Son Dakika

Müslümanların Kudüs'ü fethi! Hz. Ömer'in Kudüs Emannamesi...

İslamiyet'in 3 kutsal kentinden biri olan Kudüs'ün Fethi nasıl gerçekleşmiştir? Fetih sonrası kentte nasıl kararlar alındı? Hz. Ömer'in adaleti bu kentte nasıl tecelli etmiştir?

Dünya üzerinde siyasi, dini, kültürel ve ekonomik olarak hemen her devirde dünyanın ağırlık merkezi olmuş coğrafyalar vardır. Ancak hiçbir coğrafya dünyanın maddi ve manevi açıdan merkezi olan Kudüs kadar ehemmiyet arz etmemiştir. Onun bu hususiyeti tarih boyunca büyük istilaları üzerine çekmiş ve bu kutsal şehrin insanlarını bütün Filistin ile birlikte büyük felaketlere boğmuştur. Bu çerçevede, kutsal kitaplara, efsanelere ve tarihe mal olan ilkçağlardan günümüze kadar gelen süreçteki bütün bu istila hareketleri göz önüne alındığında, Müslümanların Kudüs'ü fethi daha önceki ve daha sonraki istilaların tamamından farklı bir mahiyet arz ettiği gibi bilhassa dini ve insani değerler açısından da büyük bir mana ifade etmektedir. Peygamberler şehri olan Kudüs, Yahudiler ve Hıristiyanlar için olduğu kadar Müslümanlar için de kutsal bir şehirdi. İsrailoğullarının tarihi ile adeta özdeşleşen Kudüs, Hıristiyanlar için Hz. İsa'nın kısa ve çarmıha gerilmesi ile sonuçlanan hayatının hatıralarını barındırırken Müslümanların ilk kıblesi ve Hz. Muhammed’in miracının gerçekleştiği yer olmuştur. Ayrıca Kur'an'da Mescid-i Aksa'nın bulunduğu mahal ve çevresi mukaddes topraklar olarak zikredildiği gibi Kudüs'e dair hadislerin varlığı da bu şehri Müslümanların nazarında Mekke ve Medine'den sonra üçüncü önemli şehir yapacaktır.
MÜSLÜMANLARIN KUDÜS'Ü FETHİ
Müslümanlar açısından bütün bunlar aynı zamanda Kudüs'ün fethinin dini şartlarını oluşturuyordu. Herhalde, hiçbir şehrin fethine doğrudan iştirak etmeyen Hz. Ömer'in Kudüs'ün fethine ve teslim alınmasına bizzat iştirak etmesini bu şehrin semavi dinler acısından taşıdığı role ve bu süreci tamamlayan İslam dininin yaptığı vurguya dayandırmak gerekir. Bütün bunların yanında, Kudüs ve dolayısı ile Filistin, Arap yarımadasının dünyaya açılan kapılarının önünde bulunuyordu. Yani Kudüs, Arap yarımadasından fışkıran Islam fütuhatının tabii mecrasının üzerinde bulunuyordu ve ilkçağlardan beri Arabistan'dan gelen göç dalgaları ile adeta Arap etki alanı içerisindeydi. Hz. Muhammed döneminde Arap yarımadasını aşan Müslüman orduları Hz. Ebubekir devrinin hemen başında Suriye'nin güney sınırları ile Filistin'in doğu ve güney sınırlarında görünmeye başladılar. Hicretin 13. (634) yılında Filistin'in güneyinde Bizans ve yerli Hıristiyan kuvvetleri ile Ecnadeyn denilen yerde yapılan savaşta Müslümanlar galip gelmişlerdir. Bu zafer Filistin'in güneyini Müslümanların fethine yol açmıştır. Henüz Kudüs üzerine bir munasara yoktu, ancak Kudüs patriği Sophronios'un aynı yıl Noel gecesindeki vaazında Müslümanların fütuhatına dikkat çekmesi çanların kimin için çaldığını haber veriyordu. Ecnadeyn'de bozguna uğrayan Bizans komutanı Artaban, Kudüs'e çekilmek zorunda kaldı. Zira o, hem Remle'de, hem de Kudüs'te büyük bir kuvvet tutuyordu. H. 15 (636) yılında İslam orduları Filistin'in kuzeyinde Yermuk denilen yerde Bizans ordusunu ikinci kez yendiler. Böylece Kudüs kuzeyden de tam bir kuşatma altına alındı. Artık bundan sonra Bizans ve onlara bağlı şehirler Müslümanlara karşı bir meydan muharebesini göze alamaz oldular. Bunun sonucu olarak Filistin'deki şehirler bir bir Müslümanlara teslim oldu. Amr b. As, Kudüs'ün fethinden önce Filistin'de Gazze, Sebastiya, Nablus, Lüdd, Yübna, Amvas, Beyt Cibrin, Yafa, Rafalı ,Kınnesrin gibi şehirleri fethetmişti. Kudüslüler de diğer Suriye şehirlerine tanınan ahirnamenin kendilerine bizzat Hz. Ömer tarafından verilmesi karşılığında teslim oldular. Ancak Kudüs'ün hangi tarihte ve hangi komutan tarafından fethedildiğini net olarak ortaya koymak mümkün değildir. Bazı kaynaklarda H. 15 yılında , bazılarında H.16 yılında, bazılarında ise H. 17. yılında fethedilmiş olduğu kaydedilmektedir. Bu rivayetlerin mukayesesİ Kudüs'ün muhtemelen H.16. yılın sonları ile H.17. yılın başlarında alınmış olabileceğin göstermektedir. Şehrin fethedilmesinde bütün kaynaklarda sabit olan husus, Hz. Ömer'in Medine'den Cabiye'ye gelmesi ve Hıristiyanlar ile bir ahidname imzalamasıdır. Ayrıca bu fetih hareketinde Ebu Ubeyde'nin ön planda olduğu da görülmektedir. Hz. Ömer'in Cabiye'den Kudüs'e yürümesi üzerine Artaban ve Bizanslılar Mısır'a gitmek zorunda kaldılar. Hz.Ömer, Hıristiyanlar ile ahidnameyi imzaladıktan sonra 638 yılında Kudüs'e girdi. Hz. Ömer'in Kudüs'e girişi bütün İslam kaynaklarında zikredilir. Burada anlatılanlara göre halife, patrik Sophronios'un refakatinde şehri dolaşmıştır. Patrik, Hz. Ömer'in namaz kılmak için yer göstermesini istemesi üzerine, halifeyi Kutsal Mezar Kilisesi'ne götürmüş ancak Hz. Ömer Müslümanların burayı daha sonra Hıristiyanların ellerinden alabilecekleri endişesi ile namazını avluda kılmıştır. Gerçekten de daha sonra burası Müslümanların ibadeti ıçın Ömer Camii adıyla bir camiye çevrilmiştir. Hz. Ömer'in Kudüs'e girişi, Harem-i Şerifin yerini tespiti ve orayı temizlemesi konusunda da muhtelif rivayetler bulunmaktadır. Kudüs'ün fethi ile ilgili farklı rivayetler şehrin teslimi noktasında da karşımıza çıkmaktadır.
KUDÜS'ÜN FETHİ'NDEN SONRA YAPILAN ANTLAŞMA
Belazuri, ahidname için kısa ve genel bir hüküm şeklinde şu bilgiyi vermektedir:
"İlya (Kudüs) halkı, diğer Şam şehirleri ile yapılan anlaşmalar gibi cizye ile harac ödemek ve diğer şehirlerin halkına verilenleri aynısı karşılığında ondan eman vermesini ve sulh yapılmasını; ayrıca antlaşmanın bizzat Ömer b. Hattab tarafindan imzalanmasını istediler.’’
Cizye karşılığı can, mal, kilise ve ibadet emniyeti şeklindeki bu kısa ve genel hüküm diğer Müslüman ve Hıristiyan kaynaklarca da zikredilmektedir. Göze çarpan tek farklılık, Abu'l Farac'ın, "Hiçbir Yahudinin Kudüs'de ikamet hakkı olmayacağı ... " şeklindeki ifadesidir. İslam kaynaklarında ve Hıristiyan kaynaklarında kısa ve genel hükümleri ile verilen bu antaşma hakkındaki tek uzun antlaşma metni ise, Taberi'de Seyf b. Ömer'in nakline dayanılarak verilmektedir.
Bu metne göre ahidname şöyleydi:
"Rahman ve Rahim olan Alla 'ın adıyla! Allah'ın kulu, mü'minlerin emiri Ömer tarafindan İliya halkına verilen emandır: Halife bu emanı, onların canları. malları, kiliseleri, haçları, hastaları, sağlamları ve diğer dindaşları için vermiştir.
Buna göre:
1- Kiliselerde oturulmayacaktır: bu kiliseler ve müştemilatı ile onların haçları ve malları yıkılmayacak ve azaltılmayacaktır.
2- Dinlerinden dolayı rahatsız edilmeyecekler ve onlardan birisi zarar görmeyecektir.
3- İliya'da onlarla birlikte, herhangi bir Yahudi oturmayacaktır.
4- İlya halkı, diğer şehirlerin halkı gibi cizye verecektir.
5- Onlar İlya'dan Rumlar ile hırsızları çıkaracaklardır.
6- Bunlardan İliya’yı terkeden birisi, kendisi ve malından ta gideceği yere kadar emin olacak; İliya'da kalacaklar ise diğer halk gibi cizye ödeyecektir.
7- Bizanslılarla birlikte İliya'yı terk etmek isteyen halkın da, canları. malları, kilise ve haçları korunacaktır; onlar istedikleri yere ulaşıncaya kadar, bu koruma devam edecektir.
8- Yeryüzü halkından herhangi birisi İliya'da oturmak isterse buranın halkı gibi cizye ödeyecektir; isteyen Rumlarla gider, isteyen ailesinin yanına döner.
9- Bunlardan ancak hasat zamanı vergi alınır.
10- Bu metinde olanlara Allah'ın ahdi, resülunun, halifelerin ve müminlerin zimmeti vardır; ta ki üzerlerine düşen cizyeleri ödesinler ‘’
YAHUDİLERİN ŞEHİRDE KALMALARINA MÜSAMAHA EDİLECEKTİR
Kudüs hakkındaki tek tafsilatlı bu antlaşma metninden de anlaşılacağı gibi Hıristiyanların can, mal ve namus güvenliği, din ve vicdan hürriyetleri onuncu maddede zikredildiği gibi garanti altına alınmıştır. Bunun yanında Seyf b. Ömer'in şahsiyeti ve diğer kaynaklara göre mübalağalı sözleri onun rivayetlerine şüphe ile bakmayı da gerektirmektedir. Tafsilatlı olması dışında diğerlerinden en önemli farkı ise Seyfin metninin üçüncü maddesidir. Burada, şehirde Yahudilerin oturamayacakları şeklinde bir hüküm vardır. Belazuri ve diğer İslam kaynakları böyle farklılığı olan ve mevcut olması halinde zikri mutlaka gerekli bir maddeden bahsetmiyorlar. İmam Ebu Yusuf da böyle bir şeyi zikretmemektedir. Ayrıca İskenderiye şehri için verilen emanname'de "Yahudilerin şehirde kalmalarına müsamaha edilecektir" şeklindeki ibare de bu konudaki genel düşünceyi doğrulamaktadır. Yukarıdaki maddenin Hıristiyan kaynaklarında zikrediliyor olması, Hıristiyan-Yahudi düşmanlığının bir tezahürü Olmalıdır. Cizye ödeyemeyen fakir ve dilencilik yapan bir Yahudiye Beytü'l-mal'dan yardım yapılmasını isteyen bir halifenin Kudüs için yaptığı antlaşma metnine onları şehirden çıkaracak bir hüküm koyması pek mantıklı olmasa gerektir. Suriye ve Mısır'ı fetheden Müslümanlar bu bölgedeki insanların dinine ve iç işlerine karışmıyorlardı. Zaten bu bölgelerin fethi sırasında Hıristiyan ve Yahudi halk, Ortodoks Bizans'a karşı Müslüman hakimiyetini arzu ediyorlardı. Mısır'da Kıptilerin, Filistin’dede Samaritanların ve Suriye'de Ortodoks olmayan Hıristiyan halkın bu bakışı fatihlerle yapılan ahidnamelere yansımış ve İslam idaresi bu yerli unsurları zimmi statüsü çerçevesinde aynı şartlarda himaye etmiştir. İslam hakimiyetinin bu genel tablosu bize Seyf b. Ömer' in rivayetinin sonradan bir takım eklemeleri ihtiva ettiğini ve aynı zamanda o dönemin siyasi ve dini havasını yansıttığını göstermektedir. Hatta öyle ki daha sonraki kaynaklarda Hz. Ömer'e nisbet edilen ‘’eş-Şurutu 'l-Ömeriyye veya Ahidname-i Ömer’’ adlı bölümlerin ve belgelerin ortaya çıktığına şahit olmaktayız. Bu belge veya ahidnameler de sonradan düzenlenmiş olup Hz. Ömer devri uygulamalarını aşan ve gayr-i müslimler aleyhine gelişmeleri göstrmektedir. Bu ahidnamelerin Hz. Ömer ile İslamiyet'in ilk devirlerindeki uygulamalarına aykırılığına binaen bunların sonradan tertip ve ilan edildiği rahatlıkla söylenebilir. Sonuç olarak Kudüs tarih boyunca büyük istila ve katliamlara sahne olmuş ve bazen şehrin tamamının yakılıp yıkılınası ve insanlarının tamamının sürgününe sahne olmuştur. Bazen de şehir tahrip edildikten sonra ibret olması için Mabed'in sadece bir duvarı bırakılmış ya da Haçlıların yaptığı gibi şehirdeki bütün insanlar katledilmiştir. Kudüs bütün bunları tarih boyunca fazlası ile yaşamıştır. Üç semavi dini, ortak paydasında tutan Kudüs, İslam hakimiyeti dışındaki dönemlerde bu konumunu koruyamamıştır. Gerçekten İslam fethi, diğerlerine göre başka bir mahiyet arz ediyordu. Kudüs ise buna ilk kez tanıklık ediyordu. Hz. Ömer'in, Kudüs'ün ileri gelenleri ve ruhani lideri ile birlikte şehri gezmesi, namaz için papazın teklifini yukarıda zikrettiğimiz sebepten dolayı kabul etmeyerek kilisenin dışındaki bir avluda kılması ve zimmilere karşı genel tutumu İslam hakimiyetinin nasıl bir veche alacağını daha başlangıçta göstermekteydi. Şehirdeki bütün insanlara din, mezhep, çalışma ve seyahat hürriyeti tanınıyor ve bugünkü manası ile insan temel hak ve hürriyetlerinin genel çerçevesi çizilmiş oluyordu.
SELAHADDİN EYYÜBİ DE HZ. ÖMER'İN İZİNDEN GİTMİŞTİR
Hz. Ömer'in Kudüs'ün fethinde ortaya koyduğu bu anlayış 1187 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından aynen tekrarlanacaktır. Oysa 1099 yılında Haçlılar Kudüs'ü istila ederken Müslüman ve Yahudilerin hemen hemen tamamını katletmişlerdi. İslam ve Hıristiyan kaynakları bu konuda adeta birleşirler. Haçlıların ortaya koyduğu bu anlayışı XX. Yüzyılın ikinci yarısından beri Kudüs ve Filistin halkı hala çekmeye devam etmektedir. Tarih boyunca Kudüs'e hangi toplum hakim olursa olsun şehrin adı barış ve kutsal sıfatı ile birlikte ifade edilmiştir.
KUDÜS ANCAK HZ. ÖMER RUHUYLA BARIŞA EREBİLİR
Oysa Kudüs ancak Hz. Ömer'in gerçek fethi ile tarihinde pek de alışık olmadığı bir barış sürecine girecektir. Bu barışın ruhuna uygun idare anlayışı Eyyubiler, Memluklar ve özellikle Osmanlılar döneminde devam edecektir. Uluslararası siyasal ağırlık merkezi olma konumu ile Kudüs bugün de dünyanın gündemindedir. Her gün kan kaybeden bu bölgenin barışı için uluslararası platformlarda Osmanlı modelinin konuşulması oldukça dikkat çekicidir. Gerçekten kalıcı bir barış için bugün bu şartlarda Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin birlikte yaşayacakları ve bu birlikteliği sağlayacak bir idare anlayışı dışında bir çözüm bulmak mümkün olmadığı gibi bunun dışında bir arayış şehrin siyasi, dini, coğrafi ve demografik arka planına da uymayacaktır.
Kaynak: Müslümanların Kudüs'ü Fethi-Muammer Gül
Google Plus'da Paylaş

Yazar DAVA

Yazar hakkında bilgi yazılacak.
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.

NELER OLUYOR