Dejavu ahi! Fransa Müslüman olacak!

Bugün, Fransa’da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 10 civarını Müslüman vatandaşlar

oluşturmaktadır. Ülkenin ikinci büyük dîni olan İslâm’ın hızı, cami ve mescidler kısıtlanarak kesilmek isteniyor.

Mülkiye Mektebi’nden hocam Prof. Dr. İlber Ortaylı, yeni yazdığı “Avrupa ve Biz” başlıklı kitapta (Turhan Kitabevi, 2007) Avrupa’nın tarihî derinliklerinde ‘biz’e ve aslında da Müslüman dünyaya bakışın kodlarını deşifre ediyor. O’na göre Voltaire tipi ‘tarih felsefesi’ Avrupa’nın genlerine işlemiş bir ‘Eurocentrism’ ve ‘ethnocentrisme’yi netice vermiştir. Voltair’e göre Avrupa ve özellikle Fransa ilim ve fende öyle terakki etmiştir ki, öyle ışıklanmıştır ki beşeriyet artık Fransa’dan kâm alacaktır. 1972’de Paris İlimler Akademisi adına konuşan Mousnier, “Biz çalışır, gelişiriz, bizim kafamız çalışır; bütün diğer dünyalılar gaflet içindedir, uykudadırlar” diyor. Seyyah Cahardin ise, “Avrupa hareketlilik, Asya ise atalettir” der.

Örnekleri uzatmak mümkün…

“Voltaire’den bugüne bu bakış açısında bir şey değişti mi?” diye sordum uzun senelerdir Paris’te yaşayan Sosyal ve Beşeri Bilimler Uzmanı Dr. Ahmet Bakcan’a… Konuşmalarından “Güneşin altında bir şey yok!” mânâsını çıkarmak için zorlanmadım.


Avrupa Medeniyetinin Doğuya meydan okuduğunu sembolize eden Eyfel Kulesi...

Kendisini dev aynasında gören Fransa, küçük sularda boğuluyor. İki örnek için hafızalarımızı tazeleyelim: Üç sene önce 2004 yazında, âniden bastıran sıcaklarda 13 000 insan ölmüştü Fransa’da. Sosyal bir facia! Sıcaktan ölüm değil, kimsesizlikten ölüm çoğu. Dr. Bakcan’a göre sayı çok daha kabarıktı ama gizlediler, çoğu yaşlının çocukları bile çıkmadı ortaya. Aynı ışıldayan Faransa, Ekim 2005’teki banliyölerde başlayan göçmen hareketi ile irkilmiş, sosyal sisteminin iflasını çok pahalı ödemişti.

Çok iyi bir Fransa uzmanı olan Dr. Ahmet Bakcan’a göre, Fransa, kolonialist tecrübelere sahip bir ülke olarak, sömürgeci politikalarını anavatanından uzak ülkelerde başarıyla sürdürmesini bilmiştir. Ancak 1956-1962 Cezayir-Fransız Bağımsızlık Savaşında, Fransız saflarında kendi ülkelerine karşı savaşan 800 bin Harki’nin Cezayirin bağımsızlığını kazanmasından sonra Fransa’ya götürülmek zorunda kalınması, Müslüman göçmen nüfusun 1960’lı yıllardan itibaren artmasına sebep olmuştur.

Bugün, Fransa’da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 10 civarını Müslüman vatandaşlar oluşturmaktadır. Ve 60’lı yılların yanlış göçmen politikaları sebebiyle kendi sistemine entegre edememesinin bir sonucu olarak bugünkü olaylar ortaya çıkmış; toplumda ikilik ve ayrımcılığı iyice pekiştirmiştir. Çünkü yine bu yılların politikası olarak inşaa edilen binlerce göçmen siteleri ‘gettolar’, Müslüman kimlikli toplumların tecridini hedeflemekteydi. Bu tecrid yaşandı, ancak neticelerinin neler olabileceği hiç düşünülmedi.

Şimdi Müslümanlara yönelik yeni bir çifte standart yaşanıyor. Ülkenin ikinci büyük dîni olan İslâm’ın hızı, cami ve mescidler kısıtlanarak kesilmek isteniyor. Aşırı sağcı Ulusal Cumhuriyet Hareketi’nden Patricia Vayssiere, “Biz ülkemizin İslâmizasyonunu durdurmak istiyoruz!” diyor ve ekliyor, “Biz İslâm’a özel bir mesele olduğu sürece karşı değiliz! Cami inşa edilmesi İslâmizasyonu ve kökten dinciliği kışkırttığı için karşı çıkıyoruz!”

Hâlihazırda 1500 cami bulunan Fransa’da Müslümanların isteği çok açık: İbadethaneleri apartman bodrumlarından kurtarmak, İslâm’a yakışır güzel mekânlar kurmak…

Lâkin, İslâmofobik terörizm sınır tanımıyor!

Batının laik ekolünün şampiyonluğunu yapan Fransa, Yahudi ve Hristiyanlara tanınan hakların çok azını bile Müslümanlardan sakınıyor. Ama nâfile, Fransa hızla İslâmlaşıyor. Gizli Fransız Müslümanlarının sayısı hiç bilinemiyor ama süratli bir İslâmlaşmanın olduğu da muhakkak.

İslâm üzerine çalışmalarıyla bilinen, (insaflı değerlendirmelerinden dolayı kendisine gizli Müslüman diyenler de hayli fazla olan) Fransız Vincent Geisser’e göre bütün politikacılar İslâmofobik değil, hatta, bazı valilerin bölgelerindeki camileri, Müslümanların gidip konuşabildikleri, gönüllü yardım ettikleri bir çeşit klinik gibi görüyorlar.

BÜYÜK PARİS CAMİİ (LA GRANDE MOSQUÉE DE PARIS)


Arsasını II. Abdülhamid'in satın aldığı Büyük Paris Camii...

Bir Judéo-Chrétien diye adlandırılan, Hristiyan ve Musevî toplum düzenine göre tertip edilmiş bir ülke olan Fransa‘ya, üçüncü bir düzen ihtiyacını getiren Müslümanların tarihçeleri hiç de eski değildir. Eğer bir tarih vermek gerekirse, aslında Fransa sömürgesi altında iken, yine Fransa saflarında savaştırılmak üzere, Birinci Dünya Savaşı sıralarında, Kuzey Afrika'dan getirilen Müslümanların, Savaş Askeri olarak getirilmeleriyle Fransa, Müslüman Göçmenleriyle tanışmak ve yaşamak imkanını bulmuştur. 1914-1918 Birinci Cihan Harbinde Fransa'nın Verdun ve Monte Cassino Cephelerinde şehit düşen binlerce Müslüman vardır. Bu şehitler anısına, 15 temmuz 1926 tarihinde açılışı yapılan Paris Büyük Camii ise, Müslüman Cemaatin varlığının mücerred bir timsâli olarak, kayda değer ilk tarihtir.


Büyük Paris Camii Avlusu....

Büyük Paris Camiinin tarihçesi daha eskilere dayanmaktadır. 1890'lı yıllarda Paris'te yaşayan Osmanlı sayısı 8500 civarındadır. Toplu ibadetlerini yapmakta sıkıntı duyan Osmanlılar, Abdüllhamid’e başvurarak Paris'te bir Camiin inşaa edilmesini ister. Bu çerçevede yapılan taleplere binaen Fransa Hükümeti, şimdiki Camiin arsasını Osmanlılara ayırmıştır. Ancak, 93 Rus Harbinin patlak vermesiyle Osmanlı Hükümeti’nin bu projeyi gerçekleştirmesine ne imkanı ne de zamanı kalmıştır.


Paris Büyük Camii Kültürel İşler Dairesi Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Reis ile...

Haziran ayı sonunda ziyaretine gittiğim Paris Büyük Camii Kültürel İşler Daire Başkanı, İslâm hukuku uzmanı Cezayirli Prof. Dr. Hüseyin Reis tüm samimiyetiyle bizi karşıladı. Soyadını Osmanlı donanmasında vazifeli bir kaptandan alan Reis’in şu tespitinin altını çizmek gerek: “İslâm, Arapların veya Türklerin değildir; İslâm, Müslümanların İslâmı olmalıdır. Müslümanların ufkunu genişletmemiz lazım. İranlılarla Türkler birbirleriyle anlaşabilirlerse bütün İslâm alemi anlaşabilir. Biz Arap milleti olarak maalesef kendi aramızda ihtilafa düşüyoruz.”

Büyük Paris Camii, Fransa'nın ilk resmî dînî müessesesi olması münasebetiyle Müslümanların için çok önemli bir yer tutmakta. Paris Camii İslâm Enstitüsü adında bir yan kuruluşu da mevcut. 1958 yılında resmi kayıtlı bir müessese haline getirilen camii, Société des Habous yöneticileri tarafından idare ediliyor. 1958 yılına kadar Fransız makamlarınca tayin edilen Camii Rektörleri, Si Ghabrit Kaddour ile son bulmuş olup Cezayir hükûmeti atamalarıyla Camii, Fransa'daki Cezayirli vatandaşlara mahsus bir ibadethane haline gelmiş.

FRANSA İSLÂMI ÖRGÜTLER BIRLIGI (UOIF)


Fransa İslâmi Örgütleri Birliği Başkanı Lhaj Thami Breze ile...

Fransız Müslümanlarının haklarını savunmakta ve seslerini duyurmakta en çok öne çıkan kuruluş Fransa İslâmi Örgütler Birliği. Başkanlığını Lhaj Thami Breze’nin, yardımcılığını Fuad Allawi’nin yaptığı Fransa İslâmi Örgütler Birliği (UOIF) Faransa’nın en büyük ve en güçlü Müslüman sivil toplum kuruluşu. UOIF, Avrupa İslâmi Teşkilatlar federasyonunun dünya üzerindeki 25 bölge teşkilatlarından birisi. Bu bölge teşkilatlarının da kendi içerisinde sektörel teşkilatları bulunuyor (Kadınlara, gençlere, okullara yönelik kurumlar gibi.) Avrupa Fetva Araştırmaları Kurumu (AFAK) da bu federasyonun bir parçası.

Türkler İslâmdaki vazifelerini hakikaten yerine getiriyorlar diyen Breze, UOIF genel merkezindeki görüşmemizde faalyetlerini ve Fransa Müslümanlarının sorunlarını anlattı. Tüm Müslümanların başta eğitim ihtiyaçları olmak üzere her türlü sorunlarına diğer teşkilatlarla birlikte çözüm bulmaya çalıştıklarını, Yahudi-Hristiyan temeller üzerinde kurulan bir toplumda çocuklarımızı İslâm terbiyesine göre yetiştirmenin birinci gayeleri olduğunu ve bunun da meyvelerini aldıklarını ifade ediyor… “Aynı zamanda içinde yaşadığımız topluma da İslâm’ın en güzel modellerini göstermek en büyük amaçlarımızdan birisidir” diyor Breze.


Cezayirli Bir Müslüman camide Kur'an-ı Kerim okurken...

Gayr-ı müslimlere karşı yapılan davet çalışmalarının neticelerini sorduğumda ise “Elbette gözle görülür neticeler alıyoruz, eğer ciddi çalışılsa (kendi camilerini kestederek) eğer istenirse her gün bu camide bir kişi İslâmla müşerref olur. Müslümanların istikbalde çok güzel çalışmalar yapması lazım.” cevabını veriyor ve İslâmlaşmanın hız kesmeden devam ettiğinin altını çiziyor ama asıl İslâmlaşmanın kendi gençlerimizde olması gerektiğine dikkat çekiyor.

UOIF’in çok güzel hizmetleri var ancak devlet okullaırndaki başörtüsünü yasaklama girişimleri sırasındaki yasaklara karşı tam dik duramayan tavırları sebebiyle hayli eleştiri almış.

PARİS İSLÂMİ İLİMLER AKADEMİSİ

UOIF Fransa’da iki üniversite kurarak eğitim sahasında, özellikle ilâhiyat ilimlerinde önemli bir hizmete imza atmış. Paris’teki üniversitenin adı Paris İslâmi İlimler Akademisi. Rektörlüğünü Prof. Dr. Ahmed Jaballah’ın yaptığı enstitü henüz beş yılını doldurmadığı için resmen akredite olmuş değil. Ancak, 1000’in üzerinde öğrenci sayısı, master, doktora programları ile ciddi bir seviye kazanılmış. Prof. Jaballaj, Fransa’daki Müslümanların durumu dikkate alındığında on üniversite olsa yine yeterli olamayacağını ifade ediyor.


Dr. Ahmet Bakcan ile Büyük Paris Camii'nde Fransa'daki Müslümanların sorunlarını konuşuyoruz.

DR. AHMET BAKCAN’IN TESPİTLERİ

Sosyolog Dr. Ahmet Bakcan’dan Fransa'daki Müslümanların sorunlarını ve hükümetten beklenilenleri sıralamasını istediğimde 14 maddelik şu cevabı aldım:

1- Müslümanlar Fransız toplumunun bir parçasıdır ve toplumun diğer birimleri gibi telakki edilip bütün sosyal, dini, siyasi haklardan eşit bir şekilde faydalanabilmesini sağlamak.

2- En küçük bir sekter bir tarikatın dahi temsil hakkına sahip olduğu Fransa'da 5 milyonluk İslâm Cemaatinin de ''Resmi Temsil'' hakkının ve İslâm dininin Fransız parlementosu tarafından resmen tanınmasını sağlamak.

3- Laik bir ülke olan Fransa'da, din müntesiplerinin örgütlenmelerine yasa ile müsaade verilmesine rağmen, Müslümanlar istedikleri yerde, ibadethane ve camii inşaa edebilmeleri hususundaki önüne konulan siyasi ve teknik engelleri bertaraf etmek.

4- Dini kurumlar, ticari kuruluşlardan farklı olduğuna göre, camiiler ve dini kurumlar üzerinden haksız vergilerin kaldırılmasını sağlamak.

5- Dini dernekler kanunları çerçevesinde özgürce faaliyetler yapabilmelerini sağlamak, meşru faaliyetlere engel teşkil eden unsurları düzenlemelerden çıkartmak.

6- Dini dernekler de birer kamu hizmeti yapan kurumlardır, dolayısıyla, ''Kamu yararına çalışır dernekler'' statüsüne alınarak kurumsallaşmasını kolaylaştırmak.

7- İslâm Cemaati, siyasi yatırım için sömürülen bir azınlık olarak görülmemesini temin ederek, her türlü, ihtiyaçlarına cevap vermek ve diğer dinlerin mensupları ile aynı eşit muameleye tabi tutmak.

8- Avrupa'nın utancı haline gelen İslâmi Başörtüsü meselesi, artık kökünden çözümlenmeli, 1989 yılından beri devam eden Müslüman genç kızlarımızın acılarına son verilmelidir.

9- Müslümanlara hizmet etmeyi kendilerine vazife addetmiş teşkilatçı kadroların haksız yere fişlenip hareket kabiliyetlerini kısıtlama teşebbüslerine acilen bir çözüm bularak Müslümanların İstihbarat Servisleri baskılarından kurtulmasını sağlamak.

10- Kalıcı bir cemaat olan Müslümanların dini organizeleri için İmam yetiştiren Formasyon Merkezlerinin kurulmasına çalışmak.

11- Müslümanlara ait mezarlıkların açılmasını tedarik etmek.

12- Orduda Müslüman askerlere sağlanan helal et servisinin tekrar hizmete açılmasını düzenlemek.

13- Müslümanların Helal Et ve Yiyecek temini için bir Kurumun oluşturulmasını sağlayıp bu alandaki istismarları bertaraf etmek.

14- Müslümanlara ait ilk, orta ve dengi eğitim kurumlarının açılarak, devlet tarafından desteklenmesini sağlamak.

“DEJAVU AHİ!”

Fransa’nın çiçeği burnunda cumhurbaşkanı Sarkozy her nekadar 2003’te, "Müslümanlar Cumhuriyetin altında olmayı istemedikleri gibi, Cumhuriyetinin üstünde de olamayacaklarını bilmelidir" dese de Fransa Müslümanları, tüm dinamizmleri ile kendilerini yenilemeye ve bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Faransa’da da İslâmı yaymaya devam ediyorlar. Fransa’daki Müslümanların karşılaştığı sıkıntıları değerlendirmesini istediğim bir uzman dostum hiç tereddütsüz “Dejavu ahi!” cevabını verdi ve şöyle devam etti: “Yani bu sahneyi biz tarihte defalarca gördük. Nûrun önünde durmak imkânsız. İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez; gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Yeter ki biz temsil görevimizi hakkıyla yapalım. Böyle yaparsak şayet, Fransa Müslüman olacak!”

Biz ne mi yaptık bu cevap karşısında? Tabii ki “Amîn!” dedik…

e-mail: isbilir@theunity.org

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.