Adem Özköse: Misak-ı Milli sınırlarımız Alem-i İslam'ın sınırlarıdır!

Gazeteci Yazar Adem Özköse, kültürgündemi.com'da yayınlanan röportajında kitaplarından, Ümmet-in bugünkü sorunlarına ve cezaevinde Salih Mirzabeyoğlu ile beraber kalmasına kadar bir çok konuda açıklama yaptı...*

Allah’ın selamıyla… Söyleşi ve konferanslarınızda sürekli olarak anlattığınız ‘yeryüzünü gezmeye duyduğunuz merak’ ile başlayalım isterseniz. Daha çocuk yaşlarda baba evinde okumuş olduğunuz dergilerle başlayan öteki dünyayı keşfetme arzunuz, üniversite sınavlarından sonra gazetecilik bölümüne girmenizle birlikte daha hızlı bir ivme kazanmış. O dergiler, almış olduğunuz üniversite eğitimi ve sizi sürükleyen diğer işaret fişekleri… 




Başka bir iş yapamazdım herhalde dediğiniz oluyor mu hiç? Bir misyon gözüyle mi bakıyorsunuz işinize?

- Gezmeyi, seyahat etmeyi, şehirlerin kapılarından içeri girmeyi, farklı insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Fakat bu toprakların insanlarına, özellikle de gençlere Âlem-i İslam’ı anlatmayı daha çok seviyorum. Seyahatlerimle bir taraftan ümmeti, ümmet olmanın imkânlarını keşfederken diğer taraftan da heybeme doldurduklarımı insanlarla paylaşıyorum. Osmanlı yıkıldıktan sonra ilk olarak bize ümmet olduğumuzu unutturdular.  Çünkü ümmet kimliği ehli küfrün İslam topraklarını sömürgeleştirmesinin önündeki en büyük engeldi. Ümmet kimliğinin yerine ulus kimlikleri benimsedikten sonra ise başımıza gelmeyen kalmadı.
Ben de yaptığım yolculuklar,  çektiğim belgeseller, yazdığım kitaplar ve verdiğim konferanslar vasıtasıyla bu ülkenin çocuklarına bir ümmete ait olduklarını, tarihi kimliklerini hatırlatmaya çalışıyorum. Çünkü bizler gerçek kimliğimizi keşfettiğimizde dünya şimdikinden çok daha farklı olacak. Dünyaya tekrar gelsem inan tekrar seyyah olmak yine yollara düşmek isterdim.
*Aslında esas işiniz savaş muhabirliği, can pazarlarında, çatışma bölgelerinde, yani hayatın akmaya direndiği yerlerde icra ediyorsunuz mesleğinizi. Bu sizde duygusal bir yorgunluğa ya da psikolojik bir kırılmaya yol açmıyor mu? Kendinizi nasıl tedavi ediyorsunuz?
Benim şahit olduklarım, yaşadıklarım içinde bulunduğumuz dünyanın gerçekleri. Çok fena şeylerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz… İnsanların acılarıyla karşılaştıkça ister istemez iç dünyanızda birçok gerilim, karmakarışık duygular oluyor. Kalbimde bir sürü çığlık,  aklımdan gitmeyen söz ve bakış var. Kendimi tedavi etmek diye bir kaygım falan yok. Çünkü insanların bu kadar acı çektikleri bir dünyada bırakalım da bazı acılar bizi de rahatsız ve huzursuz etsin. Çünkü insan olmak biraz da başkalarının acılarını hissetmek, başkalarının acıları nedeniyle huzursuz olmaktır.
SONY DSC
“Anne ve Babamın Duasını Almadan Yola Çıkmıyorum”
*Aile ilişkilerinizle ilgili nasıl bir formül uyguluyorsunuz? Çocuklarınıza yeterince zaman ayırabiliyor musunuz? Eşiniz bunca ayrılığa ne diyor mesela?
- Yola çıkmadığım vakitleri daha çok ailemle, çocuklarımla geçirmeye çalışıyorum. Hayatta en çok korktuğum şeylerden biri de dünya ile ilgilenirken evini, çoluk çocuğunu ihmal edenlerden olmak. Sevdiğim bir ağabeyi ziyaret etmiştim. Kitapçı dükkânına girdim ve selam verdim. Selamımı aldıktan sonra yanıma gelip bana sarıldı ve ağlamaya başladı. “Adem biz dünyayı kurtarmaya çalışırken evdeki çocuğu kaybetmişiz” dedi. Onunla aramızda geçen bu diyaloğu hiç unutamıyorum. İnsanın eviyle, çoluk çocuğuyla imtihan edilmesi kadar zor ne vardır bu hayatta? Allah hiç birimizin başına böyle bir imtihan vermesin. Eşime gelince… Eşim benim hayat tarzımı, yollara, Âlem-i İslam’a olan tutku derecesindeki sevgimi bildiği için çok fazla şikâyetçi olmuyor.  Ben de Allah razı olsun diyorum.
*Bir de anne ve babanız -sizden mutlaka razıdırlar da- mesleğinizden razılar mı? Kaybolduğunuz dönemde babanızın ‘’gidip Adem’imi, oğlumu Suriye’den kendim geri isteyeceğim’’ şeklinde bir açıklaması olmuştu. Nedir şimdilerde durumlar?
Kaç yaşına gelirse gelsin her evlat anne ve baba için hala çocuktur. 35 yaşıma geldim ve 4 çocuk babasıyım; fakat anne ve babam beni hala küçük çocukları olarak görmeye devam ediyorlar. 28 Şubat sürecinde sık sık gözaltına alınıp cezaevine girdiğimde babam cezaevine ziyaretime gelir ve bana bir güzel fırça atardı. Fakat arkamdan “bizim çocuklar İslam davası için, başörtüsü için mücadele ediyorlar, Allah yollarını açık etsin” dediğini duyardım.
Mavi Marmara sonrası İstanbul’a döndüğümüzde babam telefonu açar açmaz “Oğlum sakın bizi ziyarete gelme. Ben seni ve kahraman Mavi Marmaralıları ziyarete geleceğim” demişti. Anne ve babam da artık bana, hayat tarzıma alıştılar sanırım. Yanlış iş yapmadığımı, savaş bölgelerine gitmemin asıl nedeninin mazlumların seslerini dünyaya duyurmak olduğunu biliyorlar. Ben  de yollara anne ve babamın duasını almadan çıkmamaya çalışıyorum. Çünkü onların duasını aldıktan sonra içimi müthiş bir huzur sarıyor.
*İsminiz ölüm ve insan anlamına geliyor, Âdem’in sizde çağrıştırdığı anlam ne(ler)dir?
Adem benim için de faniliği tedai ettiriyor. Adem’in en iyi bildiği şey acizliğidir… Allah karşısında öyle aciz, öyle güçsüzüz ki. Bundan dolayı Adem’in içinde hep bir acziyet, fanilik duygusu vardır. Adem’in içinde bir de hep ulaşmayı, olmayı istediği bir ideal insan var. Bu ideal insana yaklaştıkça huzur doluyor Adem… Uzaklaştıkça ise düştükçe düşüyor. İşte böyle…
IMG_8728
“Ümmete Yolculuk Yapmanın Mutluluğu”
*‘’Seyyahlığın çıraklığı olmaz’’ demiş şair. Yola çıkmanın, yolda olmanın, ya da yol’un bizzat kendisinin sizdeki anlam’ı ve karşılığı nedir?
- Baudelaire “Her nerede değilsem sanki orada iyi olacakmışım gibi geliyor” diyor. Bu duyguyu zaman zaman ben de yaşıyorum. Yola çıktığımda bambaşka bir ruh haline bürünüyor, kendimi sanki yeni bir dünyaya adım atmış gibi hissediyorum. Neşeleniyorum, çocuk gibi oluyorum. İçimde birçok soru var. Varlığa, hayata, ölüme dair sorular… Aslında yollarda biraz da bu sorulara cevaplar arıyorum. Bundan dolayı içimde bambaşka yollar açılıyor. İnan içimdeki yolları aşındırmak bana daha anlamlı geliyor. Bir de ümmete yolculuk yapmanın, dünyanın farklı yerlerindeki kardeşlerimizle kucaklaşmanın zevki bambaşka… Müslümanların bulundukları ülkelere, şehirlere girdiğimde öyle mutlu oluyorum ki anlatamam. Şu dünyada Allah’ın bize verdiği en önemli nimetlerden biri de inan İslam kardeşliğidir.
*Dünyanın çeşitli coğrafyalarını gezerek, sokakların dinamiğini ve halkın nabzını yerinde görmüş / gözlemlemiş bir gazeteci olarak, Türkiye Müslümanlarına nasıl bir rol biçiyorsunuz? Dünya Müslümanlarına kıyasla, ne durumdayız?
Hepimiz yüzyıl önce etkisiz hale getirilmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Tarihimizi, topraklarımızı, şehirlerimizi, birliğimizi, ruhumuzu çaldılar bizden. Durum böyle… Fakat dünya Müslümanlarının gözünde Anadolu’nun farklı bir misyonu var. Bunu da bu seyahatlerim esnasında fark ettim. Âlem-i İslam tespihin tanelerini tekrar Türkiye’nin toparlayacağını ve bizim bu tespihe imame olmamız gerektiğini düşünüyor.
Eğer dünyaya yeni söz söylenecekse bu ülkeden söylenecek. Ayrıca Türkiye’nin bir normal sınırları var; bir de manevi sınırları… Bundan dolayı Türkiye’de en ufak bir kıpırdanma olduğunda manevi sınırlarımızdaki Müslümanlar da harekete geçiyor. Erdoğan’a destek için Balkanlarda, Ortadoğu’da, Asya ve Afrika’da düzenlenen gösteriler ne anlama geliyor bir düşünsene. Su yatağını bulmaya başladı… Ben şahsen umutluyum. İnşallah 10 sene sonra bambaşka bir Türkiye, bambaşka bir İslam dünyası olacak…
Adem-ozkose-Cennete-Otostop
“Baas Zindanlarında En Yakın Dostum Kur’andı”
*Binlerce kişiye hitap ediyor, etkinlikten etkinliğe koşuyor, konferanslar ve söyleşilerle birlikte birçok seveninizle / dostunuzla sürekli bir araya geliyorsunuz. Böylesine yoğun bir hayat temposu içinde hafızlık çalışmalarına da devam ediyorsunuz bildiğimiz kadarıyla. Devrimci dervişe aşinayız da, devrimci hafız nasıl olunuyor?
Suriye’de zindanda kalırken Kuran’la çok güzel bir bağ kurmuştum.  Dört duvar arasında Kur’an benim dostum, sırdaşım, yakarışım olmuştu. Geri dönüp baktığımda şu üç günlük dünyada yaptığım en doğru iş Kuran’ı ezberlemekmiş gibi geliyor bana… Allah hem hafızlık yapma konusunda beni teşvik ettiği, hem de Kuran’ı unutmamam için gösterdiği hassasiyetten dolayı babamdan razı olsun. Şu an bile memlekete her gittiğimde babam mutlaka  “hafızlığı ne yaptın, unutmuyorsun değil mi?” diye sorar…
Kur’an gibi büyük bir devrim, Hz. Peygamber gibi büyük bir devrimci var mıdır bu dünyada? Bu devrim göklerin devrimidir. Bu devrim hakikatin, insan olabilmenin devrimidir. Ayrıca Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Yol O’nun, varlık O’nun gerisi hep angarya” Rasulullah Efendimiz’e tutunmayan, onun yolunu, izini sürmeyen tüm devrimciler, tüm devrim nutukları anlamsız geliyor bana…
*Devamlı ‘gençler, kardeşlerim’ şeklinde bir hitabınız var muhataplarınıza karşı. Kendiniz de yaş olarak genç olmanıza rağmen, böyle bir hitap şeklini tercih etmenizin nedeni nedir?
Gençleri, gençliğin verdiği enerjiyi, safiyeti çok seviyorum. İçimde her gencin Âlem-i İslam için, sevgili vatanımız için bir umut olduğuna dair güçlü bir düşünce, duygu var. Bu hitap şekli sevdiğim bir hitap şekli… “Gençler, kardeşlerim!” ifadesi sosyal medyada, özellikle de facebookda çok sevildi. Hatta bir ara bu şekilde hitap etmeyi bıraktığım için sitem edenler bile oldu. Bu arada gençliğin sadece adale, yaş işi değil; aynı zamanda  ruh işi olduğunu da bir kez daha hatırlatalım. Allah hepimize son nefesimize kadar mücadele azmi, gençlik ruhu ve coşkusu versin.
IMG_9673
İbn-i Battuta ve Evliya Çelebi’ye Yol Arkadaşı Olmak İsterdim” 
* Genel anlamda gençlerden ümitli misiniz?
Bilmem sen de farkında mısın, artık bizim Misak-ı Milli sınırlarımız Âlem-i İslam’ın sınırlarıdır diyen pırıl pırıl bir gençlik yetişiyor. Bu gençler sınırları kafalarında büyütmeyip ümmeti keşfe çıkıyorlar. Dünyanın öbür ucundaki kardeşlerini ziyaret edip hal ve hatırlarını soruyorlar. Afrika’ya, Asya’ya, en uzak diyarlara uzanıp bu bölgelere su kuyuları açıyor, yetimhaneler, okullar yaptırıyorlar. Gazzeli,  Şamlı, Kahireli, Bingazili, Kualalumpurlu kardeşlerinin acılarını kendi acıları, sevinçlerini de kendi sevinçleri olarak görüyorlar. Bu ülkenin gençleri daha şimdiden İslam dünyasının aydınlık geleceğinde çok önemli bir rol oynayacaklarına dair işaretler veriyorlar. Ben bu tür gençlerle her yerde karşılaşıyorum. Sokakta, konferansta, eylemde…
* Sizinle ilgili yapılan ‘günümüzün İbn-i Battuta’sı’ benzetmesine ne diyorsunuz? İbn-i Battuta’nın mezarını ziyaret edip, ondan el aldığınız söyleniyor, doğruluğu var mı bunların?
- İbn-i Battuta’yı Tanca’da ziyaret ettiğim doğrudur. El falan almasam da ziyaret esnasında acayip heyecanlandım. Ayrıca bir Fatiha üç Gulhü okumayı da ihmal etmedim.  İbn-i Battuta’ya veya Evliya Çelebi’ye yol arkadaşı olmayı çok isterdim. Bir de yanımız da pirlerimizden Abdurreşid İbrahim Efendi veya büyük âlim Şibli Numani olsaydı ne güzel olurdu. İşte bunlar da benim hayallerim…
*Salih Mirzabeyoğlu ile birlikte zindan arkadaşlığı yaptığınız bir dönem var hayatınızda. ‘Kumandan’ nasıl bir adam? Liderlik karizması var mı? Sohbetine eşlik etmişsinizdir mutlaka. Bir mütefekkir mi sizce, yoksa sevenlerinin yücelttiği siyasi bir ikon mu?
28 Şubat döneminde Salih Mirzabeyoğlu ile Metris Cezaevi’nde aynı koğuşta 3 ay kalmıştık. Bu 3 ay benim için verimli,  bir o kadar hareketli bir üç ay olmuştu. Benim tanıdığım Necip Fazıl’a aşk derecesinde bağlı, sanatçı bir mizaca sahip olan bir o kadar da cesur ve devrimci bir fikir adamıydı. Özel sohbetlerimizde bize sık sık  “kendinizi bir alanda yetiştirin, mutlaka bir alanda en iyi olmaya çalışın” şeklinde tavsiyelerde bulunurdu.  Bana cezaevinde okumamı önerdiği kitaplardan biri de Giovanni Papini’nin “Gog” kitabıydı.  Birkaç ay önce Bolu F Tipi Cezaevi’nde kendisini ziyaret ettim. Yaşı 64’ü geçmesine rağmen heyecanından, mücadele azminden hiçbir şey kaybetmişti. Mirzabeyoğlu gibi bir fikir adamının 15 yıldır zindanda tutulması bu ülkenin bir ayıbıdır. Mirzabeyoğlu ve 28 Şubat mağduru mahkûmlar özgür olmadan kimse bana fikir özgürlüğünden falan bahsetmesin lütfen…
BgI7zysCYAAlzF-
“Hakan Albayrak: Bir Dava Adamı, Zor Günlerin Ağabeyi”
Birçok eylemde bir ve beraber göründüğünüz, aynı dergilerde ve aynı sahalarda omuz omuza olduğunuz ve genel manada İslami meselelere karşı ortak pozisyon aldığınız bir isim olarak Hakan Albayrak’ın hayatınızdaki yerini ve rolünü sorsak?
Hakan ağabeyi ilk defa üniversite yıllarımda okuduğum kitap ve yazılarından tanımıştım. Benim yollara sevdalanmamda onun yazdıklarının çok büyük bir etkisi vardır. Şam’da yaşadığım 4 yıl boyunca Hakan ağabeyi daha yakından tanıma fırsatı buldum. Sık sık Şam’a gelirdi. Hakan Albayrak benim tanıdıkça daha fazla sevdiğim bir insandır. Onu benim için önemli kılan neden ise her şeyden önce  bir dava adamı olmasıdır. Ümmet-i Muhammed’in dertleri Hakan Albayrak’ın da dert ve sıkıntısıdır. Hakan Albayrak hayal kurma yetisini, heyecan ve mücadele azmini kaybetmemiş bir Müslüman’dır. Ayrıca sevdiği insanlara, dostlarına karşı da çok vefalıdır. Dostlarına asla kazık atmaz düşmanlarına ise asla namertlik yapmaz. Bir de ne yaparsa yapsın, bunun içine hatalarını da dâhil edebiliriz samimiyetinden dolayı, inandığı için yapar. Allah böyle inanmış ağabeylerimize hayırlı, uzun ömürler versin. Çünkü bu tür insanlara hepimizin, her şeyden önce bu ülkenin ihtiyacı var…
*Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Hemen her paylaşımınızın altında mutlaka ağır ithamlara ve hatta tekfire varan eleştirilere muhatap oluyorsunuz. Bir ara sizin ağzınızdan kendi istediklerini söyletebilmek için hesabınızın bile çalındığını hatırlıyoruz. Sokakları işaret eden bir gazeteci olarak, nasıl bakıyorsunuz bu sanal aktivitelere? Bir Müslüman olarak ortalamamız ne olmalı? Emr-i bil maruf, nehy-i anil münker vazifemizin, klavye başından, böylesine kolay ve vazife savarcasına, üstelik genelde münkerden nehyeder veya dinden defeder formatta uygulanmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Sosyal medya eğer iyi kullanılmazsa hayatı basitleştiren bir alan… Hayat asıl sokaktadır, sohbettedir, parklardadır bire bir ilişkidedir. Fakat  sosyal medyaya tamamen karşı olunmasını da doğru bulmuyorum. Çünkü sosyal medya artık hayatın bir gerçeği. Hem de etkili, tesirli bir gerçeği… Eğer sosyal medya fazla abartılmadan, hayattan kopmadan, iyi işler için kullanılıyorsa buna pek fazla diyecek bir şeyimiz yok. Fakat ne yazık ki genelde böyle kullanılmıyor ve hayatı sanal dünyaya hapseden zararlı bir alana dönüşüyor. Mesele bu tür araçları kullanmaktan ziyade nasıl ve niçin kullandığınızdır. Ben böyle bakıyorum.
“Hz. Ömer Efendimizi Çok Seviyorum”
* Hz. Peygamber(SAV)’den sonra rol modeliniz kimdir?
- Hz. Ömer Efendimiz’i çok seviyorum…
*Ümmetin geleceğine ilişkin umudunuz nedir?
- Şu an ülkelerimizi geri alma mücadelesi veriyoruz. Hem biz hem de Tunuslular, Mısırlılar, Suriyeliler, Libyalılar; Âlem-i İslam’ın yeryüzünün dört bir yanındaki evlatları Batı’nın atadığı yöneticilerden, Batı’nın belirlediği sistemlerden kurtulmaya çalışıyorlar. Bu bir bağımsızlık ve hürriyet mücadelesidir. Türkiye bu kutlu mücadelede uluslar arası alanda sözü dinlenen, dikkate alınan bir aktöre dönüşerek Âlem-i İslam’ın yolunu, önünü açıyor.  İslam dünyasının umutlarına umut katıyor. Uzun zaman önce terk ettiğimiz hayallerimiz tekrar canlanıyor. Artık eski İslam dünyası yok … Direnen, mücadele eden bir İslam dünyası var. 20. Yüzyıl İslam dünyası için sömürge yüzyılıydı. Fakat inşallah 21. Yüzyıl Ümmet-i Muhammed için hesaplaşma, prangalarından kurtulma yüzyılı olacak. Acılar çeksek, sıkıntılar yaşasak da Allah’ın izniyle tarihe geri döneceğiz…
*Son dönemde tüm sivil organizasyon ve yapılanmalar mevzilerini birer birer terk ederek iktidara eklemlenme gayreti içerisinde hareket etmeye başladılar. Mevzi’yi yani mevzu’yu terk etmek uzun vadede bize pahalıya malolacak gibi duruyor. ‘Genç Siviller’ tecrübesiyle yekten soracak olursak o halde AKP, milletvekilliği için teklif getirse, nasıl bakarsınız?
Erbakan Hoca’yı niçin sevdiysem Başbakan Erdoğan’ı da onun için seviyorum. Bu adamların bir davalarının, ümmet adına hayallerinin olduğunu düşünüyorum. Bir de Erdoğan’ın konuşmalarında sık sık Şam-ı Şerif’e, Kudüs’e, Medine’ye, Gazze’ye selam göndermesi beni  heyecanlandırıyor, acayip mutlu ediyor. Erdoğan gibi bir lidere sahip olmasına rağmen AK Parti’nin oturmuş bir düşüncesi olmaması, kimlik karmaşası yaşaması ise kaygı verici bir durum. İdeal olarak Erbakan Hoca’nın ideallerine bağlıyım. Fakat din, Âlem-i İslam, vatan, ülkemiz söz konusu olduğunda Erdoğan’ın yanında saf tutulması, Erdoğan’ın asla milletimizin ruh köküne düşman olan çevrelere teslim edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.  Bundan dolayı da zor zamanlarında Erdoğan’ın yanında saf tutuyoruz. Bizimkisi ihale, makam-mevki için değil; idealler için verilen bir destek. Milletvekili olmak gibi bir düşüncem de yok. Seyyah olup dünyayı gezmeyi bin milletvekilliğine tercih ederim.
360355
“Âlem-i İslam’a Seyahat”
*Afganistan’da bulunduğunuz zorlu dönemde, Mavi Marmara gemisi sonrasında düştüğünüz İsrail zindanlarında ya da Baas hapishanelerinde, hep aynı sükûnet halinde gördük sizi, bunu nasıl başarıyorsunuz?
- Hayatı bir tavır, duruş, mücadele olarak algılayanlardanım.  Hayatlarımıza anlam katan, hayatımızı manalandıran bir davamız, rüyamız mutlaka olmalı… İnsan inandığı şeyler için mücadele ederken, sıkıntılar çekerken daha bir huzura eriyor ve içini tatlı bir sukut sarıyor. Demek ki bu sukut bazen de dışarı yansıyormuş.
*Kitaplarınızı son dönemde ilginç bir biçimde magazin figürlerinin ellerinde görmeye de başladık, neler hissediyorsunuz böyle durumlarda?
Her ne kadar kitaplarımın belli bir okuyucu profili olsa da her kesimden isteyen okuyabilir. Fakat bir takım magazin figürlerinin hiç de münasip olmayan kıyafetlerle kitaplarımı ellerine alıp resim çektirmeleri ve bu resimleri sosyal medyada paylaşmaları hiç hoş olmuyor.  Bunlar çok basit, ucuz, lakayit hareketler…
*Son olarak “Seyyah’’ kitabınız hayırlı olsun, kitabın içeriğinden bahseder misiniz?
Seyyah Âlem-i İslam’a yaptığım geziler esnasında otel odalarında tuttuğum notlardan, yazdığım yazılardan oluşan bir kitap… Kitapta bir taraftan yollarda yaşadıklarımı, ziyaret ettiğim şehirlerde hissettiklerimi anlatmaya çalıştım, diğer taraftan da kitabın bir gezi rehberi olmasına önem gösterdim. Seyyah ayrıca Türkiye’nin Âlem-i İslam’dan nasıl görüldüğünü de anlatıyor. Ben bu kitabı yazarken çok zevk aldım. İnşallah okuyucu da aynı zevki alır.
*Bir de başucu kitaplarınızdan üçünü bizimle paylaşın desek?
Abdurreşid İbrahim Efendi’nin “Alem-i İslam Kitabı”, “Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıraları”, bir de Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın “Hayatım İbret Aynası” isimli harika kitabı…
* Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
- Siz sağolun, benim için de güzel bir muhabbet oldu.


kulturgundemi.com
Google Plus'da Paylaş

Yazar Unknown

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.