31 Mart 2011

[anadoluhaber] BDP'den yeni çıkış....



"Kızım Delal Demirtaş'a anadilde eğitim hakkı tanınmazken, her gün 'Andımız' adı altında ırkçı söylemler içeren bir metnin okutulmasını kabul etmiyor, çocuklara yönelik bu şekilde bir uygulamayı insan hakkı ihlali olarak görüyorum"

                                                                                            BDP lideri Selahattin Demirtaş


BDP lideri Selahattin Demirtaş, Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne dilekçe göndererek, kızının "Andımız" faaliyetine katılmayacağını beyan etti, kızının muaf tutulmasını istedi.


-- 
-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~
Hoş geçinmek aklın yarısıdır.


Hz.Ali

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

[anadoluhaber] Politik - 'Başsavcı değişmedi!' - Doğru mudu? - Doğrudur.......

'Başsavcı değişmedi!' CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HSYK Kararnamesi ile yapılan değişikliklere ilişkin,
"Başsavcı değişmedi, başsavcı Sayın Erdoğan’dır. ’Ben bu davanın savcısıyım’ demişti. Zekeriya Öz orada terfi ettirildi, yerine bir başka Zekeriya Öz getirilecek ne fark eder"

dedi.
                                                                                                                            Kemal Kılıçdaroğlu
                                                                                                                            CHP Genel Başkanı
Oraj POYRAZ





-- 
-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~
Hoş geçinmek aklın yarısıdır.


Hz.Ali

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

[anadoluhaber] Politik - Yılmaz Özdil - Nato kafa nato mermer

Nato kafa nato mermer

1952

NATO’ya girdik, Coniler İzmir’e girdi.
Kavaklıdere Köyü’nde dağı oydular, dağın içine (dışardan göremezsin) nükleer saldırıya dayanıklı savaş karargâhı döşediler.
Tesadüfe bakın ki, ABDBüyükelçiliği de Ankara Kavaklıdere’ydi.
Hep Kavaklıdere’den döşediler yani

*

1961.
İzmir’e Amerikalı yağdı, bu sefer Çiğli’de inşaat başladı.
Betondan iskele tarzı dalga motorlar dikmeye başladılar.
E kabak gibi ortada tabii, ahali merak etti.
“Bu ne?” dediler.
“Salça fabrikası kurucaz, domates kurutucaz” cevabı aldılar.
Ahali sevindi.
İskeleler bitti, 18’er metre boyunda boru gibi bi şeyler yerleştirdiler.
Ahali gene merak etti.
“Bu ne?” dediler.
“Minare” cevabı aldılar.
Evet, “minare” dediler ahaliye.
Ahali genesevindi.
Sonra baktılar ki, minarelerden ezan mezan okunmuyor, tel örgüyle çevrili, kapısında kurt köpekli Amerikan askerleri nöbet tutuyor.
“E hani minareydi?” dediler.
“Bunlar İbrahim” cevabını aldılar

*

IRBM yazıyordu kenarında, intermediate range ballistic missile kelimelerinin başharfleri, orta menzilli balistik füze.
Jüpiter füzesiydi.
Sovyetler’i vurmak için.
Üstüne, Türk bayrağı monte ettiler, IRBM’yi İbrahim’in
kısaltılmış hali diye kakaladılar.
Ahali gene sevindi

*

1962.
Ahaliye “minare” dedikleri sırada, asker-sivil iki bin TC vatandaşını ABD’ye götürdüler, eğittiler.
NASA’nın CapeCanaveral uzay üssünde, tamamen Türklerin komutasında bir Jüpiter’in deneme atışı başarıyla gerçekleştirildi.
Baktılar ki, bizimkiler güzel fırlatıyor, “aferin” dediler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emrine verdiler.
Ama küçücük bi şart vardı, füzenin anahtarı Amerikalı subayda duracaktı.
Minareyi döşeyen, kılıfına da uydurmuştu

*

1962.
ABD Senato heyeti İzmir’e geldi, yalaka basınımız “ticari yardım için geldiler, zengin olucaz” diye yazdı.
Ahali sevindi.
Halbuki, füzeleri denetlemeye gelmişlerdi.
Raporlar incelendi, ki, skandal ortaya çıktı.
Bizim ahalinin
trafik levhası, çöp bidonu, elektrik direğindeki fincan gibi hedeflere zırt pırt ateş etme alışkanlığı olduğunu bilmiyorlardı.
Hıyarın biri, Hiroşima’ya atılanın 100 katı tahrip gücüne sahip füzelerden birine mermi sıkmıştı iyimi.
Motora isabet etmiş, güç bataryası patlamış, kontrol paneli devre dışı kalmıştı.
Tel örgülerin çapını
genişlettiler, Amerikalı askerleri geri çekip, Türk askerlerini nöbete diktiler.
Bizim ahali baktı ki, minare füzeleri Mehmetçik koruyor, gene sevindi

*

1963.
Küba krizi bitti.
“İzmir’e diktiğimiz İbrahim’leri söküp götürdük” dediler.
Ahali sevindi

*

1974.
Kıbrıs’a çıktık.
İzmir Çiğli’ye “minare füze” diken ABD, utanmadan ambargo uyguladı.
Kolumuzu büküyorlardı.
Kaddafi yetişti.
Benzin, uçak lastiği, mühimmat verdi.
Ahali sevindi

*

1977.
Gergin günlerdi.
Birleşmiş Milletler “İşgalcisiniz, Kıbrıs’tan derhal çıkın” deyince, Dışişleri Bakanlığımızın Kıbrıs
özel sorumlusu Onur Öymen, Kanada’da katıldığı toplantıda, “Bizi zorlamayın, gerekirse duvarın öte tarafına geçeriz” dedi.
Yani? “Canımızı sıkmayın, Kıbrıs’ı komple alırız” demek istedi.
O hafta.
Kıbrıs’a çıkan Ecevit,İzmir’e geldi.
O zamanlar sivil uçaklara hizmet veren Çiğli Havaalanı’na indi.
Bir Türk polis memuru, Ecevit’e ateş etti.
Mermi, Ecevit’i ıskaladı, Robert Kolej’den beri kankası olan Mehmet İsvan’ın bacağına saplandı.
Yara hafifti.
Komaya girdi.
Çünkü, mermi, o güne kadar Türkiye’de kullanılmayan, içinde kimyasal barındıran görülmemiş bir mermiydi.
Doktorlar çaresizdi.
Tabanca Amerikan malıydı.
Türk Emniyeti’ne üç adet hibe edildiği açıklandı.
Özel
Harp Dairesi’ne kayıtlı olduğu iddia edildi.
Amerikan tabanca firması, pek mahcup oldu, Mehmet İsvan’ı
İsviçre’ye götürdü, tedavi masraflarını üstlendi, iyileştirdi.
Ahali sevindi.
Ateş eden polis serbest bırakıldı.
Menemen savcısı soruşturma açtı ama tıkandı, üstü örtüldü.
Ahali unuttu

*

1987.
İzmir’e yeni havalimanı yapıldı, Türkiye’yi ABD’nin kucağına oturtan rahmetli Adnan Menderes’in adı verildi,böylece, Çiğli Havaalanı sivil uçuşlara kapatıldı, komple askeri oldu

*

2004.
NATO’ya girdiğimiz andan itibaren, Amerikan savaş uçakları Çiğli’ye konuşlanmıştı zaten.
Ama AKP iktidar olunca, NATO’nun Napoli’deki hava unsurları karargâhı İzmir’e taşındı

*

2006.
ABD’nin 16’ncı filosu, Almanya’nın Ramstein Üssü’nden tası tarağı topladı, İzmir’e yerleşti

*

2010.
Kasım ayında “Füzeyle kalkan, zararla oturur” başlıklı yazı yazdım.
“İzmir’deki Amerikan konsolosluğu kapatıldı
ama, son iki senedir İzmir’e ha bire Amerikalı subay taşınıyor.
Öyle hale geldi ki, Şirinyer’deki NATO lojmanlarına sığmıyorlar artık, 2 bin 200 dolar kira yardımı alıyorlar, Bornova’da Urla’da villa kiralıyorlar.
Sizce niye?” diye sordum.
“Goygoycu manşetlerle uyutuluyor Türk halkı, İzmir üzerinden bi iş çeviriyorlar” diye ilave ettim

*

2010.
Hep sevinen ahali, bu yazıma çok kızdı.
“Şerefsizsin sen, haysiyetsizsin” dediler.
“Sanki Amerika’nın
emrindeymişiz gibi yalanlar yazıyorsun, hükümetimize iftira atıyorsun” dediler.
İsrail ajanı, Rum dönmesi
olduğumu, annemin Ermeni, babamın Kürt, benim ters manyel veren gizli Amerikancı olduğumu öne sürdüler.
Ağabeyim sitem etti, bana bi şey yok mu?

*

2011.
“NATO’nun Libya’da ne işi var?” dediler.
Savaş gemisi gönderdiler.
Henüz söylemediler ama, F16 da gönderiyorlar.
Üstüne, NATO’nun Libya’yı vurma karargâhı yaptılar İzmir’i

*

“Minare füze” dikilen İzmir Çiğli’den, Amerikan ambargosu uygulandığında yardımımıza koşan Kaddafi’yi, İzmir Çiğli’den vuracak minareci arkadaşlar

*

“Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız” diye bi şiir hatırlıyorum sanki

*

Hülasa.
Libya’yı vuruş “haçlı seferi” olduğuna göre, haçlı seferinin karargâhı, bu arkadaşların “gavur” dediği İzmir
olmayacaktı da, neresi olacaktı birader? Yarın öbür gün, “Biz vurmadık, gavur İzmirliler vurdu” diye yemin etse, başı ağrımaz yani

Yılmaz ÖZDİL

 Oraj POYRAZ




-- 
-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~
Hoş geçinmek aklın yarısıdır.


Hz.Ali

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

30 Mart 2011

[anadoluhaber] Nietsche'nin yerli hayranları ne kadar bilgili

Nietsche'nin yerli hayranları ne kadar bilgili

Eğitimliler aldıkları eğitimle sınırlı kalmaktadır. Kendi aldıkları eğitim ve meslek dalını her şeyin üzerinde sanmaktadır. Muasırlarına karşı savaş yetenek ve imkanlarını kaybetmiş ordular bunu dile getirecekleri düşman sanmakta, Mülkiye önce mülkiye sonra Türkiye demeye başlamakta ve diğer pek çok alanda da herkesin aldığı eğitim genelde kendi ayaklarına pranga olmaktadır. Yetenekleri ile uyumlu öğrenim almayanların eğitimleri ise herkese zararlı olmaktadır. Devlet adamı yetiştirmek için yeterli eğitim almak imkânları ise ülkemizde yetersizdir. Eskiden meşhur olmuş bir deyimle Tıbbiyeden her makamda çalışacak siyasi, devlet adamı, bürokrat çıkar. Hatta bazen de doktor bile çıkar denilirdi. Bunları yazmamın nedenine gelince.

Değerli bir Yazar arkadaşımız. Son zamanlarda moda edilmek istenen seçimsiz, yada sadece aristokratların seçimi ile kurulacak yönetimlerin, cahil halkın seçtiğinden daha iyi işleyeceği düşüncesini işleyen iddialarda bulunduklarından. Bu görüşe destek anlamında yazar arkadaşımızın gönderdiği resim formatında bir kamuoyu araştırması ile birde Nietsche’ye ait bir cümleyi e posta ile göndermiş. Kendisinin de bu maildeki maksada tam olarak inandığını sanmıyorum ama tabii ki yinede bilemem. Yalnız bu konu son zamanlarda seçimlerdeki halkın basiretinden dolayı asla zafer kazanamayacaklarını kesin olarak gören eskinin ağırlıklı güç ve şer odakları bu yöntemle kaybettikleri iktidarlarını beyhude çabaları ile geri almaya çalışmakta olduklarından konuya biraz daha açıklık kazandırmak amacı ile yorum yapmak zorunda kaldım.

noname.jpgnoname (1).jpg

Yukarıdaki yazı iki doğru olduğu varsayılan bilgiye dayanıyor.

1) İstatistikler istenilen sonucu almaya yönelikte yapılır ki yukarıdaki kamu oyu yoklamasında hangi yaş gruplarına sorulduğu açıklanmamış.

Meşhur bir söz vardır 25inden önce komünist olmayanın vicdanı daha sonraki yaşlarda ise komünist kalanın aklı yoktur.

2) Nietsche Papaz babası ve erkek kardeşi öldükten sonra annesi ve kız kardeşi ile yaşamış Hristiyanlık inancındaki cennette yaşayan insana benzer tanrının ölmüş olduğunu ve insanların artık tanrısız kaldıklarını bu yüzden başlarının çaresine bakmaları gerektiğini ileri sürebilen düşünce ufukları sınırlı fanatik bir kişiliktir. Zaten katı fanatik dindar bir papazın oğlu olup tanrıyı kendince mantıklı nedenler ile inkar etmiş Hıristiyan tanrı anlayışının kaşıt fanatiği bir ateisttir. Hastalıklı ve çevresine göre çelimsiz bir kişi olmasına rağmen sakatların ve hastalığı yük olanların öldürülmelerinin ülke için daha yararlı olduğuna benzer fikirleri ile Nazimin ve Faşizmin fikir babasıdır.

Özgürlüğü insanın içgüdülerinin serbestçe dışa çıkarılması özgürlüğü olarak almaktadır ve sıradan insanların işe yaradıkları takdirde yaşamalarına izin verilmesi taraftarıdır. Yani insanı değil belli bir amaca eğitilmiş olanların diğerlerini gerektiğinde imha etme hakkınıda kapsayan bir safkan ırk seçkinlerinin öne çıkarılmasını öneren düşüncelere sahiptir.

Seks özgürlüğünü bizzat kendisi doya doya yaşamış ve frengi hastası olduktan sonrada bu yaşamını sürdürmüş sonunda filengi beynine vurmuş acılar içinde uzun süre çığlıklar atarak azap ve sıkıntılar içinde ölmüştür. Bu durum kendi felsefesinin kendisine de, o felsefeyi uygulayan veya ondan etkilenen Nazi Almanya'sına, Faşist İtalya'ya ve Stalin Komünist Rusya'sına ve onlar yüzündende tüm insanlığa çok büyük acılar ve felaketler yaşatmış bundan da tüm insanlık çok kötü yönde etkilenmiştir. Etkileri de hala acımasızlık ve devletlerin içindeki mafyalaşmalar yolu ile devam etmektedir.

Aşağıdaki kamuoyu yoklamasının doğru yapıldığına inanmıyorum.

Nietsche’nin felsefesinden hiçbir ülke ve insanlığa ibret almak dışında bir yarar geleceğine de inanmıyorum.

Ülkemizde zaman zaman Nietsche’nin fikirlerine sarılınarak Müslüman halkımızın devlet üzerindeki nispi baskısını azalmak girişimleri olduğunu farklı periyotlar ile bu tezin ileri sürüldüğünü biliyorum.1980’li yılların ortasında Ankara bahçeli evler lisesinde bu felsefeyi en hararetli savunan felsefe hocalarından birisi ile öğrencisi olan kızım arasında sınıfta geçen bir tartışmada kızımın yukarıdaki yazımın yanında çok zayıf kalacağı bir Nietsche eleştirisi tartışması ve Deccal adlı kitabının tartışması sonucu hocasını mat etmesi sonucunda, felsefe hocası bir hafta okula sarhoş gelmiş ve depresyon geçirmiş sonrada hem Bahçelievler lisesinde hem de Ankara da dolayısı ile Türkiye'de Nietsche tartışmaları yeniden tezgaha sürüleceği tarihe kadar rafa kaldırılmıştır. Sanırım şimdilerde değişen ülkemizdeki değişimin İslami yöne kaymaması için yeniden tezgâha sürülmeye başlanmıştır.

Okumuşların Daha az okumuşlardan daha sağlıklı düşünebileceği de aslında tamamen bir safsatadır. Ayrıca öğrenin değil bir yöne yöneltilmek amaçlı eğitim görmüş olanların okumuş sayılması yanlıştır. Onlar okumuş değil eğitilmiş kişilerdir. Dolayısı ile bilgi beceri ve kişilikleri aldıkları eğitim ile sınırlandırılarak bir tür bakış ve basiretli amaca yönelik geniş kapsamlı at gözlüğü ve ağızlarına öğretilenler ile sınırlandırılmış gem takılarak kullanılmaları istenilen alanlarda kullanışlı insana has özellikleri köreltilmiş insansı kölelerdir.

Elbette ki ihtiyaca göre eğitimler ile yontularak şekil verilmiş olan insanlar içinden insanlık melekeleri köreltilememiş kendi kendileri yetiştirmiş ve ayrıca yönlendirildiği kitaplar ve öğrenim alanları dışında da kendisi araştırmalar yapan çok değerli pek çok insanımızda yetişmiştir.

İşte eğitim yolu ile de olsa sınırlandırılamayan bu tip değerli kişilerden okumuşlar diye söz edilir ise o zaman durum farklılaşır. Bu durumda kamu oyu yoklamalarında düşünür okumuşlar ve okutulmuşlar ayrımı da dikkate alınmalıdır.

Buraya kadar seküler (dünyevi) düşünce açısından bakmaya çalıştım. Şimdi bir de İslami açıdan bakarsak insan hayata bakış açısının odağını bulmak zorundadır. Buna Hz. Ali ilim bir noktada mündemiçtir (Toplanmıştır) onu cahiller çoğaltırlar demiştir. Bazı insanlar bu noktayı kendiliğinden fark edebilmişlerdir. Bu gibi farkında lığa sahip olanlar zaten merak sahibi de olduklarından her şeyi okuyarak hatta anladığımız anlamda yazılı olanlar dışında çevredeki olayları nesneleri kainatı dahi okuyabilen bir okumaya sahip olurlar. Bu gibiler ilim sahibi nemli bilinen kişilerde olabilirler. Önemi bilinmeyen sıradan avam sanılan çoban ve ya amele de olabilirler. Bunların dünyadaki mevcudiyetleri tüm insanların beyinleri ve gönüllerinden oluşan bir tür evrensel İnternet aslanı gibi kendiliğinden tüm insanlık ile bilgi ve duygu alışverişi içindedir.

Bu konuya derinliğine girmeyeceğim. Sadece şu kadarını söyleyeyim.

Alim’in ölümü, alemin ölümü gibidir. Denilmiştir.

İlim,ilim bilmektir.

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezken

Bu nice okumaktır. Yunus Emre

A.D.Şimşek

 



--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] Politik - Bekir Coşkun - İmam..

KİTABIN ÖZETİ:

Bir:

Demek ki İmam var...

İki:

İmamın ordusu var...

Üç:

İmamın ordusu devleti ele geçirdi...

BUDUR......




Cumhuriyet 29.03.2011

 

ONUNCU KÖY

Bekir Coşkun

İmam...

Hiç kimse okumadı kitabı...

Ama en çok şeyi bu kitap anlattı...

Kimse okumadığı gibi, zaten kitabı gören de yok...

*

Ama iyi kitap...

Kimsenin okumadığı ve kimsenin görmediği kitabı üstelik herkes anladı da...

Bir davetiyeyi üç kez okuyup genelde anlamayan bizim kuzen bile bunu okumadan, hatta görmeden “anladım” dedi...

Ve anlattı...

Dinledik...

Ömründe hiç kitap okumamışlar, kitap okumayı aklından geçirmemişler, yaşamında eline kitap almamışlar, kitap yüzü görmemişler...

Kitabın anlatmak istediğini anladılar...

*

Bir:

Demek ki İmam var...

İki:

İmamın ordusu var...

Üç:

İmamın ordusu devleti ele geçirdi...

*

Kitabın bize anlattığına göre...

(Görmüş, okumuş değilim...)

İmamın istila planı başarılı oldu...

Önce devletin en önemli kurumlarına yerleşildi...

Sonra “mülkiyeyi, adliyeyi ele geçirinceye kadar sabırla” beklendi... “Kılcal damarlara girilinceye” kadar sessizce ilerlendi...

Zamanı gelince harekete” geçildi...

Tüm bu istilaya karşı duranlar bir şekilde yok edildi...

Kimisi korkutuldu, kimisi susturuldu, kimisi hapishanelere dolduruldu, kimisinin başına çoraplar örüldü, kimisi kendini vurdu, kimisi kahrından öldü...

Ve devlet istila edildi...

Öyle bir an geldi ki imamın ordusu; gazeteleri, matbaaları basarak, henüz yayımlanmamış kitapları dahi imha etmeye başladı...

İmam başarmıştı...

Kitap bunu anlatıyor...

*

Anlamayan yok...

Bizler sekiz senedir anlatamadık da...

Okumadıkları, görmedikleri kitap anlattı anlaşılan...

İmamın dönek yanaşmaları dahi, yüz karası bu kitap imha operasyonunu izleyince, ilk kez “bu olmaz...” diye yazdılar...

Anlamışlar...

*

Kitabın hepimize anlattığı en önemli şey ise:

Koca Türkiye dizine vurup da bir şey yapamıyorsa...

Artık çok geç....
Oraj POYRAZ



--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Hoş geçinmek aklın yarısıdır.   Hz.Ali  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Hoş geçinmek aklın yarısıdır.   Hz.Ali  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Hoş geçinmek aklın yarısıdır.   Hz.Ali  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

[anadoluhaber] İmamın Oyuncaklarında ki İmam Bayıldı Ve Bayılana Limon! Hikaye Mersin İçel Burak Canlı

İMAMIN OYUNCAKLARINDA Kİ İMAM BAYILDI VE BAYILANA LİMON! HİKAYE

Ah İmamım ah. Başlıkta ki İmama takılmayın. Ben takılmıyorum. Takılmayacağımda.

Hikayemiz belirsiz bir coğrafyada ki belirsiz bir zaman da geçmekte. Dedim ya belirsizlikler içerisinde bulunan bu yerde çok büyük bir buda heykeline benzer bir yapıt bulunmaktaymış.

Ve bu yapıta her bir kişi tapmaktaymış. Bu heykel yapıtının üzerinde beş küçük cümle yazarmış. Beş küçük cümle.

Birincisi çalışın. Evet. Bu kadar. Çalışın. Ne hikmetse oranın ahalisi bir türlü çalışmaz ve devamlı olarak heykelin karşısına geçip, ibadet ederlermiş.

İkinci cümle ise çalışmayı ibadet olarak bilip de çalışınmış.

İşte oranın halkı gene de ikinci cümleyi yüz binlerce kez okumalarına rağmen gene de çalışmazlarmış. Çalışmamak ve durmadan heykelin karşısında eğilip durmak yemek yiyip sohbet etmek çok daha çok hoşlarına gitmekteymiş.

Gel zaman git zaman içerisinde bu coğrafyanın yani bu halkın bağlı bulunduğu teşkilatların yanına komşu yerde başka bir medeniyet kurulmuş. Bunlar da çalışır, çalışır ve olmadı bir daha çalışırlarmış.

Üçüncü yazı ise Cennet için Cehennem için değil ilim için bilim için çalışınmış. Sizinde tahminin edeceğiniz üzere batıllığın esareti altına girmiş bu ahali çalışmaz ve çalışmazmış.

Dördüncü cümle ise olmadı ibadette etmeyin ama çalışınmış. Ama bilindiği üzere bu ahali çalışmaz ve çalışmazmış.

Beşinci cümle ye tabii ki geleceğim. Ama ondan önce oranın başına bir Cengaver babasının ölümüyle geçivermiş. Cengaver demiş ki olmadı Heykeli yıkalım. Onun önünde devamlı ibadet edip durmaktan bu insanlar çalışmaz olmuş demiş. Amanın da aman. Bunu duyan Ahali hemen ayaklanmış. Ve cengaveri öldürüvermişler.

Bunu duyan komşu medeniyet vahim olayı da bahane ederek demokrasi getireceğim ayağıyla saldırmış bu heykelcilerin üstüne. Vurmuş kırmış. Yıkmış yıkmış.

İşte tam o an da Cengaveri yağlı kazığa oturtanlardan bazıları beşinci cümleyle bakıvermiş.

İşte beşinci cümle eskilerden beri anlatılan rivayetlere göre çalışın dedim çalışmadınız. Çalışmayı ibadet bilerek çalışın dedim sizler gene çalışmadınız. Cennet ve cehennem için değil ilim bilim için çalışın dedim sizler gene çalışmadınız. Sonunda da ibadette etmeyin çalışın dedim sizler gene çalışmadınız. Gayri artık bundan sonra bende size yardım edemem.

Bu açıdan ve çerçeveden işe bir göz atınız. Hata ve kusur inandıklarımızda değil inancımızdadır. Yani bizlerde. Yani olayları algılama biçimimizdedir. Dost ve arkadaşlarını doğru seçin. İlim ve bilime yelken açacak kişilerle arkadaşlık edinin. Ufkunuzu açın. Çalışmayanların peşlerinden değil ilimin ve bilimin peşinden gidin.

Bir göz atın medeniyetlere. Bin bir çeşit medeniyet. Birisi ilerde birisi uzayda. Diğer birisi de binlerce fersah suların altında. İnancımız her ne olursa olsun. Çalışın demeyen hiçbir inanış bulunmamaktadır. İlim bilimi işaret etmeyeni olmadığı gibi. Ya birilerin oyuncakları oluruz. Ya da bu kainatın çalışan ve çalışan Kulları. Mersin İçel Burak Canlı

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

29 Mart 2011

[anadoluhaber] Fwd: Eylem... MİRZABEYOĞLU'NA ÖZGÜRLÜK



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Mirzabeyoğluna Özgürlük <mirzabeyoglunaozgurluk@gmail.com>
Tarih: 29 Mart 2011 23:06
Konu: Fwd: Eylem... MİRZABEYOĞLU'NA ÖZGÜRLÜK
Kime: alaaddinpak@gmail.com




---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Mirzabeyoğluna Özgürlük <mirzabeyoglunaozgurluk@gmail.com>
Tarih: 29 Mart 2011 22:54
Konu: Eylem... MİRZABEYOĞLU'NA ÖZGÜRLÜK

 

Türkiye'de bir Fikir adamına, 2 Nisan 2001'de sırf fikrinden dolayı idam cezası verildi.

Millî ve tam bağımsız bir fikir adamına verilen cezanın 10. yıldönümünde,

Fikir'e,

Fikir hürriyetine,

Hukuka,

Hukukun üstünlüğüne

Ve esir tutulan bütün fikir ve sanat adamlarına sahip çıkmak adına;

İstiklâl'de, Galatasaray Lisesi'nin önünde, 2 Nisan 2011'de, saat 19.30'da toplanıyoruz.

 

MİRZABEYOĞLU'NA ÖZGÜRLÜK PLATFORMU

 

irtibat: mirzabeyoglunaozgurluk@gmail.com

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] İnguşetya: İşgal haber kaynakları «Emir Abu Usman Dokku Umarov»un şehadetini duyurdu.

İnguşetya: İşgal haber kaynakları «Emir Abu Usman Dokku Umarov»un şehadetini duyurdu.

İşgal medya haber kaynakları dün dün sabah (28.Mart .Pazartesi)  İnguşetya'nın Sunja bölgesi Yukarı Alkun köyünde  meydana gelen çatışmalar ile ilgili çelişkili bilgiler vermeye devam ediyor.

FSB-KGB nin haber kaynağı «Live News» % 99 güvenle Kafkasya Emirliği Emiri Ebu Usman Dokku Umarov'un şehadeti hakkında garanti verdi ve değişik versiyonlarda bu haberi savundu. Ancak Rus haber ajansı Ria-Novosti «medya raporlarını başarısız buldu» ve en az 8 defa «öldürüldüğü iddia edilen yasadışı militanların savaş bölgesindeki kalıntılarının genetik incelemesinin yapılmadan isim vermenin hatalı olacağını» Rus Ria-Novosti haber ajansına göre «veriler geçersiz» ve «önümüzdeki bir haftadan önce genetik incelemenin bitmesi imkansız»

Diğer işgal medya kaynakları ise değişik versiyonlarda aynı haberi defalarca yorumladılar ve Kafkasya Emirliği Emiri Ebu Usman Dokku Umarov, Amir Supyan ve Amir Khamzat'ın şehadetinde ısrar ettiler.

Bazıları ise «Kafkasya Emirliği Riyadus Salihin (Şehidler Taburu) tüm Mücahidlerinin Sunja bölgesi ormanlık alanındaki üslerinde imha edildiğini» duyururken, bazı medya ise «bir kaç Mücahidin hava saldırılarında öldürüldüğünü» yazdı.

Bu arada Kremlin çetesinin sözcüsü Anatoly Safonov, «ben savaş uzmanı değilim ama Kafkasya Emirliği Emiri Ebu Usman Dokku Umarov'un ölümü hakkında kesin bir şey söylemek erken» dedi. NAC «Ulusal Anti-Terörizm Mücadele Komitesi» çete temsilcisi Nicholas Sintsov «orada bir mücadele olduğu gerçek» demekle yetindi ve öldürüldüğü iddia edilen Mücahidler ile ilgili ne bir kanıt ne bir isim veremedi.

Diğer taraftan, FSB «özel kuvvetler» çete lideri yardımcısı, Sergey Smirnov ise Kremlin'deki patronu Medvedev'e raporunu sundu ve Kafkasya Emirliği Emiri Ebu Usman Dokku Umarov'un ve diğer Mücahidlerin adını anmadan 28.Mart .Pazartesi günü İnguşetya'nın Sunja bölgesi Yukarı Alkun köyünde gerçekleştirdikleri başarılı özel operasyonu» ve  FSB «özel kuvvetler» çetesini övdü.

Bu bağlamda anonim işgal medyası bazı üst düzey FSB «özel kuvvetler» çetesi yetkililerine atıfta bulunarak çeşitli versiyonlarda söylenti üzerine haber yaratmaktan ileri gidemedi ve şimdiye kadar kamu oyuna kafirlerin iddialarını destekleyen bir isim veya bir kanıt sunulamadı.

Hatırlatalım ki, Rusya kuklası Çeçenyan'ın baş mürtedi Kadirov'da geçtiğimiz üç sene içinde defalarca yandaş işgal medyasına «Kafkasya Emirliği Emiri Ebu Usman Dokku Umarov'un şehadeti hakkında» yalan beyanlarda bulunmuş ve «Emir Ebu Usman'ın hasta olduğunu öldüğünü» ya da doğruluğu kanıtlanmamış ve düzmece bir «sözde özel operasyonda öldürüldüğünü» iddia etmişti.

ShamilOnline.org
Overall rating
 

--
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR.."
Grupta yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...
 
Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com
 
Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin

[anadoluhaber] Kürtlerin son Peygamberi Öcalan!' mış...... Nihal Bengisu Karaca bildiriyor. Fitnetullah-PKK ortaklığının güzel bir örneğidir.

.

'Kürtlerin son Peygamberi Öcalan!'

28-03-2011 / haberturk.com

Nihal Bengisu KARACA'nın yazısı..

BEJAN Matur'un "Dağın Ardına Bakmak" kitabı, eski militanların ve halen Kandil'de olanların yaşadıkları drama dokunmamızı sağlamanın yanı sıra, bu hareketi ve topluluğu anlamamızı sağlayacak birçok veri içeriyor. Matur'un Londra'da bulduğu Şevin, "Öcalan, Kürtlerin son peygamberi" diyor. (Sy. 109).

Bu topraklarda seküler referansa sahip hareketler ve hatta Marksist-Leninist bir hareket bile dinselleştirilmeye muhtaç. İnancın coğrafyasında, "akıl yolu" ile "vahiy yolu" arasına keskin sınırlar çekilemiyor. Aktörler değişiyor, sahih referanslar bozuluyor, araya "çakma" şeyhler, peygamberler giriyor, ama "din dili" baki kalıyor. Bir ara "Ya Allah, bismillah, Seroke Me Abdullah" gibi sloganlar da üretmiş bulunan DTP'nin, dağ ve "sahih din" arasında kurmaya çalıştığı bağlantı istenen sonucu vermedi. Zira "Kürtlük değerlerinden" bahseden Şevin, karşımızda Kürtçü-lük üzerinden oluşturulmuş başka, handiyse postmodern bir din olduğunun ipuçlarını veriyor. Şevin, işkenceli sorgularda hangi militanın çözülüp hangisinin çözülmeyeceğini belirtirken ilginç bir ölçü getiriyor. "Zorla kocaya verildiği için katılanlar gibi, PKK'yı bir kurtuluş olarak görenler genelde çözülüyor. PKK'yı kavrayanlar çözülmez."

"Kavramak" akla gönderme yapsa da, "çözülmeme" iddiasındaki mistifikasyonu görmemek mümkün değil. Çözülmemeyi mümkün kılabilecek olan nedir? Herhalde adanmışlığın ve inancın boyutu.

Her din, salt "kurtuluş", salt mutlu bir ahiret hayatı, üç beş huri ve baldan nehirler için edilmiş bir imanı aşağılar. Ayrıca her dinin yahut cemaatin ilk mensupları, çekirdekten yetişmeleri, "ahir zaman" ümmetinin acz ve yoz hallerine bakıp iç geçirir. Şevin de öyle yapıyor. Avrupa'da tanıklık ettiği yapılar hakkında çok sert konuşuyor: "PKK bize doğruları öğretmişti. Buradaki çeteleri gördükten sonra dağın kıymetini anladım... Ergenekon Türkiye için ne ise, bunlar da o. Kaç tane bedel ödeyen var aralarında, köyü yakılan? Halkevine -Londra'daki PKK derneği- gitmiyorum. Kürtlükse çocuğuma evde öğretiyorum."

Liderinin "peygamber" olduğuna inanmış Şevin'in sözleri, dağ tarafından domine edilen ovanın partisine, "Apo ile arana mesafe koy" baskısının ne kadar imkânsız bir talep içerdiğini göstermesi bakımından da anlamlı. Tam da bu noktada, ilgililere ve yetkililere İslam'ın koyduğu "akli" ölçüyü hatırlatmak lazım: "Başkalarının dinlerine ve ilahlarına dil uzatma, aksi takdirde onlar da senin kutsallarına dil uzatır."

Başkalarının kutsallarına dil uzatmama tavsiyesinin, kamusal dilin olabildiğince az "kutsal" içermesine yönelik bir çağrı olarak da okunabileceği açıktır.

DAĞIN DİNİNDEN OVANIN DİLİNE

Dağın Ardına Bakmak'ı okurken, Halime Kökçe'nin "Demokratik Açılım"ın dinamiklerine ışık tutan "AK Parti ve Kürtler" kitabına da dikkat etmek lazım. "Okur Kitaplığı" yayınlarından çıkan dört başı mamur çalışma, hükümetin attığı adımları "ihanet açılımı" olarak nitelendirenlerin ya da "açılım fos çıktı" ekürisinin sevincine çomak sokarken, hükümeti eleştirmekten de geri durmuyor. Fakat kitabın gözden kaçırmamamızı istediği bir şey var: Çözüm yolunda atlanılacak en önemli eşiğin aşıldığı gerçeği. Masal çağı kapandı.

"Kürtler ve PKK arasına kalın bir çizgi çekip ikisini birbirinden ayırma" metodu, adına ister terör deyin isterse iç savaş, trajik bir sorunla cedelleşen toplumu yönetmeyi kolaylaştırıyordu ama sorunları da hep erteliyordu. Sorunu "asayiş sorunu" olarak görmek, indirgemeci olduğu kadar Kürtlerin kimliklerine ilişkin talepleri görünmez kılan bir perde görevi görüyordu. Bu perde yırtıldı. İktidar partisinin "Kürt meselesinden" bahsettiği anda, Kürtler için siyasette daha etkin ve meşru bir zemin elde etme imkânı doğdu. An itibarıyla AK Parti'nin tek gerçek muhalifi olan BDP, artık dağ dışındaki bir seçeneği etkin bir biçimde kullanma olanağına sahip ve kullanıyor da... Çözüm buradan gelecek.

Sonuç: AK Parti'yi siyasetin merkezine eklemleyen, Milli Görüş eksenli siyasal İslam dilini değiştirip AB doğrultusunda attığı adımlar, ekonomik büyümede sağladığı başarılar, kısaca seküler dünyanın parametreleri doğrultusunda mobilize olması olmuştu. DTP-BDP çizgisini "sekülerleştiren" de AK Parti oldu diyebiliriz.

.
Oraj POYRAZ




--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Hoş geçinmek aklın yarısıdır.   Hz.Ali  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

[anadoluhaber] Hükümete super yetki

Hükümete super yetki

Ak Parti seçime 1.5 ay kala Kanun Hükmünde Kararname almak için Meclis’e başvurdu. Buna göre TSK’nın da aralarında bulunduğu kurumlarda görevden alma ve tayin yetkisi hükümette olacak


Hükümet, KHK tasarısını Meclis’in kapanacağı 8 Nisan 2001 tarihine kadar yasalaştırmak istiyor.

ÖNDER YILMAZ Ankara

Hükümet, 12 Haziran 2011 milletvekili seçimi öncesinde, hızlı, etkin ve ekonomik devlet teşkilatlanması ve yeniden yapılandırma için 6 aylık Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi alıyor.  
Başbakan  Erdoğan’ın imzasıyla TBMM’ye sunulan tasarı, kamu hizmetlerinde bakanlıklar arasındaki dağılımın yeniden belirlenmesine bağlı olarak 20 kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörüyor.
Tasarıyla hükümet; TSK   başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ile emekliye sevkedilme usul ve esaslarını belirlemede yeni değişiklik ve düzenleme yapabilecek. Hükümet bu yetkiyi kullanırken şu ilkeleri gözetecek:
-  Yürütülen hizmetin, özelliklerini de dikkate alacak şekilde çağdaş kamu yönetimi anlayışına uygun bir şekilde geliştirilmesi.
-  Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen hizmetlerin, özelliğinden kaynaklanan zorunlu farklılıklar saklı kalmak kaydıyla, standardizasyon sağlanacak şekilde düzenlenmesi.
-  Yönetim görevlerine atanmada ve bu görevlerde yükselmede kariyer ve liyakat esasları ile nitelikli personel istihdamının esas alınması.
Bu düzenleme yetkisinin, hükümete, TSK Personel Kanunu’nda değişikliğe giderek örneğin Balyoz Davası”nda yargılanmakta olan askerleri görevden alma veya emekliye sevketmesi konusunda önemli yetkiler vereceği yorumlarına neden oldu.

İCRACI BAKANLAR GELİYOR
Tasarı ile  halen devlet bakanlıkları eliyle yürütülen birçok hizmet, kurulacak 4 icracı bakanlığa devredilebilecek.  Tasarıda kurulacak yeni bakanlıkların alanları şöyle sıralandı:
-  Sosyal hizmetler alanında halen bağlı kuruluşlar eliyle yürütülen aile, özürlüler, çocuklar, kadınlar ve sosyal yardımlar alanındaki hizmetlerin daha etkin ve verimli şekilde sunulabilmesini içinr bakanlık kurulması.
-  Ekonomi politika, hedef ve stratejilerini belirlemek üzere yeni bir bakanlık kurulması.
-  İç ve dış ticarete yönelik hizmetlerin daha etkin ve verimli bir şekilde sunulabilmesini sağlamak üzere yeni bir bakanlık kurulması.
-   Gençlik ve spora yönelik hizmetlerin daha etkin ve verimli bir şekilde sunulabilmesini için yeni bir bakanlık kurulması.
Tasarının gerekçesinde seçim sürecinin TBMM’ye zaman kaybettirmesi nedeniyle KHK yetkisi istendiği, Genel Kurul ve komisyonların gündeminde birçok yasanın görüşülmeyi beklediği anımsatıldı. Tasarı, TBMM’nin kapanacağı 8 Nisan’a kadar yasalaştırılacak.

Ak Parti ilk kez istedi
TBMM bugüne kadar hükümetlere toplam 29 yetki kanunu ve KHK çıkarma yetkisi verdi. Ak Parti’nin ilk kez istediği bu KHK yetkisiyle sayı 30’u bulacak. 1983’ten bugüne kadar çıkarılan toplam 22 KHK kanunundan 10’u Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 2 KHK kanunu kısmen iptal olurken, 2’si hakkında açılan iptal davası ise reddedildi. 8 yetki kanunu hakkında ise iptal başvurusunda bulunulmadı. En son 10 Nisan 2001’de Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri Hakkında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu çıkarılmıştı. 13 Temmuz 2001’de tarih ve 24461 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden bu yana KHK yetkisine başvurulmamıştı.

Anayasa ne diyor?
Anayasa’nın 91. maddesine göre, TBMM, Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi verebiliyor. Yetki kanunu, çıkarılacak KHK’nin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösteriyor. Bakanlar Kurulu’nun istifası, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesi, belli süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olamıyor. KHK’nın TBMM tarafından süre bitiminden önce onaylanması sırasında, yetkinin son bulduğu veya süre bitimine kadar devam ettiği de belirtiliyor. KHK’ler, Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe giriyor.

.
Oraj POYRAZ




--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Hoş geçinmek aklın yarısıdır.   Hz.Ali  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/