VAKİT Yazarı: 'Zulüm Kılık Değiştirecek'



Zulme rıza...
Prof. Dr. Mustafa ÜNALDI
Sayın Başbakan zulmün sona erdirileceğine dair ümitler veren açıklamalarda bulundu; ama bu beyanlar üzerine yapılan yeni teklifler zulmün kılık değiştireceği endişesi veriyor!.. Çözümün yaklaşıyor olmasının sevincini ifadeden önce bu endişemi tekrarlamak istiyorum. Konumuz başörtüsü zulmü ve bu zulme taraftarlar olduğu halde söze bu endişe ifadelerimle başlamayı yeğledim. Daha önce de tekrarlayıp durduğum gibi; bu endişemi haklı çıkaracak tavırlara rağmen küçük bir olumlu gelişmeye bile tahammülü olmayan o azınlığın azınlığı egemen grup yine çığırtkanlıklarını sürdürüyor...Sayın Başbakan, başörtüsü konusundaki çözüm düşüncelerini ifade ederken “velev ki siyasal simge olsun...” demiş ya! Şu çıkarılan gürültüye bakın!.. Hem kel hem fodul cinsinden... Hem Türkçe bilmez, hem ibare bilmez kişiler sanki Başbakan’ı suçüstü yakalamış gibi ahkam kesiyorlar... “ABD’de ve Avrupa’da başörtülü kızlar rahatlıkla üniversiteye devam edebiliyorlar. Var mı dünyada böyle bir yasak?!.” sorusunu cevaplayamıyorlar tabii... Ama, yüzsüzlüğe devam...Bu “Velev ki” sözcüğü, rahmetli Üstat, Sultanüşşuara, Türkçe'nin dev ustası N. F. KISAKÜREK’i hatırlattı; “Farz-ı muhal dedin mi artık ne söylersen olur” derdi...Halbuki Sayın Başbakan ‘değil amma olsa ne olur’ diye değerlendiriyor “siyasi simge” iddialarını... Mutlak bir ret ile başlayan ifadesine “mal bulmuş mağribi gibi” sarılan beyzadeler(!), “Başbakan da itiraf etti” diye bülbül kesiliyorlar!.. Sanki suçüstü yakalamış gibi... Kim bu beyzadeler?!. Azınlığın azınlığı bir grup, ama millete rağmen ele geçirilmiş mevzilerle egemenlik kurmuş, kendilerini elit diye takdim eden, halk çoğunluğuna KuntaKinte’ler olarak bakan, bu durumun sürdürülmesi için milletin uyanmasını istemeyen, bu yüzden hep yol kesen bir zümre... Durumlarını muhafaza için hep, baskıcı, dayatmacı, yasakçı bir zihniyeti hakim kılmak çabası içerisindedirler... Öyle ki, zor şartlarda bir İSTİKLAL SAVAŞI vermiş bu millete karşı, -hem de o istiklal savaşının en önemli simgesi başörtüsü olduğu halde- bir başörtüsü yasağı zulmünü hem de kanunsuz hukuksuz bir şekilde dayatmakta; böylece bu yasakla, öğrenim hürriyetini, çalışma hürriyetini, din ve vicdan hürriyetini, kıyafet tercih hürriyetini yok eden yoğun bir zulüm oluşturmakta veya zulme destek vermektedirler... İşte bundan dolayı, hep, özgürlükçülüğe karşı oligarşiyi ve totaliterizmi yeğlemektedirler.Başörtüsü konusunu 100 kereden fazla yazdık... Bu konuda, televizyonlarda-gazetelerde, Sayın Gülay GÖKTÜRK, Ayşe BÖHÜRLER, Nazlı ILICAK, her biri birer değerli hukukçu olan Prof. Dr. Sami SELÇUK, Prof. Dr. Mustafa ERDOĞAN ve daha birçok değerli kardeşimiz gerçekleri apaçık ortaya koyuyorlar; ama karşı taraftakiler işi gürültüde boğmak istiyor. Hem bu gürültülü ortam, hem süren olaylar yazageldiklerimizden hiç olmazsa bazılarını tekrarlama ihtiyacı hissettiriyor; Her şeyden önce, başörtüsü yasağının da, bu yasağı dayandırmak istedikleri mahkeme kararının da yasal ve hukuki dayanağı yoktur... Uygulama keyfidir, illegaldir. İşte tartışma burada başlıyor... Hukuki ve yasal dayanağı olmayan yasak, Anayasa değiştirilerek çözülebilir mi?!.Anayasa değiştirerek çözmek veya öyle yönelmek, mevcut Anayasa’da yasak varmış intibaını vermez mi?!. Sanki şimdiye kadar sürdürülen zulmün bir dayanağı varmış gibi!.. YANLIŞ, YANLIŞ, YANLIŞ!..Durumu başa dönerek değerlendirelim. 28 Şubat sürecinden önce kız çocuklarımız, hem de huzur ortamına katkıda bulunarak, başarı ile öğrenimlerine devam ediyorlardı, hiçbir mevzuat değişikliği olmadan yasak geliştirildi. Elbette acil çözüme ihtiyaç var; ancak, bu iş, yanlış yorumlamalara, yeni zulümlere fırsat vermeden yapılmalı... “Üniversitede türban serbest olacak” müjdesi yüreklere su serpiyor ise de, sayın Ergun ÖZBUDUN’UN bu ifadesinin arkasından kullandığı “Ancak kamu sektöründe yasak olacak” ifadesi mide bulandırıcıdır; zira, mevcut mevzuatta başörtüsünü yasaklayan hiçbir hüküm yoktur. Eğer bu hükümet mevzuatta olmayan böyle bir hüküm çıkarırsa, bütün pozitifleri yok eden bir negatif değer ortaya koymuş olur. Bu bir risktir. Belki de bir tuzaktır!..”Belki MHP’nin teklifi ile (daha uygun, daha güzel bir teklif geliştirilemezse) zaten var olan ve yasakla ihlal edilmekte olan eşitlik ilkesine daha canlı bir vurgu yapılmış olur. Yeni bir yasakçı hüküm de getirmiş olmaz. (Burada hemen ifade etmek gerekir ki MHP Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir kere daha itibar kazandı, millet nezdinde!..)Her şeyden evvel yeni bir zihniyet geliştirmeye ihtiyaç var... Artık millet de uyanık takip ediyor, gerçi daha da uyanık olmasına ihtiyaç olduğu muhakkak ama, bundan sonrasında bu kadar uyanıklıkla bile, azınlık tahakkümlerini yutmayacağı kanaatindeyim. Esasen, Türkiye’nin sıkıntılarının çoğu Anayasa’dan kaynaklanmıyor. Mevcut Anayasa elbette yanlışlarla dolu; sivillikten uzak, antidemokratik bir anayasa ama, öyle bir fiili durum var ki, mevcut Anayasa’yı da tanımayan, yasakçı, baskıcı, dayatmacı bir zihniyet, fiili olarak ANAYASA DIŞI fikirler üretmekte, yasaklar türetmekte, bunları anayasa gibi dayatmaktadır... Şu çok küçük bir azınlık, rantiye grubu, elde ettiği ve ısrarla elde tutmak istediği imtiyazlarla toplumu sömürüyor. Ortaya çıkan zarar şimdiye kadar gerçekleşmiş sömürüden ibaret kalmıyor, bu imtiyazları ve rantları kaybetmemek uğruna olabilecek güzel gelişmeleri de engelliyorlar; engellemek istiyorlar... Bunun için kullandıkları metotlardan birisi de şaşırtma ve saptırmadır... Mesela türban başörtüsü farklılığı varmış gibi ifadeler bunlardan birisi... Türbanlılar üniversiteye alınmıyor... Pekiyi, başörtülüler alınıyor mu?!.Mevcut Anayasa’nın 13. maddesi “Yasaklar (ancak) kanunla konabilir” diyor. Şimdi Türkiye’de herkesin hissettiği en belirgin yasak ne!?. Başörtüsü yasağı!.. Pekiyi hangi kanuna dayanıyor?!. Hiiiiçç!..İşte, Sayın Prof. Dr. Sami SELÇUK’un bu konuda söyledikleri (bizim sık sık tekrarladığımızı teyit ediyor...): “AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları başörtüsü yasağı getirmiyor. Çünkü, dünyada hiçbir mahkemenin kararının gerekçesi bağlayıcı değildir.. Hüküm fıkrasında da yasak yok. (Aslında, Anayasa’nın 13. maddesine göre hüküm fıkrası ile de yasak konamaz...) Aynı kanaati sosyoloji duayeni Sayın Prof. Dr. Şerif Mardin de ifade ediyor... Hani şu “mahalle baskısı” tartışmalarına kaynak gösterilen Hoca’nın beyanatında esas söylediği çarpıcı söz başörtüsü yasağı hakkındadır... İşte söyledikleri: “Bir tek bu türban meselesinin anti-demokratik bir uygulama olduğu konusunda yüzde 100 eminim. Bu mesele, artık olguların toplanmasına ihtiyaç olmayan bir ahlaki meseleye dönmüştür. Orada kararım net, türbanlı öğrenciler üniversiteye girebilmeliler. Türban, benim kararımı verebildiğim nadir alanlardan bir tanesi.”Yeni “sivil anayasa” çalışmalarında 1982 Anayasası 2. madde gerekçesindeki laiklik tarifi daima göz önünde tutulmalı, bundan daha az özgürlük, bundan daha çok anlaşılmazlık olmamalıdır... -Net bir ifadeyle- topluma hürriyet, huzur ve mutluluk sunan bir değişim gerçekleştirilmelidir... Bu gerçekleştiğinde Türkiye’nin ufku umulmadık bir hızla açılacaktır.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.