SPIEGEL’in Alexandr Soljenitsin Söyleşisi

SPIEGEL: Burada sadece 4 masa var. Bu sonbahar Almanya'da basılacak olan yeni kitabınız "My American Years"da eskiden ormanda yürürken bile yazı yazdığınıza dair anılarınıza yer veriyorsunuz.Soljenitsin: Gulagdayken bazen taş duvarların üzerine bile yazardım. Kağıt parçalarına yazmaya alışmıştım, sonra da o yazdıklarımı ezberleyip kağıtları yok ederdim.Ve en çaresiz olduğunuz anlarda bile direnme gücünüzü kaybetmediniz?Evet. Çoğu zaman şöyle düşünürdüm: Sonunda ne olacaksa, bırak olsun. Ve sonra olaylar tersine döndü. Öyle görünüyor ki, bu kötü koşullar iyi şeyleri doğurdu.Şubat 1945'te askeri gizli servis yüzbaşı Soljenitsin'i Doğu Prusya'da tutukladığında aynı fikirde olup olmadığınızdan emin değilim. Çünkü cepheden gönderdiği mektuplarda Soljenitsin, Josef Stalin'den pek de övgüyle söz etmiyordu ve bu yüzden esir kamplarında sekiz yıllık cezaya çarptırıldı.Wormditt'in güneyiydi. Tutuklandığımda, bir Alman kuşatmasını henüz yarmıştık ve Königsberg'e (şimdiki Kaliningrad) doğru yürüryüşe geçmiştik. Her zaman iyimserdim. Fikirlerime tutundum ve onların peşinden gittim.Ne tür fikirler?Tabii ki, fikirlerim zaman içinde gelişme gösterdi. Ama her zaman yaptıklarıma inandım ve asla vicdanıma karşı hareket etmedim.13 yıl önce sürgünden döndüğünüz zaman, yeni Rusya'yı görünce hayal kırıklığına uğradınız. Gorbaçov tarafından sunulan bir ödülü geri çevirdiniz ve Yeltsin'in vermek istediği bir ödülü de reddettiniz. Ancak şimdi, sizi öylesine zalimce itham etmiş ve size işkence etmiş olan KGB'nin halefi olan FSB istihbarat servisinin eski lideri Putin tarafından verilen Devlet Ödülü'nü kabul ettiniz. Tüm bunları nasıl bağdaştırıyorsunuz?1990'daki ödül Gorbaçov tarafından değil, o zamanki SSCB'nin bir parçası olan Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'nin Bakanlar Kurulu tarafından sunuldu. Ödülün sebebi "Gulag Takımadaları" idi. Öneriyi reddettim, çünkü milyonlarca insanın kanıyla yazılmış bir kitap için verilen bir ödülü kabul edemezdim.1998 ülkenin dibe vurduğu bir yıldı. İnsanlar sefalet içindeydi. O yıl "Çöküşteki Rusya" (Russia in Collapse) kitabını yayınladım. Yeltsin en yüksek devlet rütbesiyle onurlandırılmamı emretti. Ben de Rusya'yı bu zor günlere sürükleyen bir hükümetten bir ödül alamayacağımı söyledim.Şimdiki Devlet Ödülü başkan tarafından kişisel olarak değil, en üst düzey uzmanlardan oluşan bir topluluk tarafından verildi. Beni ödül için aday gösteren Bilim Konseyi ve bu düşünceyi destekleyen Kültür Konseyi içinde hepsi kendi alanlarında uzman olan yüksek saygınlığa sahip insanlar bulunuyor. Başkan, devletin başı sıfatıyla, onurlandırmak için seçilenlere milli bayramlarda ödüllerini veriyor. Bu ödülü kabul ederek hayatım boyunca incelemekte ve anlatmakta olduğum acı Rus deneyiminin bizi yeni feci çöküşlerden uzak tutacak bir ders olacağına dair umudumu ifade ettim.Vladimir Putin; evet istihbarat servisinde çalışıyordu ama ne KGB ajanıydı ne de bir gulag kampının başında bulunuyordu. Dış istihbarattaki görevine gelince, bu hiç bir ülkede olumsuz bir şey değildir -hatta bazen övgü bile alır. Örneğin, baba George Bush CIA'in eski başkanı olduğu için çok fazla eleştirilmedi.Hayatınız boyunca yetkilileri gulag ve komünist teröre kurban giden milyonlarca insan için pişmanlıklarını ifade etmeye çağırdınız. Bu çağrınız gerçekten duyuldu mu?Artık dünya üzerinde, kamuoyu önünde pişmanlık ifade etmenin modern bir siyasetçi için en kabul edilemez seçenek olduğu gerçeğine alıştım.Şu anki Rus devlet başkanı Sovyetler Birliği'nin dağılmasının 20. yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi olduğunu söylüyor. Özellikle "dış kaynaklı" girişimlerin bulunduğu bir dönemde Ruslar arasında haksız bir vicdan azabını kışkırtmak için, geçmiş hakkında mazoşistçe kara kara düşünmekten vazgeçmenin tam zamanı olduğunu dile getiriyor. Peki bu, ülkenin Sovyet geçmişinde yapılanları unutturmak isteyenlerin eline koz vermiyor mu?Jeopolitik değişimlerin sonucu olarak dünyanın tek süpergücü haline gelen ABD'nin, bu yeni rolünü nasıl kullanacağı konusunda tüm dünyada gittikçe büyüyen bir endişe var. "Geçmiş hakkında kara kara düşünme"ye gelince, maalesef, 1970'lerde sık sık karşı çıktığım "Sovyet" ve "Rus" sözcüklerinin birarada düşünülmesi, bugün hem Batı'da, hem eski sosyalist ülkelerde, hem de eski Sovyet cumhuriyetlerinde süregelen bir alışkanlık haline geldi. Komünist ülkelerdeki yaşlı siyasal kuşak pişmanlık için hazır değildi, yeni kuşak ise bugün ki Moskova'yı rahat bir hedef olarak göstererek şikayetlerini seslendirmekten ve suçlamalar yapmaktan çok mutlu. Sanki kendi kendilerini kahramanca özgürleştirip artık yeni bir yaşama yelken açmışlar da, Moskova ise komünist olarak kalmış gibi davranıyorlar. Yine de öyle umut ediyorum ki bu sağlıksız dönem yakında sona erecek ve komünizm altında yaşayan insanlar tarihlerinin acı sayfalarının tek sorumlusunun komünizm olduğunu anlayacak.Ruslar da dahil.Eğer hepimiz tarihimize ölçülü bir şekilde bakabilseydik, şu an toplumumuzun en az etkilenmiş kesimlerine hakim olan Sovyet geçmişine yönelik nostaljik eğilimlerle artık karşılaşmayacaktık. Doğu Avrupa ülkeleri ve eski Sovyet cumhuriyetleri de talihsizliklerinin kaynağı olarak eski Rusya'yı görme ihtiyacı hissetmeyeceklerdi. Hiç kimse, siyasal rejimlerin ya da bireysel olarak liderlerin yanlışlarını Rus halkına ve onların ülkesine ait bir hata olarak göstermemelidir. Kimse, şu an Batı'da sık sık yapıldığı gibi, bunu Rusların "hasta ruh hali"ne isnat ederek açıklamamalıdır. Rusya'daki bütün bu rejimler kanlı bir terör uygulayarak ayakta kalabildiler. Şunu açıkça anlamalıyız ki, bir halkın kendi suçunu sadece gönüllü ve vicdani olarak kabul etmesi bir ulusun iyileşmesini sağlayabilir. Öte yandan, sürekli dışarıdan yapılan ayıplamalar ters teper.Birinin suçunu kabul etmesi için o kişinin kendi geçmişi hakkında yeterince bilgi sahibi olması gerekir. Ancak, tarihçiler şu an Moskova'daki arşivlerin 1990'lardaki kadar ulaşılabilir olmadığından yakınıyor.Bu karmaşık bir konu. Ancak şüphe yok ki, Rusya'da son yirmi yıldır arşivlerde bir devrim yaşandı. Binlerce dosya açıldı; araştırmacılar önceden gizli olan yüzlerce ve binlerce belgeye ulaşabiliyor. Bu belgeleri açıklayan yüzlerce monograf şimdiden yayınlandı ya da yayına hazırlanıyor. 1990'larda gizliliği kaldırılan belgelerin yanısıra, gizililiğin kaldırılması sürecinden hiç geçmemiş başka pek çoğu da yayınlandı. Harp tarihçisi Dmitri Volkogonov ve eski Politbüro üyesi Alexander Yakovlev'e -bu insanlar dosyalara ulaşmak için yeterince etki ve yetki sahibiydi- toplum, değerli yayınlarından dolayı şükran duyuyor.Son birkaç yıla gelince, kimse gizliliğin kaldırılması prosedürünü aşamadı. Maalesef, bu prosedür insanın istediğinden daha uzun zaman alıyor. Yine de, ülkenin en önemli arşivleri olan Rusya Federasyonu Ulusal Arşivleri'nde (GARF) bulunan dosyalar şu anda 1990'lardaki kadar ulaşılabilir durumda. 1990'ların sonunda FSB, GARF'a 100,000 adli soruşturma belgesi gönderdi. Bu belgeler hem araştırmacılara hem de vatandaşlara açık durumda. 2004-2005'te GARF yedi ciltlik "Stalin Dönemi Gulag Tarihi"ni yayınladı. Bu yayına ben de yardımcı oldum ve sizi temin ederim ki, bu ciltler olabilecekleri kadar anlaşılır ve güvenilir. Dünyanın dört bir yanından araştırmacılar bu basıma güveniyor.Yaklaşık 90 yıl önce, Rusya önce Şubat Devrimi'yle, ardından da Ekim Devrimi'yle sarsıldı. Bu olaylar sizin çalışmalarınızda ana temalar olarak öne çıkıyor. Birkaç ay önce uzun bir makalede, kendi tezinizi tekrar ifade ettiniz: Komünizm bir önceki Rus siyasal rejiminin sonucu değildi; Bolşevik Devrimi ancak Kerensky'nin 1917'deki zayıf yönetimi sayesinde gerçekleşebildi. Bu tarz bir düşünce zincirini takip ettiğimizde Lenin sadece tesadüfi bir kişilikti ve Rusya'ya gelebilmesi ve burada iktidarı ele geçirmesi Alman desteğiyle mümkün olmuştu. Sizi doğru anlamış mıyız? Hayır, anlamamışsınız. Sadece sıradışı bir kişilik bir fırsatı gerçekliğe çevirebilir. Lenin ve Troçki, Kerensky hükümetinin zayıflığını kısa bir süre içinde kullanma başarısı gösteren eşine az rastlanır derecede çevik ve etkin politikacılardı. Ama yanlışınızı düzeltmeme izin verin: "Ekim Devrimi" kazananlar, yani Bolşevikler tarafından yaratılan bir mittir ve Batı'daki ilerici çevreler bunu bütünüyle yutmuştur. 25 Ekim 1917'de, Petrograd'da 24 saatlik şiddetli bir hükümet darbesi meydana geldi. Bu Leon Troçki tarafından dahiyane ve derinlemesine bir şekilde planlanmıştı. Lenin ise hainlik suçuyla yargılanmaktan uzak durmak için hala saklanıyordu. Bizim "1917 Rus Devrimi" dediğimiz olay aslında Şubat Devrimi'dir.Bu devrime yolaçan nedenlerin kaynağında gerçekten Rusya'nın devrim öncesi koşulları vardı ve bunu asla başka türlü ifade etmedim. Şubat Devrimi'nin derin kökleri vardı -bunu "Kızıl Tekerlek" (The Red Wheel)adlı kitabımda gösterdim. Bunlardan ilki iktidardakilerle toplumun eğitimli kesimleri arasında uzun süredir devam eden karşılıklı güvensizlikti. Bu öylesine keskin bir güvensizlikti ki, devlet için herhangi bir tavizi, herhangi bir yapıcı çözümü imkansız hale getiriyordu. Ve o zaman en büyük sorumluluk tabii ki yetkililere düşüyor: Gemi battığında suçlanması gereken kaptan değilse, kimdir? Dolayısıyla Şubat Devrimi'ne sebep olarak "bir önceki Rus siyasal rejiminin sonuçları"nı gösterebilirsiniz.Ama bu hiç bir şekilde Lenin'in "tesadüfi bir adam" olduğu, ya da İmparator Wilhelm'in finansal katkısının sonuca etki etmediği anlamına gelmez. Ekim Devrimi'nde Rusya için doğal olan hiçbir şey yoktu. Bundan ziyade, devrim Rusya'nın belini büktü. Liderler tarafından önü açılan Kızıl Terör ve onların Rusya'yı kan gölüne çevirme konusundaki istekliliği, bunun ilk ve en önde gelen kanıtıdır.Yakın dönemde çıkardığınız iki ciltlik çalışmanız "200 Yıl Birlikte" (200 Years Together) Rusların ve Yahudilerin ortak tarihinin tartışılmasının önünde duran bir tabuyu yıkma girişimiydi. Bu iki cilt Batı'daki başlıca kafa karışıklığını tekrar açığa çıkardı. Size göre Yahudiler küresel sermayenin lider gücüdür ve burjuvazinin en önde gelen destroyerleri arasında bulunmaktadır. Zengin kaynaklarınızdan yola çıkarak, Yahudilerin başarısız Sovyet deneyimi konusunda diğerlerinden daha fazla sorumluluk taşıdığı sonucuna varabilir miyiz?Sorunuzun ima ettiği şeyden kesin bir şekilde uzak duruyorum: bir halkın ya da diğerinin ahlaki sorumluluğu arasında herhangi türden bir puanlama ya da karşılaştırma yapma çağrısında bulunmuyorum; dahası, bir halkın diğerine karşı sorumluluğu düşüncesini tamamen dışarıda tutuyorum. Bütün istediğim kendimiz üzerine düşünmemiz.Sorunuzun cevabını kitabın kendisinden çıkarabilirsiniz: "Her halk bütün geçmişini, ki buna yüz kızartıcı geçmişi de dahil, sorgulamalıdır. Ne tür yollarla sorgulayabilir? Anlamayı deneyerek: Bu tür bir şeye nasıl müsaade edildi? Bütün bunlarda bizim hatamız nerededir? Ve böyle bir şey tekrar olabilir mi? Özel olarak, böyle bir ruh hali içinde Yahudi halkının, hem devrimci gaddarlıkların hem de onlara hizmet etmeye can atan sınıfların sorumluluğunu üstlenmesi uygun olur. Başka halkların huzurunda değil, kendi içinde, kendi vicdanında ve Tanrı'nın huzurunda. Tıpkı, biz Rusların da, planlı katliamların, o merhametsiz kundakçı köylülerin, o çıldırmış devrimci askerlerin ve o barbar denizcilerin sorumluluğunu üstlenmek zorunda oluşumuz gibi."Bize göre, bütün çalışmalarınız içinde, kamuoyunda en çok ses getireni "Gulag Takımadaları"ydı (Gulag Archipelago). Bu kitapta Sovyet diktatörlüğünün insanlık dışı doğasını gösterdiniz. Bugün geriye baktığınızda sizce bu, dünyada komünizmin çöküşüne ne dereceye kadar etki yaptı?Bunu bana sormamalısınız -bir yazar böyle değerlendirmelerde bulunamaz.Bir defasında söylediğiniz bir şeyi açmak gerekirse; Rusya, 20. yüzyılın karanlık tarihinin sorumluluğunu insanlık aşkı için yüklenmelidir. Ruslar iki devrimden ve sonuçlarından ders çıkardı mı?Öyle görünüyor ki çıkarmaya başlıyorlar. 20. yüzyıl tarihi üzerine çıkan kitaplar ve filmler –birbirine denk kalitede olmasalar da- gittikçe büyüyen bir talebin göstergesi. Bir süre önce, devlete ait "Rusya" TV kanalı Stalin'in kampları hakkındaki korkunç, zalim gerçeği gösteren, Varlam Shalamov'un çalışmalarına dayanan bir dizi yayınladı. Ve gerçekler sulandırılmamıştı.Ve örneğin, geçen Şubat'tan beri önceden yazdığım ve şimdilerde yeniden basılan Şubat Devrimi üzerine olan makalemin başlattığı geniş ölçekli, ateşli ve uzun süreli tartışmalar beni şaşırtıyor ve hayran bırakıyor. Benimkine karşı olanlar da dahil farklı düşünceleri görmekten keyif aldım. Çünkü bu, geçmişi anlamaya yönelik bir hevese işaret ediyor ve geçmişi anlamadan anlamlı bir gelecek mümkün olamaz.SPIEGEL: Putin yönetimini, selefleri Yeltsin ve Gorbaçov'la karşılaştırdığınızda, nasıl değerlendiriyorsunuz?Soljenitsin: Gorbaçov yönetimi şaşırtıcı bir şekilde siyaseten naif, acemi ve ülkeye karşı sorumsuzdu. Bu sanki bir yönetim değil de, iktidardan düşüncesizce feragat edilmesiydi. Karşılığında Batı'nın gösterdiği hayranlık sadece Gorbaçov'un yaklaşımının doğru olduğuna dair inancını güçlendirdi. Ama şu konuda açık olalım, ülkemizin yurttaşlarına ifade ve seyahat özgürlüğü veren, şu anda pek çok yerde iddia edildiği gibi Yeltsin değil, Gorbaçov'du.Yeltsin döneminde insanların yaşamlarına karşı hiç de daha az olmayan bir sorumsuzluk öne çıktı, ama farklı yollardan. Mümkün olduğunca çabuk bir şekilde devlet mülkiyeti yerine özel mülkiyete sahip olmada acele edildi. Yeltsin, ulusal miras söz konusu olduğunda, yangından kaçırırcasına bloklar halinde, multimilyarlık satışlar başlattı. Bölgesel liderlerin desteğini kazanmak istediği için Yeltsin doğrudan ayrılıkçılık çağrısında bulundu ve Rus devletinin çöküşünü hızlandıran ve bunu sağlamlaştıran yasalar geçirdi. Bu, tabii ki, Rusya'yı elde etmek için çok uğraştığı tarihsel konumdan yoksun bıraktı ve uluslararası camiadaki saygınlığını düşürdü. Bütün bunlar Batı'nın daha da yürekten alkışlarıyla karşılandı.Putin, fakir ve moralsiz bir halk ile yağmalanmış ve serseme döndürülmüş bir ülke devraldı. Ve ne mümkünse yapmaya başladı -yavaş ve aşamalı bir restorasyon. Bu çabalar hemen farkedilmedi ve takdir edilmedi. Her halükarda, tarihte bir ülkenin gücünü restore etmek için attığı adımların başka hükümetlerce coşkuyla karşılandığı örnekler bulmak zordur.Rusya'daki istikrarın Batı'nın çıkarına olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ama bizi özel olarak şaşırtan bir şey var: Rusya için doğru devlet biçimi hakkında konuşurken, siz her zaman sivil özerk yönetim taraftarı oldunuz ve bu modeli Batı demokrasisinin karşısına koydunuz. Yedi yıllık Putin yönetiminden sonra tamamen tersi bir fenomeni gözlemleyebiliyoruz: İktidar devlet başkanının elinde toplanmış durumda ve her şey ona yönlendiriliyor.Evet, ben her zaman Rusya için özerk yönetimin gerekliliğinde ısrarcıyımdır, ama hiç bir zaman bu modeli Batı demokrasisine zıt bir şey olarak koymadım. Tam tersine, diğer vatandaşlarımı, ikisine de bizzat tanıklık ettiğim, İsviçre ve New England'daki çok yüksek verimliliğe sahip yerel özerk yönetim sistemlerinden örnekler vererek ikna etmeye çalışıyorum.Sorunuzda, sadece halka en yakın seviyede, insanların seçtikleri görevlileri kişisel olarak tanıdıkları zaman mümkün olan yerel özerk yönetimle, Yeltsin döneminde yerel özerk yönetim girişimlerini bastırarak federal hükümete katılmaktan mutluluk duyan bir kaç düzine bölge valisinin hakimiyetini birbirine karıştırıyorsunuz.Bugün yerel özerk yönetimin yavaş ve verimsiz gelişiminden aşırı kaygı duymaya devam ediyorum. Ama nihayet bu sistem oluşmaya başladı. Yeltsin döneminde, yerel özerk yönetim denetim seviyesinde engelleniyordu. Bugünse devletin "dikey iktidarı" (örneğin, Putin'in merkeziyetçi ve tepeden inme yönetimi) yerel nüfusa gittikçe daha fazla karar verme yetkisi tanıyor. Maalesef, bu süreç temeli itibariyle hala sistematik değil.Ama pek bir muhalefet yok.Tabii ki, her ülkenin sağlıklı gelişimi için bir muhalefet gerekli ve arzu edilen bir şeydir. Tıpkı Yeltsin dönemindeki gibi, komünistleri bir kenara koyarsak, muhalefette birini bulmak çok zor. Ancak "hemen hemen hiç muhalefet yok" dediğinizde, muhtemelen 1990'lardaki demokratik partileri kastediyorsunuz. Ama duruma önyargısız bir şekilde bakarsanız: 1990'larda, Rus ailelerinin dörtte üçünü etkileyen ve bütünüyle "demokratik sancak" altında gerçekleşen, yaşam standartlarında hızlı bir düşüş söz konusuydu. Halkın neden artık bu sancağa eskisi kadar hevesle koşmadığını anlamak zor değil. Ve şu anda bu partilerin liderleri hayali bir gölge hükümette görevleri nasıl paylaşacakları konusunda dahi uzlaşamıyor. Rusya'da hala yapıcı, açık ve geniş ölçekli bir muhalefetin bulunmaması hüzün vericidir. Bir muhalefetin büyümesi ve gelişmesi ve bunun yanında diğer demokratik kurumların olgunlaşması, daha çok zaman ve deneyim gerektirmektedir.Son söyleşimizde, Duma vekillerinin seçimine dair kuralları eleştirmiştiniz. Çünkü sadece yarısı kendi bölgelerinde doğrudan seçiliyordu, diğer yarısını oluşturan siyasal parti temsilcileri ise hakim konumdaydı. Başkan Putin tarafından yapılan seçim reformundan sonra, artık doğrudan seçim bölgesi bulunmuyor. Bu geriye doğru bir adım değil mi?Evet, bence bu bir hata. Ben "parti parlamenterizmi"nin ısrarlı bir eleştirmeniyim. Bu konuda inançlı olduğumu da söylemeliyim. Ben kendi bölgelerine ve yörelerine karşı sorumlu olan ve başarısız olduklarında geri çağrılabilen partiden bağımsız gerçek halk temsilcilerinin seçiminden yanayım. Ekonomik, kooperatifsel, bölgesel, eğitimsel, profesyonel ve endüstriyel ilkeler üzerinde gruplar kurulmasını anlıyorum ve saygı duyuyorum ama siyasal partilerde organik hiç bir şey görmüyorum. Siyasal olarak güdülenmiş bağlar dengesiz olabilir ve oldukça sık bir şekilde bencil art niyetlere sahip olurlar. Leon Troçki Ekim Devrimi sırasında bunu çok doğru bir şekilde ifade etmişti: "İktidarı ele geçirmek için çabalamayan bir parti hiç bir şeye değmez." Partinin insanların geri kalanının aleyhine yarar sağlamaya çalışmasından bahsediyoruz. Bu idarenin ele alınması barışçıl olsa da olmasa da gerçekleşebilir. Şahıslaşmamış partiler ve programları için oy vermek halkın temsilcilerinin seçilmesi şeklindeki tek doğru yol için yanlış bir alternatiftir. Tek doğru yol fiili bir insanın fiili bir adaya oy vermesidir. Halk temsilinin arkasındaki bütün mesele budur.Petrol ve gaz ihracatından gelen yüksek gelirlere ve bir orta sınıfın gelişmesine rağmen, Rusya'da zenginle fakir arasında geniş bir uçurum var. Bu durumu düzeltmek için ne yapılabilir?Rusya'da zengin ve fakir arasındaki uçurumun aşırı derecede tehlikeli bir fenomen olduğunu düşünüyorum ve bu konuda devletin acilen ilgilenmesi gerekiyor. Yeltsin döneminde yağma yoluyla pek çok servet biriktiyse de, bu durumu düzeltmenin tek mantıklı yolu büyük şirketlerin peşine düşmek değil -şu anki sahipleri onları olabildiğince verimli bir şekilde yönetiyor- ama orta ve küçük ölçekli işletmelere nefes alma fırsatı sağlamaktır. Bunun anlamı vatandaşları ve küçük girişimcileri keyfi yönetimden ve yolsuzluktan korumaktır. Bunun anlamı, doğal kaynaklardan gelen gelirleri ulusal altyapıya, eğitime ve sağlık hizmetlerine yatırmaktır. Ve bunu utanç verici hırsızlıklar ve zimmete para geçirmeler olmaksızın yapmayı öğrenmek zorundayız.Rusya'nın ulusal bir fikre ihtiyacı var mı ve bu neye benzemelidir?"Ulusal fikir" muğlak bir terim. Bir halk arasında arzu edilen yaşama dair ortak bir anlayış, insanlara hakim olan bir fikir olarak düşünülebilir. Böyle birleştirici bir kavram yararlı olabilir ama asla yapay bir şekilde yaratılmamalı ve iktidardakiler tarafından tepeden inme bir şekilde dayatılmamalıdır.Bu konseptler yakın tarihsel dönemde Fransa, örneğin 18. yüzyıldan sonra, İngiltere, ABD, Almanya, Polonya gibi ülkelerde geliştirildi ."Bir ulusal fikir geliştirmek" konusunda Sovyet sonrası Rusya'da aceleci bir şekilde başlayan tüm bu tartışmaları soğutmaya çalıştım. İtirazım şuydu: Yaşadığımız onca feci kayıptan sonra, sadece tek bir konuyla ilgilenmemiz oldukça yeterliydi: Ölüm döşeğindeki bir halkı ayakta tutmak.Ama Rusya çoğu zaman kendini yalnız buluyor. Son zamanlarda Rusya'yla Batı arasındaki ilişkiler daha da soğumaya yüz tuttu ve buna Rus-Avrupa ilişkileri de dahil. Bunun sebebi nedir? Batı, modern Rusya'yı anlamada ne gibi zorluklar yaşıyor?Birçok neden gösterebilirim ama en ilginci psikolojik olanlar, örneğin boş umutlarla gerçekliğin çarpışması gibi. Bu hem Rusya'da hem de Batı'da oldu. 1994'te Rusya'ya döndüğümde, Batı dünyasına ve devletlerine resmen tapılıyordu. İtiraf etmek gerekirse, bu pek de gerçek bilgiden ya da bilinçli bir seçimden kaynaklanmıyordu, buna daha çok Bolşevik rejime ve onun Batı-karşıtı propagandasına duyulan doğal nefret sebep oluyordu.Bu ruh hali Nato'nun Sırbistan'a yaptığı zalimce bombalamadan sonra değişmeye başladı. Gerçeği söylemek gerekirse Rus toplumunun bütün tabakaları bu bombalardan dolayı derin ve iz bırakan bir şok yaşadı. Bu durum Nato'nun etki sahasını genişletmeye ve eski Sovyet cumhuriyetlerini kendi yapısı içine çekmeye başlamasıyla birlikte daha da kötüleşti. Bu özellikle de Ukrayna olayında acı vericiydi. Bu ülkenin Rusya'yla yakınlığı halklarımız arasındaki abartısız milyonlarca aile bağıyla ve sınırın her iki tarafında yaşayan akrabalarla tanımlanır. Korkunç bir darbeyle bu aileler, yeni bir hat ve askeri bloklar arası bir sınır tarafından parçalanabilir.Dolayısıyla, çoğunlukla "demokrasi şövalyesi" olarak görülen Batı algısının yerini, Batı politikalarının temelinde çoğunlukla sinik ve bencil bir pragmatizmin yattığına dair hayal kırıklığıyla karışık bir inanç aldı. Pek çok Rus için bu ağır bir hüsran ve ideallerin parçalanmasıydı.Aynı zamanda Batı, Soğuk Savaş sonrası zaferini kutluyor ve Gorbaçov ile Yeltsin dönemlerinde 15 yıl süren kaosu seyrediyordu. Bu bağlamda Rusya'nın nerdeyse bir üçüncü dünya ülkesi olduğuna ve daima böyle kalacağı fikrine alışmak kolay olmuştu. Rusya hem ekonomik hem de devlet olarak gücünün birazını yeniden kazanmaya başladığında, Batı'nın tepkisi -bu, belki de önceki korkulara dayanan, bilinçaltına ait bir tepkiydi- panik oldu.Batı bu gelişmeyi eski süper güç olan Sovyetler Birliği ile ilişkilendirdi.Ki bu çok kötü. Ama bundan önce bile Batı, Rusya'ya, aslında hiç demokrasi olmamasına rağmen, genç bir demokrasi gözüyle bakarak kendini kandırdı, ya da belki de gerçekleri gözardı etti. Tabii ki Rusya hala demokratik bir ülke değil; demokrasisini daha yeni yeni kurmaya başlıyor. Rusya'yı ihmaller, ihlaller ve hatalardan oluşan uzun bir listeyle ele almak fazla kolaycılık olur.Ama Rusya 11 Eylül'den sonra Batı'ya açık ve tereddütsüz bir şekilde yardım elini uzatmadı mı? Batı'nın bu eli irrasyonel bir şekilde reddetmesi ancak psikolojik bir eksiklik ya da korkunç bir miyoplukla açıklanabilir. ABD Afganistan'da Rusya'nın kritik bir öneme sahip yardımını ancak yeni yeni taleplerde bulunduktan sonra kabul etti. Avrupa'ya gelince, açıkça görülüyor ki Rusya'ya karşı iddiaları enerji konusundaki korkulara dayanıyor ki bu korkuların hiçbir geçerliliği yok.Özellikle de yeni korkularla yüz yüze gelmişken, Batı'nın Rusya'yı şu anda bir kenara itmesi fazla lüks değil mi? Rusya'ya dönmeden önce Batı'ya (Nisan 1994'te Forbes Dergisi için) verdiğim son mülakatta şöyle demiştim: "Uzak geleceğe baktığımızda, 21. yüzyılda hem Avrupa'nın hem de ABD'nin Rusya'ya bir müttefik olarak dehşetle ihtiyaç duyacağı bir dönemin geleceği görülebilir."Goethe'yi, Schiller'i ve Heine'ı Almanca orijinallerinden okudunuz ve her zaman Almanya'nın Rusya'yla dünyanın geri kalanı arasında bir çeşit köprü olmasını umut ettiniz. Almanların hala böyle bir rol oynayabileceğine inanıyor musunuz?Evet. Almanya ile Rusya arasında önceden belirlenmiş karşılıklı bir çekim gücü var. Öyle olmasaydı, bu çekim gücü iki korkunç dünya savaşından sonra yaşamazdı.Sizi en çok etkileyen Alman şair, yazar ve filozoflar hangileri?Schiller ve Goethe çocukluğum ve ilk gençlik yıllarımda çok fazla yanımdaydı. Daha sonra Schelling beni çekti. Büyük Alman müzik geleneğine çok değer veriyorum. Bach, Beethoven ve Schubert olmaksızın bir yaşam hayal edemem.Batı dünyası modern Rus edebiyatı hakkında neredeyse hiç bir şey bilmiyor. Size göre, bugünkü Rus edebiyatının durumu nedir?Edebiyat konusunda hızlı ve köklü değişimler asla hayırlı olmamıştır. Büyük klasikler bir yana, önemli çalışmalar hemen her zaman ve her yerde, ister iyi ister kötü olsun, istikrar dönemlerinde yaratılırlar. Modern Rus edebiyatı da bir istisna değil. Bugün eğitimli okuyucu kurgusal olmayan eserlere, anılara, biyografilere ve belgesel düzyazılara daha fazla ilgi duyuyor. Ancak, inanıyorum ki adalet ve vicdan dört bir yana savrulmayacak ve Rus edebiyatının temellerinde kalmaya devam edecek. Böylelikle, ruhumuzu aydınlatmaya ve kavrama yetimizin gelişmesine hizmet edebilecek.Ortodoks Hıristiyanlığın Rus dünyası üzerindeki etkisi düşüncesi sizin eserlerinizde de göze çarpıyor. Rus Kilisesi'nin ahlaki niteliği nedir? Bize göre, bugün, Rus Kilisesi tıpkı yüzyıllar önce olduğu gibi bir devlet kilisesine, uygulamada Kremlin'in başındaki kişiyi Tanrı'nın temsilcisi olarak meşrulaştıran bir kuruma dönüşüyor.Tam tersine, kilisemizin komünist hükümete tamamen boyun eğmekten kurtarıldıktan sonraki bir kaç yıl içinde az çok bağımsız bir konum elde etmiş olmasına şaşırmamız gerekir. Şunu unutmayın, 20. yüzyıl boyunca Rus Ortodoks Kilisesi korkunç bir insan kıyımına maruz kaldı. Kilise daha yeni yeni ayağa kalkıyor. Sovyet sonrası genç devletimiz Kilise'ye bağımsız bir kurum olarak saygı göstermeyi henüz yeni öğreniyor. Örneğin Rus Ortodoks Kilisesi'nin "Toplumsal Doktrin"i hükümet programlarından çok daha ileri gidiyor. Geçenlerde Kilise'nin konumunun saygıdeğer açıklayıcısı Metropolit Kirill, vergi sisteminin yenilenmesi için defalarca çağrı yaptı. Görüşleri hükümetten oldukça farklıydı, yine bunları kamuoyu önünde, ulusal televizyonda seslendirdi. "Kremlin'in başındaki kişiyi meşrulaştırma" meselesine gelince, Yeltsin'in cenaze töreninin büyük katedralde yapılmasını ve sivil bir cenaze töreni yapılmaması kararını mı kastediyorsunuz?Onu da.Bu muhtemelen, daha tam olarak yatışmamış olan kamuoyu öfkesini ve gömülmesi sırasında yapılabilecek muhtemel öfke gösterilerini kontrol altında tutmanın tek yoluydu. Ama ben bu törenin gelecekte bütün Rus başkanlarının cenazeleri için yeni bir protokol oluşturması yönünde bir neden görmüyorum. Geçmiş söz konusu olduğunda, Kilisemiz komünist katliamlarda ölen ve Moskova yakınlarındaki Butovo'da, Solovetsky Adaları'nda ve toplu mezarların bulunduğu diğer yerlerde yatan kurbanlar için gece gündüz dualar tertip ediyor.1987'de SPIEGEL'in kurucusu Rudolf Augstein'la yaptığınız bir söyleşide toplum içinde dinden bahsetmenin sizin için oldukça zor olduğunu söylemiştiniz. Sizin için inanç ne anlama geliyor?Benim için inanç yaşamın temeli ve direğidir.Ölümden korkar mısınız?Hayır, artık ölümden korkmuyorum. Gençken, babamın erken ölümü -27 yaşında ölmüştü- üzerimde bir gölge bırakmıştı ve bütün edebi planlarım gerçekleşmeden ölmekten korkuyordum. Ama 30-40 yaşlarım arasında ölüme karşı duruşum oldukça dengeli ve sakin bir hal aldı. Bunun doğal olduğunu ama asla insanın varlığının sonu, dönüm noktası olmadığını hissediyorum.Neyse, size daha uzun yıllar yaratıcı bir yaşam diliyoruz.Hayır, hayır. Dilemeyin. Bu kadar yeter.Alexandr Isayeviç, söyleşi için çok teşekkürler.
(New York Times, 23 Temmuz 2007, Spiegel Interview with Alexandr Solzhenitsyn)
-
-------------------------------------------------------------------------
Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler,geminin batmamasını bir türlü affedemezler.(W. Brudzinski)
-------------------------------------------------------------------------
MALCOLM X'İN AZİZ HATIRASINA (Son Günleri/Suikast)

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.