[ANADOLU HABER] -İSLAM, HEM DİN HEM DE DEVLETTİR-

-İSLAM, HEM DİN HEM DE DEVLETTİR-

22/10/2007



İSLAM, HEM DİN HEM DE DEVLETTİR

İslâm, soyut inançlardan oluşan bir din değildir. O, hem din, hem de devlettir. Bir devlete sahip olmak, İslâm'ın tabiatının gereğidir. Daha önce ele almış olduğumuz ve Allah'ın indirdikleriyle hüküm vermeyi farz kılan nasları bir tarafa bıraksak bile, İslâm Yönetimi'nin ve İslâm Devleti'nin var olmasını gerektiren İslâm'ın tabiatında en ufak bir değişiklik ortaya çıkmaz.

Kur'ân ve Sünnetteki her bir hükmün uygulanabilmesi için, islâmî bir yönetimin ve İslâm Devleti'nin var olması gerekir. Çünkü arı bir İslâmî Yönetim ve Allah'ın emrettiği esaslara göre kurulmuş bir İslâm Devleti olmadan bu hükümlerin gereği gibi uygulanabileceklerine güven beslenemez. Allah'ın çizdiği sınırlar içerisinde ve Rasûlullah'ın açıkladığı bir şekilde İslâm'ın bizzat ayakta durabilmesi için de, sınırları belirlenmiş İslâm'ı ayakta tutacak İslâmî bir devletin varlığı gerekmektedir.

Bu, doğruyu kabul etmeyi bir türlü kibrine yediremeyen kişilerin dışındakilerin red edemeyeceği bir mantıktır. Çünkü, İslâm'ın uygulanmasına önem vermeyen, eksilmesinden zarar görmeyen, onu askıya almaktan veya ondan uzaklaşmaktan kendisini hiçbirşeyin alıkoyamadığı, İslâmî olmayan bir devlette, İslâm'ın dosdoğru şekliyle uygulanması veya ayakta durabilmesi mümkün değildir. İslâm, dosdoğru şekliyle ancak İslâm'ın esasları üzerine yükselen ve onun sınırlarına bağlı kalan bir devletin gölgesinde varlığını sürdürebilir.

Diğer taraftan İslâm'ın getirdiği hükümlerin büyük bir kısmının uygulanması, yalnızca bireylerin sınırları içerisinde kalmaya bağlı değildir. Aksine bu hükümlerin çoğunun uygulanması, yönetimleri ilgilendirir. Tek başına bu bile, devlet yönetiminin İslâm'ın yapısının bir gereği olduğunu ve İslâm'ın aynı zamanda hem din ve hem de devlet olduğunu kesin olarak ortaya koymak için yeterlidir.

İslâm, pekçok davranışın haram olduğunu bildirmiş ve bunların yapılmasını, cezalandırılması gerekli olan bir suç olarak değerlendirmiş, bu suçlar için birtakım cezalar belirlemiştir. Bu tür suçlardan biri kasti olarak öldürmektir. Bunun cezası da kısastır :

"Ey îmân edenler, öldürülenler hakkında size kısas (misilleme) farz yazıldı" (Bakara/178)

Hırsızlık da böyle. Cezası ise elin kesilmesidir :

"Erkek hırsız île dişi hırsızın ellerini kesiniz." (Mâide/ 38)

Suçsuzlara zina isnadı da böyle bir suçtur. Bunun cezası ise, değnektir:

"Suçsuz kadınlara (zina isnâd ederek) iftirada bulunduktan sonra dört şahit getirmeyenlere gelince, onlara seksen değnek vurun." (Nûr/4)

Birtakım işleri haram kılmanın, bunları suç olarak değerlendirmenin ve bunlar için birtakım cezalar öngörmenin, yönetimi ilgilendiren sorunlar olduğunda ve bunların devletin ele aldığı en önemli konulardan olduğunda her hangi bir tartışma yoktur. İslâm, aynı zamanda hem din, hem de devlet olmasaydı, hiç böyle bir yol izler miydi?

Suçlarla ilgili birtakım nasları Kurân'ın boş yere ortaya koymadığında herhangi bir kuşku yoktur. İslâm bu nasları, uygulansınlar ve yerlerine getirilsinler diye ortaya koymuş bulunuyor. Kurân, müslümanlara bu nasların gereğinin yerine getirilip uygulanmalarını farz kıldığına göre, bu nasları uygulamak için gecesini gündüzüne katacak, bunların uygulanmasını görevlerinin bir bölümü olarak değerlendirecek bir devlet ve bir hükümetin kurulmasını da onlara farz kılmış demektir.

İslâm, insanların eşit olarak ele alınmasını, Allah'ın şu buyruğuyla farz kılmaktadır :

"Ey insanlar, gerçekten bizler sizi, bir erkekten ve bir dişiden yarattık ve sizleri birbirinizle tanışmanız için de büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Muhakkak sizlerin Allah katında en değerli olanınız, en takvalınızdır." (el-Hucurât/13)

Rasûlullah (s.a.v) şu buyruğuyla da aynı hüküm dile getirilmektedir :

"İnsanlar, tek bir tarağın dişleri gibi biribirine eşittir. Arab'ın Arap olmayana takvadan başka birşeyle herhangi bir üstünlüğü yoktur."

İnsanları eşit olarak ele almak ise, yönetimlerin ilgi alanı içerisindedir, bireylerin değil Kur'ân, hüküm verildiği vakit, adaleti farz kılmıştır :

"Ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm veriniz." (Nisâ/135)

Hüküm verirken adaletli olmak da yönetimlerin ve devletlerin ilgi alanına giren en özel konulardandır.İslâm, ihtikârı (pahalılaşsın diye piyasadan mâl çekmeyi), Rasûlullah'ın şu buyruğuyla haram kılmaktadır :

"Günaha düşkün olan kimsenin dışında ihtikâr yapan olmaz."

Allah, şu buyruğunda faizi haram kılmaktadır: "Allah, alış verişi helâl, faizi de haram kılmıştır." (Bakara/275)

Nüfuzu kötüye kullanmayı ve rüşvet almayı da Allah şu buyruğu ile haram kılmıştır:

"Mallarınızı kendi aranızda bâtıl yollarla yemeyin ve sizler bilip dururken insanların mallarından bir kısmını günahla yemek için onları hâkimlere aktarma yapmayın."
(Bakara/ 188)

İhtikârın, faizin, nüfuzu kötüye kullanmanın ve rüşvetin haram kılınması ise, sâlih yönetimlerin kendisi için çalıştığı ve ilgi alanları içerisine giren en önemli hususlardandır.

İslâm, mallardan belirli miktarların alınmasını da farz kılmıştır :

"Onların mallarından kendilerini temizleyecek ve onunla kendilerini tezkiye edecek bir sadaka (zekât) al. (Tevbe/ 103)

Zenginlerin mallarında birtakım haklar belirler :

"Bir de onların mallarında dilenen ve yoksul olan için belirli bir hak vardır." (Meâric/24).

Servetlere; Allah yolunda ve —mal ile ilgili bölümde gördüğümüz şekilde— ihtiyaç sahiplerine harcanmak, ellerinde mal bulunduranları çeşitli sınırlarla sınırlandırmak için birtakım kayıtlar getirmiştir. İşte bütün bunlar, en eski zamanlardan en modern dönemlere kadar yönetimlerin en özel işlerinden, hatta hükümetleri getiren ve hükümetleri düşüren en önemli işlerdendir.

İslâm, yönetimin Şura ile olmasını, şanı yüce Allah'ın şu buyrukları ile farz kılmaktadır :

"Ki, onların işleri kendi aralarında şûra iledir." (Şûrâ/ 38)

"İş hususunda da onlarla müşavere et." (Âl-i İmrân/159)

Şûra hükmünün yerine getirilmesi, İslâmî bir yönetimin ve İslâmî bir devletin varlığını gerektirmektedir. İslâm, aynı zamanda hem bir din, hem de bir devlet olmasaydı, hükümet şeklini ele almaz ve türünü belirlemezdi.

Bütün bunlardan ayrı olarak İslâm, kolay kolay sınırlandırılmayan, bireylerin yönetimlerle, yönetimlerin bireylerle olan ilişkilerini, alış-veriş, icar, hibe, vasiyyet, evlenme, boşanma, v.b. tasarruf ve ilişkileri, yönetim ve ekonomiyi düzenleyen; iç karışıklıklar ile devletler arası anlaşmazlıkları, barışı, savaşı, anlaşma ve antlaşmaları ele alan, bireylerin ve toplumların her türlü durumlarını düzenleyen, toplumu eşitlik, dayanışma, sosyal tekâfül (dayanışma) esasları üzerinde kuracak sayısız hükümler ortaya koymuştur. Bütün bu nasların toplamı, şimdiye kadar bilinen, insanlar tarafından ortaya konulmuş her anayasayı geride bırakan hususlardır. Bununla İslâm, şimdiye kadar bilinegelen yasamaların, bütün ilişkileri ele alan, onlarla ilgili hüküm koyan şerîatlerin en yücesi olmuş oluyor.

îşte bütün bunları ancak hükümetler ve devletler ele alabilir, bunların altından ancak onlar kalkabilir. İslâm, hükümetle gelmiş ve devletin kurulmasını vâcib kılmıştır. Bu konuda aklı olan hiçbir kimse tartışma yapmaz ve hiç bir akıl da zaten bu gerçekten başkasını uygun görmez.

Bizler, «İslâm, aynı zamanda hem din ve hem devlettir» dediğimiz zaman bazı kimseler, İslâm'ın din ile devleti birbirinden ayırdığını sanabilir. Bu ise yanlış bir sanıdır. Çünkü İslâm, dinle devleti içice ele almıştır. Öyle ki, bunların birini diğerinden ayırmak mümkün değildir.

İslâm'da devlet, dinin kendisi, din de İslâm'ın kendisi olmuştur.

İslâm, dünya ile ilgili bütün işleri, dinin temeli üzerinde yükseltmiş bulunuyor. İslâm, devlet için dinden destek alır, yönetim durumlarını sağlama almak ve yönetilenleri de yönetenleri de yöneltmek için araç olarak dini kullanır.

İslâm'a göre ideal devlet, dünya işlerini dinin emirleriyle düzelten, halkını Allah'ın emirlerine bağlayan ve Allah'ın yasaklarından uzaklaştıran devlettir :

"Onlar (öyle müminlerdir) ki, biz kendilerine yeryüzünde bir iktidar mevkii verdiğimiz takdirde, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, mârufu emr eder, münkerden sakındırırlar." (Hacc/41)

İslâm'da din, devlet için zorunludur. Devlet de dinin zorunlu kıldığı bir husustur. Devlet olmadan din uygulanamaz. Devlet de din olmadan asla düzelemez.




ABDULKADİR UDEH



--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu grubun hiç bir siyasi oluşum ,parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır... Taraf olunması gerekiyor isede "MÜSLÜMAN ANADOLU İNSANININ " tarafında yer alan HABER BİLGİ PAYLAŞIM STANDIDIR..

Sayfalarımızda yayınlanan yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.

"ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.