Türkçülüğün kitabını yazdı! Yahudi mezarlığına gömüldü.

Türkçülüğün ve Kemalizm'in babası Munis Tekinalp takma adlı Moiz Kohen… Sürekli Türklüğü öne çıkaran, Kemalizme vurgu yapan, İslam’ın emri olan Şeriat’a “kahrolsun” diyen, Halifeliğin ve Padişahlığın kaldırılmasını savunan ve sonunda Fransa’da Yahudi mezarlığına gömülen bir yahudi…
Tarih meraklıları, araştırmaları sırasında, bazan adı duyulmamış birilerinin, beklenmedik yer ve zamanlarda, görünüp görünüp kaybolduklarını fark ederler… Sonra kısa yahut uzun bir sessizlik ve umulmadık bir yerde yeni bir çıkış… Daima tanınmış isimlerin yanında ve önemli olayların içinde, ortaya çıkıp çıkıp kaybolan veya bazan da devamlı bulunsalar da, arka planda sessiz ve silik duran bu şahıslar, acaba kimdirler, ne yaparlar, ne isterler?…
Işte bunlardan biri Moiz Kohen’dir…
Tekin Alp ve Munis Tekinalp imzalarıyla “Türkçülük” yapan, önce Ziya Gökalp’a ve İttihatçılara tesir eden; sonra “Kemalizm”in Avrupa’da tanıtılmasıyla vazifeli kılınan; bu maskeler altında bütün Anadolu’yu bir “Siyon yurdu” yapmayı hedef alan, Yahudi asıllı Moiz Kohen, bir Türk adı takınarak Selanik ve Istanbul’da neler yapmış, neler yazmıştı? Türkçülük ve Kemalizm davası güderken, İslamiyet’e ve müslümanlara nasıl saldırmış, milli ruhu zehirleyen telkinlerini nasıl rahatça yayınlamıştı?
Bu suallerin cevabını bulabilmek için Munis Tekinalp takma adlı, yahudi Moiz Kohen’in faaliyetlerini ve kitaplarını incelemeye çalışacağız.

Munis Tekinalp takma adlı Moiz Kohen kimdir?

Moiz Kohen (1883-1961), Selanik’te yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi… Babası bir Haham idi, kendisi de Haham eğitimi aldı… Masonluğa girdi. Kemalizm’i tanıtan çeşitli kitaplar ve yazılar yazdı. Halkevleri’nde konuşmalar yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bağlı bir yandaşı oldu. M. Kemal’in kurduğu Türk Dil Kurumu üyeliğine seçildi. 1928’de, kendi gibi “yahudi” olan Nissim Masliyahve Dr. Samuel Abrevaya ile birlikte “Milli Hars Birliği”ni (Ulusal Kültür Birliği) kurdu. 1934’de ise yine kendi gibi “yahudi” olan Hanri Soriano ve Marcel Franco ile birlikte “Türk Kültür Cemiyeti”nin kurucuları arasında yer aldı. (Yahudiler, “Türk Kültür Cemiyeti” kuruyorlar.) Tekinalp, 1961’de Fransa’nın Nice şehrinde öldü ve oradaki “Yahudi mezarlığına” gömüldü.
Moiz Kohen ilk yazılarını 1904’te, Selanik’te çıkmakta olan “Çocuk Bahçesi” mecmuasına yazmıştı. Bu mecmua, Mehmed Emin’in (Yurdakul)hece ile yazdığı “Türkçe Şiirler”i ve meşhur İttihatçı ihtilalci hatip Ömer Naci’nin yazılarını neşreden bir dergi idi.
Tekinalp Meşruiyetten sonra, Yunus Nadi’nin çıkardığı, Rumeli gazetesi ile İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin fikirlerini yayan İttihat ve Terakkigazetelerinde yazılarına devam etti. Bunlar Selanik’te çıkıyordu.
1912’de Istanbul’a geldi. Selanik’te başladığı Türkçülük faaliyetlerine, artırarak burada devam etti. Yazılarında kendi adını kullanmıyor, “Tekinalp”imzasını atıyordu. Ziya Gökalp ve Türkçülerle beraber bulunuyordu.
Moiz Kohen, asıl adını ancak bir kitabında ve birkaç yazısında kullanmıştı. Sayısı hayli kabarık olan eserlerinin çoğunda, “Tekin Alp” ve bazılarında da “Munis Tekinalp” takma adını kullandığı için, Türk okuyucuları kendisini Türk ve müslüman zannetmişler ve bu Yahudi Musevi yazar tarafından aldatılmışlardır.
Tekinalp, 1944’te çıkan “Türk Ruhu” adlı 287 sayfalık eserinde, daima Ziya Gökalp’tan bahsetmekte ve ona: “Türkçülüğün hakiki peygamberi”, “Türkçülüğün mübeşşiri” gibi sıfatlar vermekte, “Üstad” diye anmaktadır.
Ziya Gökalp’ın, “Türkiye gibi büyük bir imparatorluğun gizli akıl hocası” oluşunun sebebini “Türkçülük hareketini yaratmış” olmasında bulmaktadır.
Aynı kitabın 217. sayfasında aralarındaki münasebete dair şöyle yazıyor:
Türkçülüğün büyük üstadı ile 1910 senesinden beri ta vefatına kadar yaptığım şahsi sıkı temaslardan…
Yani bir nevi Türkçü Ziya Gökalp’ı “ben etkiledim” demek istemektedir diyebiliriz.

Yakın Tarihte Yahudi Parmağı

İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Fırkasının mensupları arasında her çeşit fikre mensup kimseler vardı. Fakat ekseriyet “Batıcılar”da idi. Bunlar, siyaset icabı OsmanlıcıTürkçü hatta İslam Birliği taraftarı bile gözüküyorlardı. Bu yüzden, kanaatımızca, bu şahısların mensup oldukları fikir cereyanı tesbit olunurken umuma söylediklerine ve göründükleri şekle bakmayıp, gelecekteki hayatlarını takip etmek ve niyetlerine nüfuz etmeye çalışmaklazımdır. Çünkü öyle kimseler görülüyor ki, aynı fikirde oldukları halde, sırf şahsi veya siyasi hırs ve sebepler yüzünden, kendi gibi düşünenlere muhalefet hatta düşmanlık etmişlerdir.
Yakın tarihimizde Yahudi asıllı şahısların mühim roller oynadıkları biliniyor. Nitekim incelemekte olduğumuz Tekinalp da bunlardan birisidir.
Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı kitabında bu hususa şöyle temas ediyor:
“Türk ulusçuluğu fikrini Batı’da ileri sürenler arasında tanınan Lumley Davids, Leon Cahun, Arminius Vambery gibi Musevi asıllı kişiler olduğu halde, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni desteklemede de Emmanuel Carasso (Karasso) daha sonra Moses (Moiz) Cohen, Abraham Galanti gibi yerli Museviler olduğu halde, İttihatçıların iktidara geçişinden umutlanan Siyonistlerin Filistin’in Musevi yurdu olarak tanıtılması isteklerine İttihatçılar (…) olumsuz bir tepki göstermişlerdir.”
Niyazi Berkes’in bu satırlara koyduğu not ise şöyledir:
“Genel olarak “Jön” Türklerin, özel olarak İttihat ve Terakki önderlerinin Bektaşilik, Masonluk, Musevilik ve Siyonistlikle ilişkileri üzerine yazılan yazıların hemen hepsi kasıtlı olarak din, siyaset ya da ırk görüşleri ile yazıldığından bu ilişkilerin niteliğinin objektif olarak belirtilmesi dikenli bir sorun olmuştur. Garip olan, bu yönde en aşırı iddialarda bulunan Türkçü, Irkçı ve turancı denen yazarların asıl Türkçülük ve Turancılık akım ve fikirlerinde 19. ve 20 Yüzyıllarda Avrupalı ve yerli Musevilerin oynadığı büyük rolü bilmemeleri ya da bilmezlikten gelmeleridir.”

Moiz Kohen’nin Kitapları

Birinci Kitap:

Moiz Kohen’in “Türkler Bu Muharebede Ne Kazanabilirler?” adlı kitabı… Kitap “M. Kohen” imzası ile çıkmıştır. -Büyük Türklük- En Meşhur Türkçülerin Mütalaatı. Istanbul 1330 (1914), Türk Yurdu Kitaphanesi…
***
Kapağının ortasında ve çerçeve içinde, “Halide Edip” imzalı şu cümle vardır:
“En çok istediğim şey bütün dünya Türklerini siyasi ve zihni büyük ve “müstakil” görmektir. 2 Mart 1329.”
Bu kitap, Birinci Dünya Harbi içinde çıkmıştır. Eserde, Osmanlı gençlerine “Türkçülük” ve “Türklerin birliği” ideallerine bağlanmaları telkin ediliyor. Bu uğurda “ifna-yı vücud” etmeye (ölmeye) hazır olmaları gerektiği söyleniyor.
Yazar M. Kohen, Balkan Harbi’ndeki mağlubiyetimizin sebebini, “milli şuur” yokluğuna bağlamaktadır. Eserde, bize harbi kaybettiren, İttihatçı gururundan, parti kavgaları ve ırk ayrılığı münakaşalarından hiç bahsedilmediği gibi, “din”in adı bile geçmemektedir.
Kitabın mukaddimesi (Önsözü) şöyle bitiyor:
“Bu neşriyatla (yayınla) Türklüğe ve “müstakil” Türk medeniyetine naçizane bir hizmette bulunmağa muvaffak olursam kendimi bahtiyar addedeceğim.”
M. Kohen’in “müstakil medeniyet” sözüyle İslam dini ve kültürü ile ve diğer Müslüman milletlerle alakasını kesmiş bir Türkiye kasdettiği anlaşılıyor. Böyle bir Türkiye’nin ise Filistin’den elini çekeceği ve Arap halkını yerinden sürüp çıkararak kurulacak olan bir “İsrail Devleti” karşısında hissiz ve hareketsiz kalacağı muhakkaktır. Nitekim öylesine kurulan yeni devletimiz, böylesine davranarak, Yahudileri hayal kırıklığına uğratmamıştır.

Ikinci Kitap:

Türkleştirme” adlı kitap…
İstanbul 1928, Resimli Ay matbaası.
Kitap “Tekin Alp” imzası ile çıkmıştır, eski harflerimizledir. Gayri Türk unsurların “Türkleştirilmesi”ni inceler.
Tekin Alp, yani yahudi Moiz Kohen kitabın 6. sayfasında şunları yazıyor:
“Muhterem efendim. Yeni Hayat, Yeni Lisan, Türk Ocağı, Türk Bilgi Derneği, Milli İktisad ve Türkçülüğe dair olan diğer cereyan ve müesseselerin en eski hadimlerinden (hizmetkarlarından) olmakla mübahi olduğumdan, son zamanlarda “Türkçeyi umumileştirme” cereyanının kesb-i kuvvet etmesini, müesseseniz tarafından bu cereyana alaka gösterilmesini kemal-i memnuniyetle karşılar ve bu hususta öteden beri neşr ü tamime çalıştığım bazı mülahazatı nazar-ı dikkatinize arz etmeyi bir vecibe-i zimmet addederim.”
7. sayfada çerçeve içinde “İsmet Paşa” imzalı bir cümle: “Vazifemiz bu vatan içinde bulunanları behemahal Türk yapmaktır.”
Bundan sonraki 8-77. sayfalarda şu yazılar bulunmaktadır:
Türkleştirme vazifesi, Millileştirme usulü, Cinsi ve zümrevi hususiyetler, Türkleştirmenin gaye ve faidesi, Irk ve şecere zihniyeti, Millet harici bir şe’niyettir, Türk kimdir?, Ekalliyetler Meselesi ve mahud anasır siyaseti, Millet nedir?, Milliyet demek zihniyet demektir, Intibak nasıl olur?, Isimlerin Türkleştirilmesi, Müşterek vicdan, Normal vaziyetin tekarrürü, hükumetin müzahereti, Matbuatın vazifesi, Türklük cazibesi.
“Müşterek Vicdan” adlı yazıda, Musevilere hitaben şu on emri yazmakta ve izah etmektedir:
1 – İsimlerini Türkleştir, 2 – Türkçe konuş, 3 – Havralarda duaların hiç olmazsa bir kısmını Türkçe oku, 4 – Mekteplerini Türkleştir, 5 – Çocuklarını memleket mekteplerine gönder, 6 – Memleket işlerine karış, 7 – Türklerle düşüp kalk, 8 – Cemaat ruhunu kökünden sök, 9 – Milli iktisat sahasında vazife-i mahsusanı yap, 10 – Hakkını bil. (sayfa 65-68.)
Tekinalp, bu “Türkleştirme” yolunda, “Milli Hars Birliği” adında bir de dernek kurmuştur.
Dikkat olunsun ki, bu emirlere uyan -ki dinlerine ve cemaat ruhuna zarar verecek maddeler dışında kalanlara uymuşlardır- Yahudiler, artık Türklerden ayırt edilemeyecektir. Geriye, Türklerin milliyet duygusu ve dindarlığı kalıyor ki, o da “laiklik” ve “hümanistlik” ile halledilecektir.
Bu kitabın esas fikri, milliyetin sadece bir “kültür”den ibaret olduğudur. Kültür ise Avrupa kültürüdür ve din zaten bırakılmıştır.
Bu dinsiz “kültüre” uyan bir Türk’ün, toplumdaki yaşayışı bakımından, esasen Yahudi’den farkı kalıp kalmayacağı da doğrusu düşünülmeye değer bir husustur.

“Türklüğün Cazibesi” Yazısından

Tekinalp, baklayı ağzından en son yazıda çıkarıyor. Herhalde kitap, zaten şu sözler için kaleme alınmış olmalıdır. Yazının tamamı aynen:
“Hatime-i kelam olmak üzere şunu da ilaveye lüzum vardır ki, intibakın (adaptasyon) temamiyet ve kemalini temin edecek en mühim amil de Yeni Türkiye’de “Garplılaşma” (batılılaşma) cereyanının ruh ve şiar-ı milliye muvafık bir surette hadd-ı kemale ermesinden ibarettir. Garbın ilmi, fenni, bedii muakilevi ve tehzibi me’ali ve mezayasından mahrum olan bir Türklüğün kuvve-i cazibesi mahdud (sınırlı) olur. Bu kuvve-i cazibe yalnız gayri-Türkler için değil, bizzat Türk güzideleri için dahi elzemdir.
Garp medeniyetine intibak eden Türk güzidelerinin seviye-i irfaniyle Türk halkının seviye-i medeniyesi arasında fark çok büyük olursa, birbirinin lazım-ı gayri mufariki olan bu iki zümre arasında “kaynaşma” keyfiyeti gayri mümkin olur. İki zümre birbirine yabancı kalır.
Hamd olsun büyük müncimiz Gazi (M. Kemal) hazretlerinin ilham ve işaretleriyle meydana atılan Garplılaşma (batılılaşma) cereyanı günden güne ilerlemektedir. Artık hiçbir kuvvet ileri hareketine mani olamaz.
Yüksek bir irfan, yüksek bir seviye-i medeniye ile müzeyyen, Garp me’ali ve mezayasıyla mücehhez bir Türklük, hadd-ı zatında mukaavemet-süz bir kuvve-i cazibe teşkil edecek, yakın veya uzak bir atide (gelecekte) bilcümle evlad-ı vatan bila-fark-ı ırk ve şecere, füyuzatından nasibedar olmaya şitab edeceklerdir.”
Bu yazıda Moiz Kohen Tekinalp’ın hayatı boyunca oynadığı meş’um rolün, son darbesi -dikkat olunursa- görülecektir. Ve dediği de olmuştur…

Üçüncü Kitap:

Kemalizm” adlı kitap “Tekin Alp” imzasıyla çıkmıştır… İstanbul 1936, Cumhuriyet Gazete ve Matbaası. Kitap, 13 Ekim 1936 tarihli Cumhuriyet gazetesinde tavsiye de ediliyor…
***
Kitabın Bölümleri:
Kemalizm İnkılabı, Kemalizm ruhu, Kemalizmden evvel ıslahat hareketleri, Muammanın anahtarı, İstiklal Harbi-ilk merhale, Kemalist ruhun bazı hususiyetleri, Yenileşen bir vatan ve yeni bir millet, Kadroların tanzimi, Halk Partisi, Kemalizm Yolu: Geriye doğru bir nazar, Kahrolsun şeriat hükumeti, Laik kanunlar, Harf İnkılabı, Kadının serbestisi, Türk tarihinin yeniden kuruluşu, Sümer ve Hitit medeniyeti, Dilin Türkçeleştirilmesi, Soy adı İnkılabı, Humanitarisme ve sulhperverlik, Kemalizm ve güzel sanatlar, Kemalist rejimin ileride yapacağı işler, Kemalizm doktrini ve ideolojisi: Şe’niyetlerin ışığı altında, Demokrasi, Devletçilik, Millicilik, Türk Milliciliği, Kemalizm inşiaı (rayonnement), İnkılapçılık, Kemalizmin atisi (geleceği).
Tekinalp, kitabında bir Avrupalı tarihçinin, kendisine “Pantürkizm hareketinin yaratıcısı” ve eserine “Pan Turanizm siyasetinin Kitab-ı Mukaddesi” (Mukaddes kitabı) payelerini verdiğini yazıyor:
“Bazı ecnebi muharrirler, Türk milli ruhunun uyanış hareketlerine dair muhtelif safhalar hakkında bundan evvel yazdığım bazı yazılara, başka manalar verdiler. Bunlar meyanında Rene Pinon, birçok defa, bana, Pantürkizm (Türk Birliği) hareketinin yaradıcısı olmak (Rene Pinon, La Teconsruction de L’Europe Politique sayfa 263-264) ve Türkçülük hakkındaki eserimi “Pan Turanizm siyasetinin Kitab-ı Mukaddesi” diye tarif etmek, şerefini bahşetmiştir.” (sayfa 6)

Kitaptan Parçalar

Bu kısımda kitabın baş taraflarından dikkate değer birkaç parça aktarmakla yetineceğiz. Bundan sonra inceleyeceğimiz “Türk Ruhu” ile birlikte, Moiz Kohen, bu iki kitabı ile Cumhuriyet aydınlarına, Avrupa’nın ve Yahudi menfaatlerinin istediği yönü vermeye çalışmıştır.
Az sonra Moiz Kohen’in, Avrupa’da, “Kemalizm’in eserleri” hakkında konferanslar verdiğini öğreneceğiz. Acaba, kimin tarafından, ne sıfatla ne karşılığında ve hangi talimatla gönderilmişti, neler konuşmuştu?.. Bu gibi suallerin cevabı, yakın tarihimizdeki karanlıkların kalınlığını belki biraz azaltabilecektir.

“Kemalizm İnkılabı” Yazısından

Kemalizm’in eserleri hakkında konferans verdiğim Avrupa hükumet merkezlerinden birinde (…) Türk Milleti’nin Şarklılıktan Garplılığa (…) geçtiğini söylemiştim.” (sayfa 13)

“Yenileşen Bir Vatan Ve Yeni Bir Millet” Yazısından

Hilafet’in ilgası Kemalizm’e yeni bir merhale açmıştır. Şimdiye kadar yalnız tesviye ameliyelerine şahid olmuştuk. Filhakika, yapıcılık eserine, yenileşmiş bir vatan ve yeni bir millet yaratmak işine başlamadan evvel, Padişahlık ve Hilafet gibi korkunç manialarla dolu sahayı tesviye etmek lazımdır. Artık, Atatürk’ün kalbinde saklamağa mecbur olduğu milli sır kalmamıştı. Yeni binanın inşasına başlama emrini vermenin zamanı, yeni devleti, yeni vatanıve yeni Türk’ü yaratmanın nihayet sırası gelmişti.” (sayfa 69)

“Halk Partisi” Yazısından

“Türkiye’de Büyük Önder’in partisine muhalif bir parti tasavvur edilemeyeceği gibi, yine Büyük Önder’in başkanlık ettiği bir partinin, bütün milleti temsil etmeyen bir parti olacağı da tasavvur edilemez.” (sayfa 80)

“Kahrolsun Şeriat Hükumeti” yazısından: M. Kemal'e Kamal diyor 

“Lozan muahedesinden sonra, İstiklal mücadelesi (…) dahili (iç) düşmana tevcih edildiği zaman, kafası ezilecek olan bu düşmanın adı teokrasi idi. (…) Ve hep aynı muzır zihniyet yüzünden bütün Türk Milleti göze görünmez kafeslerin arkasında Garp kültüründen uzak, menbaı Arapistan çöllerinde bulunan ruhani ve şer’i kanunların tesiri altında yaşamaya mecbur bulunuyordu.
Kamal Atatürk (Moiz Kohen K”e”mal demiyor, K”a”mal diyor), hasmın kuvvetini hiçbir zaman azımsamamıştır. Ona cepheden hücum etmenin cüretkarlık olacağını bilmiyor değildi.” (sayfa 94, 95)
“Sarığın festen çok daha tehlikeli olduğunu söylemek zaittir. Sarık bir remiz, bir tılsım değil, bir düşmandı, şeriatin ta kendisiydi.” (sayfa 104)

Dördüncü Kitap:

Türk Ruhu” adlı kitap… Istanbul 1944, Ahmed Said Matbaası, Remzi Kitabevi. Kitap “Tekin Alp” imzası ile çıkmıştır…
***

Kitabın Bölümleri

Türk ruhu ve milli kahramanlar, Türk deyince ne anlıyoruz, Milli ruh deyince ne anlıyoruz, Irkların müsavatsızlığı, Türk ruhunun yapısı nedir, İradeli meyil ve hareketler, şuursuz görenekler, insiyaklar, Irk-muhit-zaman, Irsiyet ve ataya çekme (Atavizme), Atalar hayatı, Türe yasa, Yasanın yükselişi ve alçalışı, Göcebelik ve dinamizm, Civanmertlik hasletleri, mete ve Atilla, Sentetik ruh, Türkçülük ve İslamcılık, Osmanlı Imparatorluğunun uzun sürmesi, İslam medeniyeti, Ilk darbeler, Bizans tesiri, Şark tevekkülü, Türk birliği, Tanzimat Islahatı, Namık Kemal (İslamiyet devrinin şahıslanışı), Meşrutiyet-Ziya Gökalp, Diriliş-Armazol ve Ahriman-Yeni Türkiye ve Atalar ruhu, Atatürk ve İnönü, Netice: Inhitat ve satvet.

Kitaba Dair

Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi adlı eserinde Türk Ruhu’nda ileri sürülen fikirleri şöyle hülasa ediyor:
Tekin Alp son kitaplarını, yani Kemalizm ile Türk Ruhu’nu Atatürk devrine tahsis etmiştir.
Bu son kitapta Türk ruhunu dört devreye ayırıyor:
“1) Atalar devri: Onca bu, Türkler ve Moğolların Orta Asya’daki ortak tarihinin yetiştirdiği kahramanlar devridir. 2) İslamlık devri: Bu da Gökalp’ın ümmet devri dediğine karşılık olup burada Türk ruhu, İslam ruhu tarafından yutulmuştur. Tekin Alp bunun son temsilcisi olarak Namık Kemal’i görüyor. 3) Meşrutiyette uyanan milli şuur, İslamcılık ve Osmanlılık içinde belirmeye başlamıştır. Temsilcisi Gökalp’tır. 4) Cumhuriyette doğan asıl milli ruhtur ki ifadesini Atatürk ve İnönü’de bulmuştur.”

Kitabın Önemi

Türk Ruhu” Moiz Kohen’in “Kemalizm” ile birlikte en mühim eseridir. Orta Asya Türklerinden ve Moğollardan başlayarak bütün Türk tarihi, siyasi, dini ve kültürel bakımlardan incelenmektedir. Tekinalp’ın tarihe bakışı, onu tefsir edişi ve çıkardığı netice şüphesiz, çoğu defa yanlıştır. Fakat bakan gözün yabancılığına ve bakış açısının çarpıklığına göre bu netice de tabiidir.
Ancak bu tabii yanlışın dışında, Tekinalp’in ele aldığı mevzuu etraflıca bildiği ve gayet kurnazca işlediği görülmektedir.
Yahudi asıllı, bu Türkiye vatandaşı gayet akıllıca taarruz ediyor. Türk aydınların hiç müsamahasız saldırdıkları bazı meselelerde önce gayet mutedil bir dil kullanıyor. Arkasından “alimane” bir eda ile en mukaddes mefhumları tahribe girişiyor.
Fakat tarihi Türk kahramanlarının en meşhur vasıflarını M. Kemal ve İsmet İnönü’de toplamaya çalışırken, zamanın Cumhurreisi İnönü’ye hulus çakarken, bir de 1944 Türkiye’sinde ve daha önce cari olan diktatörlüğü, tabii ve “üstün idare” olarak göstermeye çabalarken, bu sahte tavrını da kaybediyor.
Hele Türkiye’deki laiklik tatbikatının masumiyetini ve dindarların tamamen serbest bulunduğunu iddia edebilmek için, mecburen yalana baş vuruyor.
1930-1950’lerdeki Türk idarecileri ve aydınlarına hakim olan çeşitli fikirleri tesbit için olduğu kadar, bazı çevrelerin onlara hangi fikirleri ve niçin telkine çalıştıklarını tesbit etmek için de kitap mühim deliller vermektedir.

Kitaptan Seçilmiş Parçalar

“Türk Birliği” Yazısından

“Buna mukabil, halk ve avam, İslamiyet cereyanına kendisini tamamen kaptırmış değildi. Halk, her şeye rağmen, kendi dilini, kendi kültürünü ve atalar mirası ruhunun meşbu bulunduğu manevi telakkileri İslamiyetdevrinde dahi muhafaza etmiştir.
Eski Türklerin Tanrısı halkın ruhunda hala yaşıyordu; (…) camilerde, Allah’a ibadet ediyorlardı, fakat için için Tanrı’ya tapıyorlardı.” (sayfa 155)

“Tanzimat Islahatı” Yazısından

“Tanzimat hatt-ı hümayunu ile başlayan serbestlik hareketi, takriben üç çeyrek asır sürmüş ve Türkçülük hareketinin inkişafiyle olgunluk çağına girmiştir. Kemalist Türkiye’nin eseri olan milli hakimiyet, milletin kahramanları olan Atatürk’le İnönü tarafından şahıslandırılmış o olgunluğun semeresidir.” (sayfa 171)

“Meşrutiyet” Yazısından

“Millet, 1908 Jön Türk ihtilalini tarife sığmaz bir heyecanla karşıladı. Bu ihtilal ondan on sene sonra vukua gelen Kemalist İhtilali gibi, milli bir kahramanın değil, İttihad Terakki adlı komitenin eseriydi.
Bu ihtilalin tarihine dair çok şey yazılmış, fakat ideolojisi kafi derecede tahlil edilmemiştir. Sebebi de, ihtilali yapanların, başlangıçta, memleketin içtimai ve iktisadi bünyesine uygun ve milletin ruhuna ve an’anesine yaraşır, muayyen bir program tesbit etmemiş olmalarıdır.” (sayfa 195, 196)
“Atatürk ve İnönü gibi devlet adamları, muhite ve zamana uymak, mevcut asırlık içtimai amilleri hesaba katmak ihtiyacında değillerdir. Onların harp zaferleri, muharebe sahnelerinde yarattıkları mucizeler, sahiplerine öyle bir otorite halesi kazandırmıştır ki, uzun tarih asırlarının Türk milletine bıraktığı irtica unsurlarını, iktidar mevkiine giden yol üzerinden uzaklaştırmak selahiyetini kendilerinde bulabilmişlerdir. Meşrutiyet devrindeki durumun hususiyetini daha iyi anlatabilmek için, diyebiliriz ki, bizzat Ziya Gökalp, kendisi gerçi milletin timsaliydi, fakat kuvvet ve iktidarı temsil eden bir kahraman değildi. Ne istediğini, milletin selameti için ne yapmak icabettiğini biliyordu. Fakat devletin başında kendisi bulunmuyordu. O daima siyasetkulislerinde gizli duran bir süflör rolüyle, daima bilvasıta hareket etmek hususunda maharet mucizeleri göstermeye muvaffak olmuştur… İdealini, İnkılab yoluyla tahakkuk ettirmek için icap eden kuvvete ve kudrete sahip değildi.” (sayfa 207)
Yahudi Moiz Kohen, diğer Türkçü Ziya Gökalp’ten şöyle bahsediyor:
“Türkçülüğün büyük üstadı ile 1910 senesinden beri ta vefatına kadar yaptığım şahsi sıkı temaslardan peyda ettiğim kanaate dayanarak şurasını belirtmeyi vazife sayarım: Ziya Gökalp ilmi kanaatini hiçbir zaman değiştirmemiştir. Turan mefkuresini bidayetten sonuna kadar bir gaye değil, bir “vasıta” olarak ileri sürmüştür.” (sayfa 217, 218)

“Yeni Türkiye Ve Atalar Ruhu” Yazısından

Türkler hiçbir zaman ve hiçbir vaziyetteamme hayatında dine yer vermemişlerdir. Berkhausen’in haklı olarak belirttiği gibi, Türkler, yaratılışta, dine fazla muhtaç değillerdi ve dini akidelere büsbütün kayıtsız idiler.” (sayfa 255)
Yani bu yahudi, Türk takma adıyla yazdığı kitapta demek istiyor ki, tarihte Türkler zaten hiçbir zaman dine yer vermemişlerdir, o halde şimdi de dine (İslam’a) gerek yok, atın gitsin

“Atatürk ve İnönü” Yazısından

“(Biri Izmir’de, öteki Selanik’te doğmuştur.) Fakat ne ehemmiyeti var? Damarlarında dolaşan aynı kan değil mi? En derin duyguları aynı atalarruhundan ilham almaktadır. (…) Onların ruhuna aynı Bozkurt ilham verdi.” (sayfa 258)
“Biz, cihan tarihinde görüşleri, fikirleri ve seciyeleri, bu derece birbirinin tıpkısı olan iki devlet adamı daha bulmanın imkansız olduğunu belirtmeyi lüzumsuz görüyoruz.” (sayfa 259)
“Atalar ruhu, Atatürk-İnönü çiftinin ölmez eserinde, bütün ihtişamiyle parıldar. Bu eser, baştan başa esasını Altay yaylalarından alan aynı nefha ile, aynı ruhla meşbudur. Ve biz, buna “Bütüncülük” adını vereceğiz.” (sayfa 261)
“Kemalist İnkılabın tam zaferi sayesinde, yeni nesil, Kemalist hava içinde büyüyen nesil, milleti asırlarca müddet, garb terakkisinden uzakta tutan her türlü irtica fikirlerinden tamamen uzaktır.” (sayfa 270)
***

Bir Siyonist Yahudi Yurtseveri

Son olarak, Türkiye’deki İslami hareketleri “hayati” bir dikkatle takip eden İsrail geçici devletinin kendi irkdaşı bu “ilginç” adamı ihmal etmesi de elbette düşünülemezdi. İslam dünyası ve Türkiye üzerine saldığı araştırıcılarından birisi olan Prof. Jacob M. Landau, Yahudi vakıflarının yardımı ile, Moiz Tekinalp üzerinde bir araştırma yaptı.
1974’te yayınlamış olduğu “Modern Türkiye’de Aşırı Akımlar” adlı kitabıyla tanıdığımız Landau, bu sefer de Tekinalp’ı inceledi… Önce: “Bir Kemalist” diye hakkında konuşmalar yaptığı Moiz Kohen’e dair bu kitabını: “Tekinalp, Türk Yurtseveri” adıyla Ingilizce olarak çıkardı: Hollanda 1984.
Kitap yedi kişilik bir heyetin gayreti ile Türkçe’ye de tercüme edilerek yayınlandı: Tekinalp, Bir Türkseveri; Istanbul 1996, Iletişim Yayıncılık.
Yukarıdan beri eserinden nakiller yaptığımız M. Ertuğrul Düzdağ (Yakın Tarihimizde Gizli Çehreler), bu konuda şunları yazmaktadır:
“Buradan anlaşıldı ki: Tekinalp, tam bir “Siyonist Yahudi Yurtseveri” imiş. Değil yalnız Filistin, bütün Yahudileri Osmanlı ülkesinde toplayıp, burasını tamamen Yahudi yurdu yapmak için çalışan bir idealist imiş. “Dinsiz ve milli hislere dayanmayan” bir “Türkçülük” ile, kendi gayesine uygun bir zemin meydana getirebilmek için ön hazırlıkları yapıyormuş.
Yazdığı kitaplarla, Türkiye ve dünya kamuoyuna “Kemalizm”i kendi kafasına göre tanıtıp, oldu bittiye getirerek; yeni Türkiye’nin kültürünü, önce manevi değerlerinden ve tarihinden koparmak, sonra da nasıl olsa hatalı ve bir gün unutulacak olan geçici fani şahısların üzerine yüklemek, asıl büyük hedefi imiş.
Çok da başarılı olmuş ki, bugün kendisini akıllı zanneden bilgiç Batıcılar, sabah akşam o adamın 50-60 yıl önce söylediklerini “matah” gibi tekrarlayıp duruyorlar.
Okumayı bilenler, Landau’nun bu kitabında, Tekinalp’ın gerçek yüzünü ayan beyan görecekleri gibi, daha başka birçok “çehre”yi de teşhis edebilirler. “Ey gözü görenler, dikkat!…”
Ne enteresandır ki, “Türkün” Amentüsü’nü “Sâfi” imzasıyla kaleme alan da Moiz Kohen’dir.

İşte yahudi Moiz Kohen’in Türkler için yazdığı “Türkün Yeni Amentüsü” :

“Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset dasitanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allahın en sevgili kulu olduğuna, kalbimin bütün hulûsiyle şehadet eylerim.”
Bir yahudi olan Moiz Kohen’in Türkleri İslam’dan uzaklaştırmak, dolayısıyla Türklerin o coğrafyadan -özellikle ortadoğudan- çekilmesi ve bunun tabii bir neticesi olarak yahudilerin sözkonusu coğrafyada dilediği katliamı icra edebilmesini sağlamak gayesiyle yeni bir “Amentü” kaleme alması anlaşılabilir, ancak bu paçavranın Müslüman bir Milletin lideri olduğu iddia edilen M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye”nin Matbaası’nda basılması anlaşılabilir bir durum değildir. Bundan çıkan sonuç, M. Kemal’in bu şirk sayılabilecek “Türkün Yeni Amentüsü”nü onayladığıdır. Bir Müslüman böyle bir adama nasıl “ATAM” diyebilir?
Geliri “Tayyare Cemiyeti”ne bağışlanan, 1928 Ağustosunda M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye” Matbaası’nda basılan “Türk’ün yeni Amentüsü”nün kapağı…
***
Geliri “Tayyare Cemiyeti”ne bağışlanan, 1928 Ağustosunda M. Kemal Atatürk’ün gazetesi “Hakimiyet-i Milliye” Matbaası’nda basılan “Türk’ün yeni Amentüsü”nün ilk sayfası…
***
Birinci Dünya Harbi sırasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra ülkemizde bulunan bu gibi yahudilerin “Türkçülük” yapmalarına bazı kardeşlerimiz bir anlam veremiyor. 'Bir yahudi neden Türkçülük yapar?'diye sorup duruyorlar.
Aslında bu sualin cevabı çok, fakat iki tanesini hemen şuracıkta zikredelim. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkler, -yahudilerin gazıyla- Türkçülükyaparak Araplarla alakasını kesecek. Bu da Türkiye’nin o coğrafyadan -özellikle ortadoğudan- çekilmesi anlamına gelir. Bu durum İsrail’in menfaatinedir. Zira yahudiler, ancak Türkiye’siz bir Ortadoğu’da diledikleri katliamları icra edebilirler. Bu bir.
İkincisine gelecek olursak… Hani kraldan çok kralcılar olur ya. İşte ülkemizdeki yahudiler de Türkten çok Türkçüler’dir… Çünkü yahudi kimlikleriyle söylediklerini kimse kaale almaz, bu yüzden bizi yönlendirmek için bizden görünme ihtiyacı hissediyorlar. Onlar aslında İsrail’in Türkiye’deki “sözcü”leridir.
Onların kim olduklarını öğrenmek istiyorsanız, İsrail’in Filistin’de icra ettiği katliamlardan hemen sonra TV’lerde veya köşe yazılarında milliyetçi damara basarak “Bize ne Filistin’den, Araplar bizi arkadan vurmuştu, çeksinler cezalarını” diyenlere bakmalısınız.
Biz bugün Türkçülüğü tarihe gömmek için uğraşırken, şimdi de Kürtçülük çıktı. Esasen Türkçülüğün Türklere bir faydası olmadı ki, Kürtçülüğün Kürtlere faydası olsun. Olmaz da… Samimi Ermeni ve Musevi vatandaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum, Türkçülük, bir bakıma Kripto-yahudilerin refahı için icad edildi ve Türkiye emperyalizmin sömürgesi haline getirildi. Bugün de kripto-ermenilerin refahı için Kürtçülük icad edilmek isteniyor. Allah Türkçülüğün de Kürtçülüğün de belasını versin.
Yakın tarihimizi ve milli hayatiyetimizi ilgilendiren şahıs, vak’a ve eserler hakkında ilmi araştırmaların ve bu araştırmalardan ibret alarak davranacak ve geleceği inşa edecek, basiretli fikir ve idare adamlarımızın artık zuhur etmesini iştiyakla beklemekteyiz.
Yakın tarihimiz karanlıklar içinde bulunuyor. Geçmişimizi, hatası ve savabı ile birlikte, en açık ve çıplak bir hakikat halinde görüp göstermedikçe, geleceğimize doğru atılacak adımların isabetli olması imkansızdır.
Ne zaman, hangi hatayı, neden işledik?” de bugünkü nahoş duruma düştük!… Bu sualin cevabı veya cevapları muhakkak ve hiçbir şey gizlenmeden verilmelidir.
Aslında, galiba bunu herkes istiyor. Yalnız, herkes bir şey daha istiyor ki, birincisini hükümsüz ve imkansız kılıyor. O da “Gerçek aranır, bulunur ve söylenirken, bana ve sevdiklerime zararı dokunmamalı!” isteğidir.
Kendi halindeki basit halkın veya orta seviyede okumuşların, böyle düşünmeleri tabidir. Onlar hayallerindeki “tarih kahramanları”nı kusursuz görmek istiyorlar. Bunun aksini öğrenirlerse, rahatları kaçacak, “kendi zihinlerini çalıştırmak” gibi hiç alışık olmadıkları bir yorgunluğa düşeceklerdir.
İşin fenası -hak etmiş olsun veya olmasın- halkın bilgi ve düşüncelerine yön verme durumunda bulunanların -yazar, çizer, fikir adamı, araştırıcı, yüksek seviyede idareci ve benzerlerinin- aynı “avam hastalığına” tutulmuş olmalarıdır.
Bunlar, ya fikri yetersizlikleri yüzünden bilmeyerek veya kendi emelleri yolunda halkı sevk edebilmek için hainlikleri sebebiyle bilerek ve isteyerek, bu kötü yolu tutarlar.
Her iki halde de, kandırılan ve kışkırtılan millet, doğruyu arayan ve söyleyenlere -onlar gerçek dostları olmasına rağmen- kötü gözle bakar.
Kaynak: Kadir Çandarlıoğlu - www.belgelerlegercektarih.com

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.