına bir fare ölüsü ile böh böh diyerek çocuklarını da alıp dehşet içinde çatıdan kendisini atıp öldürmesi gibi basit bir oyun ile Türkiye imha edilmek istenmektedir.
Türkiye de Osmanlı dönemi 31 mart olayları ve cumhuriyet dönemi Kubilay olayıda dahil dahil Tüm irticai kalkışmalar diye takdim edilen olaylar tıpkı 28 Şubat olaylarına gerekçe olsun diye kotarılan sahte Aczimendi tarikatı gibi olaylardır. Şeyh denilen ali Kalkancı bir uyuşturucu fabrikatörüdür. Ergenekon Tutuklusu Veli Küçük’ün Akdeniz de personelince batırılan uyuşturucu yüklü denilen Kısmetim 1 gemisini gizlice boşalttıktan sonra diğer ortaklara pay vermemek için batırttığı zamanla ortaya çıkmıştır. Sahte ali kalkancıda bu zincirin bir yerlerindedir. Fadime Şahin ise Travesti sisi lakaplı Seyhan Soylunun organize etmekle görevlendirildiği Aczimendi irtica kumpasında masum dinci kız rolüne hazırlanmış barlarda konsomatrislik yaptığı anlaşılan bir kadındır. Müslüm gündüz Aczi mendi şeyhi denilmiştir. Önce aczi mendi diye bir tarikat yoktur ki şeyhi olsun. Müslüm Gündüz Mehmet Ağar ekolünden bir kişidir. Dolayısı ile Tarihimizde gerçek irtica olayları yoktur ve tamamı kurgudur. Tıpkı şimdi ifadeye gitmeyen 3. Ordu komutanı Berg Beyin ve Savcı Cihanın uygulamakta kullanıldığı son sahte irtica olayının Albay Dursun Çiçek’in ıslak imzası sonucu deşifre edilip açığa çıkarılmaları gibi.
Bu yüzden bu irtica masallarını artık tümden gündemden çıkarmak zorundayız.
Aksi halde bu sahte haberler hem tüm kurumlarımızı hem de bilim ve düşünce insanlarımızın akıl ve onurlarını yiyip bitirecek gibi görünüyor.
Bilim insanlarının topluca paranoyalara mahkûm oluşu sadece ezberletilen sloganları doğru kabul ederek aynı yalanları yeniden ve sorgulamadan yeniden üretmeleri ise düşünen akıl izan irfan ve basiret sahibi milletimizi süratle yiyip bitiriyor.
İnanılacak gibi değil ama maalesef aynı ile vaki.
A.D.Şimşek

   

 

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] 31.Mart.2010 Kafkasya Bölgesi Haber Özetleri

Dağıstan'da çifte Şehid operasyonu: en az 35 kukla polis öldü ve yaralandı

Rus terörist ana akım medyasının bildirdiğine göre, 31 Mart 2010 Çarşamba günü yerel saatle 8:42 sularında Dağıstan'ın Kızlyar kasabasında iki Şehidin düzenlediği bombalama eyleminde içlerinde bir polis müfettişi ve bir albay rütbesinde komutanlarında bulunduğu en az 12 kukla polis öldürüldü.

Rus teröristleri iki patlamada 23 kukla polisinde yaralandığını bildirdi. 



haberin devamı... www.shamilonline.org


Rus İçişleri Bakanlığı Kur'an-ı 'ekstremist kitap' olarak ilan etmeyi düşünüyor

Görünüşe göre, Kremlin Rus ekstremizimle-mücadele kanunu gereğince Kur'an-ı yasaklamayı ciddi olarak düşünüyor.

Bu planlı hareket için kamuoyunun tepkisini ölçme bilgisi testi Rus hükümeti tarafından kontrol edilen basın aracılığıyla yapıldı.

Bu yüzden, Rus İçişleri Bakanlığı tarafından yönetilen Polis Dalgası Radyosu 29 Mart Pazartesi günü Moskova metrolarında meydana gelen 2 patlamayla ilgili haberde Kur'an ın ekstremist bir kitap olarak yasaklanmasının planlandığını bildirdi.



Washington Dünya Güvenlik Enstitüsü: Rusya uluslararası terörizm başlattı

Rusya'nın "bir terör kurbanı" olduğu düşüncesi temelden yanlıştır. Rusya var olduğundan bu yana her yerde terör meydana getirmiştir. Modern siyasi terörizmin dünyadaki doğum yeri Rusya'dır.

Washington'da bulunan Dünya Güvenlik Enstitüsünün Rus ve Asya Programları direktörü Nikolay Zlobin tarafından Moskova metrolarına düzenlenen bombalama olaylarıyla ilgili yorumunda bu düşünce doğrulandı. 



haberin devamı... www.shamilonline.org

Saldırının Altında “Rus Terörü” Var

200 yıldır bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele eden Çeçenistan halkı, 1994 yılında başlatılan Rus terörüne 16 yıldır maruz kalıyor.

Sadece Çeçen halkına karşı değil, aynı zamanda tüm Müslüman Kafkas halklarına karşı da soykırım suçu işleyen Rusya, 16 yıldır Çeçenistan'da terör estiriyor.

Rus yönetiminin Çeçenistan'daki saldırılarında 1994-2006 yılları arasında 250 bin Çeçen öldürüldü, 55 bin Çeçen işkence gördü, bunlardan 37 bini yargısız infaz edildi, 7 bin 500 Çeçen kayboldu ve 36 bin Çeçen de sakat kaldı. 

haberin devamı... www.shamilonline.org


Rus halkı şokta. Ruslar Putin'i suçluyor

Rus ana akım medyasına göre, Moskova'da radyo programları metro bombalama olaylarına odaklandı, sıradan vatandaşlar bu olayın Putin'i eleştirerek istifaya çağırma cesareti gösteren henüz kuşatılamamış toplumun "vidalarını biraz daha sıkmak" amacıyla Rus gizli servislerinin işi olduğunu ifade ediyorlar. 

haberin devamı... www.shamilonline.org




''Metro patlamaları Putin'in Kafkasya'da işlediği suçların bir neticesidir''

Tanınmış insan hakları aktivisti ve eski duma milletvekili Yuli Rıbakov Moskova metrosunda meydana gelen patlamaların özel olarak Çeçenya genel olarak ta Kafkasya'ya karşı Rus suçlarının bir neticesi olduğunu söyledi.

Putin ve Rusya tarafından kullanılan metot yeterli sonuçlara yol açtı. 

haberin devamı... www.shamilonline.org





--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] ÜCRETSİZ AHŞAPTA DEKORATİF İŞLEMLER VE BOYAMACILIK KURSU.(ÖZİMEK)

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINDAN ONAYLI SERTİFİKA

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI,

İL ÖZEL İDARESİ VE İST. TİCARET ODASI

İŞBİRLİĞİNCE DÜZENLENEN

AHŞAPTA ÖZEL

ÜST YÜZEY İŞLEMECİLİĞİ

KURSU

DEKORATİF İŞLEMLER

*YÜZEYLERDE DESEN OLUŞTURMAK

*YÜZEYLERİ SU BAZLI BOYA İLE BOYAMA

*AHŞAP BOYAMA TEKNİKLERİ

*ÜST YÜZEY İŞLEMLERİ

*DEKORATİF İŞLEMLER, KAKMACILIK

*YÜZEYLERDE YAKARAK DESEN OLUŞTURMA

TASARIM:

*MEKÂNLARDA YAŞAM DÜZENLEMELERİ

*ÇİZİM TEKNİĞİ

*İZDÜŞÜMLER

*SİMETRİ, ASİMETRİ

*RİTM, VURGU

*RENKLER, TEMEL RENK BİLGİSİ

 

KURSTAN HİÇBİR ŞEKİLDE ÜCRET İSTENMİYECEKTİR.

*Kurslar MİLL EĞİTİM BAKANLIĞI, İL ÖZEL İDARESİ

VE İSTANBUL TİC.ODASI İşbirliğince düzenlenmektedir.

*Kursun verileceği yer: ERKAN AVCI END.MESLEK LİSESİ.

*Adres:Kültür sokak no :3 Bahçelievler /İSTANBUL

(Bahçelievler Metro durağı arkası)

*Katılım şartı:16 yaş üzeri herkes katılabilir.

*Kursa devam zorunluluğu vardır.

*Kursun başlama tarihi: NİSAN ORTASI

*Kursun süresi:320 saat

*Akşamları 18:10 -21.00 Arası haftada 5 akşam.

(pazartesi-Salı-Çarşamba-Perşembe-Cuma)

**İletişim:mail gruplarına kapalıdır,özelden yazınız.

**Tel: 0542 208 63 65

**Mail: kursbilgisi@gmail.com

**Adres rehberi: http://www.panoramio.com/photo/6168165



--
_________________________________
----------------------------------------------------------
İSTANBUL/BAHÇELİEVLER
ERKAN AVCI MESLEK LİSESİNDE
AÇILACAK KURSLARDAN HABERDAR OLMAK İSTİYORSANIZ
BU GRUBA ÜYE OLUN:


Grubun adresi Geçerli web adresi:
http://groups.google.com.tr/group/mesl-egt-krs
Geçerli e-posta adresi:
mesl-egt-krs@googlegroups.com


--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] ASA-YI MUSA DERSLERİ-31--böyle imanî meselelerde bir tek muhbir-i sâdıka(doğru sözlü haber verici,peygambere) karşı hiçbir şüphe, hattâ vesvese vermemek lâzımken

 

 

31.ders…31.03.2010                              
 
Asa-yı Musa
Birinci Kısım
Meyve Risalesi 

Yedinci Mesele-6
Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir

 

       İşte bu kat’î hakikate(gerçeğe) binaen(dayanarak), binler feylesofların(filozofların,felsefecilerin) muhalif(karşıt,zıt) fikirleri, böyle imanî meselelerde bir tek muhbir-i sâdıka(doğru sözlü haber verici,peygambere) karşı hiçbir şüphe, hattâ vesvese vermemek lâzımken, yüz yirmi bin ispat edici ehl-i ihtisas(sahasında uzman kimseler) ve muhbir-i sâdıkın(peygamberin) ve hadsiz(sınırsız) ve nihayetsiz(sonsuz) müsbit(ispat edici) ve mütehassıs(ihtisas sahibi,uzman) ehl-i hakikat(hak yolda olanlar) ve ashab-ı tahkikin(gerçeği delilleriyle araştıran kimseler) ittifak ettikleri erkân-ı imaniyede, aklı gözüne inmiş, kalbsiz, mâneviyattan(manevi aleme ait olan şeylerden) uzaklaşmış, körleşmiş birkaç feylesofun(felsefecinin) inkârlarıyla şüpheye düşmenin ne kadar ahmaklık ve divanelik(delilik,akılsızlık) olduğunu kıyas ediniz.

 

……devam edecek sayfa :…..45…..



Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

30 Mart 2010

[anadoluhaber] Devlet ağam, danışmanın it midir?

Devlet ağam, danışmanın it midir?

http://www.renklihaber.net/news.php?id=1285

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

To unsubscribe, reply using "remove me" as the subject.

[anadoluhaber] 31 MART Vak'ası

 

31 MART VAK’ASI

 

 

 

         İngiliz ve Alman nüfuzundaki İttihat ve Terakki Fırkası’nın ilk hedefi II. Abdülhamid’i tahtından indirmekti. Ancak sadece II. Meşrutiyetin ilanına muvaffak olabilmişlerdi.

 

         II. Meşrutiyet ile birlikte halkın Sultan Abdülhamid’e sevgi ve bağlılığı daha da artmıştı. Bu nüfusu ortadan kaldırmak için çeşitli kuklalar kullanan Batı, en nihayetinde 31 MART Vakası’nı bu memlekete yaşatmıştır. Miladi takvime göre 13 NİSAN 1909 Salı gününe denk gelen bu olay, 33 yıl boyunca “Hasta Adam” ı ayakta tutmayı başarmış bir büyük padişahı tahttan indirerek adeta tespihin imamesini koparmışlardır.

 

         Olayların ilk patlak verdiği yer ise Taşkışla’dır. Bu yer ittihatçılar tarafından Meşrutiyeti koruması için Rumeli’den getirtilen Avcı Taburları’nın merkeziydi. Askerler ayaklanmış ve mühimmat deposunu ele geçirerek, okullu subayları hapsetmişlerdi.

 

         Silahları alan bu güruh daha sonra sokağa çıkarak, “Şeriat elden gidiyor” nidalarıyla ilerlemeye başlamıştır. Kalabalık her geçtiği yerde havaya ateş açarak Ayasofya’ya kadar gelmiştir. Bu olayları başlatan kişilerin İngiliz hayranı bir grup olduğu ancak İttihatçıların da bunları kullanmak için büyük gayret içinde olduğu daha sonra ortaya çıkmıştır.

 

         31 MART arifesinde İttihatçıların ordu içinde yoğun çalışmaları olmuş ve orduyu millete karşı kışkırtmanın yollarını birçok kez denemişlerdir. Bunun içindir ki ayaklanmayı başlatan Avcı Taburları’ndaki gafiller öncelikle okullu subayları hedef almışlardır. Bu olaylar İSTANBUL’daki asayiş birlikleriyle bastırılmıştı.

 

         Ancak olayların bastırılmadığını iddia eden Selanik’teki Hareket Ordusu’nun başındaki olan birkaç kişi, olaylara müdahale etmek ve vatanı kurtarmak(!) için İSTANBUL’a doğru yola çıkmıştı. Hareket Ordusunun içinde ise Balkanlarda bulunan ne kadar çete varsa hepsinden bir parça bulunmaktaydı. Düzenli bir ordu görünümünde olan ancak çetelerin çoğunlukta olduğu Hareket Ordusu, gönüllü denilen çapulcuların da katılımıyla tamamen yağma üzerine kurulmuş bir ordu olmuştu. Ordunun başında ise o devrin Hürriyet Kahramanı(!) Enver Paşa ve Mahmud Şevket Paşa bulunmaktaydı.

 

         Hareket Ordusu gelip Yeşilköy’e yerleşmiştir. İttihatçılar hemen onlarla bağlantı kurarak, Abdülhamit Han’ın Hal’ini (tahttan indirilmesini) nasıl yapmaları gerektiğini görüşmüşler, ancak Mahmud Şevket Paşa ve Enver Paşa ile yanındakiler bu işin biraz daha gizli tutulması gerektiğini belirterek, “Şimdilik sadece olayları bastırmak için geldiğimiz bilinsin” demişlerdi. Çünkü Sultan Abdülhamid Han’a bağlı bulunan Hassa Ordusu’nun bir anda kendilerinin üyesi olduğu bu çapulcu güruhunu rahatlıkla yok edebilecek güçte olduğunu bilmekteydiler.

 

         Bütün bu olaylar gelişirken, Hassa Ordusu mensupları da Padişahı korumak için silah istemekteydi. Hatta bazıları silahlanmaya başlamıştı. Durumu öğrenen o büyük insan Sultan Abdülhamit Han, “Paşalar, ben Halife-i İslam’ım. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmam. Asker zinhar kurşun atmasın! Eğer kurşun atacaklarsa ilk önce beni vursunlar sonra kurşun atmaya başlasınlar” demişti.

 

         Sultan Abdülhamit’in bu tutumu kardeş kavgasının ve bir iç savaşı istememesi olarak yorumlanmıştır. Bu büyüklüğü sonucunda Hareket Ordusu hiçbir direnişle karşılaşmadan Yıldız Sarayı’na kadar gelip dayanmıştı. Saraydaki askerlerin Abdülhamit Han’ın emrine uyarak teslim olmasıyla Hareket Ordusu istediği gibi davranmaya başlamıştı.

 

         Hareket Ordusu’nun Yıldız Sarayını ele geçirmesiyle birlikte içimizde yetiştirilen Batı uşakları harekete geçti. Öncelikli olarak Sultan Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesi çalışmaları başlatıldı. İttihatçıların Sultan Abdülhamit Han için yapmak istedikleri operasyonun şekli de belirmeye başlamıştı. Öncelikle Meclis-i Mebusan’ın kararı gerekmekteydi. Tabi Meclisteki hain sürüsü bu kararı almak için sadece bir toplantı yapmış ve 33 yıl boyunca Osmanlı Devleti’ni ayakta tutan Abdülhamit Han’ı tahttan indirmişlerdi.

 

         Bu haince girişimin akabinde Padişah ve yanındakiler Hareket Ordusu’nun subayları eşliğinde Sirkeci Tren İstasyonuna götürülerek özel bir trenle Selanik’e doğru yola çıkarılmıştır.

 

         Sultan İkinci Abdülhamid’i tahtından indirip hemen o gece Selanik’e gönderen İttihatçıların daha sonraki ilk işleri ise yanlarındaki çabulcularla birlikte Yıldız Sarayını yağmalamak olmuştu. Daha sonra İttihatçılar çeşitli mahkemeler kurarak birçok Müslüman’ın kanına girmişlerdir.

 

         Sultan Abdülhamit han her bakımdan örnek alınması gereken büyük bir hakandır. Kendisi şimdiki yöneticiler başta olmak üzere gelecekteki yöneticiler için de örnek alınması gereken büyük bir şahsiyet, komutan, devlet adamıdır. 33 yıl süren hükümranlığı boyunca bizlere bunu ispatlamıştır.

 

Selam, saygı ve dualarımla.

 

Yakup MUSA

 

30.03.2010



Windows 7: Gündelik işlerinizi basitleştirin. Size en uygun bilgisayarı bulun.

[anadoluhaber] bediüzzamana belaüzzaman demiştiya hani.... insan bilmediğinin düşmanıdır

'Belaüzzaman gazetecilik hınzırlığıydı'

30 Mart 2010 10:21

Röportaj

0 yorum

2,912 okunma

A A A A A A

Bu haberi yazdır

Favorilerine Ekle

Yazar Rıza Zelyut, Güneş gazetesinde, Bediüzzaman Said Nursi'den "Belaüzzaman" diye söz eden bir yazı yazdı. Farklı kesimlerden değişik eleştiriler yükseldi. Zelyut, yazısını ve ne yapmak istediğini anlattı.

İlgili Haberler

'Belaüzzaman gazetecilik hınzırlığıydı' Zelyut haklı: Nursi, tam bir 'Belâüzzaman'! Bediüzzaman Vakfı'ndan Zelyut'a dava Bediüzzaman'a Belaüzzaman dedi!

Rıza Zelyut, Alevi kesimin önde gelen isimlerinden biri. Yazdığı kitaplar ve makaleleri ile hep ilgi odağı oldu. Bediüzzaman Said Nursi'den "Belaüzzaman" diye söz ettiği yazısı üzerine Haber 7 Genel Yayın Yönetmeni Ünal Tanık ve Haber 7 yazarı Mehmet Ali Bulut, Rıza Zelyut ile bir röportaj yaptı. Ziyarette "Belaüzzaman" ve gündemdeki olaylara tarihi süzgeçten bir bakış gerçekleşti.

R.Z. Şimdi onu herhangi biri gibi algıladım. Hayatında benim gördüğüm noktaları dikkate alarak bir yazı yazdım. Fakat gördük ki olay bir kişi ile ilgili değil. Onun bağlıları var, sevenleri var. Çevresinde bir kült oluşmuş. Şimdi o insanlar, bu yazıdan rencide olmuşlar. Gelen yüzlerce mailden bunu gördüm. Maksadım bu değildi. Kimseyi üzmek, kırmak gibi bir amacım yoktu. Yazımın yarattığı tepki birilerinin üzülmesine kırılmasına yol açtı. Maksadım bu değildi, o insanlardan özür diliyorum.

M.A.B. Bu ifadeyi Rıza Zelyut olduğunuz için kullanıyorsunuz, başka birisi olsa bu ifadelerle durumu ortaya koymazdı.

R.Z. Ben kendisini Müslüman gören, yarın da Hz. Muhammed’in bayrağı altında haşrolacağına inanan -bundan da yüzde 99 değil, yüzde 100 eminim- yerim orasıdır. Şimdiye kadar insanları kırmış olabilirim ama kasıtlı yapmadım. Kimsenin malına göz dikmedim. Allah’a şükür ki kursağımdan bugüne kadar da haram bir lokma geçmedi.

Ü.T. Mehmet Ali Bey sizi ne kadar tanıyor bilmiyorum ama ben sizi iyi tanıyorum.

M.A.B. Yolda gelirken ne dedim. Ali Müfit Gürtuna zamanında sizi ziyarete gelmiştik. O dönemden tanıdım sizi.

R.Z. Şimdi şöyle söyleyeyim ben. Doğan bu tepkiden de hiç korkmadım. Onun da altını çizeyim. Ben korkmam. Ama üzülürüm. Said Nursi Hazretleri diyelim, hakkında yazdığım şeyler, benim bildiğim şeylerdir. Bildiğim şeylerin anlatılması, belki diğer cephenin verilmemesi nedeniyle ters tepkilere, üzülmelere yol açmıştır. Maksadım o değildi. Onun için bağlılarından özür diliyorum. Şuna da çok memnun oldum.

Benim olumsuz şekilde anlattığım Said Nursi Efendi’yi onun bağlıları, “öyle değildir, böyledir” diye daha olumlu şekilde bana yansıttılar. Başka bir Said Nursi bana tanıttılar. “Öyle değil, böyledir” dediler. Öyle bir Said Nursi olarak tanınmasından da ayrıca mutlu oldum. Bu Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü açısından son derece önemlidir.

ZELYUT: BUNLAR BENİM BİLMEDİĞİM AYRINTILAR

Doğan bu tepkiden de hiç korkmadım. Onun da altını çizeyim. Ben korkmam. Ama üzülürüm.

 Said Nursi Hazretleri diyelim, hakkında yazdığım şeyler, benim bildiğim şeylerdir. Bildiğim şeylerin anlatılması, belki diğer cephenin verilmemesi nedeniyle ters tepkilere, üzülmelere yol açmıştır.

Maksadım o değildi. Onun için bağlılarından özür diliyorum.

M.A.B. Bediüzzaman’ın da iki kesimden beklentisi vardır. Diyor ki, birisi Seyyidler cemaati, diğeri Aleviler. Ehl-i Sünnet nezdinde Alevileri ehl-i necat (kurtulmuş) görmek için bütün vesileleri aramıştır. Mesela, en basitinden Cevşen – bugün Türkiye çapında yayılmış bir duadır- Ehl-i Beyt ve Alevilerin elinde kalmış, Aleviler okudğu için ehl-i Sünnet’in reddettiği bir dua idi. Said Nursi, geçen asrın başında getiriyor ve Cevşen’i sürekli okunan bir vird yapıyor.

Risale-i Nur’un bir çok yerinde Alevilerin neden ehl-i necat olduklarını izah ederken, “Onlardaki Ehl-i Beyt ve Hz. Ali muhabbeti, onların küfr-i mutlak’a düşmelerine asla müsaade etmez” diyor. Said Nursi, bu görüşü savunurken, ne Kürtçülük adına ne Türkçülük adına yapıyor.

Said Nursi’nin 3 devresi var. Hatta 4 diyebiliriz. İlk devresinde, İmparatorluk ayakta, Kürt halkının ya da Doğu illerinin eğitim açısından kalkınması için çalışıyor. Bu maksatla gidiyor Abdülhamid’e başvuruyor. “Ben Van’da Ezher Üniversitesi gibi bir üniversite istiyorum. Fakat dünyevi ilimlerin okutulması şartıyla. Müspet ilimlerle dini ilimler bir arada okutulmalı. Çünkü, ancak bu şekilde milletin himmeti pervaz eder (havalanır). Sadece dini ilim öğrenenler bağnaz oluyorlar. –bunlar benim kelimelerim- sadece fen ilimlerini ya da dünyevi ilimleri alanlar da şüpheci oluyorlar. Biz ancak bu ikisini birleştirebilirsek insanımızın himmetini açığa çıkarabiliriz” diyor.

O zaman Said Nursi daha 20 yaşında. Abdülhamid, “Sen nasıl bu kadar cesur olabiliyorsun” diyor ve hapse attırıyor. Bu yaşadığı travmadan dolayı İttihat ve Terakki’ye taraf oluyor. Onun daha çok eşitlik ve hürriyet kavramlarından dolayı. Hatta bir süre sonra gidip Kürt aşiretlere gidip İttihat ve Terakki’yi savunuyor. O dönemde tek derdi var. Hürriyet ve inanç özgürlüğü. İnanç özgürlüğü tam bir mutabakat ve serbest rekabet ortamına ulaşmışsa, kimin neyi seçtiği Said Nursi’nin umurunda değil. “Ben bir iman müdafiiyim –savunucusu-“ meselelelere böyle bakıyor. Böyle bakabildiği için de Ehl-i Sünnet’in dışındakileri vahiy çatısı altında toplayabilen birisi olarak ortaya çıkabiliyor. Onun için, “Ben iki kesimden beklerdim ki buna sahip çıksınlar. Biri Ehl-i Beyt, diğeri de Aleviler” diyor.

Mesela Şeyh Said meselesinde diyor ki, “Bu millet 1000 yıl İslam’a hizmet etmiş kahraman bir millettir. Kim bu milletin çocuklarına kılıç çekerse benim nezdimde merduttur” diyor. Yani “kılıç çekilecek bir kavim değildir” diyor. 

R. Z. Mesela ben bu ayrıntıyı bilmiyordum.

M.A.B. İkincisi, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Anadolu’daki mücadele ile ilgili menfi fetva verince, “Bu esir bir müftüdür. Esir bir müftünün verdiği fetva geçersizdir” diyor. “Anadolu’daki hareket, huruç alessultan–padişaha başkaldırı- hareketi değildir. Bir müdafaa hareketi ve bir Milli Mücadele hareketidir” diyor. Bediüzzaman burada hem İngilizler’e karşı, hem de bir anlamda Saray’a karşı meydan okuyor. Yoksa Mustafa Kemal, savaş sonrası niçin Ankara’ya çağırsın.

Bediüzzaman hakikaten anlaşılmış değildir. Ben Ortadoğu’da yazarken Necdet Sevinç bir gün beni çağırdı.

"BENİM İMANIMDAN ŞÜPHEM YOK"

Ü.T. Bizim Mehmet Ali Bey’le Ortadoğu’da beraber çalıştığımız bir dönem vardır. 

M.A.B. Necdet Abi, “Seninki Kürttür ve Kürçüdür. Kürt Teali Cemiyeti’ne dahildir” dedi. Dedim ki, Kürttür doğru. Ama Kürt Teali Cemiyeti’ndeki adam o değildir. O dönemde bir başka Molla Said vardır. Tıpkı birilerinin Şeyh Said ile Said Nursi’yi karıştırdıkları gibi o da ayrı bir Molla Saiddir” dedim.
Bu kez Şeyh Said konusunu gündeme getirdi. Bediüzzaman, Şeyh Said meselesinde çok net bir şekilde, karşısında yer almıştır. Hatta, Şeyh Said’e taraf olunmaması yönünde de çaba göstermiştir.
Rejim konusuna gelince… Bu konuda açık. “Ben sizin rejiminizi sevmiyorum. Ama ilişmeyeceğim. Ben kıyafetimi de değiştirmem” diyor. Mesela talebelerine, “Asayiş kuvvetlerinin yanında yer alın.

Yazının bu kadar yankı yapabileceğini düşünmemiştim. Aslına bakarsanız asıl hata başlıkta sanıyorum. Rencide edici kısmı yazının başlığında oldu.

“Bela” olarak görüyoruz orada. “Bedi” ile zıt ne olabilir diye düşündüm. Biraz da gazeteci hınzırlığı yaptık.

Dahilde her türlü kargaşa ve huzursuzluk, bu millet ve vatan aleyhine olacaktır. Siz asayiş kuvvetlerinin yanında yer alacaksınız ve asayişin bozulmasına müsaade etmeyeceksiniz” diyor. İkincisi artık harici cihadın olmayacağını söylüyor. Artık din adına harici savaş da olmayacağını söylüyor. “Biz harici cihadı, Kur’an’ın berahin-i katıasının elmas kılıçlarına emanet etmişiz” diyor. Biz artık cihadı Kur’an’a havale edeceğiz diyor. Kur’an’ın kendi fütühatını yapacağını söylüyor. “Zira medenilere galebe ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar –zorlama- ile olmaz” diyor. Bediüzzaman böyle bir adamdır.

Cumhuriyet’ten sonra bir takım inkılaplarla mücadele ediyor. Özellikle laiklik fikrinin uygulama şekline karşı tavır koyuyor. Fakat, dahilde huzuru bozacak hiçbir işe girmiyor. Daha enteresanı, o dönem kendisine gelip Kürtçe konuşanların hiç birisi ile Kürtçe konuşmuyor. Bu çok önemli bir şey. Hiç Kürtçe konuşmuyor.

Mesela, sizin de işaret ettiğiniz, Divan-ı Harb-i Örfi, Sünühat gibi, Risale-i Nur’dan önce yazdığı o dönemin ifadelerini taşıyan, Kürt ve Kürdistan gibi ifadelerin tamamını değiştiriyor. Kendi düzeltmeleri var.

Ü.T. Bu kendi düzeltmeleri açılan sergide vardı.

M.A.B. O belgelerle birlikte sizi ziyarete gelecekler. Bunlar çok önemlidir. Şunu söyleyeyim. Rıza Zelyut, Nurcu kesimi tarafından sevilen ve takdir edilen bir isimdir. Bu kişi mümin bir Alevidir. Öyle biliniyor.

R.Z. Allah’a şükür ki imanımdan şüphem yok.

M.A.B. Bunun için Rıza Zelyut’un Risale-i Nur hakkında yanlış bilgiye sahip olması onları incitti. Ben de sabah kalkıp bir yazıya başladım. Yapılan eleştiriler karşısında sizi müdafaa edecektim. Niçin müdafaa edecektim? Diyecektim ki “Bu adam, dinsiz imansız bir adam değil. Birisini sevmek zorunda da değil. Kastamonu Lahikası’nda diyor ki, “Bir alim Risale-i Nur aleyhine konuşursa, ona kızmayın. Siz gidin elini öpün, ve izah edin” zira medenilere galebe ikna iledir” diyor. Siz birine gidip bağırsanız, çağırsanız sadece onun öfkesini artırabilirsiniz. Mevzu yine geçince Rıza Bey’e ben gidip konuşacağım dedim. Ben Nurcu değilim. Açık söyleyeyim.

KARINCALARA CUMHURİYETÇİ ÖDÜLÜ

R.Z. Olabilir. Benim açımdan öyle olmanızın bir sakıncası yok.

M.A.B. Bediüzzaman Kürtçü değildir. Bediüzzaman ırkçı değildir. Bediüzzaman gerçekten bir din alimidir. İman mücadelesi veren bir din alimidir. Mustafa Kemal’i seviyor mu? Hayır. Mustafa Kemal ile kendisinin ortaya çıkış zeminini iki zıddın ortaya çıkışı gibi görüyor. Ama onun özelliklerini de teslim ediyor. “Dahi bir kumandan” diyor. “Büyük bir devlet adamı ve dahi bir kumandan” ifadesini kullanıyor. Bediüzzaman Mustafa Kemal için bu ifadeleri kendisi kullanıyor. Ama “Getirmiş olduğu rejimin uygulanması, İslamiyet ile taban tabana zıttır” diyor. Bakın Cumhuriyet hariç.

Ü.T. Kendisi ben Cumhuriyeçiyim diyor. Çorbasının tanelerini, “onlar cumhuriyetçi” diye karıncalara veriyor.

M.A.B. Evet. Çok ilginç. Birinci Dünya Savaşı mağlubiyetinden sonra itikafa çekiliyor. Burada kendisine getirilen çorbanın tanelerini seçip karıncalara veriyor. Niye böyle yaptığını sorduklarında da “Bunlar cumhuriyetçidir. Bunların cumhuriyetçiliklerine saygı duyuyorum ve ben de bu şekilde cumhuriyetçi olduğumu gösteriyorum” diyor. Bir başka olay daha var. Hapishanede iken arkadaşı çamaşır yıkıyor. Akşamüstü ipe asmak istiyor. Bakıyor ki karasinekler üzerine tünemiş. Arkadaşı gelip “Ben ne yapayım, durum böyle böyle” diyor. “Bizim bu saatten sonra o ipi kullanmaya artık hakkımız yok. Gece onlar yatacak” diyor. Bu kadar alicenap bir adam. Ama Atatürk’ü sevmemiş. Zaten Atatürk de onu sevmemiş.

Ben diyelim ki Atatürk’ü sevmem. Ama Atatürk’ü inkar edemem ki.

Ü.T. Gelmemiz gereken nokta burası olacak.

Genelde, “İslam ile demokrasinin uyuştuğu ülkeyiz biz” diye tanıtırlar. Bununla övünürken, işte İslam ile demokrasiyi meczeden iç içe geçiren varsa o da Mustafa Kemaldir. Bunun karşı taraf tarafından bilinmesi lazım.

M.A.B. Muazzam bir nokta. Atatürk bir mücadelenin liderliğini yapmış, devlet kurmuş, bir sistem getirmiş. Şu veya b şekilde 80 milyon insanı evirmiş. Bunu kim inkar edebilir. Sevmeyebilirsiniz. Ama hakikati değiştiremezsiniz. İşte Said Nursi de böyle bir adam.
Bediüzzaman, Alevilere özel bir önem veriyor. Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’i hep farklı bir yere oturtuyor. Ben kendi adıma şunu söyleyeyim. Sizden böyle kontra bir yazı gelince şaşırmadım desem olmaz. Bu da benim hususi yaklaşımım.

"ASIL HATA BAŞLIKTAKİ GAZETECİLİK HINZIRLIĞINDAN"

R.Z. Üçüncü kez söylemiş olacağım belki ama.. Yazının bu kadar yankı yapabileceğini düşünmemiştim. Aslına bakarsanız asıl hata başlıkta sanıyorum. Rencide edici kısmı yazının başlığında oldu. “Bela” olarak görüyoruz orada. “Bedi” ile zıt ne olabilir diye düşündüm. Biraz da gazeteci hınzırlığı yaptık. Benim Osmanlıcam iyidir. Ben 1970’de Van’da öğretmen iken birisi bana Sözler’i verdi. Oradan epey okudum. Yani benim tanımam 40 yıl öncesine dayanıyor.
Şunu söyleyeyim ben cumhuriyetçiyim, ben Atatürkçüyüm.

Olayın özü şu. Ben şu mesajın bilinmesini istiyorum. Gelen mesajlara cevaplar da verdim. Bugün dünyada siyasetçilerimiz gittiği zaman bütün hükümetlerin başkanları, Türkiye’yi nasıl tanıtır, nasıl övünür? Genelde, “İslam ile demokrasinin uyuştuğu ülkeyiz biz” diye tanıtırlar. Bununla övünürken, işte İslam ile demokrasiyi meczeden iç içe geçiren varsa o da Mustafa Kemaldir. Bunun karşı taraf tarafından bilinmesi lazım. 11 Kasım sanıyorum. Mustafa Kemal Güney’den Haydarpaşa’ya geldiğinde –bildiğiniz hikayedir- 1915’te Çanakkale’yi vermeyen Osmanlı, 1918 Kasımında teslim olmuş, düşman Çanakkale’den elini kolunu sallayarak girmiş. Toplarını Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı’na çevirmiş durumdaydı. İçlerinde Yunan gemileri de vardı. Bunlara, “Geldiğiniz gibi gideceksiniz” diyen kim? Mustafa Kemaldi. Gönderen o, bu ezanların susmamasında birinci derecede Mustafa Kemal’in birinci derecede rolünün olduğunu herkesin bilmesi lazım. Mustafa Kemal’in yaptıklarını herkesin savunmasını da beklemiyorum. Ama ben, Mustafa kemal’in bu tarihsel kimliğinin bilinmesini istiyorum.

Şimdi Nurcu kardeşim yazmış, soruyor. “Kur’an’ı niçin Türkçeleştirmeye kalkıştı?” diyor. Cevabını da veriyor. “Çünkü dini ortadan kaldırmak istiyordu” diyor. Bana göre, Kur’an’ı Türkçeye çevirme girişimi dinin daha doğru anlaşılması girişimi idi.

M.A.B. Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsir yaptıran, Hasan Basri Çantay’a meal yazdıran Zübde-i Buhari’yi Türkçeye çeviren Atatürk’ün kendisidir. Bunu fazla kimse bilmez maalesef.

R.Z. Demek ki Atatürk, belki Said Efendi’nin arzu ettiği bir İslam’ı benimsemedi, onu yaymaya çalışmadı ama, kendi kafasına göre biraz Batılı tarzda algılama yapmak suretiyle İslam’ı daha yaygınlaştırmaya çalıştı. Şu çok basit örneği vereyim. Osmanlı 15 milyon kilometrekareye hükmetti. Elimizdeki rakamlara göre bu coğrafyadaki cami sayısı 8-9 bin. Bugün onun 20’de biri kadar olan Türkiye’de 80 bin cami var. Demek ki bu ülkenin temelini atanlar dinle mücadele etmemişler.

Bunun böyle görmemek lazım. Birilerinin bu durumu farklı göstermesi, bizleri de tepkisel olmaya zorluyor. Atatürk’e Deccal deyip onun yaptığı her şeyi İslamı yıkmaya yönelik saymak bunlar aklın alabileceği şeyler değil. Bunu böyle yapan insanlara gösterdiğim bir tepkidir aslında. Biraz da aşırı bir tepkidir. “Bela” sözünü kötü anlamı ile değil de bu ideolojideki yanlışı bana göre göstermek içindi. Yanlışı vurgulamak istediğim bir söz. Ama maksadı aşmıştır. Hele bu kadar bağlısı olduktan sonra bir insanın isterse kim olursa olsun, bizlere “İneğe tapacaksınız” diyen biri olsa bile kimseyi kırmak istemem.

"BENİM HZ. MUHAMMEDİMİ ANLATACAĞIM"

M.A.B. Öyle diyen de yok zaten. Ben size geleceklerini tahmin ediyorum. Sizin sorularınızı cevaplamak üzere gelirler. Siz aklınızdakileri sorarsınız, onlar da cevap verirler. Onların üsbulu budur. Sorularınıza kitaplarından cevaplar verirler. Said Nursi’nin uzun süre hizmetinde kalmış isimlerden biri olan Mehmet Fırıncı, “Ben niye kavga edeyim ki dedi. Öyle inanmak istiyorsa öyle inanmaya hakkı var” dedi. “Ama gidip ona kendimizi anlatmayı isterim” dedi.

Risale-i Nur 6 bin sayfa. Şurası kesin ki Said Nursi, tam bir demokrattır, tam bir özgürlükçüdür. İşin tuhafı herkesin kendi dininde inancında özgür olmasından yanadır.

R.Z. Son çalışmam “Dersim İsyanları ve Seyyid Rıza Gerçeği” diye. Yeni çıktı bu. Şimdi “Büyük Devrimci Hazreti Muhammed” diye bir çalışmaya başladım. Ben Hz. Muhammed’in bir devrimci olduğuna inanıyorum. Devrimcilik inançsızlık değil.

M.A.B. Devrimcilik kelimesi bizde biraz farklı algılandığı için öyle.

R.Z. Ben Hz. Muhammed’i nasıl algıladığımı anlatacağım. Benim Hz. Muhammedim’i ortaya koyacağım.
M.A.B. Bence çok güzel olur bu. Bediüzzaman diyor ki, “Cenab-ı Hakk’ın Ehl-i Beyt’i dünya siyasetinden ellerini çekmesinin bir tek sebebi vardır” diyor. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin şehit edildiler, katledildiler. Hilafete layık olan bu insanların ellerinin dünya siyasetinden çekilmesi Cenab-ı Hakk’ın bir takdiridir ki eğer onlar siyasete bulaşsalar ve dünyevi olsalardı, manevi ve 1400 yıldır devam eden sultanlıklarına zarar gelecekti” diyor.

Cenab-ı Hakk onların elini dünyadan çektirdi ve hepimizin sultanı yaptırdı. 12 imam, yüzlerce evliyaullah, asfiyaullah gelmiş bu soydan. Eğer bunlar siyasete bulaşmış olsalardı, manevi saltanatları müddehem hale gelecekti. (töhmet altında kalacaktı). Emeviler gibi. Emeviler kendilerini rezil rüsvay ettiler. Irkçılığı başlatanlar onlar, hilafeti saltanata dönüştürenler onlar. Sahabeyi kategorize eden onlar. Hz. Muhammed dendiğinde bir tek Ayşe akla geliyor. Niçin? Hz. Zeyneb’in nikahını Allah kıymıştır.

R.Z. Evet evet.

TANIRSAN BEDİÜZZAMAN'I ÇOK SEVECEKSİN

M.A.B. Peygamberimiz, Zeynep’i aldığında bildiğimiz nikah akdi yapmamıştır. Çünkü Allah, “Biz sana onu verdik” diyor. Bu kadın varken, sürekli Hz. Ayşe öne çıkarıldı. Çünkü Hz. Ayşe, Hz. Ali ile küçük bir husumetten dolayı Emeviler’den tarafa tavır aldı. Hz. Ali diyor ki, “Ben bu katilleri bulacağım. Bana biraz sabır gösterin” diyor. Hz. Ayşe diyor ki, “Zanlıları işkenceye al ve konuştur” diyor. Hz. Ali, “Bu adalet-i ilahiyeye uymaz. Kur’an adaleti bunu kabul etmez. Devlet’in bekası için bir kişiyi bile dayak altına alamam” diyor. Alırsın almazsın, esas kavga Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasından çıkıyor. Hz. Ayşe fetva veriyor. “Fitne var. Milletin selameti için Hz. Osman’ın katillerinin bulunması için kim şüpheli ise hepsi elden geçirilsin” diyor. Hz. Ali de buna yanaşmıyor. Sonrasını biliyorsunuz.

Hz. Ayşe’nin öne çıkarılması, birilerinin öne birilerinin arka plana atılması yine Emeviler döneminde olmuştur. Sonra Abbasiler geldi. Biraz aklîleşmeye başladı. Sonra Arap aristokrasisi yeniden hakim oldu. Ebu Müslim Horasani’yi çağırıp yemekte öldürdüler.

Bunlar tuhaf birer cilve. Benim kanaatim, demokrasi çatısı altında gerçek İslam’ın uygulanabilmesi ihtimali var. Çünkü demokraside münafık yoktur. Demokrasi münafık üretmez, buna zemin hazırlamaz. Ama İran’da münafıklık vardır, Arabistan’da münafıklık vardır. Çünkü kapalı rejim bunlar. Sen zorlarsan bir insanı o da münafıklık yoluna sapacaktır.

Bana göre, bunun en güzel örneklerinden birini Bediüzzaman’ın izahları açmıştır. Bediüzzaman bir siyaset adamı, bir politikacı değildir. Bir iman ihya hareketçisidir. Söylediklerinin bir kısmı da sisteme çatıyor olabilir.

Bakın Münazarat kitabınını başında bir şey söylüyor. Laik ortamda yaşamanın pratiklerini vermek açısından “Artık hilafetin saltanatı olmayacaktır.” Bu açık bir şekilde dinin hükümran olduğu bir devlet olmayacaktır demektir. “Müslümanların mesaisini şu noktaya sevkedenler hatadadır” diyor. Yani mesele, bir din devleti kurmak değil diyor. “Eskiden dinin koruyucusu bir tek halife idi. Halife başkalarının tazyiki altında eğilip bükülebilirdi” diyor. “Ama herkesin kendi dinine sahip çıkmasından hasıl olan hablül-metin bir sarsılmaz sütundur” diyor. Bir de ilave ediyor. “Devletin dine sahip çıkması gerekmez. Millet kendi dinine sahip çıktığında bu din hakiki din olur” diyor. İşte bu laik ortamda kişinin kendi dinine sahip çıkması olayı vardır.

Bediüzzaman devleti bir mekanizma olarak görüyor. Bunun dininin olması gerekmediğini de söylüyor. Devletin 4 temel sıfatı vardır. Asayişin muhafaza edilmesi, gelirlerin adil dağıtılması, serbest rekabet ortamının oluşturulması ve adaletin dağıtılması. Bir devlet bu 4 noktayı düzgün yapıyorsa ayrıca bir de dininin olması gerekmez.

Bunları diyen Bediüzzaman. Bu adamı tanırsan çok seveceksin eminim.

"İSLAMI AYAKTA TUTAN CİHAT RUHU"

R.Z. İnşallah, inşallah. Ben size teşekkür ediyorum. Benim de mesajlarımı ileteceksiniz.

M.A.B. Bediüzzaman’ın esas derdi insanların ve fikirlerin hürriyet içinde ifade edilmesi. 

Barışçı olmak gerek buna inanıyorum ama İslam’ı ayakta tutan cihat ruhudur. Bana göre cihadın ortadan kalkması için İslam karşıtlığının da ortadan kalkması gerek.

R.Y. Barışçı olmak gerek buna inanıyorum ama İslam’ı ayakta tutan cihat ruhudur. Bana göre cihadın ortadan kalkması için İslam karşıtlığının da ortadan kalkması gerek. İslam’ın kendi içindeki karşıtlıkları halletmek kolaydır. İslam karşıtı dünya, özellikle Yahudi dünyası, son zamanlarda da Hıristiyan dünyası, bana göre hala İslam karşıtlığı üzerine bir kampanya yürütüyor.
Kim ne derse desin, bütün çatışmaların temelinde hala İslam-Hıristiyanlık vardır. Bu realitede Hıristiyan dünyası kendi cihat ruhunu ortadan kaldırdı mı? Kaldırmadı. Bush 2001’de “Haçlı Seferi” derken boşuna konuşmadı.

Bunun karşısında İslam dünyasının demokratik görünmek amacıyla cihat ruhundan vazgeçmesi, İslam’ın elini kolunu bağlamak demektir. Şahsi kanaatimi söylüyorum.

M.A.B. Bediüzzaman cihadı reddetmiyor. Cihadın konseptini değiştiriyor. Bu cihat bütün alanlarda cihat. Ama farklı bir yöntemle bu yapılmalı diyor. Müslümanlar öncelikle zaafta olan iman noktasını güçlendirmeli diyor. Cihadın artık silahla olmayacağı görüşünde.

R.Y. Olabilir tabii. Cihat kavramına felsefi anlamda boyutlar katmış. Bakın ben Mardin’de yapılan İslam alimleri toplantısını son derece sakıncalı buluyorum. Derdimiz ne? İslam ne yaptı Avrupa’y,a İslam ne yaptı Amerika’ya, dünyaya da İslam kendisine çekidüzen versin. Dünyayı yağmalayanlar kendisine çekidüzen versin. Bunu sorgulamak lazım.

Hz. Muhammed’in karikatürlerini o kadar iğrenç çizen o adamlar ve ona arka çıkan Batı dünyası bir geri adım attı mı?

Ü.T. Ciddi anlamda bir geri adım atmadı.

R.Z. Hayır hiç atmadı. Arkadaşlar ben çok üzüldüm. Biz sizin peygamberinizi hak peygamber bilip başımızın üzerinde taşırken, siz nasıl bizim peygamberimize böyle saldırabilirsiniz? Bunun inançla, demokrasi ile bir ilgisi var mı? Anladığım kadarıyla benim yazım biraz o karikatüre benzemiş.

M.A.B. Yok yok. Aslında iyi şeylere vesile oldu. Bir çok kesim kendisine geldi.

R.Z. Onların silkinmesine vesile oldu ise memnun olurum. Şunun tekrar altını çizeyim. Sizin bana anlattığınız, portresini çizdiğiniz Said Nursi ile benim aramda pek fazla bir problem çıkmaz. Onun altını çizelim.

Ü.T. Ben M.A.B. ile bir araya gelip konuşalım derken bir noktayı çok iyi biliyordum. Ben sizi tanıyorum, birlikte çalıştığımız dönemden tanıyorum, yaptığımız şehirlerarası seyehatlarden tanıyorum, okuduğum kitaplarınızdan tanıyorum. Bu yakınlığınızı bildiğim için bir araya gelip sohbet edelim istedim.

R.Z. Ben bunun için sizlere teşekkür ediyorum.

M.A.B. Ben de yanılmadığımı görmüş olmaktan keyif aldım.

"HZ. ALİ MUHABBETİ HADDİNDEN FAZLA"

R.Z. Yok yanılmazsınız.

M.A.B. Ünal Bey, görüşme teklifini getirdiğinde ben şunu dedim. “Ben Rıza Zelyut’u mümin bir Alevi biliyorum” dedim.

R.Z. Eyvallah.

M.A.B. Hz. Ali’ye olan muhabbeti onun imdadına yetişecek diye düşünüyorum.

R.Z. O muhabbet bende haddinden fazla.

M.A.B. Risale-i Nur ve Bediüzzaman noktasında da bilgisi olmadığı, ya da eksik olduğu için böyle yazdığı kanaatindeydim.

R.Z. Benim bildiklerimle sizin ortaya koyduklarınız arasında farklar olduğu ortaya çıkıyor. Önemli olan şudur. Geçmiş değerlendirirken hep olumsuz tarafından bakmamak lazım. Şunun ortaya çıkmasından da memnun oldum. Said Efendi’nin çevresindeki insanların, onu olumlu bir model olarak görmeleri, hep bu toplumun yararına olacak şekilde birleştirici bir unsur olarak algılamaları çok önemli bir şeydir.

Ü.T. Sanıyorum esas ortaya çıkması gereken konu da burası.

M.A.B. Kesinlikle işin özü burada.

R.Z. Böyle olunca bizim aramızda herhangi bir sorun olmaz. İkincisi de benim yazımda “Kürtçü” demem eski kitaplara, risalelere bağlı yorumdan kaynaklanıyor. Şunun da altını çizeyim. Kürt olmak asla ve kat’a bir noksanlık, ayıp bir şey değil. Bu Allah’ın böyle takdir edip yaratmasıdır. Benim tepkim Kürt’e değil, Kürtçüleredir.

Oradaki tepkim de şu an içerisinde bulunulan şey de bu kritik pozisyondan kaynaklanan durumdur.
Bir aydın olarak bir arada yaşama duygumuzu zedeleyen fikir hareketlerine karşı çıkıyorum. Bu benim kişisel tavrım. Başkasına göre doğru veya yanlış gelebilir. Kürtlerin bu ülkede istedikleri gibi yaşama hakları var. Yapılan düzenlemeler de bu hakların daha çok ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu hükümetin attığı adımlarla var olan sorunları da ortadan kaldırılacaktır. Onlar bizim kardeşimiz.
Yazımdan Kürt düşmanlığı gibi bir şey de çıkmasın. Bunun da vurgulanmasını istiyorum. Benim hedefim Kürtler değil. Kürtçülere şiddetle karşıyım, ama asla Kürtlere söz söylediğim düşünülmesin. Bunun da bilinmesini istiyorum.

BEDİÜZZAMAN'IN CHP VE MENDERES'E MEKTUPLARI

M.A.B. 1950’den sonra Meclis’te İttihad-ı İslam, Millet Partisi, CHP ve Demokrat Parti var. Bediüzzaman Menderes’e bir mektup yazıyor. “Sen içerdeki dindarlara sahip çık ki onlar DP’den ayrılmasınlar. Bunlar ayrılırlarsa dini siyasete alet etmeye mecbur bırakılırlar” diyor. “Dini siyasete alet ettikleri takdirde de toplum onların şahsında İslamiyet’e düşman olacaklardır. Bu cinayettir” diyor. Bediüzzaman, sonradan ortaya çıkan İslami kimlikli partilerin gelişini o kadar net izah ediyor ki…

Mesela, Hilmi Uran’a mektup gönderiyor. Halbuki CHP, o sıralarda bunu sürgünden sürgüne gönderiyor. Diyor ki, “Dikkat edin bir zındıka komitesi geliyor. Bu partiyi millet ve vatan aleyhine kullanacak. Aman dikkat” diyor. Bediüzzaman böyle biri.

R.Z. Ayrıntılarını bilmiyoruz tabii. Ama çok ilginç bir yaklaşım.

M.A.B. Yani bir taraftan CHP’ye, bir taraftan Menderes’e mektup gönderiyor. Hilmi Uran’a yazdığı mektuptaki uyarı Komünizm. Onun derdi dinsizlik.

Aynısını Aleviler için söylüyor. “Aman dikkat edin” diyor. “Siz Ehl-i Beytsiniz” diyor. “Sizin muhabbetiniz Ehl-i Beyt’edir. Bir zındıka komitesi sizi bu vatan aleyhine kullanmak istiyor” diyor. Ben de 1996’da katıldığım bir açık oturum programında İzzettin Doğan ile birlikte gelen Alevi liderine canlı yayında benzeri şeyler söyledim. “Alevileri konuşturun. Ateistleri sözcünüz gibi konuşturmayın” dedim. Aleviler’in Hz. Ali’ye saygısı vardır. Alevi’nin kitaba saygısı vardır. Alevinin Allah’a saygısı vardır. Ama bunların yok. Çünkü Alevi olduğunu söylüyor ama ateist. Yani hem dinliyim diyor, hem dinsiz.

R.Z. Bu tür insanlarla ben de çok uğraştım, uğraşıyorum da.

M.A.B. Bizim Fermani Altun ile de bu tür çok diyaloglarımız oldu. Ben inanma noktasında küçücük müşterekleri bulduğumda, dostluğu muhafaza etmek gerektiğine inanan birisiyim.

R.Z. Eyvallah.

M.A.B. Ben yırtacağım, Jamaika’daki insan cehenneme mi gidecek. Allah herkesin Rabbidir. Esas olan iyi insan olmaktır. Bir sümüklü böcek geçtiği yerde iz bırakıyor. Sen de bir iz bırakmalısın. İz bırakan insan hayırla anılacaktır. Esas olan budur.

R.Z. Ben ziyaretiniz için ve paylaştığınız bilgiler için teşekkür ediyorum.

M.A.B. Biz de teşekkür ediyoruz. Ev sahipliğinizden ve nezaketinizden dolayı.

(Haber 7)

 

 


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin