Ne biçim Genelkurmay Başkanı'ymışsın!'

 30 Ocak 2010
 
Selcan TAŞÇIselcantasci@gmail.com
'Ne biçim Genelkurmay Başkanı'ymışsın!'
Zırt pırt ortaya darbe planları çıkıyor. Herkesin hedefi Genelkurmay oluyor. Hepimiz el birliğiyle mevcut Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan hesap soruyoruz. Ne var ki ortaya çıkan planların hepsi 2003-2004 yıllarına ait. Yani mevcut Genelkurmay Başkanı’nın daha yeni Orgeneralliğe terfi ettiği günlere.
Balyoz’da da, Sarıkız’da da, Ayışığı’nda da, Eldiven’de de hep aynı kişi Genelkurmay Başkanı. Orgeneral Sayın Hilmi Özkök. Bir tek ferdi vahit de çıkıp Özkök’ten hesap sormuyor. ‘Yahu kardeşim, sen ne biçim Genelkurmay Başkanı’ymışsın. Altındaki herkes darbe planlamış. 1. Ordu’da katliam planları yapılmış. Bu planların hepsi sana da ulaşmış. Niye o günlerde gereğini yapmadın’ diye soran yok.
Varsa yoksa ‘Hilmi Paşa çok demokrat adamdı’ lafları.
Başlarım demokratlığına. Bu gün kızdığımız öfkelendiğimiz, ‘Yuh bu kadarı da olur mu’ dediğimiz, TSK’yı suçladığımız ne kadar plan varsa ve eğer siz yayınlayıp durduğunuz tüm bu planlara inanıyorsanız, bunların hepsi Başbuğ zamanında değil, Özkök zamanında yapılmış.
Gerçekten merak ediyorum, niye hiç kimse Özkök’ün adını anmıyor? ‘Paşa Paşa, sen ne o zaman ne halt ediyordun bütün bunlar olup bitiyordu’ demiyor?
Yedi sene öncesinin hesabını bugünün komutanına sormayı biliyorsunuz da, 7 sene öncesinin hesabını o günün komutanına sormayı neden düşünmüyorsunuz?
Kim bu Hilmi Özkök?
Neredendir torpili de kimse ona bir şey soramaz.
Ve savcılar dahi ayağına gider.
Döneminde darbe planları yapılan bir demokrattır anladık da, aslen necidir?
-Fatih Altaylı / HaberTurk
* * *
ABD’ye uyum yasaları
AB’ye uyum diye, AB üyesi hiçbir ülkede tartışılmayan ulusal kimlik yerle bir edildi, demokrasi diye otokrasi yerleşti. Türkiye, uyum çerçevesinde, tamamı Amerikan olan bir planla BOP’a taşınıyor
AB’ye uyum çerçevesinde çıkartılan yeni yasalarla, basın ve yayın yoluyla özgürce ifade ettiğimiz düşüncelerden ötürü zırt pırt yargılanmayacaktık.
Yalakalık ifade özgürlüğü gerektirmediğine göre, böyle bir yasal düzenleme de pratikte “muhalefet” hakkını genişletiyordu.
Oysa pratikte, sadece iktidar yanlısı, yalakası, şakşakçısı kişiler ya da iktidar tarafından onaylanan, talep edilen, bazen de yaratılan medya kurumlarının ifade özgürlüğü genişledi. Hatta iftira atmak, komplo üretmek, manipülasyon yapmak özgürlüğü azgınlaştı!
Güya AB’ye uyum yasalarından önce haklarında açılan davalara rağmen düşüncelerini söyleyip yazabilenler, bu yasalardan sonra haklarında dava açılmadan susturuldular, sansürlendiler. Çünkü yazdıkları gazeteler, konuştukları televizyonlar batırıldı, batırılıyor, henüz batmayanlar da batırılmamak için sustular!
 
Yerli üretim bitirildi
 Acaba AB, Türkiye’ye özel bir uyum planı mı sundu, yoksa Türkiye AB kriterlerini AKP iktidarına biata mı uydurdu?
AB’ye uyum çerçevesinde “tarım politikası” dendi, yakın zamana kadar et, süt, yağ, tahıl, sebze ve meyve ihtiyacının tamamını karşılayıp ihracat yapan Türkiye, tüketiminin tamamına yakınını ithal eder hale geldi. Oysa benim bildiğim AB, genel bütçesinin yüzde 40’ını tarım ve hayvancılık sübvansiyonuna ayırıyor, 100 milyar Euro demek olan bu para üye ülkelere üretim kapasitelerine göre dağıtılıyor. Dünyanın en sanayileşmiş ve teknolojide en ileri beş devletinden biri olan Fransa, ne tarımını gözden çıkardı, ne hayvancılığını: AB’nin tarım ve hayvancılık sübvansiyon bütçesinin yüzde 27’si, bir başına bu ülkeye veriliyor!
Oysa Türkiye’de, AB’nin “tarım politikası”na uyum, hiçbir AB ülkesinde bitirmediği yerli üretimi -nedense- bir bizim sınırlar içinde bitirdiği gibi, AB’ye uyumsuz dönemde tarım ve hayvancılıktan geçinen milyonlarca kişinin işsiz kalmasına, aç, sefil, çaresiz ailelerin kırsal alandan kentlere göçmesine, böylece hem çarpık kentleşmeye, hem de mega köylere dönen kentlerde nüfus patlamasına yol açtı.
AB’ye uyum çerçevesinde siyasal partiler yasasını da değiştirmek, siyasal örgütlenmeyi de lider sultasından kurtarmak, milletvekili dokunulmazlıklarını da sınırlandırmak gerekiyordu. Nedense bu başlıklarda, AB’ye uyuma gerek görülmedi.
Tarikatlar örgütlendi, sendikalar boğuldu, STK’lar onun bunun maşası oldu.
AB’ye uyum diye, AB üyesi hiçbir ülkede tartışılmayan ulusal kimlik yerle bir edildi, ümmet yüceltildi, AB’nin olmazsa olmazı seküler devlet yıkıldı, imamlar kadrolaştı, demokrasi diye otokrasi yerleşti bu ülkeye.
Ve tamamı Amerikan olan bir plan, “AB’ye uyum” çerçevesinde BOP’a taşıyor Türkiye’yi.
 
Sınırdan asker çeken yok
Şimdi de polis ağır silahlarla donatılmaya, seküler orduya alternatif mümin ordu kurulmaya, en riskli sınırda askerin, jandarmanın görevi ABD’nin maşası olanların emrine verilmeye kalkışılıyor.
Oysa AB’de polisi ağır silahlarla donatılmış bir ülke bilmiyorum ben. Sınırlarından jandarmasını, askerini çekip polisi koyan bir AB ülkesi de bilmiyorum.
Ya ben AB’yi bilmiyorum ya da Türkiye ABD’ye uyum çerçevesinde darmadağın...
- Mine Kırıkkanat / Vatan
* * *
TRT bir tek bu haberi yapmadı
TRT Genel Müdürlüğü’ne Amasyalı İbrahim Şahin’in gelmesinin ardından hem kurum içinde Amasyalı çalışanların sayısı artmış hem de Amasya ile ilgili her türlü program yapılmaya başlamıştı. Hatta İbrahim Şahin’in doğum yeri olan Akyazı Köyü ile ilgili bir belgesel dahi TRT tarafından hazırlanmıştı.
TRT yayınlarında Amasya ile ilgili olarak, ilginç başlıklar taşıyan çok sayıda haber ekranlara getirildi. Amasya’da yapılan ışıklandırmalardan Amasya Tarihi kitabının basılmasına, Amasya’da yapılan deprem tatbikatından Amasya’da yapılan çiftçi yarışmalarına, Amasya’da yeni yapılan kamu binalarından Amasya Belediyesi’nin açtığı kurslara, Amasya’da okuma alışkanlığından Amasya semaverine kadar her şey haber oldu.
TRT Amasya ile ilgili her haberi yaptı. Bir tanesi hariç. O da Tekel Direnişi’nde bulunan Amasyalı işçiler. O işçiler Amasya’dan geldiklerini çadırlarına astıkları afiş ile gösterdiler. Ancak bu afişi TRT görmedi.
-odatv.com
 

 

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda Kişilik haklarına saldırı,küfür ve benzeri ifadeleriniz yayınlanmamaktadır.Yorumları yazarken İsminizi belirtmeniz önemle duyurulur.